Ve bir iki üç...dört beş altı yedi....
Daha sayamadığım kadar çok kar tanesi. Her seferinde sayılarını biraz daha arttırarak vuruyorlardı cama. Öyleki dakikalardır cama sabitlediğim bakışlarım çoğalan kar tanelerini sayamaz olmuştu.
Bakıyordum..bakıyordum..
Bakışlarım cama hışımla vuran kar taneleri arasında gezinirken sadece ona nasıl cevap verebileceğimi düşünüyordum. Bunu kabullenmek bile benim için zorken şimdi bunu ona söylemeliydim.
"Anne! Baksana yine kar yağmaya başlamış. Hemde bu sefer kocaman!"
Beni bu durumdan kısa süreliğine de olsa kurtardığı için minik sang mi'ye içimden minnet duyuyor hemde heycanla annesine gösterdiği yere bakıyordum.
Gözlerinin içi parlıyor, yüzünün her santiminde kendini gösteren sevinci ikimizinde içini ısıtmaya yetiyordu. İkimizde gülümseyerek bakıyorduk ona.
Bir süre daha annesine bir şeyler anlatmış ardından ona dışarı çıkmayı teklif eden babasının peşinden gitmiş bizi yine yalnız bırakmıştı. Belki buraya geleli bir kaç gün olmuştu ama ona alışmıştım, iyi anlaşıyorduk. Aynı odayı paylaşıyorduk ama kısa süreliğine. O sadece ameliyat olmadan önce bir haftalığına burada kalacak ameliyat olduktan sonra eski yaşantısına geri dönecekti ve ben yine yalnız kalacaktım.
"Hâlâ burda ne kadar kalacağını söylemedin"
Cevabını benim bile bilmediğim o soruyu tekrar sorduğunda düşüncelerim dağılmış, yerini yine o soru almıştı. Ne söyleyecektim ki? Bir an tereddütte kalsamda cevap verdim.
"Bilmiyorum"
Bir şeyleri anlamlandırmaya çalışır gibi kaşlarını hafifçe çatmış bana bakıyor devamını getirmemi bekliyordu. O iyi olduğumu sanıyordu.
"Ben..bilmiyorum...doktorlar bunun uzun süreceğini söylediler. Yani burda kalmamın."
"Peki kimse yok mu? , yanınında olabilecek birileri. Ya ailen...Onlar nerdeler?"
Bu soru içimde bir yerlerde bir sızı hissetmeme sebep olmuştu, bir şey kopmuştu sanki.
Bir süre yine bakışlarımı pencerenin her santiminde gezdirdim. Pencerenin dibinde daha fazla kar birikmiş kar lapa lapa yağmaya devam ediyordu. Dudağımın kenarı sebepsizce yukarı doğru kıvrılmıştı.
"Onları...iki sene önce kaybettim." Dedim bakışlarım pencerenin dört bir yanında gezinirken.
Ona döndüğümde yüz ifadesi ona bunu söylediğime pişman etmişti beni. Gözleri dolmuştu.
"Onlar...ama nasıl?"
Kısık çıkan sesi ve her an ağlayacakmış gibi duran yüzü, dakikalardır ağlamamak için sarfettiğim çabalarımı boşa çıkaracak gibiydi. Tuttuğum göz yaşlarım gözlerimi kırpsam saniyesinde akacaktı.
"O günde aynı böyleydi..." dedim.
Gözlerim yine dışarısına kayıyor sadece sesimin düzgün çıkmasını ümit ederek yine ona dönüyordum.
Başını hayır anlamında sallıyordu. Anlatmamı istemiyordu.
"Anlatmak zorunda değilsin."
Onu dinlememiştim. Bende başımı hayır anlamında sallayıp devam ettim.
"Çok kar vardı... önümüzü bile göremiyorduk.
Sonra..
babam direksiyon hakimiyetini kaybedince..."
Öylece durmuş boğazımda gittikçe büyüyen yumrunun nefesimi kesmesine izin vermiştim. O an benden habersiz küçük bir hıçkırık firar etmişti bedenimden. Zar zor zaptedebildiğim ağlama isteğim her saniye biraz daha artarken bakışlarımı sürekli ondan kaçırıyor uzaklardaki belli belirsiz bir noktaya sabitliyordum yaşlı gözlerimi. Çünkü biliyordum onun bana acıyarak bakan ıslak gözlerini gördüğümde ağlayacağımı. Biliyordum kendimi tutamayacaktım.
Kendimi biraz daha zorlayıp konuşmaya yeltendiğimde bakışlarım onu bulmuştu.
Olanlar oldu işte."
Bir eli ile ağzını kapatmış şaşkınlığını gidermek için bakışlarını yerin her santiminde dikkatle gezdiriyor belki de bunların gerçek olup olmadıklarını tartıyordu kendince. Islak gözleri beni bulduğunda bir süre ikimizde birşey demeden birbirimize bakmıştık öylece. Ardından bakışlarımı ondan çekip masaya sabitledim.
Başımı önüme eğmiş masada duran boş karton kahve bardağına sabitlemiştim bakışlarımı. Ona bakıcak cesaretim yoktu benim. Göz yaşlarım artık onları tutma çabalarımın çok üstünde bir hızla akıyor daha birinin izi silinmeden bir başkası ıslatıyordu yanağımı. Buna alışmalıydım sanırım.
"B-ben çok üzgünüm...niyetim bu değildi.."
Bakışlarımı masadan çekmiş masada duran elimin üstüne kapanan eline bakmıştım bir süre. O hala bir şeyler anlatıyordu ama duymuyor, algılamıyordum. Sadece, bakışlarımı gözümden taşma raddesine gelen yaşların bulanıklaştırdığı o ele bakıyor gözümün önünden bir film şeridi geçen o korkunç hatıraları anımsıyordum.
O gün...bembeyaz kar'a durmadan adeta fışkırarak akan o kırmızıyı anımsıyordum.
Güçten düşmüş, titrek kollarımla belki uyanır diye içimde beslediğim o minik umut kırıntıları ile sarstığım kaskatı bedenleri hatırlıyordum. Onlara her dokunduğumda beni baştan aşağı ürperten o soğukluğu, onları her sarsışımda hareketsiz kaldıkları gerçeği her defasında bir tokat gibi vuruyordu yüzüme. Kabullenmek istememiştim.
"Hyerin! hyerin, lütfen kendine gel!"
Omzumu kavrayıp sarsan bir güç beni tüm düşüncelerimden uzaklaştırmaya yetmişti.
Kendime geldiğimde sesli bir şekilde ağladığımı yeni farkediyorum. Bir türlü kesemediğim hıçkırıklarım hışımla omuzlarımı sarsıyor, bayan min'in omzumdaki elide buna katılıyordu. Endişe dolu bakışları yüzümün her santiminde korkuyla geziniyordu. Delirmiş olmamdan korkuyordu belkide.
Bir hıçkırık daha bedenimi hiddetle sarstığında bunun soncusu olmasını ümit ederek görüşümü bulanıklaştıran yaşları elimin tersiyle hızlıca silip, meraklı gözlerini üzerime dikmiş kalabalığın hakkımda olduğunu bildiğim fısıltılı konuşmaları arasında oradan ivedilikle çıktım.
Elim, ayağıma, her yanım titriyordu. Nasıl olduğunu bilmeden kendimi dışarda bulmuştum. Üşüyordum üstümde sadece ince hasta kıyafetleri vardı. Ama umrumda değildi. Titrememin sebebi de bu değildi. Korkmuştum. Tüm bu anılar o zaman da olduğu gibi şimdi de beni korkutmuştu.
Elimin tersiyle durmak bilmeyen yaşlarımı çaresizce silip bir adım daha attım. Ve bir tane daha onu takip eden bir diğeri daha. Bir adım daha... Her adımımda, sessizliğe gömülü bu cansız bahçeyi canlandıran hoş bir ses duyuyordum. Kar'ın içinde kaybolan her adımımda sessizliği bozan o sesi dinliyordum. Islak gözlerime aldırmadan tebessüm ettim sebepsizce. Kendime acıyordum artık. Düştüğüm bu hale, geldiğim bu acınası duruma acıyordum. İçimde iyileşeceğime dair en ufak bir ümit kırıntısı kalmamıştı artık. Yapayalnızdım. Gözlerimi silip nereye olduğunu bilmeden yürümeye devam ettim. Bakışlarımı ilerdeki ağaçların ordaki iki kişiye sabitledim. Kaşlarım hafifçe çatılırken lapa lapa yağan kar'ın görmemi engellediği bedenlere dikkat kesildim.
Biraz daha yaklaşınca onlardan birini tanıyabilmiştim.
Bu jimin idi
Son karşılaşmamızın ardından koca bir hafta geçmişti. Ve onu bir hafa sonra ilk defa şimdi görüyordum.
Yanındaki kadının kim olduğunu bilmiyordum. Siması tanıdık gelmemişti. Kıyafetlerinden bir doktor veya hasta bakıcı olmadığı anlaşılıyordu.
Kadın yüzünde ciddi bir ifadeyle jimine bir şeyler anlatıyor, onlara epey uzak olduğum için pek anlayamasamda ara ara yüz ifadesi jimin'i azarladığını düşündüğüm bir hale bürünüyordu.
Jimin ise sırtı bana dönük olduğu için yüzünü göremiyordum. Ama kadının o korkunç suratı bile jimin' in nasıl olduğunu tahmin etmeme yetiyordu. Kim olduğunu merak etmiştim.
Bir süre öylece onlara bakmış ardından dakikalardır oraya sabitlediğim ayaklarımı hareketlendirip başka tarafa doğru yürümeye başlamıştım. Ve de düşünmeye...
Öylece yürüyor ve aklımda yer edinen, benim için artık birer rutin haline gelen düşünceleri ardınca düşünüyordum. Bazen gözlerimin dolduğunu bazen titrediğimi hissediyor bazen de o düşüncelerde kayboluyor yürüdüğümü unutuyordum. Öyleki ayağımı çarptığım şeyin duvar olduğunu yeni anlıyordum. Tüm bahçeyi dolaşmış bahçe duvarına kadar gelmiştim.
Bir süre eski bahçe duvarına baktım öylece.
Onu görmüyordum aslında. Sadece gözlerimi sabitleyebileceğim bir yer arıyordum sanki. Gözlerimi seçtiğim bir noktaya kenetliyor ardından gelen düşünceleri sıralıyordum aklımda. Ve yine kayboluyordum o düşünceler içinde. Ve yine yürüdüğümü bile farkedemiyordum.
Kar iyice birikmişti yerde. Bir kaç dakika içinde iyiden iyiye yükselmiş, adımlarımı atmamı biraz daha zorlaştırmıştı. O sırada başka adımlar farketmiştim yerde. Bende, biraz zorlansamda takip etmiştim onları. Bu yürümemi biraz daha kolaylaştırmıştı. Bakışlarımı yerden çekip gri gökyüzüne sabitledim gözlerimi. İri kar taneleri okşayarak geçiyordu yüzümü. Kimisi burnuma,yanaklarıma konup bir süre sonra eriyor, kimisi kirpiklerimi, saçlarımı beyaza boyuyordu sakince. Bu hoşuma gitmişti.
Yüzüme bir gülümseme yayılmıştı belirsizce. Bozuntuya vermeden, içime dolan ve belki de bir daha bulamayacağım bu huzuru yitirmemek adına yürümeye devam ettim.
Bir kaç adım sonra adımlarımı durdurmuştum çünkü takip ettiğim adımlar da son bulmuştu. Bir süre öylece adımlara bakıp düşündükten sonra ivedilikle başımı kaldırıp adımların sahibine baktım. Bunca süre onun adımlarını takip etmiş buraya kadar onu farketmeden gelmiştim. O da farketmemişti belki, bilmiyordum ama düşüncelerime fazla kapılmıştım sanırım.
Bir süre öylece durup birbirimize bakmıştık, belkide bir şeyleri anlamlandırmaya çalışmıştık. Bakışları hissiz yüzü yine solgundu. Beni görüyor mu diye şüpheleneceğim kadar boş ve anlamsızdı bakışları.
Duruyor...duruyor.. Ve bekliyorduk.
Kimse ne bir şey söylüyor ne de ufacık bir tepki veriyordu. Gözlerini kırpma sayısı bile sayabileceğim kadar azdı.
Nasıl olduğunu anlamadan bu sessizliğin içinde suskunluğumuzu beraber sürdürmüştük. O önden yürüyor ben ise biraz gerisinde bıraktığı ayak izlerine uyuyor onu takip eriyordum.
Konuşmuyorduk.
Sadece; yürüyor.. yürüyor ve yürüyorduk...
=======================================