Ve bir kere daha rüzgarın keskin soğuğu yüzümü yıkayıp geçiriyordu. O an tüm uzuvlarımın titrediğini hissediyordum.
Bu defalarca oluyordu. Rüzgâr defalarca yüzüme çarpıyor defalarca canımı acıtıyordu.
Üşüyordum ama bu hissi sevmiştim. Yüzüme acımasızca çarpan rüzgarın yanaklarımda bıraktığı o hissiyat hoşuma gitmişti.
Rüzgar bir kere daha yüzümle buluştuğunda daha fazla açık bırakamadığım gözlerim istemsizce kapanmıştı. O an yanağımda yol çizen sıcak çizgi ürpermeme sebep olmuştu.
Ve bir tane daha, bir tane daha diğerinin çizdiği yolu takip ediyor yanaklarımdaki o sevdiğim hissi yok ediyordu.
Dakikalardır açık bıraktığım pencereyi hızlıca kapattıktan sonnra elimin tersiyle gözlerimi silip yürümeye devam ettim. O sırada duyduğum sesler duraksamama sebep olmuştu.
"Bunu yapmamanız gerektiğini size defalarca anlattım Bayan Han.
Neden anlamak istemiyorsunuz? Bu ona zarar veriyor."
"Ama efendim ben.."
"Lütfen Bayan Han, o kutuları bir daha ona vermeyin."
Konuşma burda sona ererken aralık kapıdan bir doktorun çıkmasıyla bakışlarım onu bulmuştu. Bana kısa bir bakış atıp yanımdan geçip gittiğinde aynı odadan Bayan Han çıkmıştı.
Ne hakkında konuştuklarını anlayamamıştım. Muhtemelen hastalarla ilgili bir şey konuşuyorlardı. Bu beni ilgilendiren bir şey değildi.
Beni gördüğüne şaşırsada çabuk toparlayıp yüzüne buruk bir gülümseme yerleştirdi.
"Ah hyerin tatlım bende tam sana gelecektim.
Kahvaltını yaptın mı?"
"Hayır, yapmadım."
Sesim oldukça boğuk çıkmıştı. Buna engel olamıyordum.
Gülümsemesini dahada genişletip koluma girdi.
"Hadi o zaman kafeteryaya gidelim."
Sadece başımla onaylayıp beni yönlendirmesine izin verdim. Kafeteryanın nerede olduğunu bilmiyordum. Neredeyse bir haftadır buradaydım ama ilk defa gidiyordum.
"İşte burası, sen oradaki masaya geç birazdan gelirim. "
Onu onayladıktan sonra gösterdiği yere geçip bekledim zaten çok geçmeden yemeklerimle birlikte geri dönmüştü. Aç değildim ama sırf ilaçlarımı alabilmek için yemek zorundaydım.
İyileşmek istiyordum, iyileşip buradan gitmek istiyordum. Eğer tedavim bitipte burdan ayrıldığımda nereye gideceğimi yada nerede kalacağımı bilmiyordum. Bunları düşünmekte istemiyordum. Sadece buradan gitmek istiyordum.
Yemeğimi bitirip peçeteyle ellerimi sildiğim sırada duyduğum uğultulu konuşma sesleri sesin geldiği yöne bakmama sebep olmuştu.
Yemek yiyenlerin çoğu pencerelere toplanmış şaşkınlıkla dışarısını izliyordu. Kalabalıktan dolayı pek bir şey göremiyordum bu yüzden kafeteryanın geniş pencerelerinden birine geçip herkesin hayranlıkla baktığı şeyi görmek için buğulu camı sildim.
Pencere camının dibinde birikmiş küçük kar tanelerini görmeyi beklemiyordum.
Öyle güzeldiki dışarısı herkesin neden merakla baktığını şimdi anlıyordum. Sabahleyinde hava bu yüzden soğuktu.
Bu ilk kardı.
Kış boyu herkesin beklediği en güzel andı bu.
Sonbaharın ardından gelen bir mucizeydi.
Büyüleyici bir mucize..
Hayranlıkla bakan gözlerim pencerenin ardından gözüken güzel manzaranın her bir santiminde gezinirken omzuma değen başka bir omuz irkilmeme sebep olmuştu.
Hızla başımı oraya döndüğümde onu görmeyi beklemiyordum.
Bir kaç gün öncesinin aksine daha iyi gözüken yüzü bu sefer sevincin en koyu haline bürünmüştü. İlk kar onu herkes gibi mutlu etmiş olmalıydı. Ama o daha bir sevinçliydi herkesten.
Sanki dünyanın en nadide şeyine bakıyormuş gibi bakıyordu kar'a. Bir kaç saniyeliğine gözlerini kırpsa bu mucize ortadan kaybolacakmış gibi bakıyordu. Onun tek bir anını bile kaçırmak istemiyordu sanki.
O hayranlıkla bakan gözleri beni bulduğunda
Yalnızca ona bakıp vereceği tepkiyi bekledim.
Gözlerinin içi parlıyordu adeta.
Kar'ı bu kadar çok mu seviyordu? Gözlerinden yaş diye hüzün akan bu bu güçsüz bedenin gözleri şimdi kar ile mi kamaşıyordu?
Bir gülümseme onu tanıyamayacağım kadar değiştirebilmişti. Öyleyse neden gülmüyorsun jimin? Sende benim gibi üzüldün mü yoksa?
Seninde kalbin çok mu kırıldı?
Yüzündeki gülümsemeyi sanki dahada genişleyebilirmiş gibi genişletip kolumu tutmuştu.
O hala bir çocuk gibi gülümseyip bana bakarken bende ona bakıyor davranışlarına bir anlam vermeye çalışıyordum. Elimi neden tuttuğunu anlayamamıştım.
Hala yüzüne bakıyorken bakışlarını benden çekip koşmaya başladığında kolumu tuttuğunu onun arkasından neredeyse sürüklenen bedenimle hatırlayabilmiştim.
O güçsüz duran bedenle şu an beni biryerelere çekiştiren kişinin aynı insan olduğuna inanamıyordum. Öyle mutlu görünüyorduki bambaşka bir insan olmuştu sanki. Onu tanıyamıyordum.
Sonunda adımlarını yavaşlatıp durduğunda bende durup biraz soluklanma fırsatı bulmuştum. Sayamadığım kadar çok basamakta merdiven çıkmış, defalarca birbirinin aynı olan koridorlardan geçmiştik. Bu esnada bir çok insanda bize tuhaf tuhaf bakmayı ihmal etmemişti. Ama umrumda değildi. Sadece beni nereye götüreceğini merak ediyordum. Ona engel olamıyordum. Beni öylece arkasından çekiştirmesine izin vermiştim.
Durup bana döndüğünde onunda yorulmuş olduğunu soluklaşan gülümsemesinden ve verdiği derin nefeslerden anlayabilmiştim.
Ama kısa sürede kendini toparlayıp tekrar gülümseyerek bana baktığında bende gülümsemiştim bu sefer.
Hala derin nefesler veriyorken destek amacıyla dizlerime yerleştirdiğim elimi kaldırıp uzattığı eli tuttum.
Bu sefer az öncekinin aksine daha yavaş gidiyorduk. Bu son merdivendi galiba.
Merdivenin sonunda büyükçe bir kapı vardı. Kapının nereye açıldığını merak etmiştim.
Ben onun bir kaç adım gerisinde adımlarımı durdurduğumda o da kapıya yönelmiş yavaşça aralamıştı.
Kapının ardındakini merak ediyordum. Bir kaç adım ötemizde olup onu bu denli heyecanlandıran şeyin ne olduğunu merak etmiştim.
Bir kaç saniye kapını önünde bekledikten sonra nihayet yürümeye devam ettiğinde bende onun peşinden gitmiştim.
Böylesine büyüleyici bir manzarayı görmeyi beklemiyordum.
Öyle güzel görünüyorduki herşey, insanın uğruna gözlerini kırpmak istemeyeceği güzellikteydi kar.
Her bir tane yerde kendine yer bulmak istercesine diğerlerle kapışıyor, hızla yerdeki diğer tanelerle buluşuyordu.
Hiç bir kar tanesi gökte daha yeni yeni yükselen güneşin varlığını umursamıyordu.
Yalnızca onlara bahşedilen bir kaç günlük ömrün tadını çıkarmak istiyorlardı. Belki güneş onları yok edecekti, belki gitseler bu büyülü anı bir daha yaşayamayacaklardı ama bu onların kaderiydi bunu kabullenmişlerdi.
Sadece gökte süzülebildikleri o bir kaç saniye huzuru hissedebiliyorlardı, rüzgarın onları taşıdığı yeri bilmeden diğer kar taneleriyle buluşmayı bekliyorlardı öylece.
Tek başına masum bir çiçekten farksız olan bu minik kar taneleri beraber bir kaç dakikada tüm şehri kaplayabilmişti.
Görebildiğim en uzak noktaya kadar her yer beyazlara bürünmüştü.
Kar taneleri şehrin üzerine bir örtü gibi inmişti. Belki iyi belki kötü, şehrin tüm kusurlarını kabul etmişti. Onların üstünü kısa süreliğinede olsa örtebilmişti, onları gizleyebilmişti.
Dinliyordum sessizligi, kar ın susturduğu bu koca şehri dinliyordum. Bakıyordum ona
Bulunduğum bu yükseklikten boyunca uzayan kocaman şehre bakıyordum öylece.
Sonra..
Bir ses duyuyordum, bu hoş sessizliği bozan daha hoş bir ses..
Onun huzur verici sesi kulaklarıma doluyordu. Minik kalbindeki o heyecanın sözlerine yansıyan o hoş tınısını duyuyordum.
Beni iyi hissettiriyordu.
"Kar yağıyor yavaş yavaş...bekliyorum hala seni.
Bir kar tanesi daha düşüyor avuçlarıma,
Sana benzeyen.
Minik bir kiraz çiçeği düşüyor avuçlarıma bu sefer,
Sana benzeyen.
Tıpkı senin gibi geçici..
Bekliyorum hala seni, beni bir gün bulursun diye.."
Ağladığını, gittikçe kısıklaşan ve hıçkırıklarına karışan sesiyle anlayabilmiştim.
Bu davranışına bir anlam verememiştim. Az önce dünyanın en mutlu insanı edasıyla gülümseyen bu adam şimdi göz yaşlarını bembeyaz kar'ın üstüne akıtıyor bir yandanda zar zor sarfettiği kelimelerle şarkının devamını getirmeye çalışıyordu.
"Söylesene mutluluk beni de bulur musun?"
Gözleri kızarmış,ağlamaktan bitkin düşmüştü bedeni. O an gözlerim dolmuştu benimde, birinin ağladığını görmek bana iyi gelmiyordu.
Bir kaç adım daha atıp yanına ulaştığımda hıçkırmaktan sarsılan kollarını bana dolamıştı.
Bir süre öylece durup anlamaya çalışmıştım onu.
O acı çekiyordu, iyi değildi.
Havada kalan kollarımı ona sarmıştım bende.
Ve bir tane daha, gözünden düşen bir yaş daha ıslatmıştı omzumu bir hıçkırıkla.
=======================================