İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 42 · 27 dk okuma

ÇETE

Bölüm 42

35.Bölüm

Bazı kâbuslar vardır gün boyu aklınızdan çıkmaz. Üzerinden günler geçmesine rağmen etkisinde kalırsınız. Bazı gerçekler vardır ki onlar da tıpkı kâbus gibidir. Düşündürür, acı verir ve etkisinde bırakır.

Belki de şu an bunu yaşıyordum. Gerçek tıpkı bir kâbus gibi görünüyor, bana acı veriyordu. Aysun konuşmaya devam ederken ben, Barlas ve o kızıl saçlı kıza bakıyordum. Kız onu gördüğüne o kadar sevinmişti ki sanki ilk defa görüyormuş gibi sarılıp öpmüştü Barlas'ı. Ona sarılırken Barlas'ın yüzü de gülüyordu. Mutluydu. Kıza bir şeyler diyor ve onu güldürüyordu. Çok iyi anlaştıkları uzaktan bile belli oluyordu. Gözlerimi kırpmadan onları seyrediyordum. İkisi de keyifle gülerken ben mutsuzluğun ortasına çukur açmış kendimi oraya gömüyordum. Barlas'ı o kızın yanında bu kadar mutlu görmek ruhumu sızlatıyordu. Başka bir kıza gülüyordu. Tanımadığım, kim olduğunu bilmediğim, sevdiğim çocuğu öpen ve ona sıkı sıkı sarılan kıza... Barlas tıpkı bana yaptığı gibi o kızın saçlarını da karıştırırken gözlerimin acıdığını hissettim. Aynı şeyi ona da yapmıştı. Beni mutlu eden hareket bir başka kızı da mutlu etmişti.

"Gidelim buradan Koray!"

Göreceğimi görmüştüm. Eğer biraz daha burada kalırsam tutmakta zorlandığım gözyaşlarım yanaklarımı istila edecekti.

Koray şaşkın gözlerini onlardan çekip, boğazını temizleyerek bana döndü. "Emin misin?"

"Evet, onları daha fazla izlemek istemiyorum!"

Koray elini omzuma koydu. "Bak belki o kız Barlas'ın eski sevgilisi falan değildir, hemen böyle kendini üzme." Ben sadece Barlas'ın başka bir kızın yüzünü tıpkı beni güldürdüğü gibi güldürmüş olmasına üzülüyordum. Ya da belki de kıskanıyordum. Kelimeler güçlükle dudaklarımdan çıkarken kafamı yere eğdim. Gözlerim dolmuştu. Acı gözlerimdeydi ve yanaklarıma süzülmek için bekliyordu. "Kızın kim olduğu önemli değil Koray. Gidelim buradan!"

"Bir şey yapmayacak mısın Öykü?" Ağlamamak için gözlerimi kırpıştırıp Aysun'a bakarak, "Ne gibi?" diye sordum.

"Bence yanlarına gitmelisin."

Koray, elini omzumdan çekerek benden önce davranıp sinirle konuştu. "Saçmalama bunu neden yapsın ki? Öykü'nün onların yanında ne işi var?"

"Nasıl sarıldıklarını görmedin mi Koray? Belli ki çok yakınlar ve aralarında dostluktan öte bir şey var!"

"Evet, gördüm ama bu dostça bir sarılma da olabilir. Öykü'nün gidip onlardan hesap sormasını beklemiyorsun herhalde?"

"Dostça öyle mi? Peki kızın Barlas'ı öpmesine ne diyeceksin?"

"Ne var yani bunda, dostça bir öpücük olamaz mı?"

Aysun'un ağzı açık kaldı. "Gerçekten iyi düşünmeye mi çalışıyorsun yoksa dalga mı geçiyorsun anlayamadım."

"Ben sadece Öykü'nün üzülmemesi için uğraşıyorum."

"Gerçek düşüncelerini saklamakla Öykü'nün üzülmemesini sağlayamazsın Koray."

Onlar benim hakkımda konuşurken, ben sadece eve gidip yalnız kalmak istedim. Şu an yaşadığım her neyse bunu tek başıma yaşamak istiyordum. Yalnızlığa ihtiyacım vardı. Yorgun ruhumu sessizlikle dinlendirip saçma düşüncelerden arındırmalıydım. Burada, her şeyi yanlış anlayabileceğim bir yerdeydim ve ben Barlas hakkında beni yanıltan şeyler düşünmek istemiyordum.

Derin bir nefes alıp sırtımı koltuğa yasladım. Barlas'ın kızla birlikte içeri girdiğini görünce yutkundum. Kalbimde tarifsiz bir acı vardı ve bu acı bana çok yanlış şeyler düşündürtüyordu.

"Buradan gidebilir miyiz Koray?"

"Öykü bak..." derken onu susturdum.

"Lütfen beni eve götür."

"Peki," diyerek arabayı çalıştırdı ve bizi hızla oradan uzaklaştırdı. Eve gelene kadar hiçbirimizin sesi çıkmamıştı. Koray evin önünde arabayı durdurduğunda çantamı almış iniyordum ki, "Belki de eve gitmek yerine bizimle vakit geçirmelisin Öykü. Neler hissettiğini biliyoruz," dedi. Arkadaşlarım olarak yanımda olmak istiyorlardı ama benim şu an yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Yalnız kalıp düşünmeye.

"Koray şu an istediğim tek şey yatağıma uzanmak ve düşünmek, başka hiçbir şey yapmak istemiyorum."

"O zaman Demir'le de buluşmayacaksın değil mi Öykü?" diye sordu Aysun, merakla.

"Buluşacağım."

"Belki de şu halde buluşmamalısın."

"İyiyim ben Aysun."

"Senin için endişeleniyorum Öykü. Demir bir katil, sana bir şey yapabilir. Orada yalnız olacaksın sonuçta!"

Onu daha fazla endişelendirmemek için korkusuz görünmeye çalıştım. Çünkü korktuğumu belli edersem Aysun daha fazla endişelenecek, beni oraya göndermemek için elinden geleni yapacaktı.

"Merak etme bana bir şey yapmayacak."

"O çocuk saplantılı bir katil, farkındasın değil mi? Sana bir şey yapmayacağından nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

"Çünkü amacı bana bir şey yapmak olsaydı bunu zaten yapardı. Oraya beni anlaşma yapmak için çağırıyor. Bana zarar vermek için değil."

"Yine de korkuyorum. İçimde kötü bir his var!" Aynı his bir anda bende de oluşmuştu ama bunun yersiz olduğunu düşünüp hem kendimi hem Aysun'u avutmaya çalıştım. "Korkma bir şey olmayacak." Daha fazla konuşup da beni bu işten vazgeçirmesini istemediğim için kapıyı açıp, "Neyse yarın görüşürüz," diyerek arabadan çıktım.

Aysun'la konuşmadan önce kötü bir şey olacağını düşünmüyordum ama şimdi onun gibi benim de içime kötü bir his doğmuştu. Acaba gerçekten bana bir şey yapar mıydı? Belki de vazgeçmeliydim. Ama vazgeçersem ne olacağını biliyordum. Demir anneme her şeyi anlatacaktı. Ben Barlas'la beraber olabilmek için kendimi tehlikeye atarken onun yaptıkları canımı ayrıca acıtıyordu.

Elimdeki anahtarla kapıyı açıp eve girdiğimde montumu çıkartırken annemin mutfak kapısından tebessüm ederek bana baktığını fark ettim. "Tatlım hoş geldin."

"Hoş bulduk anne," diyerek montumu vestiyere astım.

"Hadi üstünü değiştirip ellerini yıka da mutfağa gel, sana mantı yaptım."

"Ellerine sağlık anne ama canım şimdi mantı yemek istemiyor, belki daha sonra yerim."

Mantı en sevdiğim yemekti ama şu an onu bile yiyecek iştah yoktu bende. Üzgündüm, düşünceliydim ve gergindim.

"Neden, aç değil misin?"

"Değilim."

"Bana bak hasta mısın yoksa?"

"Hayır anne iyiyim."

"Bir şey oldu o zaman."

"Hayır anne olmadı."

"Neden bana öyle gelmiyor peki? Bir şeyin var ve bana söylemiyor gibisin."

"İyiyim dedim ya. Yorgunum gidip yatağımda biraz uzanacağım," diyerek odama geçtim. Kapımı kilitleyip formamı çıkarmadan yatağa attım kendimi. Barlas'ın o kıza sarılmasını ve gülerek saçlarını karıştırmasını hatırlayınca gözümden bir damla yaş yuvarlandı şakağıma. Sadece bana ait olmasını istediğim çocuk şu an başka bir kızın evindeydi. Bense burada gözlerimi tavana dikmiş onun beni aldatıyor olabilme ihtimalini düşünüyordum.

O kız kimdi, Barlas'ın neyi oluyordu bilmiyordum ama bu kadar yakınlarsa ve o kız Barlas'ın yanağından bu kadar rahat bir şekilde öpebiliyorsa düşüncemde haklıydım. Yoksa Barlas neden böyle bir şeye izin verecekti ki? Benden başka hangi kız onu bu şekilde öpebilirdi? Kardeşi olarak gördüğü Bade bile onu öyle öpmemişken o kız nasıl öpebiliyordu?

Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı ıslatırken hissettiğim acı içimi yakıyordu. Zihnimde yok olmak bilmeyen görüntü sürekli gözümün önüne geliyordu, kurtulmak için gözlerimi yumdum ama o da işe yaramadı. Yanlış şeyler düşündüğümü umuyordum ama gördüklerimi aksini iddia ediyordu.

Beynimde o kadar soru vardı ki hepsi cevaplanmayı bekliyordu ama onu cevaplayacak kimse yoktu. Belki de şu an olmadık bir şey düşünüp kendimi yiyordum. Barlas'a güveniyordum, onun bana yanlış yapmayacağını da biliyordum, beni nasıl sevdiğini biliyordum. Bana bunu yapmazdı... Yapmazdı değil mi?

Düşünmekten yorgun düşen zihnim ve yaşlı gözlerimle yatağımda uzanmaya devam ederken telefonum çaldı. Cebimdeki telefonu güçlükle kaldırdığım elimle cebimden çıkardım. Ekranda, kayıtlı olmayan bir numara vardı. Arayanın Demir olduğunu düşünerek aceleyle gözlerimdeki yaşları silip yataktan doğruldum ve telefonu açtım.

"Efendim?" Karşıdan gelen keyifli sesi duyunca tahminimde yanılmadığımı anladım.

"Güzel kız, nasılsın?"

"Gerçekten nasıl olduğumla ilgileniyor musun Demir?"

"Tabii ki evet, iyi olman benim için önemli."

"Geleceksin, değil mi? Kararını değiştirmedin..."

"Evet geleceğim."

"Harika. O zaman sana bulunduğum yerin konumunu atıyorum, beni fazla bekletmezsen sevinirim."

"Olur, bekletmem," deyip sinirle telefonu kapatarak saate baktım. İki saattir burada, yatağımda düşünüp ağlıyordum ve Demir'le buluşma zamanımın geldiğinin farkında değildim. Aramasa aklıma geleceği de yoktu.

Yatağımdan kalkıp formamı çıkardım. Koyu renk bir kot pantolon ve v yaka siyah kazağımı giydim. Ağladığım belli olması diye gözaltlarımı kapatıcıyla kapatıp telefonumu pantolonumun cebine soktuktan sonra annemin yanına gittim. Annem salonda televizyonun karşısındaki koltuğa oturmuş akşam haberlerini izliyordu.

"Anne ben çıkıyorum."

"Nereye kızım?" diye sordu.

"Kırtasiyeye gitmem gerekiyor. Proje ödevlerim için almam gereken şeyler var." Bu anneme söylediğim kaçıncı yalandı bilmiyordum ama son olmayacağının farkındaydım.

"Şimdi mi? Gelirken neden almadın?"

"Unutmuşum."

"Bekle hazırlanayım da birlikte gidelim..."

"Gerek yok anne Aysun'la birlikte gideceğim onun da alması gereken şeyler var," diyerek onu durdurdum. Hava karardığı için beni yalnız göndermek istemediğini biliyordum. "Peki, tamam git ama paran var mı?" diye sorunca kafamı salladım. "Var anne, merak etme."

"Tamam öyleyse geç kalma sakın."

"Tamam," diyerek vestiyerden montumu alıp evden çıktım. Geç kalacağımı düşünmüyordum. Demir'le konuşup anlaştıktan sonra hemen eve geri dönecektim. Yalan söylediğim ve annemi kandırdığım için üzülüyordum ama bunları Barlas'la birlikte olabilmek için yapıyordum. O gününü başka bir kızla geçiriyor olsa da ben her şeye rağmen onunla olabilmek için çabalıyordum.

Gördüğüm şeyler kafamı karıştırmıştı ve Barlas'a olan güvenimi tartmak zorunda kalmıştım. Ve inanamadığım şekilde güvensizliğimin ağır bastığını görmüştüm. Onu bu kadar severken ve güvendiğimi düşünürken bu güvensizliğin kendimle alakalı olabileceği geldi aklıma. Güvenle ilgili problemim vardı sanırım. Acı olansa bunu şimdi fark ediyor olmamdı.

Hızlı hızlı yürüyüp durağa geldiğimde telefonu çıkarıp Demir'in attığı konuma baktım. Çok uzaktı. Bir an taksiyle gitmeyi düşünmüştüm ama taksiye paramın yetmeyeceğini bildiğim için otobüs beklemeye başladım. Beklerken, Barlas'ın verdiği ve bileğimden hiç çıkarmayacağım bilekliğebakıyordum...

Yaklaşık on dakika sonra otobüs gelince binip Demir'le buluşacağımız yerin yakınındaki bir durakta indim. Telefonun yönlendirmesi ile yürüyordum. Konum az ötemdeki, inşaat halindeki on katlı bir binaydı. Çetesi ile birlikte üçüncü kattan bana baktıklarını gördüm. Hepsini orada görmek ayaklarımın geri geri gitmesine neden olsa da derin bir nefes alıp yürümeye devam ettim. Korkmamam gerekiyordu. Anlaşma yapıp gidecektim. Bana zarar vermeyecekti.

Yavaş adımlarla bulundukları kata çıkıp karşılarına geçtiğimde hepsi gözlerini dikmiş bana bakıyorlardı. Bu bakışlar beni korkutmuştu ama vücudumun titrememesi için bir şey olmayacağı konusunda telkinde bulunuyordumkendime. Burada yalnızdım, bana bir şey yapmaya kalkarlarsa kendimi savunamazdım. Eminim böyle tıpış tıpış geldiğim için içlerinden aptal olduğumu düşünüyorlardı. Bunun için benimle dalga geçseler bile umurumda olmayacaktı.

Demir üzerine siyah deri mont giymişti. Yavaşça bana doğru yürüyordu, o pis sırıtışı da her zamanki yerini almıştıyüzünde. Ela gözleri gözlerimin üzerindeydi. Keyifli görünüyordu. "Güzel kız cesaretine hayran olduğumu daha önce sana söylemiş miydim? Kimseye haber vermeden buraya geliyorsun ve korkmadan karşımda durabiliyorsun. Aferin sana. Beni kendine bir kez daha hayran bıraktın." Üzerime doğru yürümeye devam ederek konuşmasını sürdürdü. "Eminim Barlas da böyle cesaretli olmanı seviyordur. Eh ona da böyle bir kız yakışırdı, değil mi?" Tam önümde durdu. "Korkusuz ve güzel..."

"Boş lafları geçelim mi Demir?" Aslında ne kadar korktuğumu belli etmemek için kurduğum cümle Demir'i güldürdü. Diğerlerine baktım. Hepsi soluğumu kesecek derecede keskin gözlerle bana bakıyorlardı. Burada fazla durmak istemiyordum. İstediğim tek şey Demir'in benden ne istediğini öğrenmek ve buradan defolup gitmekti. Geçen her saniye korkumu bir kat daha artıyordu ve artık bunu saklayamayacakmışım gibi geliyordu. Korkumu belli etmek istemiyordum. Çünkü bu Demir'in hoşuna gidecekti.

"Acelemiz ne?"

"Annem evde beni bekliyor, fazla zamanım yok," dedim. Söylediğim şeyle hepsi dalga geçer gibi gülmeye başlayınca onlara aldırmamaya çalıştım. Normalde sinirleneceğim bu durum karşısında sakin durmam bana bir şey yapacak olmalarından korktuğum içindi. Buraya gelirken Demir'in bana bir şey yapacağını düşünmemiştim ama arkadaşlarının burada olacağını bilmiyordum.

Cemre dudağının kenarındaki piercing ile oynarken gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Bakışları tehlike saçsa da yüzünde alaycı bir ifade vardı. "Demir, istersen Öykü'yü fazla oyalamayalım bak annesi bekliyormuş. Geç kalmasın eve. Ağlayacak gibi duruyor." Demir bana bakmaya devam ederek üzülmüş gibi dudaklarını büktü. "Ama ben muhabbet ederiz diye düşünmüştüm."

"Ben buraya seninle muhabbet etmeye gelmedim Demir. Benden ne istediğini söyle gideceğim. Zamanım yok."

"Peki, madem zamanın yok seni burada fazla oyalamayalım o zaman." Ne söyleyeceğini beklerken gözlerimi ondan ayırmıyordum.

"Senden Barlas'ın benden sakladığı kızı bulmanı istiyorum Öykü."

Gözlerimi kırpmadan ona bakarken şaşkınlıktan dudaklarım aralandı. Demir benden hiç beklemediğim bir şey istemişti.

"Barlas'ın senden sakladığı kızı mı? Senden birini mi saklıyor?"

"Evet. Benden sevdiğim kızı saklıyor." Barlas'a olan öfkesini gösterircesine gözlerini kıstı ve "Simay'ı..." dedikten sonra gözlerini kapatıp yutkundu.

"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diye sordum. Demir kesinlikle bunu uyduruyordu. Aklında kim bilir ne vardı. Beni bu saçmalığa inandırabileceğini düşünüyordu galiba ama ona inanmaya niyetim yoktu. İnandırmak için kızın sevdiği kız olduğunu söylüyordu bir de.

Gözleri açılırken sert yüzü kasıldı. Bakışları beni korkutacak derecede kötüydü. "Dalga geçiyormuş gibi mi görünüyorum?" diye sordu. Gözlerim arkadaşlarına kaydı, hiçbirinin yüzünde alaycı bir ifade ya da Demir'in yalan söylediğini düşündürtecek bir şey yoktu. Yine de Demir'e inanmıyordum.

"Evet, aynen öyle görünüyorsun! Barlas neden sevdiğin kızı senden saklasın ki? Bunu neden yapsın?"

"Çünkü onun benimle olmasını istemiyor!" deyip bakışlarını yere çevirerek anlatmaya başladı. "Simay ikimizin de yetimhaneden arkadaşı. Barlas ona çok düşkün. Kendimi bildim bileli Simay'ı sevdiğim için Barlas onu benden uzak tutuyor ve benimle olmasına izin vermiyor. Neden biliyor musun?" Bakışları tekrar bana dönmüştü. "Ona göre benim Simay'a olan aşkım aşk değil saplantı... Barlas ona zarar vereceğimi düşündüğü için onu yurt dışına kaçırdı. Benden ayırdı. Aklı sıra benden uzak tutmaya çalışıyor ama başaramayacağını kendi de anlayacak." Birkaç saniye durdu ve yüzündeki ifade yumuşamış bir şekilde konuşmasına devam etti. "Simay da bana âşık. Sadece Barlas bizim birlikte olmamızı istemediği için beni istemiyormuş gibi yapıyor. Ama ben biliyorum. O da beni seviyor, beni istiyor. Barlas onu benden ne kadar uzak tutmaya çalışırsa çalışsın eninde sonunda görecek. Simay benim olacak. O bana ait. Onun kalbi benim için atıyor."

Anlattıklarına şaşırmış, doğru söylüyor olabileceğini düşünmeye başlamıştım. Çünkü onun saplantılı olduğunu biliyordum. Barlas arkadaşını, ondan korumak için gerçekten de saklıyor olabilirdi. Barlas'ı tanıyordum çünkü. Arkadaşını korumak için her şeyi yapabilecek biriydi o. Ama bana bundan hiç bahsetmemişti. Galiba şaşkınlığım da bu yüzdendi. Aklıma bugün görüştüğü kızıl saçlı kızın Simay olabileceği gelmişti ama yanılıyordum galiba çünkü Simay denilen kız burada değil, yurt dışındaydı. Yani gördüğüm o kız Simay olamazdı.

Ben şaşkın halde yüzüne bakmaya devam ederken, Demir bana iyice yaklaşıp gözlerimin içine baktı. "Ne düşünüyorum biliyor musun? Barlas'ın da benim gibi Simay'ı sevdiğini... Öyle olmasa neden onu benden saklayacak, öyle değil mi? Sırf ona olan duygularımın aşk değil saplantı olduğunu sanması onu benden saklaması için iyi bir neden değil bence. Asıl nedeni belli... Barlas da onu seviyor."

Bana yaklaşmasından rahatsız olmuştum, bir adım geri çekildim. Demek Demir bu yüzden Barlas'a düşmandı ve bu yüzden benden hoşlanmış gibi yapıyordu.

"Böyle bir şey olamaz! Simay'ın yetimhaneden arkadaşınız olduğunu söyledin. Barlas'ın onu kardeşi gibi gördüğünü düşünüyorum. Eğer senin söylediğin gibi o kızı seviyor olsaydı şu anda benimle birlikte olmazdı. Çünkü Barlas öyle biri değil."

Omzunun üstünden arkadaşlarına bakıp güldü ve kafasını tekrar bana çevirdi. "Ya sen onun için zaman geçirmek için kullandığı bir oyuncaksan?" Hepsi gülüyordu. Benim de öyle düşünmemi sağlamak istiyorlardı ama istedikleri olmayacaktı. Bugün Barlas'ı başka bir kızla görmüş olsam bile bana bunu düşündürtemeyeceklerdi.

"Barlas bana âşık!" diye bağırdım öfkeyle. Bağırmam Demir'i şaşırtmıştı. "Evet, öyle görünüyor ama oynuyor da olabilir."

"Aklımı karıştıramayacaksın Demir!" Az önce burada olmaktan korkuyordum ama şu an korku morku hissetmiyordum. Oysaki ona bağırdığım için bana yapabileceklerini çok iyi biliyordum.

Sırıtmaya başlamıştı. "Sana acıyorum biliyor musun? Kendin için daha iyi olanı seçmek varken Barlas'ı sevmen sana acımama neden oluyor." Sinirden ellerimi yumruk yapmış sıkıyordum artık. Bir an önce gitmem gerektiğini düşündüm çünkü şu an onu itmemek için kendimi zor tutuyordum. "Biliyor musun buraya gelmem aptallıktı. Neden seni dinledim ki? Tek yaptığın beni sinirlendirmeye çalışmak... Buna daha fazla buna izin vermeyeceğim!" deyip gitmek için arkamı dönünce hızla kolumu kavrayıp beni kendine çevirdi. "Hiçbir yere gitmiyorsun, daha anlaşma yapmadık." Gözlerim kolumu tutan elinin üzerindeydi, beni bırakması için kolumu çekmeye çalıştım. "Seninle anlaşma falan yapmayacağım!"

"Yapacaksın!" diye bağırdı. Gözleri sinirle açılmıştı. "Barlas'ın Simay'ı hangi ülkeye kaçırıp nerede sakladığını öğreneceksin ve bana söyleyeceksin!" Kolumu bırakması için çabalarken kafamı iki yana salladım. "Hayır. Yapmayacağım!" Kolumu sıkmaya başladı. "Yapacaksın dedim sana!" İkimiz de sinirlenmiştik ve birbirimizin yüzüne kararlı bir şekilde bakıyorduk. Katil olduğunu bildiğim çocuğun sert bakan gözlerine maruz kalsam da korkmadan dimdik karşısında durmaya çalışıyordum. "Yapmayacağım!"

Cesaretim öfkemden geliyordu. Demir de bunun farkında olmalıydı ki dişlerini sıkarak hızla beni binanın kenarına doğru sürükledi ve üçüncü kattan aşağı bakmamı sağladı. "Seni buradan anlaşma yapmadan göndereceğimi mi sanıyorsun güzel kız?" Kocaman olmuş gözlerimle aşağı bakarken çok hızlı nefes alıp veriyordum. Beni buradan atmasından korkuyordum ve korktuğum için konuşamıyordum. Yapardı çünkü... Onu tanıyordum. Bu onun gibi bir katil için zor değildi. İstediğini yapmadığım takdirde gözünü kırpmadan beni aşağı atar ve umursamadan buradan giderdi.

Ondan korkuyordum. Şu anda hiç korkmadığım kadar çok korkuyordum hem de.

Demir korktuğumu anlayınca kolumu bırakıp saçlarımı kavradı ve yüzünü kafama doğru yaklaştırıp kulağıma fısıldadı. "Şimdi Barlas'ın Simay'ı nerede sakladığını öğrenecek misin öğrenmeyecek misin?" Kulağıma fısıldaması tüylerimi diken diken etmişti. Kalbim korkudan deli gibi çarparken aşağı bakmaya devam ediyordum. "Ne yapmaya çalışıyorsun, öldürecek misin beni?"

"İstediğim şeyi yapmazsan neden olmasın? Daha önce birini öldürdüm, seni de öldürebilirim."

İstediği şeyi yapacağımı söylemeden beni bırakmayacağının farkındaydım ama Barlas o kızı Demir'den korumak için kaçırmışsa yerini öğrenip de Demir'e söyleyemezdim. Bu Barlas'a ihanet olurdu.

"Yapamam!"

Korkudan sesim titremişti. Dudakları saçlarımın kenarına değerken, "Yapacaksın. Bunu bir şekilde öğreneceksin ve bana söyleyeceksin!" dedi. Sesi kulaklarımı yakmıştı. "Barlas'a ihanet edemem!" Yüzünü geri çekerek güldü. "Ama ihanet etmek zorunda kalacaksın."

Beni zorlayacağını biliyordum ama kararlıydım. Ona ihanet etmezdim. Kafamı hızla yüzüne çevirdim. "Yapmayacağım. Ona ihanet etmeyeceğim. Seninle anlaşma yapmayacağım!" diye bağırdım. Ölümle tehdit ediliyor olsam bile bunu yapamazdım.

"Öyle mi?"

Gözlerine bakarken kararlı bir şekilde kafamı salladım "Evet!"

Az önce korktuğumun farkındaydı ama bu defa korktuğumu belli etmeyecektim. Çünkü anlarsa bana istediğini yaptırabileceğini düşünecekti.

Elini saçlarımdan çekti ve parmaklarıyla yanağıma dokundu. "Sana zarar vermeyeceğimi söylemiştim ama sen illa sana zarar vermemi istiyorsun galiba?" Kafamı yana çevirerek, "Dokunma bana!" diye uyardım. Havada kalan elini gülmeye devam ederek yanına indirdi.

"Şu an ne düşündüm biliyor musun Öykü?" O konuşurken benim gözlerim aşağıdaydı. Ona bakmıyordum. "Ben de Barlas gibi yapsam, sevdiği kızı kaçırıp saklasam ve onu delirtsem sence onunla ödeşmiş olur muyum?" Cevap beklemeden konuşmaya devam etti. "Bence olurum. Bu gerçekten iyi bir ödeşme şekli olur." Onu dinlerken yüzümü buruşturmuştum. Saçmalıyordu. Bunu yapmayacağını çok iyi biliyordum. Onun istediği bu değildi. O başka bir şey istiyordu.

Hemen yanımda duruyordu. Geri çekilmek istedim ama bunu yapacağımı anlayıp kolumdan tutunca beni bırakması için çırpınmaya başladım. "Sen hastasın. Bırak beni!" Beni umursamıyordu bile. "Bence seni kaçırmalıyım. Hem Barlas senden hoşlandığımı düşünüyor. Böyle düşündüğü için onu delirtmek kolay olacak. Ödeşmek de öyle."

Yüzüne tiksintiyle bakarken çırpınmayı bıraktım. Bir binanın üçüncü katındaydık ve düşme korkusu çırpınma isteğimi durduruyordu. "Bunu yapmayacağını biliyorum. Eğer aklındaki bu olsaydı beni buraya çağırmazdın Demir." Şaşırmış gibi dudaklarını büktü. "Aferin sana. Kısa zamanda beni tanımışsın. Evet, bunu yapmayacağım. Ama eninde sonunda Barlas'la ödeşeceğim. Seni ondan ayırarak ödeşeceğim."

"Bu asla olmayacak!"

Gülmeye başlayınca yüzüne tokat atmamak için kendimi zor tuttum. "Olup olmayacağını hep beraber göreceğiz güzel kız," deyip kolumu bıraktı ve eliyle arkadaşlarına işaret verdi. Ne yapmak istediğini anlamaya çalışırken işareti üzerine Sezer ve Burak yanıma gelip kollarımdan tuttu.

"Bırakın beni!"

"Anlaşmayı kabul et bırakalım."

"Asla!" diye bağırdım. Demir sırıtıyordu.

"Peki, sen bilirsin, yollayın arkadaşı aşağı."

Korku bedenimi etkisi altına alırken bırakmaları için çırpınıp boğazım patlarcasına bağırdım. "Bırakın beni!" Beni hiç düşünmeden aşağı atacaklarına inanmış, ağlamaya başlamıştım. Buraya kadardı. Yolun sonuna gelmiştim. Buradan sağ kurtulma imkânım yoktu. Demir bir kişiyi daha bu hayattan silecekti ve ben buraya geldiğim için kendime kızıyordum. O mu bana bir şey yapmayacaktı? Böyle düşündüğüm için kendime kızıyordum. Yapıyordu işte. Beni öldürüyordu.

Sezer ve Burak kolumdan tutmaya devam ederek beni aşağı itince gözlerimi kapatıp ölümü düşünmemeye çalıştım. Belki düşünmezsem canım daha az yanardı. Hissedeceğim acı beni korkutuyordu. Ölüm bana bu kadar yakınken ben ona gitmemek için direnmiştim ama her direnişim boşunaydı. Sonum gelmişti. Kurtulma şansım yok denecek kadar azdı ve şimdi ölüme doğru yürüyordum.

Ayağım boşluğu hissedince sevdiklerimi düşünmeye çalıştım. Ölürken düşündüğüm tek şey onlar olsun istiyordum. Bitmişti artık ölüyordum ve ölürken gördüğüm tek şey Demir'le çetesinin yüzü olsun istemiyordum. Sevdiklerimin yüzlerini hayal ediyordum. Gözlerimde onlar vardı. Kulaklarımda ise sesleri...

Gözlerim kapalı bir şekilde ölmeyi beklerken bileklerimi kavrayan elleri hissedince gözlerimi açıp kafamı yukarı kaldırdım. Hâlâ hayatta olmama şaşırıyordum. Binanın kenarından sarkıtılmıştım. Sezer ve Burak düşmemem için bileklerimden tutuyorlardı, beni bırakmamışlardı. Yüzlerinde eğlenir gibi bir ifade vardı ve sırıtıyorlardı. Ağlamaktan bulanık gören gözlerimi kırpıştırırken şaşkınlığımı üzerimden atamamıştım. Neden? Neden yapmışlardı bunu?

Sezer'in yanında duran Demir kahkaha atarak bana bakıyordu. Onun da yüzünde eğlenir gibi bir ifade vardı. "Korktun mu güzel kız?" Kalbim hâlâ korkuyla çarpmaya devam ederken düzensiz nefes alışverişlerimi kontrol etmeye çalıştım. O kadar korkmuştum ki hiçbir tepki veremiyordum.

"Yazık, kız çok korktu lan." Sezer dalga geçiyordu. Ben hâlâ Demir'e bakıyordum. Beni böyle korkutmuş olması tam onluk bir hareketti. Öldürmemişti çünkü istediği şeyi kabul ettirmeye çalışacaktı. "Bırakın beni... Lütfen!" Korkudan titreyen sesim fısıltı halinde çıkmıştı. Ellerimin buz tuttuğunu hissettim.

"Anlaşmayı kabul et bırakalım." Alnımdan damlayan terler gözyaşlarıma karışırken Demir'e bakmaya devam ettim. "Öldürecek misin beni?" Derin bir nefes alıp kafasını salladı. "Galiba evet." Korku bedenimi bir türlü terk etmiyor, gözyaşlarım yanaklarımı ıslatmaya devam ediyordu. Benden yapamayacağım bir şey istiyordu ve bunu kabul etmezsem buradan aşağı atılacağımı biliyordum. Bildiğim için de ağlayarak yalvarıyordum Demir'e. "İstediğin şeyi yapamam ne olur anla!"

Biliyordum yalvarmam umurumda değildi ama şu an yapabilecek başka bir şeyim yoktu.

Sezer ve Burak beni sıkı sıkı tutmaya devam ederken Demir yüzümü inceleyip hafifçe sırıttı. "Ağlama güzel kız. Ağlamak sana yakışmıyor. Bak sana kötü bir şey de yapmıyoruz hem, neden ağlıyorsun ki? Barlas gibi kötü insanlar değiliz biz. Bizde işkence yok. Direkt ölüm var." Bunun farkındaydım zaten. Az önce neredeyse beni öldürüyordu. Kurtulmuş da sayılmazdım. Hâlâ ölümle burun burunaydım. Demir'in tek sözüyle kendimi aşağıda bulabilirdim.

"Demir ne olursun bırak beni. Sana yalvarıyorum!"

"İnat etme şu anlaşmayı kabul et de bırakalım."

"Yapamam diyorum!"

Yüzünü buruşturup kafasını iki yana salladı. "Yazık. Barlas gibi biri için canından olacaksın. Onun için değer mi ?" Hıçkırıklar eşliğinde ağlamaya devam ederken ona yalvarırcasına bakıyordum. "Bırak ne olur!" Yere çömelip yüzüme daha yakından baktı. "Anlaşmayı kabul ediyor musun?"

Etmiyorum dediğim anda kendimi aşağıda bulacağımı biliyordum. Kabul de edemezdim... Ama bir şey yapmam gerekiyordu. Belki de anlaşmayı kabul ettiğimi söyleyip Barlas'a bundan bahsetmeliydim... Hayır, Demir'in bunu öğrenirse beni yine yaşatmazdı. Vazgeçtim. Gerçi ne fark ederdi ki, bunu yapamayacağımı söylediğimde de ölecektim zaten. Hayatımı kurtarmam tek bir kelimeye bakıyordu ama yapamazdım... Barlas'a ihanet edemezdim.

Ağlamaya devam ediyordum. Tam yapmayacağımı söylemek için hazırlanmıştı ki aşağıdan gelen hiddetli sesi duyunca çenemi omzuma yaslayıp aşağıya baktım.

"Demir!"

Barlas'tı. Öfkeden kudurmuş gibi aşağıdan bize bakarken onu gördüğüm için şaşırıp kaldım. Bu nasıl olabilirdi? Onun burada ne işi vardı? Buraya geleceğimi bilmiyordu. Ona hiçbir şey söylememiştim. Burada olduğumu nereden öğrenmişti de gelmişti? Arabasının kapısını kapatmadan hızla binaya doğru koşuyordu. Demir de en az benim kadar şaşırmıştı. "Şaka mı lan bu? Ne işi var burada?" Kafamı kaldırıp Demir'e bakınca ne yapacağını merakla bekledim. Gözyaşlarım durmuştu ama korkum devam ediyordum.

"Çekin kızı."

Verdiği emir beni şaşırtmıştı. Sezer ve Burak onun dediğini yapıp beni yukarı çektiler. Dizlerim zemine değince bileklerimi bırakıp Demir'e baktılar. Şaşkın ve sinirli görünüyordu. Hızla eğilip kolumdan tuttu ve beni ayağa kaldırıp bağırmaya başladı. "Barlas'a buraya geleceğini mi söyledin?" Öfkeli sesi beni korkutmuştu, kafamı iki yana salladım. "Hayır!"

"O zaman ne işi var burada?"

Sesim yine titriyordu. "Bilmiyorum!"

Bana inanıp inanmadığını bilmiyordum ama düşünceli görünüyordu. Gözüm arkadaşlarına kayınca hepsinin şaşkın olduğunu gördüm. Barlas'ın gelmesi ben dâhil herkesi şaşırtmıştı. Nasıl anlamıştı burada olduğumuzu çok merak ediyordum. Beni takip mi etmişti acaba?

"Ulan ben senin!"

Barlas hızla merdivenleri çıkmış sinirle Demir'in üstüne yürüyordu. Onur ve Serhat onu tutmak için koşunca Barlas, Serhat'a sıkı bir yumruk attı. Sezer ve Burak da onu tutmak için yanına gittiler. Üç kişi onu zor zapt ediyordu. Serhat yere düşmüş, burnundan akan kanı elinin tersiyle siliyordu. Barlas o kadar sinirliydi ki Demir'e ulaşmak için direniyordu.

Cemre ve Buse arkadaşları Serhat'ı yerden kaldırırken, Demir pis sırıtışını yüzüne yerleştirmiş kolumdan tutmaya devam ederek Barlas'a baktı. "Sakin ol Barlas, ne bu öfke?"

"Bu sefer seni öldüreceğim Demir! Ne işi var lan onun burada?" diye sordu.

"Kendisini konuşmak için çağırmıştık bir sorun mu var?" Barlas beni inceledikten sonra, "Bir şey yaptın mı lan ona?" diye sordu. Demir'i daha fazla gülmeye başladı. "Yapacaktım ama geldiğin için yapamadım. İşim yarım kaldı." Barlas gelmeseydi muhtemelen beni öldürecekti. Gerçi hâlâ öldürebilirdi. Çünkü onunla birlikte kenarda duruyorduk.

"Bana bak ödeşmek için onu kullanmaya kalkma seni öldürürüm!" Demir Barlas'ın tehdidini umursamadan elini kolumdan çekip belime yerleştirdi. "Ama ödeşmek için ondan iyisini bulamam."

Ben elini itmeye çalışırken Barlas'ın gözleri de Demir'in eline kaymıştı. "Elini çek onun üzerinden!"

"Olmaz çekemem. Çünkü ona dokunmak hoşuma gidiyor." Demir'in arkadaşları artık onu tutmakta zorlanıyorlardı. Bunun farkında olan Serhat, Cemre ve Buse de Barlas'ın yanına gidip onu tutmaya başladılar.

Barlas öfkeyle bağırdı. "Seni öldüreceğim Demir!"

"Ne oldu Barlas, katil mi olmaya karar verdin?"

"Bunun hesabını sana ödetmeyeceğimi mi sanıyorsun?"

Kesinlikle ödetecekti. Bunu ben de Demir de çok iyi biliyorduk ama şu an Barlas da ben de onun elindeydik. İsterse ikimize de bir şey yapabilir. Ben bunun korkusuyla Demir'e bakarken o, gözlerini Barlas'tan ayırmıyordu. Tam ona cevap vermek için ağzını aralamıştı ki yaklaşan polis arabalarının siren seslerini duyunca şaşırdı. Galiba polislerin buradan geçeceklerini beklemiyorlardı. Ben de beklemiyordum. Gerçi ben buraya geleceklerini de düşünmüyordum, sadece geçip gideceklerini düşünüyordum ama Demir ve çetesinin bakışlarına bakılacak olursa onlar tam tersini düşünüyor gibiydiler.

Demir elini belimden çekip Barlas'ın yanına giderek sinirle konuştu. Az önceki kahkahasından eser kalmamıştı. "Keşke yalnız gelseydin Barlas, polislere haber vermen hiç hoş olmadı," deyip arkadaşlarına işaret verdikten sonra hızla merdivenlerden aşağı indi. Arkadaşları Barlas'ı bırakıp onun peşinden gittiler. Barlas'la birbirimize baktık. Gitmiş olmalarına şaşırmıştım. Demir beni bırakmıştı. Polislerin buradan geçiyor olması benim için bir mucizeydi. Ondan kurtulduğum için seviniyordum. Barlas hızla yanıma yaklaştı ve kolumdan tutup beni merdivenlere doğru sürükledi. "Gidelim buradan."

İkimiz de koşarak merdivenlerden inip dışarı çıktık ve Barlas'ın binanın önünde bıraktığı arabaya bindik. Barlas arabayı çalıştırıp gazı köklerken ben arka camdan dışarı bakıyordum. Polis arabaları çıktığımız binaya doğru gidiyorlardı. Merakla Barlas'a baktım. "Polislere sen mi haber verdin?" Dikiz aynasından arkaya bakarken, "Hayır," diye cevapladı. Galiba birileri benim bağırışlarımı duyduğu için polise haber vermişti. O kadar bağırmıştım ki...

Barlas arabayı çok hızlı kullanıyordu. Yüzüme bakmadan sinirli bir şekilde, "Ne işin vardı orada?" diye sordu. Emniyet kemerimi takmaya uğraştığım için ben de ona bakmıyordum.

"Anlaşma yapmak için gitmiştim."

"Ne anlaşması?"

Kemeri takıp gözlerimi yola çevirdiğimde, kızacağını bildiğim için kendimi buna hazırlayıp derin bir nefes verdim. "Demir'in istediği şeyi yaparsam karşılığında seninle birlikte olduğumu anneme söylemeyecekti."

Kafasını hızla bana çevirip sesini yükseltti. "Öykü sen düşünme yetini mi kaybettin? Demir'le anlaşma yapmaya çalışmak da neyin nesi? Bu kadar saçmalamış olamazsın, değil mi?" Kafamı suçlu bir çocuk gibi önüme eğdim. "Başka çarem yoktu, anneme her şeyi anlatacaktı. Mecburdum." Sesini daha çok yükseltti. "Anlamıyorum ki... Annenin bunu duyması bu kadar mı kötü bir şey de Demir gibi biriyle anlaşma yapmaya gidiyorsun. Hem gittin de ne oldu sanki? Ölümle tehdit edildin... Nasıl, memnun musun şimdi?"

Sesimi çıkarmayınca kafasını çevirip yola baktı. "Demir'i tanımadın mı sen? Bu kadar pervasızca hareket etmen niye?" Ne diyeceğimi bilemiyordum. Şu an sinirlenmekte o kadar haklıydı ki. Ben bile böyle bir şey yaptığım için kendime inanamıyordum.

"Ne istedi senden?" Sesini alçaltıp sorduğu soruya ona bakarak cevap verdim. "Yetimhaneden arkadaşın olan Simay'ı hangi ülkeye kaçırdığını ve onu nerede sakladığını öğrenmemi." Hiç şaşırmadı. Belli ki Demir'in benden bunu isteyeceğini biliyordu "O kızı neden saklıyorsun Barlas? Demir onu istediği için mi?" Kafasını aşağı yukarı salladı. "Evet."

"Bana neden o kızı hiç anlatmadın?"

"Bilmen gerektiğini düşünmedim de o yüzden."

Aslında neden anlatmadığını biliyordum. Demir'in o kızı bana soracağını bildiği için anlatmamıştı. Demir'in beni tehdit edeceğini ve bilirsem ona söyleyebileceğimi düşünmüş olmalıydı. Bunu anlayışla karşıladım.

"Diğerleri o kızı sakladığını biliyor mu?"

"Bade ve Ateş hariç hepsi biliyor," deyince şaşırdım. Diğerlerinin bunu bilmesini anlıyordum, onlar Barlas'ın yetimhaneden arkadaşıydı. Bade çeteye sonradan girdiği için ona söyleme gereği duymamışlardı herhalde. Ama Ateş'e neden söylemediklerini anlamamıştım. Sonuçta o kız Ateş'in de arkadaşıydı.

"Ateş neden bilmiyor?"

"Çünkü Simay'ı Demir'den saklamaya çalıştığım zaman Ateş'e kırgındım, konuşmuyorduk. Bu yüzden ona da bir şey söylemedik." Sebebini anlayınca kafamı hafifçe aşağı yukarı sallayıp yola baktım. Simay hakkında merak ettiğim çok şey vardı ama şu an asıl merak ettiğim başkaydı. "Benim orada olduğumu nereden biliyordun Barlas? Demir'le buluşacağımı tahmin edip beni takip mi ettin yoksa?"

"Hayır," deyip kafasını bana döndü, "Kolundaki bileklik sayesinde Demir'in yanında olduğunu anladım ve geldim."

"Nasıl yani?" Hiçbir şey anlamamıştım. "Bu nasıl oluyor?" Kafasını tekrar yola çevirdi. "Bilekliğindeki kalp... Ona küçük bir cihaz taktırdım. Cihazı, Demir'in telefonuyla da eşleştirdim. Senin yanına üç metreden fazla yaklaşınca Demir'in telefonundan sinyal alıyor ve benim telefonuma konumunu bildiriyor."

Ağzım şaşkınlıkla açılmıştı. Bunu hiç beklemiyordum. Kabul etmeliydim ki bu iyi bir fikirdi. Bana bilekliği verdiğinde anlamlı bir hediye olduğunu düşünüyordum ama şu an anlıyordum ki bu hediye aynı zamanda akıllıca düşünülmüş bir hediyeydi.

"Bilekliği verirken bana bundan bahsetmemiştin."

"Artık biliyorsun."

"Demir'in yanında olduğumu anladığında neredeydin?"

"Yakınlarda bir yerlerdeydim," deyince dudaklarımı yemeye başladım. Evet, yakınlardaydı çünkü o kızın evindeydi. Ama görüyordum ki o kızın kim olduğunu bana hâlâ söylemiyordum. "Umarım işini bölmemişimdir." Kaşları çatılırken bana baktı, "Tehlikedeydin Öykü, bölsen sorun olacağını mı sanıyorsun?"

"Senin için sorun olmayacağını biliyorum ama arkadaşın için sorun olabilir." Zamanı gelmişti artık, şu kızın kim olduğunu öğrenecektim. Merakla, "Ne arkadaşı?" diye sorunca direkt cevap verdim. "Okul çıkışı buluştuğun kızıl saçlı arkadaşın." Şaşırdı. "Bunu nereden biliyorsun sen?"

"Seni takip ettim." Bana inanamıyormuş gibi baktıktan sonra gözlerini yola çevirdi. "Buna neden gerek duydun?"

"Bana o kızı anlatmadığın için gerek duydum," derken gözlerimi ondan kaçırmadım. "Dün arkadaşın seni aradığında telefonu ben açtım. Kız, sen zannettiği bana, montunu evinde unuttuğunu söyledi. Ben de bunu duyunca kim olduğunu merak ettim. Senden bana anlatmanı bekledim ama anlatmayınca öğrenmek için seni takip ettim."

"Senden bunu beklemezdim."

Söylediği şey beni üzmüştü, kafamı önüme eğdim. Ben de kendimden beklemezdim ama sırf merakımdan yapmıştım bunu. Bu yüzden de şimdi utanıyordum. "Neden bana dün o kızın evinde olduğunu ve onunla vakit geçirdiğini söylemedin Barlas?"

"Peki, sen neden bunu bana sormak yerine benim anlatmamı bekledin Öykü?" diyerek sesini yükseltti.

Sinirle ona bakıp ben de sesimi yükselttim. "Çünkü bunu benden saklayacak mısın yoksa anlatacak mısın diye merak ettim de o yüzden! Hatta dün sana bu yüzden kırgındım. Anneme bizi söylememi isteyip beni sıkboğaz ettiğin için değil!"

"Demek o yüzden kırgındın bana."

"Evet! O kız kim Barlas?"

"Bence tahmin ediyorsundur!"

"Bir tahminim var tabii!"

"Söyle o zaman!"

Gözlerine bakarken yutkundum. Düşündüğüm şeyi onaylamasından korkuyordum ama madem bunu duymak istiyordu o zaman söyleyecektim. "Eski sevgilin!"

Sesli bir nefes bırakıp sanki bunu söyleyeceğimi biliyormuş gibi baktı bana. "Oflama! Seni nasıl öptüğünü gördüm!"

"Nasıl öpmüş?"

"Çok yakın olduğunuzu belli eder gibi!"

"Çok yakınız zaten."

Bunu duymak canımı bir kez daha yakmıştı. Ona bakakaldım. Kızla yakın olduğunu söylüyordu ama hâlâ bir şey anlatmıyordu. Dün o telefonu açmasaydım ve bunu ona söylemeseydim bu kadarını da söyleyeceği yoktu. "Seni bugün o kızın evinde görünce ne hissettim biliyor musun? Beni aldattığını."

"Gerçekten böyle mi düşündün?"

"Evet..."

Sertçe frene basıp arabayı yolun ortasında durdurdu. Akşam saatleri olduğu için ve etraf ıssız olduğu için arkamızda araba olmaması büyük şanstı. Bunu neden yapmıştı, yolun ortasında durmak da neydi?

Kahverengi gözleri gözlerimin üzerindeyken hızla çenemden tutup yüzümü yüzüne yaklaştırdı ve gözlerimin içine baktı. "Öykü, bir baksana gözlerime... Burada senden başka birini görüyor musun sen? Seni nasıl sevdiğimi bilirken aldattığımı nasıl düşünebilirsin? Beni hiç mi tanımıyorsun kızım? Gözlerimde kendini görmüyor, kalbimin ritminde adını duymuyor musun? Seni bu kadar severken aldatmak ne ya? Seven insan aşkına ihanet eder mi? Yapar mı bunu sevdiğine?" Sessizce onu dinlemeye devam ediyordum. Elini çenemden çekip yanağıma koydu. "Kızım ben senin için ölüyorum ya ölüyorum! Gözlerine baktığımda her şeyi unutuyorum. Yanındayken nefes alıyorum be, yaşadığımın farkına varıyorum. Sen bana verebileceği en güzel şeyi veriyorsun... Sevgini. Ben böyle güzel bir şeye sahipken seni nasıl aldatabilirim? Bana böyle bakan gözlerin sahibine nasıl ihanet edebilirim?"

Söylediği şeyler yüzünden aklımdan geçen şüphelerden pişman olmuştum. Kafamı üzüntüyle önüme eğdim. Haklıydı. Beni sevdiğini biliyordum. Bunu bilirken aldatıyor olabileceğini aklımdan geçirmem saçmalıktı ama düşünmüştüm işte. Yapmıştım öyle bir hata. "Etmeyeceğini biliyorum." Sessizce söylediğim söze sinirle cevap verdi. "Bildiğin için mi saçma sapan şeyler düşündün?"

"Saçmaladım bunun farkındayım." Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra tekrar çenemden tutup yüzümü kaldırdı ve gözlerine bakmamı sağladı. "Bana ne zaman güveneceksin Öykü?" Güven problemim olduğunun farkındaydı. Daha önce de ona güvensizliğim yüzünden aramız bozulduğu için şimdi de öyle olmasından korkuyordum. Evet, bir güven problemim vardı ama bunun Barlas'la alakası yoktu. Ben güvenmeyi bilmiyordum galiba.

"Barlas ben... Özür dilerim!" Elini çenemden çekti ve önüne dönüp arabayı hızlı bir hamleyle geri çevirdi ve geldiğimiz yola doğru sürmeye başladı.

"Ne yapıyorsun?" Kırgın bir sesle cevap verdi. "Seni bugün görüştüğüm kızın evine götürüyorum. Bana güvenmen gerektiğini öğrenmen lazım artık."

Sesimi çıkarmadan ona baktım. Bayağı kırılmış olduğunu gördüm. Güvensizliğim yine onu kırmıştı. Şu an kendime çok kızıyordum. Neden böyle düşünmüştüm ki? Beni ne kadar sevdiğini biliyordum. Nasıl böyle düşündüğümü söyleyip de onu kırabilirdim? İkinci defa bunu yapıyordum.

Kısa bir süre sonra kızın evinin önüne geldiğimizde Barlas arabayı park edip beni beklemeden indi. Onun bana kırgın olması moralimi bozuyordu. Emniyet kemerimi çözüp ben de peşinden gittim. Kızın kapısının önünde bekliyordu. Yanına gittiğimde zile bastı. O, kapıya bakarken ben ona bakıyordum. Konuşmuyordu. Kız kapıyı açıp önce Barlas'a sonra bana baktı.

"Barlas ne oluyor? Kim bu kız?"

"Bir şey olduğu yok. Sadece tanışmanızı istediğim için sana Öykü'yü getirdim." Barlas onunla konuşurken ben kızı inceliyordum. Benden sadece birkaç santim uzundu. Beyaz tenine yakışan uzun kızıl saçları vardı. İnce kaşlarının altındaki yeşil gözleri oldukça dikkat çekiciydi. Küçük burnunun etrafındaki çillerin ona yakıştığını ve kızın çok güzel olduğunu fark ettim. İtiraf etmeliydim ki kıskanılacak kadar güzeldi. "Öykü mü?" Kız adımı duyunca kaşlarını hafifçe çatıp, beni baştan aşağı süzdü. Yeşil gözlerini gözlerime dikerek konuştu. "Geleceğini bilmiyordum, şaşkınlığım için kusura bakma. Barlas evden öyle aceleyle çıkınca seni getireceğini tahmin etmemiştim."

Bakışlarımı Barlas'a çevirdiğimde onun bana değil de kıza baktığını gördüm. Kırgın olduğu için bir süre yüzüme bakmayacaktı sanırım. "Önemli değil," derken kızın beni bildiğini düşündüm. Galiba Barlas ona benden bahsetmişti. Kız kibarca elini uzattı.

"Bu arada evime hoş geldin. Ben Simay. Tanıştığımıza memnun oldum."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

43. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum