İçeriğe geç

ÇETE

Bölüm 19 · 17 dk okuma

ÇETE

Bölüm 19

18.Bölüm

Bir Hafta Sonra

Omuzlarım düşmüş bir halde ağır ağır okula doğru yürürken günlerdir düşündüğüm sorunun cevabını arıyordum.Babamdan nasıl intikam alacağım?Bu, her saniye aklımdaydı. Çeteye giremeyeceğimi öğrendiğim günden beri bunu düşünüyordum. Ah! Tabii bir de Barlas'ın günlerdir yüzüme bakmıyor oluşu vardı. Onu düşündükçe kalbim acıyor, gözlerim doluyordu ama ben onu düşünmeye devam ediyordum. Bu halde olmamız beni çok üzüyordu. Hatam yüzünden her şeyi altüst etmiştim.

Çıkmazdaydım sanki. Okulda sürekli rastlaşmamıza rağmen beni görmezden gelip yanımdan geçip gidiyordu. Kırılıyordum, paramparça oluyordum ama yine de ona ait olan kalbim her saniye onu görmek istiyordu. Eskisi gibi yanımda olmasını, benimle konuşmasını istiyordum. Ama o uzaktı bana, sanırım bundan sonra da hep öyle olacaktı.

Okul bahçesinin kapısından girdiğimde Aysun'un, "Öykü!" diyen sesiyle olduğum yerde durup ona doğru döndüm. Koşarak yanıma gelip gülümsedi. "Günaydın." Keyifsiz bir şekilde, "Günaydın," dedim. Kaşları birden çatıldı, "Kızım yapma şunu ya, seni böyle görmek hoşuma gitmiyor." Omzumu silkip kafamı önüme eğdim. "Ne yapayım Aysun, hiç keyfim yok." Elini omzuma koydu. "Her şey düzelecek." Beni teselli etmeye çalışıyordu ama hiçbir şeyin düzelmeyeceğini o da biliyordu. "Barlas bana kırgın, babam olacak o adam hâlâ bizi buradan göndermeye çalışıyor, annem onun yüzünden mutsuz ve düşünceli. Söylesene hangi biri düzelecek? Hayatımda hiçbir şey yolunda gitmiyor ki!"

Diyecek bir şey bulamayınca o da sustu. Bu sırada gözüm park ettikleri arabadan inen Barlas ve çetesine kaymıştı. Daha doğrusu Barlas'a. Gözlerimi ondan alamıyordum, ya da şöyle diyeyim almak istemiyordum. Özlüyordum onu. Arabadan inip okula doğru yürürken gözleri bana kaydı. Sadece iki saniye süren bakışmamız beni deli gibi mutlu ederken o gözlerini benden çekti ve okulun kapısına yönlendirdi. Bakmak istemiyordu işte. Tıpkı konuşmak istemediği gibi gözlerime de bakmak istemiyordu. Belki de beni görmek istemiyordu.

Yanımdan geçerken kolundan tutup onu durdurmamak için kendimi zor tutuyordum. Yüzüme baksın, benimle konuşsun istiyordum ama yapamıyordum.Umursamaz bir şekilde yanımdan geçip gittiğinde gözlerim birden dolmaya başladı. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Yüzüme bakmıyor oluşu artık iyice moralimi bozuyordu. Ne yapacaktım, onunla nasıl eskisi gibi olacaktım bilmiyordum.

Bildiğim tek bir şey vardı o da yeniden gözlerime bakmasını istediğimdi.Çetesi de yanımdan geçerken yüzüme bakmamıştı. Özellikle Bade. Her fırsatta benden nefret ettiğini belli eden bakışlar fırlatırken şimdi yüzüme bakmıyordu. Tabii artık umursamıyordu beni. Çeteye giremediğim için mutlu olmuştu muhtemelen.Onlar geçip gidince Aysun elini omzumdan çekip koluma girdi. "Hadi sınıfa gidelim." Sınıfa çıktığımızda sessizce gidip yerime oturdum. "Öykü, neyin var senin?" Koray arkasına dönmüş merakla suratıma bakarken bakışlarımı ona çevirdim. Bizden önce gelip sırasına oturduğunu fark etmediğim için ona selam vermemiştim. "Hiç."

"Hiç mi? Nedense bana pek öyle gelmiyor ama... Yoksa yine Barlas konusu mu?" Ben cevap veremezken yanıma geçip oturan Aysun kafasını sallayarak cevap verdi. "Aynen öyle, Barlas yine Öykü'nün yüzüne bakmadı."

"Ne yapsın çocuk kırgın." Aysun sinirlendi. "Sen Barlas'ı mı koruyorsun?"

"Hayır, ben sadece Öykü'nün Barlas'a güvenmeyerek yanlış yaptığını söylüyorum." Aysun tam bir şey diyecekken ayağa kalktım ve konuşmasına engel olup sakince konuştum, "Ben kantine gidiyorum, bir şey isteyen var mı?" Laf olsun diye sorduğum soruya cevap vermelerini beklemeden yürüyüp sınıftan çıktım. Aslında kaçtım da denilebilirdi. Bir haftadır yüzlerce kez konuştuğumuz ve beni fazlasıyla üzen bu konudan sıkılmış uzaklaşmak istemiştim. Kantine girip kahve istedim. Düşünmekten pek iştahım olmuyordu ve bir şey yiyemiyor sadece kahve içiyordum. Bu yüzden şimdiden iki kilo vermiştim.

Bardağı alıp boş masalardan birine oturdum.Kahvemi yudumlarken Ateş girmişti kantine. Beni görünce gülümseyerek yanıma gelip karşımdaki boş sandalyeye oturdu, "Selam Öykü, n'aber?"

"İyi," diyerek gülümsemeye çalıştım ama pek başarılı olamadım. Ateş iyi olmadığımı anlayınca sırtını sandalyesine yaslayıp bir süre beni izledi, "Çeteye giremediğin için üzgünsün değil mi?" Bunu ilk duyduğunda Aysun gibi o da çok sevinmişti aslında ama ben üzüldüğüm için üzülüyordu."Anlamıyorum. Sırf Barlas'a karşı bir şeyler hissediyorsun diye o çeteye girmek istemeni anlayamıyorum." Babamdan intikam almak için çeteye gireceğimi ona söylemediğim için asıl sebebimi bilmiyordu. "Boş ver Ateş, zaten giremedim." Sesim üzüntüden kısık çıkmıştı.

"Bence iyi oldu. Senin gibi biri o çetede olmamalı." Kahvemden bir yudum daha alınca gözlerimi ona çevirdim, "Olamıyorum zaten..."

"İyi işte ne güzel... Buna sevinmelisin. Bak üzüntüden çöktün iyice, çok kötü görünüyorsun."

"Farkındayım."

"Farkındaysan kendine gel Öykü. Hayatın bitmiş gibi davranma."

"Öyle davranmıyorum."

"Hayır, öyle davranıyorsun. Şu haline bak, Barlas'a karşı bir şeyler hissetmene rağmen bu güzel duyguyu azap içinde yaşıyorsun."

"Ateş seni anlıyorum iyi olmamı istiyorsun ama bunun için zamana ihtiyacım var. Öyle hemen iyi olmamı bekleme benden."

"Senin iyi olmak için zamana değil Barlas'a ihtiyacın var. O olmadan iyi olacak gibi görünmüyorsun." Barlas konusu açıldığı için Aysun ve Koray'ın yanından kaçmıştım Ateş'e yakalanmıştım. Nereye gitsem ondan kaçamıyor ama ona varamıyordum. Ateş haklıydı. Evet, benim gerçekten iyi olmak için Barlas'a ihtiyacım vardı. Kafamı kantin kapısına çevirdiğim an içeri giren Barlas'la Samet'i gördüm.

Kalbim heyecanla atmaya başladığında içimi bir huzur kapladı. Barlas'ın gözleri bize kayınca umursamaz bir tavır takınmaya çalışarak kantinciye doğru yürüdü. Ben onu izlerken Ateş bana bakıyordu. "Onu sevdiğin o kadar belli oluyor ki," dediği an esmer uzun boylu bir çocuk gelip Ateş'in omzuna elini koydu, "Ateş, koç seni çağırıyor hemen gelmen lazım."

Ateş "Tamam," diyerek kalktığı sırada ben söylediği şeyi düşünüyordum. Gerçekten o kadar belli oluyor muydu? Çocuk yanımızdan ayrılırken Ateş tekrar bana baktı. "Senin üzülmeni istemiyorum Öykü, umarım duygularının bir karşılığı vardır." Kendisi tek taraflı aşk yaşadığı için aynı şeyleri benim de yaşayıp üzülmemi istemiyordu. Ben ağzımı açıp bir şey söyleyemeden gitti, yarım kalmış kahvemi masada bırakıp çalan zil sesiyle ben de ayağa kalktım.

Bir an başım dönüp gözlerim kararmaya başlayınca düşmemek için elimle masadan destek aldım ama kendimi dengede tutamadım. Sanırım aç gezdiğim için tansiyonum düşmüştü. Ayakta duramayacağımı anladığım an birinin beni belimden tutmasıyla düşmekten kurtuldum. Gözlerimi açıp beni tutan kişinin kim olduğuna baktığımda bana endişeyle bakan Barlas'ı gördüm. Heyecanla yutkundum. Bir kolu belime dolanmıştı ve gözlerime bakıyordu. Korkmuştu, bayılacağım için korkmuştu ve ben bunu onun gözlerinden anlamıştım.

Hâlâ benim için endişeleniyor olması hoşuma giderken bu şekilde kalmak istedim. Bana yakındı ve gözlerime bakıyordu. Gözlerim onun gözlerinde kaybolurken kalbim heyecandan deli gibi çarpıyordu. Ona uzun süre bakmak istiyordum. Özlediğim gözlerini doya doya seyretmek istiyordum. Saniyeler akıp giderken ona beni tuttuğu için teşekkür etmek istemiştim. "Sağ ol." Fısıltı halinde çıkan sesimle elini belimden çektiğinde kaşlarını hafifçe çattı. Bir şey demek istedi ama demeden birkaç adım ötede duran Ali'nin elinden su şişesini alıp hızla kantinden çıktı.

Yaşamış olduğumuz o kısacık an yüzümde güller açmasına neden olurken ben de peşinden çıkıp sınıfa gittim. Aysun yüzüme garip bir şekilde bakarken daha yerime oturmadan, "Öykü, sen iyi misin?" diye sordu. "Evet," deyip yerime oturdum. "Kantinde bir şey mi oldu?"

"Evet," deyince Aysun merakla, "Ne oldu?" diye sordu. Bakışlarımı sırama sabitlemiş o anı düşünürken olup biteni hızla anlattım. "O an o kadar güzeldi ki beni önemsediğini hissettim."

"Vay be!" Koray da şaşkındı, "Başının döndüğünü fark ettiğine göre seni izliyor olmalıydı." Hiç böyle düşünmediğim için Koray'ın söylediği mantıklı gelmişti. "Ya da yanından geçerken fark etmiş de olabilir." Aysun'un düşüncesi Koray'ınkinin tam tersiyken ona da hak verdim. Öyle de olabilirdi. Yani beni izlediği falan yoktu. İşte bu düşünce suratımın düşmesine sebep olmuştu. "Sonuç olarak Öykü'ye yardım etmiş. Bu onu önemsediği anlamına geliyor. O halde bırakıp gidebilirdi de."

Koray moralimin bozulmaması için mi yoksa gerçekten öyle düşündüğü için mi bilmem Barlas'ın hâlâ beni önemsediğini söylüyordu. Haklıydı. Barlas beni önemsemiş ve düşmemi engellemişti. Önemli olan da buydu; hâlâ beni önemsiyor oluşu.

***

Çalan zil dersin bitmiş olmasına memnun olmamı sağlarken çantamı toparlayıp Aysun'la birlikte sınıftan çıktım. Konuşa konuşa okul kapısından çıktığımızda gözüm yine çetesiyle birlikte arabasının yanında duran Barlas'a takıldı. Bade'yle bir şeyler konuşuyorlardı. Onu izliyordum. Genelde son günlerde okul çıkışlarında yaptığım bir şeydi bu. Aynı sınıfta olmadığımız için onu sadece okula geldiğinde, kantinde ya da okul çıkışlarında görebiliyordum ve bu çok uzun sürmüyordu. Yüzüme bakmıyordu ama onu görmek beni yine de heyecanlandırıyordu.

Dokunamasam bile görmekle yetinmeye çalışıyordum. Bir kere kokusunu aldığın birinden böylesine uzak durmak zordu ama bazen aşk için zor olana katlanmak durumunda kalıyordu insan.Yürümeye devam ederken okulun bahçe kapısında bekleyen takım elbiseli iki adam görünce dikkatimi onlara verdim. Daha önce burada böyle adamlar görmediğim için biraz şaşkındım. Kimi bekliyorlardı acaba? Okulun bahçe kapısına yaklaştığımızda adamlardan biri bana doğru gelip önümü kesti "Öykü Hanım?" Şaşkınlığım devam ederken kafamı Aysun'a çevirdim. O da şaşkın görünüyordu. "Evet... Siz kimsiniz?"

"Biz babanızın çalışanlarıyız. Kendisi sizi görmek istediğini söyledi. Müsaitseniz sizi onun yanına götürmeye geldik," deyince şaşkınca güldüm. Babam beni mi görmek istiyordu? Bu olacak şey değildi. Dünyanın sonu geliyordu galiba. Ne olmuştu da beni görmek istiyordu acaba? Sebebi neydi bilmiyordum ama merak ediyordum."Hayır, o müsait değil!" Aysun beni göndermemek için uğraşırken kafamı ona çevirdim. "Gitsem iyi olacak. Derdi neymiş öğrenmek istiyorum.""Ama Öykü..." deyince sözünü yarıda kestim, "Endişelenmene gerek yok, bana bir şey yapamaz."

"Peki," dediğinde elimi omzuna koydum. "Yarın görüşürüz." Keyifsizce, "Görüşürüz," deyince gözlerim bana bakan Barlas ve çetesine kaydı. Muhtemelen bu adamların benimle ne işi olduğunu düşünüyorlardı. Hepsi merak içinde bana bakarken benim gözüm Barlas'ın üzerindeydi.

Karşımdaki adamla ne konuştuğumu merak etmiş gibiydi. Gözünü bir saniye bile üzerimden ayırmazken adam kolumdan hafifçe tutup beni birkaç metre ötemizde duran lüks arabaya yönlendirdi. Bu sırada Barlas'ın yanıma gelmek için bana doğru bir adım attığını gördüm ama Bade onu kolundan tutup bir şeyler söyleyince gelmekten vazgeçti. Kolumdan tutan adam arabanın arka kapısını açıp beni oturttuktan sonra kendi de yanıma oturdu. Diğer adam da şoför koltuğuna geçti ve hareket ettik. Bu sırada camdan Barlas'a bakıyordum. Endişeli görünüyordu.

Bu adamların kim olduklarını ve beni nereye götürdüklerini merak ettiğinden emindim. Öyle bakıyordu ki peşimden gelip gelmemek konusunda kararsızdı sanki. Bana kırgın olmasa kesin gelirdi ama şu an geleceğini sanmıyordum. Adamlar beni babamın yanına götürürken camdan dışarı bakmaya devam ediyordum. Bu onunla ikinci kez yüz yüze gelişim olacaktı. Bu sefer kendisi benimle görüşmek istiyordu. Şaşkındım, bunu kim bilir niye istemişti. Belki de buradan gitmemiz için beni ikna etmeye çalışacaktı. Eğer böyle bir düşüncesi varsa ve beni bu sebeple yanına çağırdıysa hemen çıkar giderdim.

Hava hafiften kararmaya başlamıştı. Uzun bir yolculuktan sonra nihayet durmuştuk. Arabadan indiğimde nereye geldiğimize baktım. Yıkık dökük binalar ve harabe evlerin olduğu yere uzunca bir süre baktıktan sonra adamın kolumdan tutup beni büyük ama eski bir depoya doğru sürüklemesiyle meraklı gözlerimi oraya yönlendirdim. Benimle görüşmek için beni buraya mı getirtmişti? Ah! Tabii başka ne bekliyordum ki, şık bir restoran mı? Gözlerimi devirip deponun kapısından içeri girdiğimde adam kolumu tutmayı bıraktı. Ben birkaç metre ötemde duran babama sert bakışlar fırlatırken onun yanına doğru yürüdüm. "Geldim işte Arslan Bey, buradayım." Buna memnun olmuş gibi sırıtırken o da bana doğru yürüdü. "Hoş geldin."

"Hoş bulmadım," dedim öfkeli bir şekilde. Sanki karşısında istemediği kızı değil de herhangi biri varmış gibi davranması sinirlerimi bozmuştu. Ortada buluştuğumuzda yüzümü uzun uzun inceledi. "Biliyor musun tıpkı annene benziyorsun." Kaşlarım istemsizce çatıldığında bundan gurur duyduğumu belli edercesine, "Evet, çünkü annemin kızıyım," dedim. Gözleri gözlerime kaymıştı, "Gözlerin de anneninkilere benziyor." Sinirden gülmeye başladığımda yüzüne bakmaya devam ediyordum, "Beni buraya kime benzediğimi söylemek için mi çağırdın?"

Kafasını hafifçe iki yana salladı, "Hayır, yarım kalan konuşmamızı tamamlamak için."

"Hatırladığım kadarıyla bizim konuşmamız yarım kalmamıştı."

"Evet kalmıştı, ben daha söyleyeceklerimi söylememiştim," derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştığımda başarısız olup dişlerimi sıkarak konuştum. "Eğer yine annem hakkında saçma sapan konuşacaksan seni dinlemeyeceğim!"

"Neden, gerçekleri duymak hoşuna gitmiyor mu?"

"Gerçekler dediğin şey senin annemle aramızı bozmak için uydurduğun yalanlar sadece..."

"Bunlar yalan değil gerçek. Annen benim sahip olduklarıma sahip olabilmek için doğurdu seni." Hâlâ aynı şeyi söylüyordu. Sinirlendiğimi gördüğü halde neden buna devam ediyordu ki? Ellerimi yumruk yapmış sıkarken bağırmaya başladım. "Annem hiçbir zaman senin çevrendeki kadınlar gibi olmadı. Onun istediği tek şey beni kabul etmen, kızım deyip bana sarılmandı. O sadece bunu istedi. Senin paranı değil!"

"Onun derdi sadece paraydı. Hâlâ da öyle. Bu yüzden benim olduğum şehirde, çünkü seni kullanacak. Seni kabul etmemi sağlayıp bu şekilde varlığıma ortak olacak!"

"Hayır!" diye bağırdığımda öfkeyle soludum. Böyle düşünmesi beni sinirlendirmişti. Evet, annem babamın yaşadığı bu şehre gelmek istemişti ama onun tek derdi babama yakın olmaktı. Maalesef ona hâlâ âşıktı. "Sen nasıl bir insansın ya? Ben anlayamıyorum, gerçekten anlayamıyorum."O, sessiz kalıp gözlerime bakmaya devam ederken ben de konuşmaya devam ettim, "Merak ediyorum ya, şu ana kadar hiç mi beni görmek istemedin? Nasıl biri olduğumu, neleri sevdiğimi, kime benzediğimi, iyi mi kötü mü olduğumu bir kere bile olsa merak etmedin mi?"

Sorduğum soruya cevap vermeden sessizliğini sürdürdü. "Ben bir babaya ihtiyaç duyduğumda sen neredeydin biliyor musun? Televizyonda... Orada görüyordum seni, kadınlarla birlikte gününü gün ediyordun, tıpkı şimdiki gibi. Ben senin için ağlarken sana muhtaçken sen bir kere bile beni görmeye gelmedin. Kızım deyip saçımı okşamadın. Beni ve annemi senin servetinin peşinde olan kişiler olarak gördün. Ama yanıldın Arslan Bey, biz senin zannettiğin kişiler olmadık. Senin paranın peşinde olan o yanındaki kadınlar gibi olmadık. Annem aptal gibi sana âşık olduğu için ağlarken şu yaşıma kadar onu teselli ederek büyüdüm ben. Sana nefret besleyerek büyüdüm ben. Küçücükken baba diye ağlıyordum, büyüdüğümde bu kelimeden nefret ettim."

Söylediklerimle gözlerim dolmaya başladığında kafamı yere eğdim. Ağlamamalıydım, onun karşısında ağlamamam gerekiyordu. Neden böyle oluyordu anlamıyordum, onun karşısında neden güçsüzleşiyordum? Söylediklerimden sonra, "Bak Öykü," diyerek sessizliğini bozunca birkaç saniye o şekilde durup kendimi toparladıktan sonra kafamı kaldırıp yüzüne baktım.

Garipti ama söylediklerim için gram üzgün görünmüyordu. Vicdansızdı çünkü. Benim babasız büyümem onun umurunda bile değildi. "Annen..." diye söze başladığında ne diyeceğini gerçekten çok merak ediyordum. "O benim için harika bir insandı. Onunla tanıştığımda senden sadece birkaç yaş büyüktü. Her şey çok güzeldi, birbirimizi çok seviyorduk. Onunlayken zaman çok hızlı geçiyordu. Birlikteyken yanından ayrılmak, onu bırakmak istemiyordum. Kalbimin ritmini değiştiren o kadına âşıktım. Onunla mutluydum. Ta ki karşıma geçip hamile olduğunu ve bana baba olacağımı söyleyene kadar... O günü hatırlıyorum, şok olmuştum. Ben böyle bir şeyi istemiyordum, babalık benim istediğim bir şey değildi. O da istemiyordu seni zaten, bu yüzden seni aldırmak istedi ama sonra ne olduysa bana gelip seni aldırmayacağını ve doğurmak istediğini söyledi. Bunu duyunca kızdım ona, kavga ettik. Seni istemediğimi söyledim. Beni ikna etmeye çalıştı ama başaramadı. Çünkü biliyordum benimle evlenebilmek için doğuracaktı seni. Ama ben böyle bir şey istemiyordum. Evet, her şey çok güzeldi ama ben hiçbir zaman onunla evlenmeyi düşünmemiştim. O, kimsesi olmayan bir üniversite öğrencisiydi, ben saygın bir iş adamıydım, annen gibi biriyle evlenip de kendimi çevreme rezil edemezdim."

Bunlar bildiğim şeyler olduğu için garip gelmemişti bana. Ben tek bir şeyi merak ediyordum... "Peki beni neden kabul etmedin? Bu durumda benim suçum neydi?" Direkt cevap verdi, "Seni kabul etmedim çünkü kabul edersem annen emeline ulaşmış olacaktı ve servetime seni ortak edecekti." Bu fikre nasıl kapılmıştı çok merak ediyordum. Bir zamanlar anneme âşıktı, onu hiç mi tanımamıştı? Onun bu yüzden beni doğurduğunu nasıl düşünebilirdi? "Öyleyse servetine ortak olmayı düşünen birini neden sevdin?"

"Çünkü annenin böyle biri olduğunu bilmiyordum. Onu diğer kadınlardan farklı sanmıştım, sonra da yanıldığımı gördüm. O da diğerleri gibiydi, tek düşündüğü paraydı. Birlikteyken sürekli evlilikten bahsediyordu. Seni de bu yolda kullanmak istedi." Bir sinir dalgası tüm vücuduma yayılırken ellerimi yine yumruk yapıp sıktım. "Bir kadının âşık olduğu adamla evlilik düşünmesi çok normal değil mi sence de? Neden seninle servetin için evleneceğini düşündün ki? Sevdiği için evlenmek istiyor olamaz mıydı?"

"Olamazdı," diyerek kafasını sağa sola oynattı. Onu itmemek için kendimi zor tutuyordum. Delirtecekti beni. "Kendince uydurduğun saçmalıklara inanıp annemi hamileyken terk etmen çok aptalca! Bence sen sevilmeyi hiç hak etmemişsin, annem seni boşuna sevmiş. Babam olduğun için senden utanıyorum!" Sessiz kalmış yüzümü izliyordu. Daha fazla onunla konuşup da sinirlerimi bozmak istemiyordum. Ne dersem diyeyim bana inanmayacaktı zaten. Boşuna kendimi de annemi de savunmama gerek yoktu. Gitmek istiyordum. Arkamı dönüp adım attığım sırada, "Sen de annen gibisin," demesiyle yerimde durup yine ona döndüm. "Hangi konuda?"

"Onun gibi büyük bir servete sahip olmak istemen konusunda." Hay ben senin de servetinin de... Ben bu adamı öldürmek istiyordum ya. Cidden öldürmek istiyordum! Yanına iyice yaklaşıp gözlerine baktım. "Bana bak Arslan Efendi! Senin ne kadar zengin olduğun benim umurumda bile değil! Benim senden hiçbir beklentim yok, annemin de öyle. Çünkü sen bizim hiçbir şeyimiz değilsin!"Güldü. "Bulmuşsun kendine yağlı kuyruk istemezsin tabii."Gözlerine anlamsızca bakarken, "Ne... Ne diyorsun sen? Neden bahsediyorsun?" diye sordum. Omuzlarını dikleştirip ellerini kumaş pantolonunun ceplerine soktu. "Şu yanındaki serseri çocuğu diyorum. Barlas Karaman'ı."

Ağzım açık bir şekilde ona bakarken hâlâ ne demek istediğini anlayamamıştım. Barlas ne alakaydı şimdi? "Onunla beraber şirketimden çıktığınızda kendisini biraz araştırmak istedim. Öğrendim ki eski tanıdığım ünlü iş adamı Engin Karaman'ın oğluymuş. Senin yanında olması şaşırttı beni. Babası iş dünyasının en tanınan isimlerinden biri... Seninle ne işi olabileceğini düşündüm. Ama sonra şaşırmamam gerektiğini anladım. Sonuçta sen de tıpkı annen gibi kiminle birlikte olman gerektiğini iyi biliyorsun."

Duyduklarımla kısa çaplı bir şok geçirirken yutkundum. Engin Karaman'ın oğlu mu? Barlas ünlü bir iş adamının oğlu muydu? Yok, böyle bir şey olamazdı. Bu mümkün değildi bir kere. Öyle olsa neden yetimhanede büyüyecekti ki? Bu işte bir yanlışlık olmalıydı. Zengin bir iş adamının oğlu olsa ben bunu muhakkak bilirdim. Bilmediğime göre yoktu böyle bir şey.Sinirle elimi kaldırıp parmağımı sallarken, "Bak benimle doğru konuş, ben parası için kimseyle birlikte olmam!" dedim. Gülüyordu. "Öyleyse o çocukla ne işin var?" Bağırdım. "Bundan sana ne?"

"Sadece senin de annen gibi olduğunu göstermeye çalışıyorum..." deyip gözlerini hafifçe kıstı, "Kabul et artık sen de annen gibi servet avcısısın!"Söylediği şey canımı acıtırken kendime hâkim olamayıp onu omuzlarından ittim. "Kes sesini be!" Adamları yanıma yaklaşıp bileklerimden tutarken beni bırakmaları için işaret verdi. Adamlar geri çekilince öfkeyle solumaya devam ederek gözlerine baktım. Çünkü gözlerimdeki nefreti görmesini istiyordum. "Biliyor musun Arslan Vuralkan, senden intikam alacağım! Senin yüzünden annemin döktüğü gözyaşlarının hesabını soracağım sana!"

Söylediklerimi hiç umursamadı. Yapamayacağımı düşünüyordu herhalde. "Görüyorum ki konuşmamız burada bitti Öykü. Artık evine gitsen iyi olur."

Umursamaması sinirlerimi bozarken gözlerimi milim bile oynatmadan gözlerine baktım. "Gideceğim ama önce sana söylemem gereken bir şey var. Bizi rahat bırak! Anladın mı? Bizi rahat bırak! Baba olamıyorsun anladık ama en azından adam ol da huzurumuzu bozma!" Söylediğim şeyle kaşlarını çatınca birkaç saniye daha gözlerine sertçe bakıp gitmek için arkamı döndüm ve oradan çıktım. Nerede olduğuma dair en ufak fikrim bile yokken gelirken gördüğüm otobüs durağına doğru yürümeye başladım.

Sinirlerimi öyle bozmuştu ki koşarak bütün sinirimi atmak istiyordum. Hızla koşmaya başladığımda söylediklerini düşünüyordum. Bu konu böyle kapanmayacaktı. Ne olursa olsun intikam alacaktım.Koşmaktan yorulunca yürüyerek devam ettim. Hava kararmıştı ve buralar pek tekin yerlere benzemediği için biraz gerilmiştim. Ama bunu önemsemiyordum. Aklımda o adamın söyledikleri varken şu an hiçbir şeyi önemseyemezdim. Öyle saçmalamıştı ki Barlas'ın ünlü bir iş adamının oğlu olduğunu söylemişti. Hâlâ aklım almıyordu. Nereden çıkarmıştı bunu?

Sırf beni anneme benzetmeye çalıştığı için yapıyordu belki de. O adamın Barlas'ın babası olmadığını biliyordum ama emin olacaktım. Sonra da gidip bunu yüzüne çarparak beni ne ile itham ettiğinin hesabını soracaktım.Olanları anneme anlatmak gibi bir niyetim yoktu. Zaten bugün nöbetçiydi döndüğümde evde olmayacaktı ama sonra da anlatmayı düşünmüyordum. Boşuna onunda sinirlerini bozmanın anlamı yoktu.Durağı görünce adımlarımı biraz daha hızlandırdım. Otobüs ne zaman gelirdi bilmiyordum ama bir an önce buradan gitmek istiyordum.

Hızla ilerlerken karşı kaldırımdan yürüyen benim yaşlarımda iki genç gördüm. Tekin olmadıklarını düşünerek onlara bakmamaya çalışıp yürümeye devam ettiğimde gülüştüklerini duyunca gözüm istemsizce yine onlara kaydı. Beni fark etmişlerdi. Gülüşmeye devam ederken benim olduğum kaldırıma geçip bana doğru yürümeye başladılar. Yaptıkları şey hiç hoşuma gitmemiş, umarım yanımdan geçip giderler diye dua etmeye başlamıştım. Etraf oldukça ıssızdı. Bir şey yapacak olurlarsa bana yardım edecek kimse yoktu. İyice yaklaştıklarında bir tanesi ıslık çalmaya başladı. Omurgamdan aşağı inen bir ürperti hissedince karşı kaldırıma geçmek istedim.

Biri önüme geçip beni durdurdu, "Nereye güzelim, seni korkuttuk mu?"Ona cevap vermeden yanından geçtim ama tekrar önüme geçip tam sokak lambasının altında beni durdurdu. "Utangaç kız, yüzüme bakmayı düşünmüyor musun?" Diğer çocuk arkama geçip, "Zorlama kızı, belki de seni beğenmemiştir," diyerek gülmeye başlayınca kendime hâkim olamayıp, "Ne istiyorsunuz benden?" diye bağırdım. Önümdeki kısık sesle, "Biraz eğlenmek istiyoruz," deyince korku dolu gözlerle kafamı kaldırıp yana çekilerek onlara baktım. Önümdeki esmer, hafif kilolu diğeri ona oranla cılız ve kumraldı. Sanırım sarhoşlardı çünkü içki kokuyorlardı. Beni aralarına alıp hareket etmemi engellediler. Korkudan nefesim sıklaşırken önümdekini ittim, "Bırakın beni!"

Sendeleyip düşmekten son anda kurtulurken arkamdaki kollarını belime sardı. "Bizimle eğlenmek istemez misin güzelim?"

"Dokunma bana!" deyip sinirle dirseğimi karnına geçirdiğimde eğilip iki büklüm oldu. Fırsattan istifade kaçmak için adım attığım sırada esmer olanın ayağıma taktığı çelmeyle yere düştüm. Çevreme bakındım ama kimse yoktu. Sesimi birilerinin duyması için, "İmdaaaat!" diye bağırdığımda kumral olan yanıma eğilip eliyle ağzımı örttü. "Sesini kes!" Gözlerim ağzımı örtmesiyle koluna kayınca, kazağının kolunun hafifçe yukarı sıyrıldığını ve orada bir aslan kafası dövmesi olduğunu fark ettim. Gördüğüm şeyden emin olmak için daha dikkatli bakarken çocuk elini ağzımdan çekip beni kolumdan tutarak yerden kaldırdı. Yumruklarımı göğsüne vurarak bağırmaya devam ettiğimde, "Bırakın beni!" dedim.

Kumral olan sinirlenip beni tekrar yere itince düşüp korkuyla yutkundum. Burada tek başımaydım ve bu çocuklara karşı koyacak gücüm yoktu. Kurtulmak istiyordum. Korkuyordum ve korkudan gözlerimden yanaklarıma yaşlar süzülüyordu. Ne yapacaktım şimdi? Nasıl kurtulacaktım bu çocuklardan?

Üzerime doğru yürürlerken yerde geri geri sürünerek yine aynı şeyi kekeleyerek tekrarladım, "Bı... Bırakın beni!" Sırıtışları şeytani bir hal alırken hiç de dediğimi yapacak gibi görünmüyorlardı.

Bunu görmek beni daha da korkuturken arkalarından gelip kaldırımın hemen yanında ani fren yapan ve gözümü alan arabanın farı ile gözlerimi kısıp elimi gözlerime siper ettim. Arabanın kapısının açılma sesini duyunca elimi aşağı indirip gelenin kim olduğuna baktım. Hayal görmediğimden emin olmak için gözlerimi kırpıştırıp tekrar baktım. Bu olamazdı! Onun burada ne işi vardı? Bu bir hayal değildi, her şey gerçekti. O buradaydı ve karşımdaki çocuklara çok sert bakıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.