İçeriğe geç

cesaretin var mı ?

Bölüm 7 · 54 dk okuma

cesaretin var mı ?

Bölüm 7

Bedeli Var

Asel'in telefonu hâlâ elindeydi.

Ekrandaki kamera kaydı donmuştu.

Soyunma odasının kapısı.

Yağmur.

Asel'i içeri kilitleyen kişi.

Asel birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden ekrana baktı. Gözleri yavaş yavaş büyüdü. Çenesindeki kas gerildi. Yüzündeki şaşkınlık birkaç saniye içinde yerini öfkeye bıraktı.

“Orospu…”

Kelime ağzından neredeyse fısıltıyla çıktı.

Sonra telefonu avucunun içinde sıkıp kalabalığın arasına daldı.

“Asel!”

Rukiye onun peşinden koştu.

“Asel dur!”

Ama Asel durmuyordu.

Kalabalığın arasından hızla geçiyor, herkesi omzuyla kenara itiyor, gözleriyle Yağmur'u arıyordu.

“YAĞMUR NEREDESİN SEN?!”

Bir anda sahildeki kalabalığın tamamı dönüp ona baktı.

Yağmur biraz ileride arkadaşlarıyla konuşuyordu.

Asel onu gördüğü anda saçına yapıştı.

Yüzündeki ifade tamamen değişti.

“Sen.”

Yağmur'un yüzündeki renk çekildi.

“Asel, dur—”

Asel birkaç adımda yanına ulaştı. Yağmur geri çekilmeye çalışırken Asel onu yakaladı.

“Sen ne yaptın lan ?!”

“Özür dilerim, açıklayabilirim—”

“NE NESİNİ AÇIKLAYACAKSIN?!”

Sesinin şiddeti sahilde yankılandı.

Yağmur'un arkadaşları hemen araya girmeye çalıştı.

“Asel bırak!”

Rukiye onların önüne geçti.

“Kimse karışmasın!”

“Asel, sakinleş!”

“Sakinleşmeyeceğim!”

Asel'in gözleri öfkeyle dolmuştu. Nefesi hızlanmış, elleri titremeye başlamıştı.

“Beni o odaya sen kilitledin! Sen!”

Yağmur ağlamaya başladı.

“Çok özür dilerim…”

“Özür mü?”

Asel acı bir şekilde güldü.

“Özür mü?! Sen benim orada ne yaşayacağımı düşündün mü? Saatlerce kimsenin beni bulamayacağını düşündün mü?!”

Etraftaki öğrenciler yavaş yavaş sahilde toplanıyordu.

Birileri telefonunu çıkarıyor, birileri birbirine ne olduğunu soruyordu.

“Ne olmuş?”

“Yağmur mu kilitlemiş Asel'i?”

“Video çıkmış galiba.”

Asel hiçbirini duymuyordu.

Yağmur'u önüne katıp denizin kenarına doğru ilerledi.

“Yürü.”

“Asel, lütfen…”

“YÜRÜ DEDİM!”

Rukiye birkaç adım arkalarından gidiyordu.

“Asel, tamam! Artık yeter!”

Ama Asel'in öfkesi dinmiyordu.

Denizin kıyısına geldiklerinde bütün kalabalık onların etrafında toplanmıştı.Asel yağmurun kafasını suya sokup çıkarıyo onu resmen boğuyordu.

Asel Yağmur'a döndü.

“Nasıl cesaret ettin lan?”

Yağmur ağlayarak başını salladı.

“Ben… ben böyle olacağını düşünmedim.”

“DÜŞÜNMEDİN Mİ?”

Asel'in sesi çatladı.

“Ben orada tek başımaydım! Kimse nerede olduğumu bilmiyordu! Sen bunu bile bile yaptın!”

Yağmur tekrar özür dilemeye çalıştı.

“Asel, gerçekten pişmanım…”

“Bana pişmanlıktan bahsetme!”

Asel bir adım daha attı.

“ Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yakakalığına devam ettin.”

Yağmur artık nefes alamıyordu. Asel durmadan onu boğuyordu.

Rukiye artık Asel'in yanına gelmişti.

“Asel. Bana bak.”

Asel dönmedi.

“Asel, bana bak!”

Tam o sırada Alperen kalabalığı yararak geldi.

“Asel!”

Asel onu da duymadı.

Yağmur'a doğru tekrar hamle ettiği anda Alperen arkasından yetişip Asel'i tuttu.

“Asel, yeter!”

“BIRAK BENİ!”

“Hayır!”

“ALPEREN BIRAK!”

Asel çırpınıyor, öfkeden sesi titriyordu.

“BIRAK DİYORUM! BUNU YAPTI O!”

“Biliyorum!”

“BIRAK O ZAMAN!”

Alperen onu bırakmadı.

Rukiye ise Yağmur'un yanına koştu ve onu kalabalıktan uzaklaştırdı.

Yağmur yere oturmuş, ağlıyor ve yolunmul saçını tırnaklanmış suratını düzeltmeye çalışıyo nefessiz kaldığı için nefes almaya çalışıyordu.

Rukiye ona baktı.

Yüzündeki ifade artık Asel'inki kadar öfkeliydi.

“Sen gerçekten ne yaptığının farkında mısın?”

Yağmur cevap veremedi.

Rukiye ayağa kalktı.

“Bu iş burada bitmedi.”

Sonra Asel'e baktı.

Asel hâlâ Alperen'in kollarından kurtulmaya çalışıyordu.

“Bırak beni…”

Sesi artık bağırmıyordu.

Ama öfkesi hâlâ yüzündeydi.

Alperen hiçbir şey söylemedi.

Asel başını kaldırıp Yağmur'a baktı.

" Ezik kaltak bu iş burda bitmedi seni geberticem.”

Sahilde ölüm sessizliği oluştu.

Kimse konuşmuyordu.

Çünkü herkes Asel'in sadece sinirlenmediğini anlamıştı.

Sahilde herkes donup kalmıştı.

Yağmur'un arkadaşları hemen onun yanına koşmuş, onu ayağa kaldırmaya çalışıyordu.

“Yağmur, iyi misin?”

“Dur, otur biraz.”

Yağmur kendine gelmeye çalışırken etrafındaki kalabalık sessizce olanları izliyordu.

Ama kimse Asel'e şaşkınlıkla bakmıyordu.

Çünkü herkes biliyordu.

Asel'e ya da Rukiye'ye bulaşmanın sonucu buydu.

Onların şakası yoktu.

Asel hâlâ öfkeyle Yağmur'a bakarken Alperen onu kollarından tutup kalabalıktan biraz uzaklaştırdı.

“Asel, gel.”

“Bırak.”

“Bir dakika, gel.”

Alperen onu zorlamadan yanına oturttu.

Bir süre yüzüne baktı.

“İyi misin?”

Asel ona dönüp gözlerini devirdi.

“Sanane?”

Alperen bir an sustu.

Asel bakışlarını başka tarafa çevirdi.

Tam o sırada Rukiye yanına geldi.

“Kanka…”

Asel başını kaldırdı.

“İyisin dimi?”

Rukiye hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.

Asel birkaç saniye arkadaşının omzunda sessiz kaldı.

Sonra dişlerinin arasından konuştu.

“Geberteceğim onu.”

Rukiye geri çekilip yüzüne baktı.

“Asel…”

“Bu iş burada bitmedi.”

Asel'in gözleri hâlâ Yağmur'un üzerindeydi.

“Oruspuya bak.”

Alperen onları dinlerken hafifçe başını salladı.

Sonra Asel'e baktı.

“Senin bu hallerine aşık oluyorum biliyorsun, değil mi?”

Asel ona döndü.

Bir saniye boyunca yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Sonra alaycı bir gülümseme oluştu.

“Aynen canım. Hadi yürü.”

Alperen istemsizce güldü.

“Tamam.”

Tam o sırada arkadan Furkan'ın sesi duyuldu.

“ANAM BACI!”

Herkes dönüp baktı.

Furkan kalabalığın arasından geliyordu.

“Naptın sen?”

Asel bir anda gülmeye başladı.

“Ay siz şaka mısınız?”

Furkan yanına gelip ona yarım sarıldı.

“Aslan bacı ya!”

Asel gözlerini devirdi ama gülmeye devam etti.

“Sen bi beni bırak. Konuşmuyorum ben seninle.”

Furkan ellerini kaldırdı.

“Tamam tamam. Halledicez.”

“Sen hiçbir şeyi halletme.”

“Halledeceğiz.”

“Hayır.”

“Evet.”

Asel istemsizce tekrar güldü.

Rukiye onları izliyordu.

Bir an hiçbir şey söylemeden dört kişiye baktı.

Asel, Furkan, Alperen ve kendisi…

Ne kadar kavga etmiş, ne kadar birbirlerine kızmış olurlarsa olsunlar, o an hepsi yine aynı yerdeydi.

Rukiye bu dörtlüyü özlediğini fark etti.

Ama o düşünce yalnızca birkaç saniye sürdü.

Çünkü hemen Güney'in yanına gitti.

“Aşkım…”

Güney ona döner dönmez Rukiye sarıldı.

Güney şaşkınlıkla ona baktı.

“Baldız naptı ya?”

Rukiye başını Güney'in omzuna yasladı.

“Hakketti.”

Sonra biraz geri çekildi.

“Ama… o kitlemiş Asel'i.”

Güney'in yüzündeki ifade değişti.

“Ne?”

Rukiye başını salladı.

“Görüntüler çıkmış.”

Güney birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Rukiye'nin başından öptü.

“İyi misin?”

“İyiyim.”

Güney onu biraz daha kendine çekti.

Rukiye de sıkıca sarıldı.

Bir süre sonra Asel de onların yanına doğru yürüdü.

Yolda Taha onu gördü.

“Gardaş…”

Asel dönüp baktı.

“İyi misin?”

Asel başını salladı.

“İyiyim, iyiyim.”

Taha hiçbir şey demeden kollarını açtı.

“Gel buraya mal.”

Asel gülerek yanına gitti.

Taha ona sarıldı.

Asel başını onun omzuna yasladı.

O an kimse Yağmur'dan, kameradan ya da biraz önce yaşananlardan konuşmadı.

Çünkü herkes aynı şeyi biliyordu.

Ne olursa olsun…

Asel yalnız değildi.

Rukiye yanındaydı.

Güney yanındaydı.

Furkan yanındaydı.

Taha yanındaydı.

Ve bütün yaşananlara rağmen, dostları yine onun etrafında toplanmıştı.

Ama bir kişi eksikti.

Yusuf.

Herkes sahilde toplanmışken o hâlâ Emine'nin yanındaydı. Biraz uzakta onunla konuşuyor, yaşananları uzaktan izliyordu.

Asel bir an göz ucuyla ona baktı.

Yusuf da ona bakmadı.

Asel'in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

Sonra Rukiye'ye döndü.

“Boşver.”

Rukiye bir şey söylemedi.

Çünkü Asel'in ne demek istediğini anlamıştı.

O an Yusuf'un yanında olup olmamasının önemi yoktu.

Asel'in etrafında hâlâ sevdiği insanlar vardı.

Furkan, Taha, Güney, Rukiye…

Ne yaşanırsa yaşansın yanında durmuşlardı.

Bir süre sonra herkes yavaş yavaş otele geçti.

Asel ve Rukiye odalarına çıktığında ikisi de yatağın üzerine oturdu.

Bir süre sessiz kaldılar.

Sonra Rukiye telefonunu eline aldı.

“Kanka…”

Asel ona baktı.

“Ne?”

Rukiye telefonu ona doğru çevirdi.

“Asel…”

Ekranda bir magazin hesabının paylaşımı vardı.

Başlık:

“Antalya gezisinde ortalık karıştı! Asel ve Yağmur kavgası kamerada!”

Altında sahilden çekilmiş görüntüler vardı.

Kalabalık.

Yağmur.

Asel'in öfkeli hali.

Rukiye'nin araya girmeye çalışması.

Alperen'in Asel'i uzaklaştırması.

Asel'in gözleri büyüdü.

“Şaka yapıyorsun.”

“Hayır.”

“Biz daha otele geleli kaç dakika oldu?”

“Bilmiyorum.”

Asel telefonu eline aldı.

“Bunlar nasıl bu kadar hızlı yayıldı ya?”

Rukiye kahkaha attı.

“Sen artık magazinsin.”

“Sus ya.”

Tam o sırada Asel'in telefonu çalmaya başladı.

Ekranda annesinin adı yazıyordu.

Asel derin bir nefes aldı.

“Alo?”

“Anne?”

Karşı taraftan telaşlı bir ses geliyordu.

“Ne oldu? Sen iyi misin? Telefonda görüntüler gördüm!”

Asel gözlerini kapattı.

“Anne sakin ol. İyiyim.”

“Nasıl iyisin? Her yerde görüntün var!”

“Anne gerçekten iyiyim. Bir olay oldu sadece.”

“Sen kavga mı ettin?”

Asel Rukiye'ye baktı.

Rukiye dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalışıyordu.

“Aslında…”

Rukiye hemen araya girdi.

“Kanka yalan söyleme.”

Asel gözlerini devirdi.

“Tamam anne, kavga çıktı. Ama şu an iyiyim.”

Annesi birkaç saniye daha konuştu.

Asel sakin sakin cevap verdi.

“Tamam.”

“Evet.”

“Merak etme.”

“Yarın dönüyoruz zaten.”

“Tamam anne, ben de seni seviyorum.”

Telefonu kapattı.

Odaya sessizlik çöktü.

Rukiye birkaç saniye Asel'e baktı.

Sonra:

“Magazin yıldızı.”

Asel yastığı Rukiye'ye fırlattı.

“Kes sesini.”

Rukiye kahkahalarla gülmeye başladı.

Asel de dayanamadı.

Bir süre sonra ikisi de yatağa uzandı.

Bütün günün yorgunluğu üzerlerine çökmüştü.

Rukiye gözlerini kapatırken:

“Kanka…”

“Hı?”

“İyi ki yanındayım.”

Asel hafifçe gülümsedi.

“İyi ki varsın.”

O gece ikisi de fazla konuşmadan uyuyakaldı.

---

Sabah olduğunda Antalya'daki son gün başlamıştı.

Odanın perdelerinden güneş içeri vuruyordu.

Rukiye gözlerini açtı.

“Asel.”

Ses yoktu.

“Asel.”

Asel yastığın altından boğuk bir ses çıkardı.

“Ne?”

“Kalk.”

“Hayır.”

“Son günümüz.”

Asel bir anda doğruldu.

“NE?”

Rukiye kahkahasını tutamadı.

“Üç gündür beklediğimiz gezi bitiyor diye mi şimdi aklına geldi?”

Asel saçlarını düzeltti.

“Ben daha Antalya'yı yaşayamadım.”

“Dün yaşattın zaten.”

Asel birkaç saniye sustu.

Sonra ikisi aynı anda gülmeye başladı.

Rukiye yatağın üzerinden bir yastık fırlattı.

Asel de karşılık verdi.

Birkaç dakika içinde oda yine kahkahalarla dolmuştu.

Ne Yusuf'tan bahsettiler.

Ne Yağmur'dan.

Ne kameradan.

Ne de dün yaşananlardan.

En azından şimdilik.

Çünkü Antalya'nın son gününde ikisi de birbirine bakıp aynı şeyi biliyordu:

Ne kadar kötü bir şey yaşanırsa yaşansın, birbirlerinin yanında oldukları sürece yeniden gülebiliyorlardı.

Ve bu kez güne birlikte başlayacaklardı.

Kızlar hazırlanıp odadan çıktıklarında ikisi de son günün havasına tamamen girmişti.

Asel'in üzerinde göğüs dekolteli, satenimsi parlak dokusuyla ışığı yakalayan halter yaka buz mavisi bir bluz vardı. Üzerine, hareket ettikçe parıldayan ve vücudunu zarifçe takip eden uzun gümüş-buz mavisi maxi eteğini giymişti. Ayağında mavi-beyaz kumaş bantlı rahat düz sandaletleri, elinde ise kapitone detaylı, önünde parıltılı broş bulunan mini gri-mavi çantası vardı. Boynundaki taşlı kolye, katmanlı gümüş bileklikleri ve yüzükleri kombinini tamamlıyordu.

Rukiye ise parlak, vücudu saran straplez pembe crop üstü ve bel kısmı hafif büzgülü, diz altına kadar uzanan pembe eteğiyle daha iddialı bir görünüm seçmişti. Pembe tonlarındaki monogram detaylı terlikleri, canlı fuşya omuz çantası ve şeffaf pembe spor güneş gözlükleriyle tam bir yaz kombiniydi. Bileğindeki ince, altın çiçek motifli bileklik de bütün görünümü tamamlıyordu.

Koridora çıktıklarında Güney Rukiye'nin yanına geldi.

Rukiye koluna girdi.

“Hazır mısın?”

Güney gülümsedi.

“Seninle her şeye hazırım.”

Rukiye gözlerini devirerek güldü.

“Hadi hadi.”

Dördü aşağı doğru ilerlerken Rukiye ve Güney kol kola girmişti.

Kahvaltı salonuna girdiklerinde masada Belenay ve Nisa oturuyordu.

Kızlar onları görür görmez ayağa kalktı.

“Ay ay ay!”

“Güzelliklere bak!”

Asel kahkaha atarak onların yanına gitti.

“Abartmayın ya.”

Önce Nisa'ya, sonra Belenay'a sarılıp öptü.

Rukiye de ikisine sarıldı.

“Son gün kızlar!”

Belenay dramatik bir şekilde iç çekti.

“Bitiyor…”

Hep birlikte masaya oturdular.

Kahvaltı başlarken dün yaşananlar da ister istemez konuşulmaya başlandı.

Nisa Asel'e baktı.

“Bu arada dün yaptığın şey…”

Asel kaşını kaldırdı.

“Ne?”

“Ben olsam ben de çok sinirlenirdim.”

Belenay başını salladı.

“Gerçekten. Seni oraya kilitlediğini öğrendiğimde ben de şok oldum.”

Rukiye hemen Asel'in koluna dokundu.

“Ben sana dün de söyledim. Kız hak etti.”

Asel hafifçe gülümsedi.

“Ben de zaten pişman değilim.”

Kızlar Asel'i desteklemeye devam ederken kahvaltı salonunun kapısından Yusuf ve Emine girdi.

Asel'in bakışları istemsizce onlara kaydı.

Yusuf Güney'le göz göze geldi.

Masaya doğru gelip kısa bir selam verdi.

“Selam.”

Güney başıyla karşılık verdi.

“Selam.”

Yusuf ardından Emine'yle birlikte başka bir masaya geçti.

Asel hiçbir şey söylemedi.

Çatalını eline alıp kahvaltısına devam etti.

Rukiye onun yüzüne baktı.

Asel hemen fark etti.

“Ne?”

“Hiç.”

Asel kaşlarını çattı.

“Bakma öyle.”

Rukiye gülümsedi.

“Ben bir şey demedim.”

Asel cevap vermedi.

Ama gözleri birkaç saniyeliğine tekrar Yusuf'un bulunduğu masaya kaydı.

İçinden yükselen o rahatsızlığı kendine bile itiraf etmek istemiyordu.

Bir süre sonra kahvaltı devam etti.

Herkes yemeğini bitirmeye yaklaşmışken salona Melis, Hira ve Azra girdi.

Üçü masaya doğru yürüdü.

Melis durdu.

“Asel.”

Asel başını kaldırdı.

Melis'in yüzü ciddiydi.

“Yağmur'a yaptığın şey hoş değildi, kanka.”

Asel'in yüzündeki ifade anında değişti.

“Ne?”

“Yağmur odasından çıkmıyor. Çok kötü durumda.”

Asel sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.

Melis'e doğru birkaç adım attı.

“Melis…”

Melis sustu.

Asel gözlerini ondan ayırmadan konuştu.

“Ne yapacağımı sana mı soracağım?”

Masadaki konuşmalar bir anda kesildi.

Rukiye de sandalyesinden kalktı.

“Kızlar, bence gidin.”

Melis ona baktı.

Rukiye'nin sesi sakindi ama yüzündeki ifade hiç sakin değildi.

“Çünkü hâlâ bizim de nabzımız yüksek.”

Bir adım attı.

“Zararlı siz çıkarsınız.”

Hira ve Azra birbirlerine baktı.

Rukiye devam etti.

“Ayrıca Yağmur otursun, onu polise vermediğimize dua etsin bence.”

Asel başını salladı.

“Hadi tatlım, hadi.”

Melis birkaç saniye daha baktı.

Sonra Hira ve Azra'yla birlikte geri dönüp salondan uzaklaştı.

Kızlar tekrar masaya oturdu.

Asel derin bir nefes aldı.

Rukiye onun omzuna dokundu.

“Boşver.”

Asel başını salladı.

“Boşver.”

Bir süre sonra kahvaltı tamamen bitti.

Herkes yavaş yavaş masadan kalkmaya başladı.

Belenay çantasını aldı.

“Deniz?”

Nisa hemen cevap verdi.

“Deniz.”

Asel'in yüzüne yeniden gülümseme geldi.

“İşte bunu konuşalım.”

Rukiye ayağa kalktı.

“Hadi kızlar, odaya!”

Asel çantasını alıp onun peşinden gitti.

Dünkü olayların ağırlığı hâlâ üzerlerindeydi.

Ama son günün tadını çıkarmaya kararlıydılar.

Ve Antalya'daki son birkaç saatleri daha yeni başlıyordu.

Kızlar odalarına çıkıp deniz için hazırlanmaya başladılar.

Rukiye'nin üzerinde siyah ve bej tonlarında soyut çiçek desenli bikinisi, üzerine geçirdiği uzun ve hafif şeffaf pareo eteği vardı. Siyah, altın YSL detaylı sandaletlerini giydi. Beyaz file plaj çantasını omzuna taktı. Katmanlı kolyesi, yeşil taşlı büyük altın küpeleri, yonca detaylı bilekliği ve bel zinciriyle hazırlığını tamamladı.

Asel de aynı renk paletindeki siyah-bej desenli bikinisini ve uzun pareo eteğini giymişti. Siyah sandaletlerini giyip beyaz plaj çantasını aldı. Katmanlı kolyesini, yeşil taşlı küpelerini ve altın aksesuarlarını taktı.

Rukiye aynada kendine son kez baktı.

“Tamam.”

Asel yatağın üzerinden ona baktı.

“Tamam ne?”

“Hazırım.”

“Ben de.”

Rukiye kapıyı açtı.

“Hadi denize.”

Asel çantasını kaptı.

“Son günümüzü harcamayalım.”

Kızlar aşağı indiğinde Belenay ve Nisa çoktan dışarı çıkmıştı.

Birkaç dakika sonra hep birlikte sahile ulaştılar.

Deniz sakindi. Güneş suyun üzerinde parlıyor, sahildeki herkes son günün tadını çıkarıyordu.

Belenay daha ayağını suya sokar sokmaz Asel'e döndü.

“Sen geliyorsun.”

Asel geri geri gitti.

“Ben zaten geleceğim.”

“Hayır, sen kaçacaksın.”

“Belenay, vallahi atarım seni denize.”

Belenay kahkaha attı.

“Yakalasana!”

Asel peşinden koştu.

“Gel buraya!”

İkisi suya girerken diğerleri de kahkahalarla arkalarından geldi.

Bir süre sonra Belenay Asel'in yanına geldi.

“Hazır mısın?”

Asel şüpheyle baktı.

“Neye?”

Belenay eğildi.

“Çık sırtıma.”

Asel kahkaha attı.

“Sen kafayı mı yedin?”

“Çık işte!”

“Düşürürsen seni denize gömerim.”

“Çık!”

Asel sonunda Belenay'ın sırtına çıktı.

Belenay ayağa kalkınca Asel iki elini havaya kaldırdı.

“BEN DEVE OLDUM!”

Nisa kahkahaya boğuldu.

“Ne alaka ya?”

Asel ciddi bir ifadeyle:

“Deve güreşi.”

Tam o sırada Güney de Rukiye'nin yanına geldi.

Rukiye ona baktı.

“Sakın.”

Güney sırıttı.

“Daha bir şey demedim.”

“Yüzünden belli.”

Güney eğildi.

“Çık.”

Rukiye kahkaha attı.

“Hayatta çıkmam.”

“Bak Asel çıktı.”

Rukiye Asel'e baktı.

Asel Belenay'ın sırtından bağırdı:

“RUKİYE GEL! ÇOK EĞLENCELİ!”

Rukiye başını iki yana salladı.

“Ya siz manyaksınız.”

Güney:

“Bir kere.”

Rukiye sonunda güldü.

“Tamam ama düşürürsen—”

“Düşürmem.”

Rukiye Güney'in sırtına çıktı.

Güney ayağa kalktı.

Asel uzaktan bağırdı:

“HAZIR MIYIZ?”

Rukiye:

“Değiliz!”

Belenay:

“BİZ HAZIRIZ!”

Asel:

“DEVE GÜREŞİ BAŞLASIN!”

İki taraf birbirine doğru ilerlemeye başladı.

Nisa kenardan hakemlik yapıyordu.

“ÜÇ!”

Belenay:

“İKİ!”

Güney:

“BİR!”

“BAŞLA!”

İki ekip birbirlerine doğru yaklaşınca herkes kahkahalarla bağırmaya başladı.

Asel:

“Belenay sakın bırakma!”

Belenay:

“Sen de düşme!”

Rukiye:

“Güney, sakın hızlanma!”

Güney:

“Tamam aşkım!”

Rukiye:

“BANA AŞKIM DEME, KAYBEDİYORUZ!”

Asel kahkahadan konuşamıyordu.

“RUKİYE SEN KAYBEDİYORSUN!”

“ASel SEN ÖNCE KENDİNE BAK!”

Bir hamlede Belenay dengesini kaybetti.

Asel:

“AAAA!”

İkisi birlikte suya düştü.

Nisa:

“İLK TAKIM GİTTİ!”

Asel suyun içinden başını çıkarıp kahkahalarla bağırdı.

“İTİRAZ EDİYORUM!”

Rukiye hâlâ Güney'in sırtındaydı.

“Gördün mü? Profesyonellik.”

Güney güldü.

“Kesinlikle.”

Asel ayağa kalkıp Rukiye'ye su sıçrattı.

“Al sana profesyonellik!”

Rukiye:

“ASEL!”

Bir anda Rukiye de suyu Asel'e doğru savurmaya başladı.

Belenay ve Nisa da onlara katıldı.

Birkaç saniye içinde dört kız birbirlerine su atıyor, Güney de arada bir Rukiye'yi korumaya çalışıyordu.

“Güney yardım etsene!”

“Ben tarafsızım.”

Rukiye şaşkınlıkla ona baktı.

“Nasıl tarafsızsın ya?!”

Asel uzaktan bağırdı:

“GÜNEY BİZİ SATTI!”

Güney kahkaha attı.

“Ben hayatımı düşünüyorum!”

Rukiye:

“Gel buraya!”

Ve birkaç dakika boyunca dün yaşanan hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi hepsi denizin içinde çocuklar gibi eğlendi.

Antalya'nın son günüydü.

Ve o an, herkesin yüzünde aynı gülümseme vardı.

Denizde biraz daha yüzdükten sonra Rukiye ve Güney kıyıya çıktı.

Güney havlusunu alırken Rukiye'ye baktı.

“Bir şeyler yiyelim mi?”

Rukiye başını salladı.

“Olur. Sneak Bar'a geçelim.”

İkisi birlikte sahilden uzaklaşıp Sneak Bar'a doğru yürüdüler.

Geride kalan Asel, Belenay ve Nisa ise denizde kalmaya devam etti.

Asel bir süre yüzdü, sonra suyun içinde durup saçlarını geriye attı.

Tam o sırada sahilden üç kişinin yaklaştığını gördü.

Taha.

Alperen.

Furkan.

Asel'in yüzündeki ifade anında değişti.

“Ben gidiyorum.”

Tam sudan çıkacakken Belenay kolundan tuttu.

“Kanka, bir dakika.”

“Ne?”

“Gelir misin şuraya?”

Asel gözlerini devirdi.

“Belenay…”

“Gel.”

Asel iç çekti.

“Tamam.”

Taha suya girerken kızlara baktı.

“Naber bacılar?”

Belenay gülerek:

“İyi Taha, sen?”

Taha iki kolunu yana açtı.

“Gördüğünüz gibi baba keyifçi.”

Kendini bir anda suya bıraktı.

Asel ve Belenay kahkahaya boğuldu.

“Şuna bak ya!” dedi Belenay.

Taha sudan kafasını çıkarıp sırıttı.

“Hayat güzel.”

Furkan da gülerek başını salladı.

“Bunun kafası ayrı çalışıyor.”

Asel tam Nisa'nın yanına doğru yüzecekken Alperen önüne geldi.

“Asel.”

Asel durdu.

“Ne?”

“Konuşalım mı?”

Asel birkaç saniye ona baktı.

Sonra gözlerini devirdi.

“Ya bir nefes aldır Alperen.”

Alperen sustu.

Asel başını iki yana salladı.

“Nefes.”

Bir an durdu.

“Ben nefes alayım.”

Asel sudan çıktı ve havlusuna doğru yürüdü.

Belenay ile Nisa da birbirlerine bakıp sudan çıktılar.

Furkan, Alperen'in yanına geldi.

Omzuna hafifçe vurdu.

“Olacak.”

Alperen ona baktı.

“Ne olacak?”

Furkan gülümsedi.

“Olacak olacak.”

Alperen'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Furkan devam etti.

“Az kaldı.”

Alperen başını salladı.

Furkan denize doğru baktı.

“Bir de Bodrum'a dönelim…”

Alperen:

“Ne olacak?”

Furkan omuz silkti.

“Orada daha rahat konuşursunuz.”

Alperen cevap vermedi.

Gözleri Asel'e kaydı.

Asel ise havlusunu omzuna atmış, Belenay ve Nisa'yla konuşuyordu.

Bir süre sonra başını kaldırdı.

Alperen'le göz göze geldi.

Bu kez hemen bakışlarını kaçırmadı.

Sadece birkaç saniye baktı.

Sonra Belenay bir şey söyleyince tekrar ona döndü.

Antalya'nın son günüydü.

Ama bazı konuşmaların daha yeni başlayacağı belliydi.

Kızlar Sneak Bar'da biraz daha oturup bir şeyler atıştırdıktan sonra otele döndüler.

Antalya'daki son günleri olduğu için kimse odada fazla oyalanmak istemiyordu.

Odaya çıkar çıkmaz Rukiye çantasını yatağın üzerine bıraktı.

“Safari için hazır mısın?”

Asel dolabın önünden seslendi.

“Hazırım ama ne giyeceğimi hâlâ düşünüyorum.”

Rukiye kendi kıyafetlerini çıkardı.

“Ben karar verdim.”

Bir süre sonra Rukiye kahverengi kovboy şapkasını taktı. Üzerinde derin dekolteli, ön kısmında halka detayı bulunan kahverengi tül halter yaka bluz ve yanları bağcıklı, püskül detaylı kahverengi deri şortu vardı. İşlemeli kahverengi kovboy çizmeleriyle kombini tamamlanıyordu.

Asel de kahverengi, kenarları işlemeli kovboy şapkasını taktı. Önü açık, şifon yapılı kahverengi halter yaka üstünü leopar ve zencefil tonlarında desenli şortuyla tamamladı. Uzun kahverengi püsküllü kovboy çizmeleriyle aynanın karşısına geçti.

Rukiye aynadan Asel'e baktı.

“Biz bayağı kovboy olmuşuz.”

Asel şapkasını düzeltti.

“Bayağı.”

Rukiye güldü.

“Yakıştı ama.”

“Bence de.”

İkisi çantalarını alıp odadan çıktılar.

Bir süre sonra safari alanına ulaştılar.

Gruplar halinde ayrılmış öğrenciler, araçların gelmesini bekliyordu. Öğretmenler de herkesin grubunu kontrol ediyor, kimsenin tek başına ayrılmamasını hatırlatıyordu.

Asel ve Rukiye, Belenay ve Nisa'nın yanına geçti.

Belenay Asel'in çizmelerine baktı.

“Sen o çizmelerle yürüyebiliyor musun?”

Asel gururla:

“Gayet.”

Nisa:

“Beş dakika sonra görürüz.”

Asel güldü.

“Sus.”

Rukiye şapkasını çıkarıp tekrar taktı.

“Benimki daha güzel.”

Asel ona baktı.

“Seninki klasik. Benimki daha havalı.”

“Tabii.”

Kızlar kendi aralarında konuşup gülerken arkadan tanıdık sesler geldi.

“Bacılar!”

Hepsi dönüp baktı.

Güney geliyordu.

Yanında Yusuf ve Emine vardı.

Rukiye'nin yüzü anında aydınlandı.

“Aşkım!”

Güney yanına gelip gülümsedi.

“Hazır mısınız?”

Rukiye:

“Hazırız.”

Güney Rukiye'nin kovboy şapkasına baktı.

“Bu ne?”

Rukiye şapkasını düzeltti.

“Safariye geliyoruz Güney. Ne bekliyordun?”

“Bilmiyorum. Seni görünce Vahşi Batı'ya geldiğimi sandım.”

Rukiye güldü.

“Çok komiksin.”

Güney onun yanında durdu.

Yusuf ise kısa bir süre grubun tamamına baktı.

Sonra gözleri Asel'e kaydı.

Asel de onu fark etti.

Ama bu kez hiçbir şey söylemedi.

Yusuf'un yanında Emine vardı.

Asel bakışlarını hemen Belenay'a çevirdi.

“Arabalar ne zaman geliyor?”

Belenay omuz silkti.

“Birazdan herhalde.”

Rukiye Asel'e kısa bir bakış attı.

Asel sadece şapkasının kenarını düzeltti.

“Ne?”

“Hiç.”

“Bakma öyle.”

Rukiye hafifçe gülümsedi.

“Tamam.”

Tam o sırada uzaktan safari araçlarının sesi duyuldu.

Öğretmenlerden biri seslendi:

“Arkadaşlar, araçlar geliyor! Gruplarınızdan ayrılmayın!”

Herkes bir anda hareketlendi.

Belenay heyecanla:

“Son günün en güzel aktivitesi geliyor!”

Asel gülerek:

“İnşallah.”

Rukiye Güney'in koluna girdi.

“Hadi aşkım.”

Güney:

“Hadi baldız.”

Asel başını iki yana sallayarak güldü.

Kalabalık araçlara doğru ilerlerken Yusuf ve Emine de kendi gruplarına yöneldi.

Asel arkasına bakmadı.

Bu kez gerçekten son günün tadını çıkarmaya çalışıyordu.

Ama safari daha başlamadan, grubun içindeki bazı bakışların hâlâ çözülmemiş meseleleri olduğunu ikisi de biliyordu.

Safarinin giriş alanı, otelin sakin atmosferinden tamamen farklıydı.

Toprak yolun iki yanında yüksek kuru otlar, çalılar ve seyrek ağaçlar uzanıyordu. İleride safari araçlarının geçtiği geniş, engebeli parkur görünüyordu. Açık kasalı, üstü kafesle çevrili büyük araçlar sırayla bekliyor; motor sesleri, kuşların seslerine karışıyordu.

Gençler araçların etrafında toplanmış, kim nereye binecek diye konuşurken hocalar grupları kontrol etmeye başladı.

Bir öğretmen ellerini çırptı.

Öğretmen: Arkadaşlar! Her araçta dört kişi olacak. Grupları biraz karıştırıyoruz, ona göre. Bazılarınızı farklı araçlara dağıtacağız.

Bir anda herkes birbirine baktı.

Rukiye: Hocam karıştırmayın ya…

Öğretmen: Olmaz evladım, böyle olmak zorunda. Hadi bakalım.

İlk grup açıklandı.

Öğretmen: Rukiye, Nisa, Cengiz, Mert. Siz şu araca.

Güney’in yüzü anında değişti.

Güney: Güney ne alaka hocam? Öyle şey mi olur?

Öğretmen hiç oralı olmadı.

Öğretmen: Böyle olmak zorunda evladım. Hadi.

Rukiye Güney’e bakıp hafifçe gülümsedi.

Rukiye: Aşkım, tamam. Neyse, hadi geç. Ben sana güveniyorum, sonsuz.

Güney de başını sallayıp gülümsedi.

Güney: Benim de sana güvenim sonsuz aşkım. Keyfine bak.

Güney’in bilmediği bir şey vardı.

Rukiye ile Cengiz’in geçmişte kısa bir flörtü olmuştu.

Rukiye ve Cengiz birkaç saniye birbirlerine baktılar.

Rukiye hiçbir şey söylemeden telefonunu çıkardı.

Ekranda ses kaydı uygulamasını açtı.

Kaydı başlattı.

Telefonu Güney’in cebine, fark ettirmeden bıraktı.

Rukiye: Hadi bakalım…

Güney hiçbir şeyden habersizdi.

Öğretmen ikinci grubu açıkladı.

Öğretmen: Güney, Yusuf, Emine, Eda. Siz de diğer araca.

Rukiye’nin kaşları havaya kalktı.

Asel’in de.

Güney ise Rukiye’ye bakıp uzaktan seslendi.

Güney: Aşkım!

Rukiye elini kaldırdı.

Rukiye: Git git. Ben sana güveniyorum!

Güney: Benim de sana güvenim sonsuz!

Yusuf, Emine ve Eda ile birlikte araca doğru ilerledi.

Emine arkaya geçti, Eda da yanına oturdu.

Yusuf öne geçerken Güney de onun yanına oturdu.

Araçlarının motoru çalıştı.

Sonra sıra Asel’in grubuna geldi.

Öğretmen: Furkan, Alperen, Asel, Belenay.

Asel’in yüzü düştü.

Asel: Ya sabır… ya selamet.

Furkan gülmemek için kendini zor tuttu.

Furkan: Bacım senin bugün kaderinle ciddi bir problemin var.

Tam o sırada Belenay’ın yüzü bembeyaz oldu.

Elini ağzına götürdü.

Belenay: Ben… galiba gelemeyeceğim.

Asel: Ne oldu?

Belenay hemen kenara koştu.

Bir süre sonra geri döndüğünde hâlâ kötü görünüyordu.

Belenay: Midem çok bulanıyor. Ben arabaya binemem.

Taha hiç düşünmeden araya girdi.

Taha: Ben geliyom.

Öğretmen başını salladı.

Öğretmen: Tamam Taha, sen geç.

Taha ve Furkan hiç oyalanmadan aracın ön tarafına geçti.

Asel de araca yöneldi.

Tam yanına Alperen oturdu.

Asel anında dönüp ona baktı.

Asel: Ya kalk.

Alperen kaşlarını kaldırdı.

Alperen: Ya yer mi var?

Asel onu omzundan itmeye çalıştı.

Asel: Kalk dedim.

Alperen yerinden kıpırdamadı.

Alperen: Başka yer yok Asel.

Asel birkaç saniye ona baktı.

Sonra gözlerini devirdi.

Asel: Ya sabır…

Daha fazla uğraşmadı.

Taha sürücü koltuğuna geçti.

Furkan hemen yanına oturdu.

Arkada ise Asel ile Alperen yan yana kaldı.

Taha ellerini direksiyona koydu.

Taha: Hazır mısınız?

Furkan kemerini taktı.

Furkan: Sür baba.

Taha gaza bastı.

Araç bir anda hareket etti.

İlk birkaç metre düz ilerlediler.

Sonra asfalt bitti.

Safari parkuru başladı.

Araç toprak yola girer girmez herkes hafifçe sarsıldı.

Asel: Taha yavaş!

Taha: Daha başlamadık bile!

Bir tümseğin üzerinden geçtiler.

Araç bir anda yükselip tekrar yere indi.

Furkan kahkahayı bastı.

Furkan: OHA!

Asel istemsizce aracın yan tarafına tutundu.

Alperen de refleksle önündeki demire uzandı.

İleride ağaçların arasından başka bir safari aracı göründü.

Hayvan sesleri uzaktan duyuluyordu.

Taha hızını biraz artırdı.

Araç viraja girerken arka taraf bir anda savruldu.

Asel’in gözleri büyüdü.

Asel: TAHA!

Taha: Korkma lan!

Furkan gülüyordu.

Furkan: Daha ilk virajda öldürmeye çalışıyor bizi!

Asel derin bir nefes aldı.

Yanındaki Alperen’e baktı.

Alperen de ona bakıyordu.

Birkaç saniye sessiz kaldılar.

Sonra araç yeni bir tümseğe doğru hızla ilerledi.

Taha kahkaha atarak bağırdı:

Taha: SIKI TUTUNNN!

Araç tümseğe çıktı.

Dört arkadaş aynı anda havalandı.

Safari resmen başlamıştı.

Rukiye, Nisa, Cengiz ve Mert’in bulunduğu safari aracı diğer araçların biraz gerisinde ilerliyordu.

Mert direksiyonun başında, keyfi yerinde bir şekilde yolu izliyordu. Nisa ise arka koltukta etrafı izleyerek sürekli bir şeyler anlatıyordu.

Nisa: Ya ben şu an aşırı eğleniyorum ama.

Mert: Daha hiçbir şey görmedik ki.

Nisa: Olsun, yolun kendisi bile güzel.

Cengiz arada konuşmaya dahil oluyordu.

Cengiz: Biraz ileride hayvanları görebiliriz belki.

Rukiye ise konuşmuyordu.

Sessizce dışarıyı izliyor, aracın her sarsılışında ellerini koltuğun kenarına daha sıkı geçiriyordu.

Mert bir anda gaza bastı.

Araç toprak yolda hızlanınca Nisa'nın çığlığı koptu.

Nisa: AAAAAA!

Mert: Hahahaha!

Nisa: Mert yavaş!

Mert: Safari yapıyoruz kızım!

Araç bir tümsekten geçti.

Herkes yerinden hafifçe havalandı.

Nisa kahkahalarla bağırırken Rukiye'nin yüzü gerildi.

Rukiye: Mert biraz yavaşlasana!

Mert: Korkma ya!

Rukiye: Korkuyorum zaten!

Bir viraja sert girdiler.

Rukiye istemsizce yana doğru savruldu ve dengesini toparlamak için Cengiz'in koluna tutundu.

Tam o anda Cengiz'in eli de onun elinin üzerine geldi.

İkisi birden sustu.

Göz göze geldiler.

Bir saniyelik sessizlik…

Cengiz'in bakışları Rukiye'nin gözlerinde kaldı.

Rukiye hemen elini çekmek istedi ama araç bir kez daha sarsılınca Cengiz'in koluna tutunmaya devam etti.

Cengiz bir anda öne doğru uzandı ve Mert'in ensesine hafifçe vurdu.

Cengiz: Oğlum yavaş lan!

Mert kahkaha attı.

Mert: Gardaş safari yapıyoruz, tur değil!

Cengiz arkasını dönüp Rukiye ve Nisa'ya baktı.

Cengiz: Kızlar korkuyor oğlum.

Mert: Tamam tamam, biraz düşürürüz.

Araç yavaşladı.

Bir süre daha toprak yol boyunca ilerlediler.

Etraf gittikçe ıssızlaşmaya başladı.

Ağaçlar sıklaşıyor, yol daralıyor, diğer safari araçları görünmez oluyordu.

Nisa dışarı bakındı.

Nisa: Biz diğerlerinden bayağı uzaklaştık galiba.

Cengiz: Harbi.

Mert omuz silkti.

Mert: Öndekilere yetişiriz.

Tam o sırada yolun ortasında büyükçe bir taş belirdi.

Mert: Oha!

Direksiyonu kırmaya çalıştı.

Ama araç zaten hızlıydı.

TAK!

Araç taşın kenarına sertçe çarptı.

Bir anda herkes öne doğru savruldu.

Nisa çığlık attı.

Rukiye koltuğa tutundu.

Araç birkaç metre daha ilerledikten sonra sarsılarak durdu.

Motor bir kez çalışmaya uğraştı…

Tık… tık…

Sonra sustu.

Herkes birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Mert kontağı tekrar çevirdi.

Mert: Hadi be…

Motor yine çalışmadı.

Cengiz öne eğildi.

Cengiz: Ne oldu?

Mert: Bilmiyorum. Çalışmıyor.

Nisa camdan dışarı baktı.

Etraflarında kimse yoktu.

Ne diğer araçlar görünüyordu ne de yakınlarda bir görevli.

Nisa: Şaka yapıyorsunuz…

Rukiye'nin yüzündeki korku bu kez gerçekten belli oldu.

Cengiz hemen arkasını döndü.

Cengiz: Rukiye, iyi misin?

Rukiye başını salladı.

Rukiye: Evet, evet.

Cengiz elini uzatıp Rukiye'nin elini tuttu.

Cengiz: Emin misin?

Rukiye kısa bir an onun eline baktı.

Sonra başını salladı.

Rukiye: İyiyim.

Mert telefonunu çıkardı.

Mert: Telefon çekiyor mu?

Nisa ekranına baktı.

Nisa: Bir çizgi var.

Cengiz: Bende de zor çekiyor.

Mert biraz daha yüksek bir yere çıkmak için araçtan indi.

Mert: Burada çekmiyor. Şuraya geçeyim.

Cengiz de indi.

Nisa ile Rukiye araçta kaldı.

Bir süre sonra Cengiz geri dönüp kızlara baktı.

Cengiz: Hadi kızlar, inelim. Burada beklemeyelim.

Cengiz önce Nisa'nın inmesine yardım etti.

Sonra Rukiye'ye elini uzattı.

Rukiye birkaç saniye tereddüt etti ama elini tuttu.

Cengiz onu dikkatlice araçtan indirdi.

Dört arkadaş yolun kenarında yan yana kaldılar.

Önlerinde dağlık, sessiz bir alan…

Arkalarında çalışmayan safari aracı…

Telefonlarda zar zor çekilen birer çizgi…

Mert sonunda bir noktada sinyal yakaladı.

Mert: Tamam! Çekiyor!

Herkes ona döndü.

Mert görevliyi aradı.

Mert: Alo? Biz… şey… safari aracında kaldık. Dağın yukarısındayız. Araç çalışmıyor.

Karşı taraf bir şeyler söyledi.

Mert etrafına baktı.

Mert: Konum atmaya çalışıyorum ama zor çekiyor.

Telefonu havaya kaldırdı.

Bir saniye…

İki saniye…

Sonunda konum gönderildi.

Mert: Tamam. Aldılar.

Nisa derin bir nefes verdi.

Nisa: İnşallah çabuk gelirler.

Rukiye sessizce etrafına baktı.

Cengiz onun yanında duruyordu.

Cengiz: Korkma. Gelirler.

Rukiye ona baktı.

Rukiye: Korkmuyorum.

Cengiz hafifçe gülümsedi.

Cengiz: He tamam.

Rukiye gözlerini devirdi.

Ama elini Cengiz'in elinden hâlâ çekmemişti.

Safari araçlarından biri toprak yolda diğerlerinden uzaklaşarak ilerliyordu.

Direksiyonda Güney vardı. Yanında Yusuf oturuyor, arka koltukta ise Emine ile Eda yan yana duruyordu.

Yusuf camdan dışarı baktı, sonra Güney'e döndü.

Yusuf: Gardaş, biraz hızlansan?

Güney gülümsedi.

Güney: Ne acelen var oğlum?

Yusuf: Diğer araçları kaçırdık. Bas biraz.

Güney ayağını gaza biraz daha bastı.

Araç hızlanınca arkadan Emine'nin kahkahası geldi.

Yusuf hemen arkasına döndü.

Yusuf: Sen niye gülüyorsun?

Emine: Sana mı güleceğim diye izin alacağım?

Yusuf: Yok, hoşuma gitti de.

Emine kaşını kaldırdı.

Emine: Hemen şımarma.

Yusuf: Şımarayım mı biraz?

Emine: Yok.

Yusuf kahkaha attı.

Yusuf: Sen de iyice ağırdan satıyorsun kendini.

Emine başını diğer tarafa çevirip gülümsemeye çalıştı.

Emine: Belki de hak ediyorsundur.

Yusuf: Ben mi?

Emine: Evet, sen.

Yusuf onunla göz göze gelip sırıttı.

Yusuf: Tamam. O zaman uğraşmaya devam.

Emine cevap vermedi ama yüzündeki gülümseme kaybolmadı.

Yusuf fırsat buldukça ona dönüyor, bir şeyler anlatıyor, Emine'nin tepkilerini takip ediyordu. Emine her seferinde biraz mesafeli davranmaya çalışsa da Yusuf'un ilgisinden tamamen rahatsız olmadığı belliydi.

Ön tarafta ise Eda, aracın hızlanmasıyla birlikte bir anda dengesini kaybetti.

Kollarını refleks olarak Güney'in beline doladı.

Güney şaşkınlıkla aynadan baktı.

Güney: İyi misin?

Eda: Korktum da… sana tutunsam?

Güney hiç düşünmeden cevap verdi.

Güney: Yok, demire tutun sen.

Eda'nın yüzündeki gülümseme düştü.

Eda: Tamam…

Güney tekrar yola döndü.

Arka tarafta Yusuf, Emine'yle konuşmaya devam ediyordu.

Yusuf: Antalya'ya geldiğimizden beri ilk defa seni böyle gülerken görüyorum.

Emine: Sen beni güldürüyorsun çünkü.

Yusuf'un yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

Yusuf: Demek işe yarıyorum.

Emine: Çok da havalanma.

Yusuf elini uzatıp Emine'nin yanağını hafifçe sıktı.

Emine: Ya bırak!

Gülerek Yusuf'un elini itti.

Yusuf: Özlemişim seni.

Emine bir an sustu.

Sonra daha sakin bir sesle:

Emine: Ben de.

Yusuf'un yüzündeki ifade yumuşadı.

İkisi bir süre konuşmadan birbirlerine baktılar.

Ön tarafta araç bir tümseğe girdi.

Eda yine dengesini kaybedip Güney'in tarafına doğru savruldu.

Güney bu kez daha sert konuştu.

Güney: Eda, tutun artık bir yere.

Eda: Tutunuyorum zaten.

Güney: Demire tutun.

Eda istemeyerek öndeki demire geçti.

Güney hızını biraz daha artırdı.

Araç toprak yolda ilerlerken taşların üzerinden geçiyor, her tümsekte içerisi sallanıyordu.

Bir süre sonra Güney aracı kenara çekti.

Güney: Tamam, iki dakika burada duralım.

Yusuf hemen kapıyı açıp indi.

Emine de arkasından çıktı.

Yusuf onun yanına geçip gülerek bir şeyler anlatmaya başladı.

Emine kahkahalarla karşılık verdi.

Birbirlerinin yanında yürürken aralarındaki eski alışkanlık açıkça belli oluyordu. Yusuf sürekli Emine'ye dönüyor, Emine de onun söylediklerine gülerek karşılık veriyordu.

Eda ise tekrar ön tarafa geçti.

Güney'in yanına oturdu.

Eda: Sen hiç korkmuyor musun böyle sürerken?

Güney: Yok.

Eda: Ben olsam korkardım.

Güney: O yüzden direksiyonda sen yoksun zaten.

Eda güldü.

Araç yeniden hareket etti.

İlk tümsekte Eda tekrar Güney'in üzerine doğru savruldu.

Güney bu kez ona bakmadan konuştu.

Güney: Tutunamıyor musun artık?

Eda: Tutunuyorum da…

Bir an durdu.

Eda: Parfümün çok güzel kokuyor.

Güney kısa bir cevap verdi.

Güney: Eyvallah. Sevgilim de çok beğeniyor.

“Sevgilim” kelimesini özellikle vurgulamıştı.

Eda sustu.

Ama birkaç saniye sonra yeniden konuştu.

Eda: Sadece parfümün değil… başka şeylerin de güzel koktuğunu düşünüyorum.

Güney'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

Hiç cevap vermedi.

Sadece direksiyonu daha sıkı tuttu ve gaza bastı.

Araç bir anda hızlandı.

Eda: Güney, yavaş!

Güney cevap vermedi.

Önlerindeki viraja girdi, ardından uzun ve düz bir toprak yola çıktılar.

Güney'in amacı artık bir an önce varış alanına ulaşmaktı.

Arka koltukta Yusuf ve Emine hâlâ kendi dünyalarındaydı.

Yusuf Emine'ye bir şey fısıldadı.

Emine gülerek onun omzuna hafifçe vurdu.

Emine: Sen hiç değişmemişsin.

Yusuf: Sen de.

Emine: İyi anlamda mı?

Yusuf ona bakıp gülümsedi.

Yusuf: Çok iyi anlamda.

Emine bu kez gözlerini kaçırdı.

Yusuf da gülerek tekrar önüne döndü.

Önde ise Güney hızını düşürmeden yolu takip ediyordu.

Eda birkaç kez konuşmaya çalıştı.

Eda: Güney…

Cevap yok.

Eda: Güney, bir şey diyeceğim.

Güney: Sonra.

Eda: Ama—

Güney: Eda, şu an yolu takip ediyorum.

Eda sustu.

Güney gözlerini yoldan ayırmadan ekledi:

Güney: Bir an önce varış alanına ulaşalım.

Araç tozlu yolu geride bırakırken uzakta safari merkezinin tabelası görünmeye başladı.

Güney derin bir nefes aldı.

Sonunda diğer araçların olduğu bölgeye yaklaşıyorlardı.

Asel, Alperen, Furkan ve Taha'nın safari aracı diğer araçlardan ayrılıp daha dar bir patikaya girmişti.

Yol gittikçe kötüleşiyordu.

Toprak yolun üzerinde irili ufaklı taşlar, derin çukurlar ve peş peşe gelen tümsekler vardı.

Ama Taha'nın bundan hiç rahatsız olduğu yoktu.

Aksine…

Gaza biraz daha bastı.

Asel: Taha yavaş ya!

Taha: Ne yavaşı gardaş, safari yapıyoruz!

Furkan telefonundan müzik açtı.

Furkan: İşte şimdi oldu!

Müzik yükselirken Furkan olduğu yerde dans etmeye başladı.

Asel: Siz ikiniz kafayı mı yediniz?

Asel bir yandan da telefonunu çıkarıp story çekiyordu.

Asel: Bakın arkadaşlar, şu an safari—

Araç büyük bir tümseğe girdi.

Asel'in telefonu havaya sıçradı.

Asel: AAAAA! Taha!

Furkan kahkahalarla güldü.

Furkan: Çek çek! İçerik çıkıyor!

Taha ise sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.

Bir başka tümseğe girdiler.

Araç yeniden zıpladı.

Bu kez Alperen öne doğru tutundu.

Alperen: La gardaş, yavaş biraz. Yengen korkuyor.

Asel anında arkasını döndü.

Asel: Bacın korkuyor de! Yengesi değilim ben onun!

Gözlerini devirdi ve yeniden önündeki demire tutundu.

Furkan: Hahahaha! Alperen, daha yenge ilanı bile çıkmadan veto yedin.

Alperen: Tamam tamam.

Taha kahkaha attı.

Taha: Siz konuşun, ben sürüyorum.

Araç yine hızlandı.

Asel: Taha!

Taha: Ne var?

Asel: Yavaşla diyorum!

Taha: Bir şey olmaz.

Tam o anda önlerinde arka arkaya üç büyük tümsek belirdi.

Taha direksiyonu iki eliyle sıkıca tuttu.

Taha: Sıkı tutunun!

Asel: Hayır hayır hayır—

İlk tümsek.

Araç havalandı.

İkinci tümsek.

Araç tekrar yere vurup sağa doğru savruldu.

Furkan'ın dansı bir anda kesildi.

Furkan: Oğlum…

Üçüncü tümseğe girerken Taha frene bastı.

Hiçbir şey olmadı.

Taha'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

Pedala tekrar bastı.

Yine hiçbir tepki yoktu.

Taha: Gardaş…

Furkan ona döndü.

Furkan: Ne oldu?

Taha bir kez daha frene bastı.

Araç hâlâ hızla ilerliyordu.

Taha: Fren tutmuyo.

Bir saniyelik sessizlik oldu.

Furkan: Nasıl yani?

Asel: Ne demek fren tutmuyor ya?!

Alperen öne doğru eğildi.

Alperen: Oğlum bas lan!

Taha: BASIYORUM GARDAŞ! TUTMUYOR!

Asel'in elindeki telefon yere düştü.

Artık kimsenin umurunda değildi.

Araç, engebeli yolda hızını kesmeden ilerliyordu.

Direksiyon her taşta sağa sola oynuyor, Taha aracı düz tutmaya çalışıyordu.

Asel: Bir şey yapsanıza!

Furkan: Taha, vitesi düşür!

Taha: Deniyorum!

Alperen bir anda Asel'e döndü.

Alperen: Asel, buraya gel.

Asel: Ne yapacağız?!

Alperen: Bana tutun.

Asel daha ne olduğunu anlayamadan Alperen onu kendine doğru çekti ve sıkıca tuttu.

Furkan ön tarafı işaret etti.

Furkan: Taha! Şu duvar! Oraya kır!

Taha direksiyonu çevirdi.

Araç savruldu.

Taha: Olmuyor!

Furkan: O zaman sağa gir! Sağ!

Yolun kenarında büyük kayalıklar görünmeye başladı.

Asel'in nefesi hızlandı.

Asel: Taha durdur şunu!

Taha: DURAMIYORUM!

Araç bir tümseğe daha girdi.

Herkes bir anda yerinden yükseldi.

Alperen Asel'i daha sıkı tuttu.

Alperen: Korkma. Buradayım.

Taha direksiyonu son anda kırdı.

Araç yolun kenarına doğru kaydı.

Lastikler toprağın üzerinde kayarken araç bir anlığına yana yattı gibi oldu.

Furkan bağırdı:

Furkan: TAHA!

Taha direksiyonu çevirdi.

Karşılarında artık kocaman bir kaya vardı.

Taha: LAN KAYA!

Fren pedalına son kez bütün gücüyle bastı.

Hiçbir şey.

Asel'in gözleri korkuyla büyüdü.

Asel: Aşkımm..

Araç kayaya doğru hızla ilerliyordu.

Alperen Asel'i tamamen kendine çekti.

Alperen: Başını koru aşkım!

Asel gözlerini kapatıp ona tutundu.

Bir anlık sessizlik…

Sonra—

GÜMMM!

Araç kayanın kenarına sertçe çarptı.

Herkes öne doğru savruldu.

Furkan'ın telefonu yere düştü.

Taha direksiyona doğru istemsizce kapandı.

Araç birkaç metre daha sürüklendikten sonra nihayet durdu.

Motor birkaç kez zorlandı.

Tık… tık…

Sonra sustu.

Kimse konuşmadı.

Sadece herkesin nefes alışları duyuluyordu.

Alperen hâlâ Asel'i bırakmamıştı.

Asel yavaşça gözlerini açtı.

Gözleri dolmuştu.

Alperen hemen ona baktı.

Alperen: İyi misin yavrum?

Asel birkaç saniye cevap veremedi.

Sonra başını salladı.

Asel: İyiyim…

Alperen ellerini tuttu.

Alperen: Emin misin?

Asel tekrar başını salladı.

Alperen derin bir nefes aldı.

Sonra Taha'ya döndü.

Taha'nın kolunda birkaç küçük sıyrık vardı. Furkan da kollarını kontrol ediyordu.

Alperen: La bebe… seni gebertecem. Şuradan bi kurtulalım, sen görürsün.

Taha: Gardaş vallahi benim suçum değil, fren—

Alperen: Sonra konuşuruz!

Herkes araçtan inmeye başladı.

Zaten varış noktasına çok uzak değillerdi.

Asel araçtan indiğinde hâlâ biraz sersemlemişti.

Alperen hemen yanında durup ona sarıldı.

Alperen: Korkma. Geçti.

Asel birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Alperen'in kollarından hafifçe ayrıldı.

Asel: Tamam… uzaklaş biraz. Çekil.

Küçük bir kayanın yanına gidip oturdu.

Furkan yanlarına geldi.

Furkan: Gardaş, kıza bi su içirek.

Alperen hemen Asel'in önüne çömeldi.

Alperen: İyi misin? Dur, ben su bulayım hemen bebeğime.

Aracın içine geri döndü.

Çantaların arasını karıştırdı.

Bir süre sonra elinde su şişesiyle geri geldi.

Kapağını açıp Asel'e yavaş yavaş içirdi.

Alperen: Al, yavaş iç.

Asel birkaç yudum içti.

Alperen bir an onun yüzüne baktı.

Sonra saçlarını yüzünden geriye doğru çekti.

Alperen: Kendine geldin mi biraz?

Asel derin bir nefes aldı.

Asel: Evet.

Furkan yanlarına oturdu.

Furkan: İyi misin gerçekten?

Asel başını salladı.

Asel: İyiyim. Sadece korktum.

Taha biraz uzaktan başını eğmişti.

Taha: Valla özür dilerim.

Asel ona baktı.

Asel: Sonra konuşuruz Taha.

Taha başını salladı.

Bir süre herkes sessizce toparlandı.

Sonra uzakta safari merkezinin tabelası göründü.

Furkan ayağa kalktı.

Furkan: Hadi. Varış noktasına yürüyelim.

Asel yavaşça ayağa kalktı.

Alperen yanında yürümeye başladı.

Bu kez Taha önde, Furkan yanında, Asel ve Alperen arkada ilerliyordu.

Az önceki kahkahaların yerini sessiz ve temkinli adımlar almıştı.

Ama en azından artık araçtan kurtulmuşlardı.

Safari macerası beklediklerinden çok daha gerçek bir maceraya dönüşmüştü.

Cengiz, Mert, Rukiye ve Nisa hâlâ safari aracının yanında yardım bekliyordu.

Etraf tamamen sessizleşmişti. Bir süre önce safari araçlarının motor sesleriyle dolu olan alan şimdi neredeyse bomboştu. Dağın başında oldukları için hava da beklediklerinden çok daha soğuktu. Rüzgâr kuru otların arasından geçiyor, üzerlerindeki kıyafetleri savuruyordu.

Mert tekrar telefonuna baktı.

Rukiye dayanamayıp ona döndü.

Rukiye: Mert, konumun ulaştığına emin misin?

Mert telefonu kaldırıp ekrana baktı.

Mert: Evet. Ulaştı. Birazdan burada olurlar.

Nisa kollarını kendine sarıp etrafa baktı.

Nisa: Ay… resmen dağın başında kaldık.

Rukiye titreyerek nefes verdi.

Rukiye: Evet ya… Burası çok soğukmuş.

Cengiz bir süredir Rukiye'yi izliyordu.

Rukiye'nin ellerini birbirine sürttüğünü fark edince üzerindeki sweatshirt'ü çıkardı.

Cengiz: Al.

Sweatshirt'ü Rukiye'ye uzattı.

Rukiye başını salladı.

Rukiye: Yok, sağ ol. İyi böyle.

Cengiz kaşlarını çattı.

Cengiz: Gel hasta olacaksın.

Rukiye: Yok gerçekten, gerek yok.

Cengiz sweatshirt'ü tekrar ona uzattı.

Cengiz: Rukiye, al işte.

Rukiye etrafa baktı.

Gerçekten üşüyordu.

Sonunda sweatshirt'ü kabul etti.

Rukiye: Tamam…

Üzerine geçirip kollarını sweatshirt'ün içine soktu.

Cengiz: Şimdi oldu.

Dördü yolun kenarındaki düz bir alana oturdu.

Dakikalar geçti.

On dakika…

Yirmi dakika…

Yarım saat…

Kimse gelmedi.

Mert arada bir telefonu çıkarıp sinyali kontrol ediyor, Nisa her uzak seste başını kaldırıp gelen bir araç var mı diye bakıyordu.

Ama hiçbir şey görünmüyordu.

Derken neredeyse bir saat olmuştu.

Rukiye bir süredir konuşmuyordu.

Başını öne eğmiş, ellerini sweatshirt'ün kollarının içine çekmişti.

Nisa ona baktı.

Nisa: Rukiye, iyi misin?

Rukiye başını kaldırdı.

Rukiye: İyiyim.

Ama sesi normalden çok daha yavaştı.

Bir süre sonra gözleri dalmaya başladı.

Etrafındaki sesler sanki uzaklaşıyormuş gibi hissetti.

Başını kaldırmaya çalıştı.

Olmadı.

Bir anda dengesi kaydı.

Başı Cengiz'in omzuna düştü.

Cengiz bir anda doğruldu.

Cengiz: Rukiye?

Rukiye birkaç saniye sonra gözlerini açtı.

Başını kaldırdı.

Rukiye: Ay…

Elini alnına götürdü.

Rukiye: Ben kötü oluyorum ya.

Cengiz hemen ona döndü.

Cengiz: Şş… bana bak. İyi misin Rukiye?

Rukiye cevap vermeden önce birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.

Cengiz iki eliyle Rukiye'nin yüzünü nazikçe avuçlarının arasına aldı.

Gözlerinin içine baktı.

Cengiz: İyisin, değil mi?

Rukiye yavaşça başını salladı.

Rukiye: Evet… ama…

Bir an durdu.

Rukiye: Ben on dakika daha duramam burada.

Cengiz hiç düşünmeden ayağa kalktı.

Cengiz: Tamam. Gel.

Rukiye'ye destek oldu.

Rukiye ayağa kalkarken biraz sendeledi.

Cengiz hemen onu tuttu.

Cengiz: Yavaş.

Sonra Rukiye'yi kendi omzuna yasladı.

Cengiz: Böyle dur.

Rukiye başını Cengiz'in omzuna bıraktı.

Nisa endişeyle ikisine baktı.

Nisa: Biraz daha beklesek mi?

Mert telefonu tekrar kontrol etti.

Mert: Gelmeleri lazım. Konumu aldılar.

Cengiz Rukiye'yi omzunda tutmaya devam etti.

Cengiz: Sen gözlerini kapatma tamam mı?

Rukiye hafifçe başını salladı.

Rukiye: Tamam…

Beş dakika daha geçti.

Tam o sırada uzaktan bir motor sesi duyuldu.

Nisa ayağa fırladı.

Nisa: Geldiler!

Mert de hızla ayağa kalktı.

Mert: Sonunda!

Görevliler safari araçlarından biriyle yanlarına ulaştı.

Dördü de derin bir nefes aldı.

Görevli: İyi misiniz? Kusura bakmayın, yolu bulmamız biraz sürdü.

Mert: Önemli değil, yeter ki geldiniz.

Cengiz hâlâ Rukiye'nin yanındaydı.

Rukiye'nin yürümekte zorlandığını görünce onu destekleyerek araca götürdü.

Araca bindiklerinde Rukiye doğrudan Cengiz'in omzuna yaslandı.

Hâlâ hafif baygın gibiydi.

Cengiz de onu düşmesin diye yanında tuttu.

Nisa karşılarına oturdu.

Mert de öne geçti.

Araç yeniden hareket etti.

Bu kez safari yolunun engebeleri kimsenin umurunda değildi.

Rukiye gözlerini kapatmış, başını Cengiz'in omzuna bırakmıştı.

Cengiz arada bir ona bakıyordu.

Cengiz: Rukiye?

Rukiye gözlerini hafifçe açtı.

Rukiye: Hı?

Cengiz: İyi misin?

Rukiye çok hafif bir sesle:

Rukiye: İyiyim…

Sonra yeniden başını onun omzuna bıraktı.

Araç onları varış noktasına doğru götürürken Cengiz hiç kıpırdamadan Rukiye'nin yanında kaldı.

Bir saatlik bekleyiş sonunda nihayet kurtulmuşlardı.

Güney, Yusuf, Emine ve Eda'nın bulunduğu safari aracı artık varış noktasına iyice yaklaşmıştı.

Toprak yol biraz daha düzleşmişti ama araç hâlâ virajlardan geçerek ilerliyordu.

Yusuf arka koltukta Emine'nin yanında oturuyordu.

Emine saçlarını omzunun üzerinden geriye atarken Yusuf gülerek ona baktı.

Yusuf: Senin şu saçla oynama huyun hiç değişmemiş.

Emine: Sen de hâlâ her şeye karışıyorsun.

Yusuf: Özlemişim karışmayı.

Emine gülerek başını iki yana salladı.

Emine: Çok konuşuyorsun.

Yusuf onun saçının bir tutamıyla oynayıp bıraktı.

Yusuf: Sen de dinliyorsun ama.

Emine ona bakıp güldü.

İkisi arasındaki eski samimiyet araçta açıkça hissediliyordu.

Ön tarafta Eda bir süredir Güney'e bakıyordu.

Sonunda konuştu.

Eda: Güney…

Güney: Efendim?

Eda: Ya sen gerçekten çok güzel sürüyorsun.

Güney kısa bir gülümsemeyle başını salladı.

Güney: Eyvallah.

Eda bir süre daha ona baktı.

Eda: Eline de çok yakışıyor.

Sonra sanki aklına yeni bir şey gelmiş gibi durdu.

Eda: Gerçi…

Güney aynadan baktı.

Güney: Gerçi?

Eda gülümsedi.

Eda: Senin eline benim elim de çok yakışırdı.

Bir an sessizlik oldu.

Güney derin bir nefes aldı.

Güney: Oksijen fazla geldi galiba.

Eda güldü.

Eda: Yok, sen fazla geldin.

Güney gözlerini kapatıp kısa bir an başını geriye yasladı.

Güney: Ya sabır…

Eda gülerek ona biraz daha yaklaşmaya çalıştı.

Eda: Biraz daha gelsene.

Güney hemen direksiyona odaklandı.

Güney: Eda, otur yerine.

Eda dudak büktü.

Arka tarafta Yusuf ile Emine'nin konuşması devam ediyordu.

Yusuf, Emine'nin anlattığı bir şeye kahkahayla güldü.

Yusuf: Sen bunu gerçekten yaptın mı?

Emine: Yaptım.

Yusuf: Harbi delisin.

Emine: Sen sanki çok normalse.

Yusuf başını salladı.

Yusuf: O konuda haklısın.

Emine güldü.

Yusuf da ona bakarak gülmeye devam etti.

Tam o sırada araç küçük bir tümseğe girdi.

Eda istemsizce Güney'e doğru savruldu.

Güney bu kez açıkça rahatsız oldu.

Güney: Tutun bir yere.

Eda: Ama—

Güney: Eda.

Eda sustu.

Birkaç saniye sonra yeniden Güney'e döndü.

Eda: Çok ciddisin.

Güney: Çünkü araba kullanıyorum.

Eda: Eğlenmene bak biraz.

Güney cevap vermedi.

Araç bir viraja girdi.

Eda bir anda Güney'e doğru eğilip onu öpmeye çalıştı.

Güney refleksle onu geri itti.

Güney: Napıyorsun ya sen?!

Eda şaşkın şaşkın baktı.

Eda: Eğlensene biraz.

Güney'in yüzü tamamen değişmişti.

Güney: Eda, saçmalama.

Eda omuz silkti.

Eda: Ne yaptık sanki?

Güney cevap vermedi.

Önündeki yolu gösterdi.

Güney: Otur yerine.

Arka tarafta Yusuf ve Emine olanlardan habersiz konuşmaya devam ediyordu.

Yusuf, Emine'ye dönüp gülerek:

Yusuf: Şunu hatırlıyor musun?

Emine'nin yüzünde şaşkın bir gülümseme oluştu.

Emine: Hatırlamaz olur muyum?

Yusuf başını salladı.

Yusuf: Eski günler.

Emine birkaç saniye sustu.

Emine: Evet…

Yusuf ona baktı.

Yusuf: Özledin mi?

Emine cevap vermeden önce gülümsedi.

Emine: Belki.

Yusuf da gülümsedi.

Araç son viraja girdi.

Güney sonunda varış alanını gördü.

Güney: Oh be.

Direksiyonu kırıp aracı alana soktu.

Fren yaptı.

Araç durdu.

Güney derin bir nefes aldı.

Güney: Gardaş, siktirin gidin bak şimdi başlarım.

Yusuf kahkaha atarak ayağa kalktı.

Yusuf: Niye lan?

Güney kapıyı açtı.

Güney: Hiç. İn arabadan.

Yusuf Emine'yle birlikte araçtan indi.

Eda da arkasından indi.

Yere basar basmaz başını iki yana salladı.

Eda: Ay manyak mı ne… Ne yaptık sanki?

Güney onu duymazdan gelip diğer araçların geldiği tarafa doğru yürüdü.

Eda arkasından bakakaldı.

Varış noktasına yaklaşırken herkes biraz daha rahatlamıştı.

Güney ise diğerlerinden önce varmıştı. Bir kayanın üzerine oturmuş, kollarını dizlerine dayamış, Rukiye'nin gelmesini bekliyordu.

Arada telefonuna bakıyor, sonra safari yoluna doğru gözlerini çeviriyordu.

Güney: Nerede kaldı bunlar ya…

Tam o sırada uzaktan diğer aracın geldiğini gördü.

Güney ayağa kalkacak gibi oldu ama gelen aracın içindekileri görünce tekrar yerine oturdu.

Asel, Alperen ve Furkan araçtan inmişti.

Asel birkaç adım attıktan sonra durdu.

Yüzündeki yorgunluk hâlâ geçmemişti.

Asel: Ay… yürüyemiyorum daha fazla.

Alperen hiç düşünmeden yanına geldi.

Alperen: Gel.

Asel ne olduğunu anlamadan Alperen onu kucağına aldı.

Asel: Alperen! İndir beni!

Alperen yürümeye devam etti.

Alperen: Hayır. İyi değilsin.

Asel: Ya indir diyorum!

Asel sinirle Alperen'e bir tokat attı.

Asel: İNDİR DİYORUM!

Alperen hiç durmadan ona baktı.

Alperen: Bağırsan da çağırsan da indirmicem Asel.

Asel derin bir nefes aldı.

Asel: Ya sabır…

Furkan arkalarından yetişti.

Duruma bakıp sırıttı.

Furkan: Bacı sus işte. Keşke beni de taşıyan böyle aslan olsaydı. Kıymet bil.

Asel kaşlarını kaldırdı.

Asel: Ben taşıtıcam sizi.

Furkan kahkaha attı.

Furkan: Aşkım diye bağırdın ama kaza yaparken!

Asel hemen döndü.

Asel: Ben ne zaman bağırmadım?

Taha da arkadan lafa girdi.

Taha: Valla ben de duydum.

Alperen gülümseyerek Asel'e baktı.

Alperen: Aşkın sana kurban olsun.

Asel gözlerini devirdi.

Asel: Ağız alışkanlığıdır o.

Furkan kahkahayı bastı.

Furkan: He he… ağız alışkanlığı.

Asel ona ters ters baktı.

Asel: Kes.

Tam o sırada varış noktasına gelmişlerdi.

Alperen durdu.

Asel hemen yere bakıp konuştu.

Asel: İndir artık.

Alperen onu yavaşça yere bıraktı.

Alperen: Buyrun hanımefendi.

Asel üzerini düzeltti.

Tam başını kaldırdığı anda karşı tarafta Yusuf'u gördü.

Yusuf'un yanında Emine vardı.

Yusuf da Asel'i görmüştü.

Bir anlığına ikisi de olduğu yerde kaldı.

Yusuf'un bakışları önce Asel'e, sonra Alperen'e kaydı.

Yüzü bir anda kaskatı kesildi.

Asel de Yusuf'a baktı.

İkisi birkaç saniye boyunca sadece birbirlerine baktılar.

Ne Yusuf bir şey söyledi…

Ne Asel.

Sonra Asel bakışlarını kaçırdı.

Başını çevirip kalabalığın biraz uzağındaki köşeye doğru yürüdü.

Sessizce gidip bir kayanın kenarına oturdu.

Yusuf hâlâ olduğu yerde duruyordu.

Emine ona baktı.

Emine: İyi misin?

Yusuf cevap vermedi.

Gözleri hâlâ Asel'in oturduğu köşedeydi.

Asel ise başını eğmiş, elleriyle oynuyordu.

Bir süre sonra göz ucuyla Yusuf'a baktı.

Yusuf'un hâlâ kendisine baktığını görünce hemen tekrar önüne döndü.

Aralarında sadece birkaç metre vardı.

Ama sanki aralarında koca bir mesafe oluşmuştu.

Tam o sırada uzaktan diğer safari aracı göründü.

Rukiye, Cengiz'in omzundaydı.

Biraz bitkin görünüyordu. Cengiz onu dikkatlice taşıyarak varış noktasına doğru getiriyordu.

Güney'in gözleri bir anda Rukiye'ye takıldı.

Oturduğu yerden fırladı.

Güney: Aşkım!

Rukiye başını kaldırdı.

Rukiye: Güney!

Güney hızla yanlarına koştu.

Cengiz, Rukiye'yi yavaşça yere indirmeye hazırlanırken Güney hemen araya girdi.

Güney: Ver, ben alayım.

Rukiye daha ne olduğunu anlamadan Güney onu kucağına aldı.

Rukiye: Aşkım sakin ol…

Güney onu hemen safari aracının kenarındaki oturma yerine oturttu.

Sonra karşısına geçip yüzüne baktı.

Ama gözünün önünden bir türlü gitmeyen bir görüntü vardı.

Rukiye'nin Cengiz'in omzunda gelişi.

Güney: İyi misin?

Rukiye: Evet. Küçük bi kaza yaptık da… biraz kötü oldum.

Güney'in yüzü daha da ciddileşti.

Güney: İyi misin ama? Bir yerinde bi şey var mı?

Rukiye onun elini tuttu.

Rukiye: Aşkım sakin ol. İyiyim.

Güney derin bir nefes aldı.

Güney: Başlıycam şimdi… Ne biçim sürüyorlarmış ya?

Rukiye hafifçe gülümsedi.

Rukiye: Tamam işte, geçti.

O sırada Asel de yanlarına geldi.

Asel: Rukiye, iyi misin?

Rukiye: İyiyim kızım, merak etme.

Asel yanına oturup Rukiye'nin koluna girdi.

Asel: Korkuttun beni.

Rukiye: Ben de kendimi korkuttum zaten.

Bir süre sonra öğretmenler herkesi toparlamaya başladı.

Öğretmen: Hadi çocuklar, otobüslere geçiyoruz! Herkes grubuyla beraber gelsin.

Herkes yavaş yavaş otobüslerin olduğu tarafa yürümeye başladı.

Rukiye ve Asel önden giderken Güney birkaç adım geriden onları takip ediyordu.

Bir anda Rukiye'ye seslendi.

Güney: Aşkım!

Rukiye arkasını döndü.

Rukiye: Efendim?

Güney: Neden beni aramadın?

Rukiye bir an durdu.

Sonra telefonunu hatırladı.

Rukiye: Telefonum sende kalmıştı ya. Arayacaktım ama nasıl arayayım?

Güney'in kaşları çatıldı.

Güney: Hee…

Rukiye hafifçe gülümsedi.

Çünkü telefonun cebinde olduğunu biliyordu.

Ve o telefonla ilgili başka bir şey daha vardı.

Rukiye birkaç adım attıktan sonra telefonu çıkarıp ekranına baktı.

Az önce kaydettiği ses kaydı hâlâ oradaydı.

Kayıt duruyordu.

Rukiye kaydı kontrol etti.

Sonra hiçbir şey belli etmeden kaydı kaydetti ve telefonu tekrar cebine koydu.

Asel onun yüzüne baktı.

Asel: Ne oldu?

Rukiye hafifçe gülümsedi.

Rukiye: Hiç.

İkisi yan yana yürümeye devam etti.

Tam o sırada Furkan, Güney'in yanına geldi.

Bir eliyle Güney'in omzuna dokundu.

Güney ona baktı.

Furkan eğilip kulağına doğru konuştu.

Furkan: Manitanı ex flörtüyle safariye gönderip omzunda görüyorsun…

Bir saniye durdu.

Sonra sırıttı.

Furkan: Bu kadar mı genişsin?

Furkan kahkaha atarak Güney'in yanından uzaklaştı.

Güney olduğu yerde kaldı.

Güney: Ne?

Furkan çoktan ilerlemişti.

Güney'in yüzündeki ifade değişti.

Güney: Ex… flört mü?

Az önce gördüğü görüntü tekrar gözünün önüne geldi.

Rukiye'nin Cengiz'in omzunda oluşu.

Cengiz'in ona sweatshirt vermesi.

Elinden tutması.

Ve şimdi öğrendiği şey…

Güney birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.

Olduğu yerde donup kaldı.

Önde yürüyen Rukiye ise hiçbir şeyden habersiz, Asel'le konuşmaya devam ediyordu.

Güney'in bakışları yavaşça Rukiye'ye döndü.

Yüzünde artık az önceki endişeden çok daha farklı bir ifade vardı.

Şaşkınlık.

Ve cevap bekleyen bir sürü soru.

Kızlar otele döndüklerinde herkesin üstünde safari macerasının yorgunluğu vardı.

Duşlarını alıp biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için hazırlanmaya başladılar.

Odanın içinde saç kurutma makinesinin sesi, parfüm kokuları ve hazırlanma telaşı birbirine karışıyordu.

Rukiye aynanın karşısında hazırlanırken bir anda Asel'e döndü.

Rukiye: Bu arada sana bi şey anlatıcam.

Asel: Ne oldu?

Rukiye telefonunu çıkarıp hafifçe gülümsedi.

Rukiye: Ben safariye çıkmadan önce Güney'in cebine telefonumu koymuştum ya…

Asel'in gözleri büyüdü.

Asel: Evet?

Rukiye: Ses kaydı açıktı.

Asel'in ağzı açık kaldı.

Asel: AYYYY!

Rukiye gülmeye başladı.

Rukiye: Şşş, bağırma!

Asel: KANKAM SENDEN KORKULUR! Aferin sana!

İkisi de gülmeye başladı.

Rukiye: Ama daha dinleyemedim. Birazdan—

Asel saate baktı.

Asel: Birazdan mı? Kız biz yemeğe geç kalıyoruz!

Rukiye'nin yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

Rukiye: Harbi mi?

Asel: Harbi!

İkisi hızla son dokunuşlarını yapmaya başladı.

Rukiye, vücudu saran canlı kırmızı mini elbisesini giymişti. Derin göğüs dekoltesinin yanında ince askı ve ip detayları elbiseye hareket katıyordu. Kırmızı topuk kısmı ve leopar desenli ön bandıyla dikkat çeken sivri burunlu yüksek topuklu sandaletlerini giydi. Siyah, minimal deri omuz çantasını aldı.

Altın renkli metal saatini ve bileziğini taktı. Son olarak Prada parfümünü sıktı.

Asel ise omuz kısmındaki zarif kurdele detayıyla tamamlanan, baştan aşağı pullu ve payetli straplez pembe mini elbisesini giymişti. Işık vurdukça elbisenin pulları parlıyordu.

Bacaklarını spiral gibi saran, taşlarla süslenmiş gümüş renkli topuklu sandaletlerini giydi. Açık pembe saten clutch'ını aldı.

Gösterişli gümüş Chanel logolu kelepçe bileziğini ve uyumlu sallantılı küpelerini taktı.

Son dokunuş olarak parfümünü sıktı.

Rukiye: Hazır mısın?

Asel: Hazırım.

İkisi aynaya son kez baktı.

Asel: Hadi kaçıyoruz.

---

Güney Rukiye'yi almaya gelmemişti.

Kızlar da daha fazla beklemeden kendi başlarına aşağı indiler.

Otelin deniz kenarındaki restoranında akşam yemeği için uzun, kocaman bir masa hazırlanmıştı. Gezinin tüm katılımcıları aynı masada oturacaktı.

Mekân, otelin hemen denize açılan bölümündeydi. Denizden gelen hafif esinti masaların üzerindeki peçeteleri hafifçe hareket ettiriyor, uzaktaki teknelerin ışıkları suyun üzerinde küçük küçük parlıyordu.

Restoranın aydınlatmaları sıcak ve zarifti. Masanın üzerinde uzun cam mumluklar, beyaz örtüler ve özenle hazırlanmış tabaklar vardı.

Kızlar içeri girdikleri anda birkaç kişi dönüp onlara baktı.

Asel ve Rukiye birbirlerine bakıp hafifçe gülümsediler.

Asel: Millet bakıyor.

Rukiye: Baksınlar.

İkisi masaya doğru ilerleyip yan yana oturdu.

Bir süre sonra Güney geldi.

Doğrudan Rukiye'nin yanındaki sandalyeye oturdu.

Ama her zamanki hâlinden farklıydı.

Sessizdi.

Rukiye bunu hemen fark etti.

Rukiye: Aşkım?

Güney ona baktı.

Güney: Efendim?

Rukiye: İyi misin?

Güney kısa bir süre sustu.

Güney: İyiyim.

Ama sesi hiç de iyi olduğunu göstermiyordu.

Asel de Rukiye'nin diğer tarafına oturdu.

Masadaki herkes yavaş yavaş yerleşirken yemekler gelmeye başladı.

Tabaklar masaya bırakıldı, sohbetler yükseldi.

Kimisi gün boyunca yaşadıklarını anlatıyor, kimisi safari macerasını konuşuyor, kimisi fotoğraflarını gösteriyordu.

Rukiye ise arada bir Güney'e bakıyordu.

Güney yemeğini yiyor ama aklı başka yerde gibiydi.

Rukiye bunu fark ettikçe kaşları hafifçe çatılıyordu.

Tam o sırada öğretmen ayağa kalktı.

Masadaki konuşmalar yavaş yavaş kesildi.

Öğretmen elindeki bardağı masaya bıraktı ve herkese baktı.

Öğretmen: Evet arkadaşlar… Gezimizin artık son akşamına geldik.

Masada sessizlik oluştu.

Öğretmen: Üç gün boyunca birlikte çok güzel yerler gördük, çok güldük, yorulduk, bazen de beklemediğimiz maceralar yaşadık.

Masadan birkaç kişi gülmeye başladı.

Taha Furkan'a dönüp fısıldadı.

Taha: Macera mı? Benimkisi az daha belgesel oluyordu.

Furkan gülmemek için ağzını kapattı.

Öğretmen devam etti.

Öğretmen: Umarım bu gezi hepinizin güzel hatırlayacağı bir anı olarak kalır. Çünkü okul yıllarında böyle kalabalık şekilde yapılan geziler, insanın yıllar sonra bile hatırladığı şeylerden oluyor.

Masada herkes öğretmeni dinliyordu.

Denizin sesi, hafif müzik ve öğretmenin konuşması birbirine karışıyordu.

Ama Güney'in aklında tek bir şey vardı.

Furkan'ın öğleden sonra kulağına söylediği o cümle.

“Manitanı ex flörtüyle safariye gönderip omzunda görüyorsun…”

Güney gözlerini istemsizce Rukiye'ye çevirdi.

Rukiye ise hiçbir şeyden habersiz, öğretmeni dinliyordu.

Bir süre sonra Güney bakışlarını önüne indirdi.

Bu gece bitmeden Rukiye'yle konuşması gerektiğini biliyordu.

Yemekler yavaş yavaş bitmişti.

Masadaki tabaklar toplanırken herkes telefonlarını çıkarmış, son akşamın fotoğraflarını çekmeye başlamıştı.

Denizin arka planda kaldığı büyük terasta herkes grup grup fotoğraf çekiliyordu.

Asel ve Rukiye de yan yana geçip peş peşe fotoğraf çekildiler.

Asel: Dur dur, bunda gözüm kapalı çıkmış.

Rukiye: Ver telefonu. Ben çekicem.

Rukiye telefonu alıp birkaç farklı açıdan fotoğraf çekmeye başladı.

İkisi bir yandan poz veriyor, bir yandan da fotoğraflara bakıp gülüyordu.

Ama Güney çoktan masadan kalkmıştı.

Güney: Ben odaya çıkıyorum.

Rukiye başını kaldırdı.

Rukiye: Nereye?

Güney: Hazırlanıcam. Lunaparka geçicez ya.

Rukiye: He tamam.

Güney fazla bir şey söylemeden uzaklaştı.

Rukiye arkasından birkaç saniye baktı.

Bir tuhaflık vardı.

Bunu hissediyordu.

Ama üstüne gitmedi.

Asel: Ne oldu?

Rukiye omuz silkti.

Rukiye: Hiç. Biraz garip sadece.

Asel: Boşver. Son gecemiz, tadını çıkaralım.

Rukiye gülümsedi.

Rukiye: Aynen.

Tam yeniden fotoğraf çekilecekleri sırada Cengiz önlerinden geçti.

Rukiye'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.

Rukiye: Cengiz!

Cengiz birkaç adım sonra durup arkasına döndü.

Cengiz: Efendim?

Rukiye telefonu Asel'e verdi.

Rukiye: Bir saniye gelsene.

Cengiz yanlarına doğru geldi.

Rukiye birkaç saniye ona baktı.

Sonra içten bir ifadeyle konuştu.

Rukiye: Bu arada bugün için teşekkür ederim.

Cengiz ne demek istediğini hemen anladı.

Cengiz: Ne için?

Rukiye: Safari sırasında. Araç bozulduğunda… Ben kötü olduğumda yanımda kaldığın için.

Cengiz hafifçe gülümsedi.

Cengiz: Önemli değil ya. Ne yapıcaktım, bırakıp mı gidicektim?

Rukiye de gülümsedi.

Rukiye: Yine de sağ ol.

Cengiz başını salladı.

Cengiz: Rica ederim. Sen iyi ol yeter.

Rukiye kısa bir an sustu.

Sonra ortamı daha fazla uzatmadan:

Rukiye: Neyse, görüşürüz.

Cengiz: Görüşürüz.

Cengiz uzaklaşınca Asel Rukiye'ye baktı.

Asel: Ne tatlı konuştunuz.

Rukiye telefonu ondan aldı.

Rukiye: Ya bugün gerçekten yardımcı oldu. Teşekkür etmek istedim.

Asel: Hı hı…

Rukiye gözlerini devirdi.

Rukiye: Başlama.

Asel: Bir şey demedim ki.

İkisi gülerek otele doğru yürümeye başladı.

---

Odaya çıktıklarında artık herkes lunapark için hazırlanmaya başlamıştı.

Valizler açıldı.

Kıyafetler yatağın üzerine yayıldı.

Makyaj malzemeleri masanın üzerinde sıralandı.

Asel aynanın karşısına geçerken Rukiye de yatağın üzerine birkaç kıyafet bıraktı.

Asel: Bu son geceyi güzel kapatıyoruz.

Rukiye gülümseyerek ona baktı.

Rukiye: Hem de çok güzel.

İkisi yeniden hazırlanma telaşına girdi.

Ama Rukiye'nin aklının bir köşesinde hâlâ iki şey vardı:

Güney'in garip hâli…

Ve telefonunda kayıtlı olan ses kaydı.

Kızlar son dokunuşlarını da yaptıktan sonra odadan çıktılar.

Asel, parıl parıl parlayan ince askılı metalik altın renkli V yaka bluzunu, hafif yıpratılmış açık renk denim mini şortuyla kombinlemişti. Altın renkli parlak sneakerları yürüdükçe ışığı yakalıyordu. Omzunda yeşil-kahve tonlarında, egzotik deri dokulu Dior Saddle çantası vardı. Geniş camlı altın-bej spor güneş gözlüğünü saçlarının üzerine yerleştirmiş, parmağına da zarif altın yüzüğünü takmıştı.

Rukiye ise derin V yakalı canlı kırmızı atletini, ön kısmı hafif yırtıklı açık mavi denim şortuyla tamamlamıştı. Ayağında kırmızı detaylı beyaz Air Jordan'ları, omzunda siyah deri Dior Saddle çantası vardı. Kırmızı yonca motifli kolye ve bilekliğini, kalın halka altın küpelerini ve altın renkli saatini takmıştı.

İkisi yan yana yürürken Asel Rukiye'ye baktı.

Asel: Kız biz bugün biraz fazla iyi olmuşuz.

Rukiye: Biraz mı?

İkisi gülerek otelden çıktı.

---

Lunapark, otelin biraz ilerisindeki sahil tarafında kurulmuştu.

Daha uzaktan bile ışıkları görünüyordu.

Dev dönme dolabın rengârenk ışıkları gökyüzünde dönüyor, hız treninin raylarından gelen çığlıklar sahile kadar ulaşıyordu. Her tarafta müzik vardı.

Bir tarafta pamuk şeker ve waffle arabaları, diğer tarafta patlamış mısır ve renkli içecek stantları…

Oyun makinelerinin sesleri, kahkahalar ve dönme dolaptan gelen metalik uğultular birbirine karışıyordu.

Belenay onları görünce el salladı.

Belenay: AŞKIM!

Asel: BELENAY!

Asel koşarak yanına gitti.

Bir süre sonra Güney de geldi.

Doğrudan Rukiye'nin yanına yürüdü.

Güney: Aşkım.

Rukiye'ye sarıldı.

Rukiye de ona sarıldı ama Güney'in hâlâ soğuk olduğunu hissedebiliyordu.

Güney geri çekildiğinde Rukiye yüzüne baktı.

Rukiye: Güney, bi şey—

Asel: HADDİİİ! EĞLENELİİİM!

Rukiye cümlesini tamamlayamadan Asel onun kolundan tuttu.

Rukiye: Asel dur—

Asel: Son gecemiz kızım! Hiçbir şeyi düşünmek yok!

Belenay da kahkaha attı.

Belenay: Hadi ilk alet!

---

İlk durakları çarpışan arabalar oldu.

Herkes ayrı arabalara dağıldı.

Asel direksiyona geçer geçmez kahkaha atmaya başladı.

Asel: BEN KİMİ EZİCEM?

Furkan: Gel bakayım buraya!

Furkan arabasını Asel'e doğru sürdü.

GÜM!

Asel'in arabası bir anda sarsıldı.

Asel: FURKAN!

Furkan kahkahalarla uzaklaştı.

Asel peşine düştü.

Bir sağa, bir sola…

Arabalar birbirine çarpıyor, herkes kahkahalarla kaçmaya çalışıyordu.

Sonunda Asel, Furkan'ın arabasını köşeye sıkıştırdı.

Asel: YAKALADIM!

Furkan: Abi bırak!

Asel kahkahalarla direksiyonu çevirdi.

---

Sonraki durak dönme dolap oldu.

Bu kez Rukiye ve Güney aynı kabine, Asel ve Belenay başka bir kabine bindi.

Dönme dolap yükseldikçe lunapark aşağıda küçülmeye başladı.

Sahilin ışıkları uzakta ince bir çizgi gibi görünüyordu.

Asel camdan dışarı baktı.

Asel: OHA! Her yer görünüyor!

Belenay:

Belenay: Çok güzel lan.

Kabinin aşağı doğru inerken ikisi aynı anda kahkaha attı.

Aşağı indiklerinde Asel'in yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Asel: Bir daha!

Belenay: Sen delisin.

---

Sonra viking sırası geldi.

Asel ve Güney bir tarafa, Rukiye ve Belenay diğer tarafa oturdu.

Alet ileri geri sallanmaya başladı.

İlk başta herkes gülüyordu.

Sonra hız yükseldi.

Asel: AAAAAAA!

Belenay kahkahadan konuşamıyordu.

Belenay: ASSEL TUTUN!

Asel: BEN NEREYİ TUTAYIM?!

Viking en yüksek noktaya çıktığında Asel'in sesi lunaparkın yarısını doldurdu.

İndiğinde ise gülmekten nefesi kesilmişti.

Asel: Bir daha asla.

Furkan uzaktan bağırdı:

Furkan: Beş dakika sonra yine binersin!

Asel: BİNERİM!

---

Sonra dönme dolabın hemen yanında dönen çay fincanlarına geçtiler.

Asel ve Rukiye aynı fincana, Belenay ve Furkan başka bir fincana bindi.

Alet dönmeye başlayınca Asel ortadaki direksiyonu çevirdi.

Fincan hızlanmaya başladı.

Rukiye: ASSEL YAVAŞ!

Asel: DAHA HIZLI!

Rukiye kahkahalarla Asel'in koluna tutundu.

Fincan döndükçe ikisinin saçları savruluyor, ikisi de gülmekten konuşamıyordu.

---

Bir sonraki durak atlıkarınca oldu.

Bu kez herkes biraz sakinleşmek için oturdu.

Renkli ışıkların altında atlıkarınca yavaşça dönmeye başladı.

Asel bir an etrafına baktı.

Çocukluğundan beri değişmeyen o lunapark kokusu, ışıklar ve müzik…

Yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.

Asel: Bu çok güzelmiş ya.

Rukiye:

Rukiye: Son gecemiz olduğunu şimdi anlıyorum.

Asel ona baktı.

Asel: Daha bitmedi.

---

Sonra yüksek salıncaklara bindiler.

Asel ve Taha aynı sırada, Rukiye ve Belenay başka taraftaydı.

Alet yükseldikçe şehir ışıkları aşağıda kaldı.

Rüzgâr saçlarını savuruyordu.

Taha: Asel!

Asel: NE?!

Taha: AŞAĞI BAK!

Asel aşağı baktı.

Asel: OHA!

Sonra ikisi aynı anda kahkaha attı.

---

Daha sonra hız trenine geçtiler.

Bu sefer Asel ile Furkan yan yana oturdu.

Güney de arka sıraya geçti.

Kemerler bağlandı.

Tren yavaşça yukarı çıkmaya başladı.

Furkan: Asel, korktun mu?

Asel: Hayır.

Furkan: Yalan.

Asel: Kes sesini.

Tren tepeye ulaştı.

Bir saniyelik sessizlik.

Sonra—

VUUUŞ!

Tren aşağı doğru hızla inerken herkes bağırmaya başladı.

Asel'in kahkahası Furkan'ın çığlığına karıştı.

Virajlar, yükselişler, ani inişler…

Tren durduğunda Asel koltuğa yaslanıp nefesini toparlamaya çalıştı.

Asel: Ben… bir daha binmem.

Furkan:

Furkan: Yarın yine binersin.

Asel gülmeye başladı.

---

Sonra korku tüneline girdiler.

Asel ile Taha önde, Furkan ve Belenay arkadaydı.

Karanlık koridorlarda ışıklar yanıp sönüyor, dekorların arasından beklenmedik sesler geliyordu.

Taha bir anda irkilince Asel kahkahayı bastı.

Asel: Taha sen korktun mu?

Taha: Yok lan!

Asel: YALAN!

Bu kez Asel de beklenmedik bir sesle sıçradı.

Asel: AAAAA!

Taha kahkahaya boğuldu.

Taha: Hani korkmuyordun?

Asel: Sus!

Tünelden çıktıklarında herkes birbirine bakıp gülüyordu.

---

Son olarak biraz daha sakin bir şey yapmak için oyun standlarına gittiler.

Top atma, halka geçirme, hedef vurma…

Furkan birkaç denemede ödül kazanamayınca sinirlendi.

Furkan: Bu oyun hileli.

Asel: Kazanamıyorsun diye hileli oldu.

Furkan: Sen yap o zaman.

Asel topu aldı.

Hedefe baktı.

Attı.

Tak!

Hedef devrildi.

Asel iki elini havaya kaldırdı.

Asel: GÖRDÜN MÜ?!

Furkan:

Furkan: Şans.

Asel: Kıskanç.

Biraz ileride Güney de Rukiye için küçük bir ödül kazanmaya çalışıyordu.

Ama Rukiye onun yanına geldiğinde Güney'in yüzündeki gülümseme kısa sürdü.

Rukiye bunu yine fark etti.

Bir şeylerin yolunda olmadığını artık iyice anlamıştı.

Ama Asel uzaktan bağırdı:

Asel: RUKİYEEE! GEL Bİ ŞUNA BAK!

Rukiye Güney'e baktı.

Sonra Asel'e.

Rukiye: Geliyorum!

Ve onun yanına gitti.

Lunapark bütün ışıklarıyla geceyi aydınlatırken, grubun kahkahaları sahile kadar yayılıyordu.

Gezinin son gecesi, herkes için biraz daha uzun sürsün ister gibiydi.

Otele döndüklerinde koridorlarda artık ilk günkü hareketlilik yoktu.

Herkes odalarına çekilmiş, son kez duşlarını alıp valizlerini toplamaya başlamıştı.

Odada valizlerin fermuar sesleri, dolap kapakları ve arada bir çıkan yorgun kahkahalar duyuluyordu.

Asel yatağın üzerine oturmuş, kıyafetlerini valizine yerleştiriyordu.

Rukiye ise telefonu elinde sessizce yatağın kenarına oturdu.

Bir an ekrana baktı.

Sonra ses kaydını açtı.

Rukiye: Hazır mısın?

Asel: Neymiş ya şu kayıt?

Rukiye: Dinleyelim işte.

Asel ilk başta pek ilgilenmedi.

Valizine bir tişört daha koyup fermuarını düzenlemeye devam etti.

Kayıt başladı.

Önce safari aracındaki sesler, Mert'in konuşmaları, Nisa'nın bağırışları ve arada Cengiz'in sesi duyuluyordu.

Asel hâlâ valiziyle uğraşıyordu.

Ta ki başka bir ses duyana kadar.

Yusuf'un sesi.

Asel'in eli olduğu yerde kaldı.

Başını yavaşça kaldırdı.

Asel: Bak bak bak…

Rukiye telefonu ona doğru çevirdi.

Asel hemen yatağın kenarına ilişti.

Asel: Aç sesi.

Rukiye zaten sesi yükseltmişti.

Kayıt devam ediyordu.

Yusuf'un Emine'yle konuşmaları, aralarındaki samimi ve cilveli tavırları duyuldukça Asel'in yüzündeki ifade değişmeye başladı.

Başta sadece dinliyordu.

Sonra dudaklarını sıktı.

Kaşları çatıldı.

Bir süre sonra gözleri odanın içinde bir yere takıldı.

Yatağın üzerinde duran küçük tavşan peluşuna.

Yusuf'un ona lunaparkta kazandığı tavşandı.

Asel birkaç saniye ona baktı.

Gözleri dolmaya başladı.

Rukiye bunu fark etti ama kaydı durdurmadı.

Ses kaydı devam ettikçe Rukiye'nin siniri de giderek artıyordu.

Rukiye: Şaka gibi ya…

Asel hiçbir şey söylemedi.

Sadece dinlemeye devam etti.

Kayıtta Güney'in sesi de duyuluyordu.

Rukiye'nin yüzü bir anda değişti.

Rukiye: Tamam.

Asel ona baktı.

Asel: Ne?

Rukiye: Güney'in niye böyle olduğunu şimdi anladım.

Telefonu biraz daha sıkı tuttu.

Rukiye: Kesin eda kaşarı aklını karıştırdı.

Asel cevap vermedi.

Kayıt sona doğru ilerledi.

Son birkaç saniye…

Ve ardından sessizlik.

Rukiye telefonu kapattı.

Odada birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.

Asel'in gözleri hâlâ doluydu.

Ama yüzünde sadece üzüntü yoktu.

Kızgınlık da vardı.

Ve ne hissettiğini kendisi bile tam olarak anlayamıyordu.

Asel: Ben…

Cümlesini tamamlayamadı.

Rukiye sinirli bir şekilde telefonu yatağın üzerine bıraktı.

Rukiye: Ben Güney'e sinir oldum şu an.

Asel: Niye?

Rukiye: Çünkü belli ki etkilenmiş

Asel başını eğdi.

Asel: Yusuf da hiçbir şey dememiş.

Rukiye: Asel, o çocuk senin eski yerinde değil artık. Emine'yle olan şeyler seni ilgilendirmiyor demek kolay ama—

Asel hemen araya girdi.

Asel: Biliyorum.

Bir süre sessizlik oldu.

Rukiye Asel'in yanına oturdu.

Rukiye: Ama canın yandı.

Asel cevap vermedi.

Sadece tavşana baktı.

---

Bir süre sonra otobüslerin geldiği duyuldu.

Herkes son eşyalarını alıp aşağı indi.

Valizler bagaja yerleştirildi.

Öğretmenler öğrencileri kontrol etti.

Sonra herkes otobüslere binmeye başladı.

Asel otobüse bindiğinde Yusuf'un kendi eski yerlerine oturduğunu gördü.

Yusuf da onu görünce fazla bir şey söylemedi.

Asel birkaç saniye ayakta kaldı.

Elindeki tavşana baktı.

Sonra tavşanı Yusuf'un yüzüne doğru fırlattı.

Asel: Al. Manitana verirsin.

Tavşan Yusuf'un kucağına düştü.

Yusuf gözlerini devirdi.

Hiçbir şey söylemedi.

Tavşanı eline aldı ve sessizce yanına koydu.

Bu umursamaz tavır Asel'i daha da sinirlendirdi.

Asel: Of!

Daha fazla yanında oturmak istemedi.

Bir sıra arkaya geçti.

Çantasını koltuğun yanına bıraktı ve cam kenarına oturdu.

Birkaç dakika sonra Güney otobüse bindi.

Doğrudan Yusuf'un yanına oturdu.

Rukiye bunu görünce kaşını hafifçe kaldırdı.

Bir şey söylemedi.

Sadece Asel'in yanına geçti.

Asel ona baktı.

Rukiye de ona baktı.

İkisi hiçbir şey söylemeden yan yana oturdu.

Sonra başlarını birbirlerinin başına yasladılar.

Otobüs yavaşça hareket etti.

Camın dışındaki otel ışıkları geride kalmaya başladı.

Deniz bir süre daha yanlarında uzandı.

Sonra yollar, tabelalar ve şehir ışıkları…

Hepsi geride kaldı.

Otobüs ilerledikçe içerideki konuşmalar da azaldı.

Asel ve Rukiye camdan dışarı bakıyordu.

İlk geldikleri günkü heyecanlarından eser yoktu.

O zaman otobüste kahkahalar atmış, Antalya'ya girerken birbirlerine bağırmış, önlerinde geçecek üç günü konuşmuşlardı.

Şimdi ise sessizce eve dönüyorlardı.

Asel başını Rukiye'nin başına biraz daha yasladı.

Rukiye de onun başını hafifçe kendine çekti.

İkisi hiçbir şey söylemedi.

Sadece yolu seyrettiler.

Sanki Antalya'da yalnızca bavullarını değil…

Neşelerini de bırakıp dönüyorlardı.

Sabah saat 05.00'te otobüsler Bodrum'a ulaşmıştı.

Herkesin yüzünde yol yorgunluğu vardı.

Üstelik bugün pazartesiydi.

Okul vardı.

Kızlar eve gittiklerinde neredeyse hiç konuşmadan odalarına geçip birkaç saat uyudular.

Sonra alarm çaldı.

Asel gözlerini zorla açtı.

Antalya'dan döneli daha birkaç saat olmuştu ama okul zamanı gelmişti bile.

Hazırlanıp okula gittiler.

Koridorlarda yine öğrenciler, öğretmenler, ders telaşı…

Ama kızların kafası tamamen başka yerdeydi.

Asel'in aklında Yağmur vardı.

Rukiye'nin aklındaysa Eda.

İlk ders başladı.

Asel ile Yusuf artık eskisi gibi birbirlerine bakmıyordu.

Aynı sınıfta, aynı ortamda olmalarına rağmen ikisi de birbirini görmezden geliyordu.

Rukiye ile Güney'in arasında da aynı soğukluk vardı.

Birbirlerine karşı tavırlıydılar.

Konuşmaları gereken şeyler vardı.

Ama ikisi de ilk adımı atmıyordu.

---

Ve sonunda…

Asel'in bütün okulun beklediği o saati geldi.

Konferans salonu öğrencilerle dolmuştu.

Sahnenin arkasındaki büyük ekranda okulun logosu vardı.

Asel mikrofonu eline aldı.

Yüzünde alışıldık kendinden emin ifade vardı.

Gezide yapılan etkinlikleri, gezilen yerleri ve yaşanan güzel anları anlattı.

Okulun geziyi ne kadar güzel organize ettiğinden, öğrencilerin farklı yerleri görmesinin öneminden bahsetti.

Konuşmasını bitirdiğinde salondan alkış yükseldi.

Asel gülümsedi.

Ama daha bitmemişti.

Mikrofonu elinde tutarak salona baktı.

Asel: Ve gelelim gezinin asıl sürprizlerine…

Salonda meraklı bir uğultu yükseldi.

Asel başını sahnenin yan tarafına çevirdi.

Asel: Eda Hanım, sizi sahneye alabilir miyiz?

Eda'nın yüzü bir anda aydınlandı.

Sanki gerçekten güzel bir şey için çağrıldığını düşünmüştü.

Hemen ayağa kalkıp sahneye çıktı.

Asel kenara çekildi.

Asel: Buyurun.

Eda sahnenin ortasında durdu.

Tam o sırada Asel'in arkasındaki ekranda görüntü açıldı.

Ardından ses duyuldu.

Eda'nın Güney'e yaklaşmaya çalıştığı anlara ait kayıt.

Salondaki uğultu bir anda yükseldi.

Güney'in yüzü değişti.

Bir anda ne olduğunu anlamıştı.

Başını Rukiye'ye çevirdi.

Rukiye de ona bakıyordu.

Güney, Rukiye'nin elini tuttuğu yerden bir anda bıraktı.

Hiçbir şey söylemeden salondan dışarı doğru yürüdü.

Rukiye şaşkınlıkla arkasından baktı.

Ekrandaki kayıt devam ederken Asel mikrofonu yeniden eline aldı.

Asel: Evet millet…

Bir an Eda'ya baktı.

Asel: Başkalarının ilişkilerine saygı göstermeyi öğrenmesi gereken Eda Hanım'a da bu performansı için teşekkür ediyoruz.

Salondan alkışlar ve şaşkınlık sesleri yükseldi.

Eda'nın yüzü kıpkırmızı olmuştu.

Hiçbir şey söylemeden sahneden indi ve hızla salondan çıktı.

Asel arkasından baktı.

Sonra sakin bir şekilde ekrana döndü.

Asel: Ama daha bitmedi.

Salondaki herkes sustu.

Ekran yeniden değişti.

Bu kez okulun güvenlik kamerasından alınmış görüntüler çıktı.

Yağmur'un Asel'i soyunma odasına kilitlediği an.

Salon birkaç saniyeliğine sessizliğe gömüldü.

Sonra öğrenciler arasında fısıldaşmalar başladı.

Yağmur'un yüzündeki ifade bir anda düştü.

Asel mikrofonu yeniden kaldırdı.

Asel: Yağmur Hanım'a da ayrıca teşekkür ediyoruz.

Kısa bir sessizlik.

Asel: Eziklikte birinci.

Salonda bir anda çığlıklar ve alkışlar yükseldi.

Yağmur'un gözleri doldu.

Başını eğip sahneden hızla indi.

Salondan çıkarken bazı öğrenciler ona bakıyor, bazıları ise şaşkınlıkla ekrana bakmaya devam ediyordu.

Asel birkaç saniye sahnenin ortasında öylece durdu.

Sonra mikrofonu kaldırdı.

Asel: Böyle küçük oyunlara girerseniz…

Salondaki sesler azaldı.

Asel: Büyük sonuçlarına da katlanırsınız.

Bir anda salon yeniden alkış ve çığlıklarla doldu.

Asel hafifçe gülümsedi.

Sonra kalabalığa doğru küçük bir öpücük gönderip mikrofonu görevliye bıraktı.

Sahnenin kenarına doğru yürüdü.

Öğretmenler bile ne diyeceklerini bilemiyordu.

Herkes şok içindeydi.

Tam Asel sahneden inerken arka taraftan Alperen'in sesi duyuldu:

Alperen: THAT'S MY GIRL!

Asel bir an durdu.

Başını çevirip Alperen'e baktı.

Gözlerini devirdi.

Sonra hiçbir şey söylemeden sahneden indi.

Konferans salonunda ise herkes hâlâ az önce yaşananları konuşuyordu.

Antalya gezisi bitmişti.

Ama okulda yeni bir dönem başlamıştı.

Ve bu kez herkesin konuştuğu kişi Asel'di.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.