İçeriğe geç

CENNETİN KÜLÜ(THE ASHIRT OF HEAVEN )

Bölüm 1 · 4 dk okuma

CENNETİN KÜLÜ(THE ASHIRT OF HEAVEN )

Bölüm 1

BÖLÜM 1 — “SESİN SİLİNDİĞİ GECE”

Şehir artık eskisi gibi değildi.

Geceleri gökyüzü kararmıyordu. Siyah yerine gri bir örtü yayılıyordu ve bu örtü bulut gibi durmuyordu… sanki yukarıdan aşağı doğru yavaşça çözülen ince bir toz tabakasıydı.

Kül.

Ama kimse ona “kül” demiyordu.

Aslında kimse artık pek bir şey söylemiyordu.

Konuşmalar yarım kalıyor, cümleler ortada eriyor, insanlar birbirine bakıp sonra hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyordu. Şehirde sessizlik yoktu… sessizlik alışkanlık olmuştu.

Ve en kötüsü, kimse bunun garip olduğunu düşünmüyordu.

Şehrin en yüksek binasının çatısında rüzgâr sert esiyordu. Aşağıdaki ışıklar soluk, cansız ve uzak görünüyordu. Sanki şehir yaşıyor değil de sadece açık bırakılmıştı.

Gökyüzünden düşen kül, yavaş yavaş her şeye konuyordu.

İki kişi kenarda duruyordu.

Biri konuşmadığında bile ortamı değiştiren bir sessizliğe sahipti. Bakışları sakin ama içinde sürekli çalışan bir şey vardı.

Felix

Diğeri daha keskin bir varlıktı. Sabırsızdı ama kontrolsüz değildi; aksine her hareketi hesaplıydı, sadece hızla hareket etmeyi seviyordu.

Hyunjin

Hyunjin aşağıyı işaret etti.

“Yine arttı.”

Felix gözlerini bile kısmadan gökyüzüne baktı.

“Kül mü?”

“Başka ne olacak?” dedi Hyunjin. “Her gün daha çok yağıyor. Ve kimse umursamıyor.”

Felix avucunu açtı.

Kül, tam avucunun ortasına düştü.

Ama bir şey oldu.

Çok küçük bir titreşim.

Sanki kül düşmek yerine… kısa bir an için “kararsız kaldı.”

Felix’in gözleri hafifçe daraldı.

Hyunjin bunu fark etmedi.

Hyunjin birkaç adım geri yürüdü, şehrin ortasında yükselen kuleye baktı.

Diğer tüm binalardan farklıydı. Fazla temizdi. Fazla düzgün. Sanki şehir bozulurken o hiç etkilenmiyordu.

Ama tepesinden sürekli kül yağıyordu.

“Orası,” dedi Hyunjin. “Her şey oradan başlıyor.”

Felix başını kaldırdı.

Kuleye baktı.

Uzun süre sustu.

Sonra tek bir cümle söyledi.

“Oraya hiç gitmedik.”

Hyunjin ona döndü.

“Ne?”

Felix tekrar etmedi. Sadece kuleye bakmaya devam etti.

Sanki oraya bakmak bile bir şeyi hatırlatıyordu ama o şey tam yakalanamıyordu.

Hyunjin sinirlendi.

“Bak, artık beklemek yok. Giriyoruz. Kaynağı buluyoruz. Bitiriyoruz.”

Felix gözünü kulleden ayırmadı.

“Ya kaynağı bulunca bitmiyorsa?”

Hyunjin kısa bir kahkaha attı.

“Her şey bitirilebilir.”

Felix yavaşça başını çevirdi.

“Emin misin?”

Bu soru basit değildi.

Hyunjin cevap vermek istedi ama vermedi. Çünkü bir anlığına… o da emin olamadı.

Şehrin içine indiler.

Sokaklar normal görünüyordu ama hiçbir şey normal değildi.

İnsanlar yürüyordu.

Ama kimse kimseye bakmıyordu.

Birisi düştü.

Yanındaki kişi eğildi.

Ama ağzını açmadı.

Tek kelime yoktu.

Sadece yardım etti ve yürümeye devam etti.

Sanki konuşmak gereksiz bir refleks olarak silinmişti.

Hyunjin dişlerini sıktı.

“Bu şehir hasta.”

Felix cevap vermedi.

Ama gözleri sürekli etraftaydı.

Bir şey eksikti.

Sadece ses değil.

Sanki insanların içinden bir şey alınmıştı.

Kuleye yaklaştıkça hava değişti.

Kül daha yoğun hale geldi.

Işıklar daha soğuk görünüyordu.

Ve en önemlisi…

sessizlik artık “dışarıda” değil, “içerideydi.”

Ayak sesleri bile boğuk çıkıyordu.

Hyunjin fısıldadı.

“Burada bir şey bizi izliyor.”

Felix çok sakin cevap verdi.

“Biliyorum.”

Hyunjin ona baktı.

“Bunu nereden biliyorsun?”

Felix kulenin girişine baktı.

“Çünkü saklanmıyor.”

Kulenin kapısı dev bir metal yüzeydi.

Ama yüzey sabit değildi.

Hafifçe hareket ediyordu.

Nefes alır gibi.

Hyunjin elini kaldırdı.

“Şifre yok.”

Ama dokunmadan önce kapı kendi kendine açıldı.

Hyunjin dondu.

“Bizi bekliyorlar.”

Felix içeri yürüdü.

Hiç tereddüt etmedi.

Hyunjin arkasından girdi.

İçerisi aşırı sessizdi.

Ama bu sessizlik boş değildi.

Ağırdı.

Sanki ses yok değil… bastırılmıştı.

Işıklar birer birer yandı.

Sanki biri onları tek tek uyandırıyordu.

Duvarlar beyazdı ama steril değil, unutulmuş gibiydi.

Koridorda yazılar vardı.

Kazınmış gibi.

“SESİNİ KAYBEDENLER GERÇEK OLUR.”

Hyunjin durdu.

“Bu ne demek?”

Felix yazıya yaklaştı.

Parmağını yüzeye sürdü.

“Bu bir mesaj değil.”

Durdu.

“Bir kayıt.”

Koridorun sonunda bir kapı vardı.

Ama bu kapı garipti.

Kilitsizdi.

Ama açılmıyordu.

Sanki “izin” gerekiyordu.

Hyunjin kapıya baktı.

“Saçmalık.”

Felix cevap vermedi.

Kapıya yürüdü.

Ve elini koydu.

Kapı açıldı.

Dev bir salon vardı.

Tavan görünmüyordu.

Ortada dev bir makine çalışıyordu.

Ve o makine… kül üretiyordu.

Hyunjin geri adım attı.

“Bu… mümkün değil.”

Felix makineye baktı.

“Bu bir fabrika değil.”

“Ne o zaman?”

Felix kısa cevap verdi.

“Bir hafıza sistemi.”

Duvarlarda ekranlar vardı.

Ekranlarda insanlar.

Konuşuyorlardı.

Ama ses yoktu.

Ağızları hareket ediyordu ama dünya onları duymuyordu.

Hyunjin geri çekildi.

“Bu… canlı yayın gibi ama…”

Felix tamamladı.

“…mute edilmiş.”

Bir anda ses geldi.

Ama hoparlörden değil.

Zihinlerinin içinden.

“GEÇ KALDINIZ.”

Hyunjin etrafa baktı.

“Kim konuşuyor?!”

Cevap yoktu.

Makine hızlandı.

Kül arttı.

Ve ekranların ortasında iki dosya açıldı:

DENEK-01

DENEK-02

Felix dondu.

Hyunjin ona döndü.

“Bu ne?”

Felix’in sesi ilk kez kırıldı.

“Bilmiyorum.”

Durdu.

Sonra çok daha düşük bir sesle ekledi:

“Ya da… hatırlamıyorum.”

Kül yağmuru bir anda kesildi.

Şehirde herkes aynı anda gökyüzüne baktı.

Ama neden baktıklarını bilmiyorlardı.

Sanki biri onlara bakmalarını söylemişti.

Ama artık o “biri” yoktu.

Felix ve Hyunjin kulede duruyordu.

Ve ikisinin de içinde aynı düşünce vardı:

Bu kuleye ilk kez gelmiyorlardı.

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

1 yorum