İçeriğe geç

CENNET KRALLIĞI

Bölüm 2 · 3 dk okuma

CENNET KRALLIĞI

Bölüm 2

SÖNEN KANDİLLER

Alya'nın saraya getirilişinin üzerinden birkaç gün geçmişti.

Sabahın ilk ışıkları, Kudüs Sarayı'nın taş duvarlarına vururken avluda her zamanki hareketlilik başlamıştı. Hizmetkârlar ellerinde bakır kovalarla çeşmeye gidiyor, muhafızlar nöbet değiştiriyor, mutfaktan ise taze pişen ekmeğin kokusu yükseliyordu.

Alya, başını eğmiş hâlde avludaki mermer zemini yıkıyordu. Etrafındaki diğer hizmetkârlar fısıldaşıyor, zaman zaman ona meraklı gözlerle bakıyordu. Kim olduğunu kimse tam olarak bilmiyordu. Sadece uzak diyarlardan getirilen bir esir olduğu söyleniyordu.

Birden avludaki uğultu kesildi.

Muhafızlardan biri yüksek sesle bağırdı:

"Majesteleri geliyor!"

Herkes olduğu yerde durdu, başını öne eğdi.

Koridorun sonundan siyah pelerini omuzlarına dökülmüş bir siluet belirdi. Yüzünü örten metal maske sabah ışığında hafifçe parlıyor, deri eldivenleri ellerini tamamen gizliyordu. Yanında birkaç şövalye ve danışmanı yürüyordu.

Alya da diğerleri gibi başını eğdi.

Adımlar yaklaşırken kalbi hızla atıyordu. Onu daha önce uzaktan görmüştü ama ilk kez bu kadar yakınına geliyordu.

Tam o sırada, elindeki bakır kova ayağına takıldı.

Kova devrilerek taş zeminde gürültüyle yuvarlandı.

Avluda derin bir sessizlik oluştu.

Alya'nın yüzü utançtan kızardı. Hemen dizlerinin üzerine çöküp kovayı almaya çalıştı.

Muhafızlardan biri sertçe ileri atıldı.

"Dikkatsiz kız! Majestelerinin önünde nasıl böyle davranırsın?"

Alya korkuyla başını kaldırdı ama tek kelime edemedi.

Tam muhafız kolundan tutacakken, ağır ama sakin bir ses duyuldu.

"Bırak."

Muhafız anında geri çekildi.

Kral, maskesinin ardında Alya'ya birkaç saniye baktı. Yüzündeki ifadeyi anlamak mümkün değildi.

Yerde yuvarlanan kovaya kısa bir bakış attı.

"Bir hata oldu." dedi. "Ceza gerektirmez."

Avludakiler şaşkınlık içinde birbirlerine baktılar. Kimse Kral'ın bu kadar basit bir mesele için bizzat konuşmasını beklemiyordu.

Baldwin daha fazla bir şey söylemeden yürümeye devam etti.

Alya ise olduğu yerde diz çökmüş hâlde kaldı.

Onun neden kendisini cezalandırmadığını anlayamıyordu.

Fakat sarayın taş koridorlarında o gün tek konuşulan şey, genç hizmetkârın dikkatsizliği değil, Kral'ın beklenmedik merhametiydi.

Alya ise bunun sıradan bir an mı, yoksa hayatını değiştirecek ilk karşılaşma mı olduğunu henüz bilmiyordu.

Akşam olduğunda sarayın hareketliliği yavaş yavaş dinmişti. Güneş, Kudüs'ün taş surlarının ardında kaybolurken avluyu turuncu bir ışık kaplıyordu.

Alya, mutfakta kalan son bakır tabakları yıkıyordu. Gün boyu yaşananlar zihninden çıkmıyordu. Diğer hizmetkârlar da fısıldaşmayı bırakmamıştı.

"Majesteleri normalde böyle davranmaz."

"Şanslıymışsın."

"Bir başkası olsa çoktan cezalandırılmıştı."

Alya hiçbirine cevap vermedi. Kovadaki suya bakıyor, düşüncelere dalıyordu.

Tam o sırada mutfağın kapısı açıldı.

İçeri yaşlı kahya girdi.

"Alya."

Genç kız hemen doğruldu.

"Buyurun efendim."

"Bu gece batı koridorundaki kandiller söndü. Onları yeniden yakacaksın. İşini bitirmeden odana dönmek yok."

Alya başını eğerek emri kabul etti.

Eline pirinçten yapılmış küçük yağ lambasını aldı ve uzun koridora doğru yürüdü.

Batı koridoru, sarayın en sessiz yerlerinden biriydi. Kalın taş duvarlar geceyi daha da soğuk hissettiriyor, ay ışığı dar pencerelerden içeri süzülüyordu.

Bir kandili yaktı.

Sonra diğerini...

Tam üçüncüsüne uzanırken ileriden ayak sesleri duyuldu.

Alya irkilerek geri çekildi.

Koridorun ucunda iki şövalye yürüyordu. Ortalarında ise siyah pelerinine sarınmış Kral IV. Baldwin vardı. Yüzündeki maskenin gümüş işlemeleri kandil ışığında hafifçe parlıyordu. Ellerindeki siyah eldivenler her zamanki gibi hastalığını gizliyordu.

Alya hemen başını eğdi ve duvarın kenarına çekildi.

Şövalyeler geçip giderken Baldwin'in adımları bir an durdu.

Koridordaki sönük kandile baktı.

Sonra Alya'nın elindeki lambaya.

"Geç oldu."

Sesi her zamanki gibi sakindi.

Alya başını kaldırmadan cevap verdi.

"Emir böyleydi Majesteleri."

Kral kısa bir sessizlikten sonra yalnızca tek cümle söyledi.

"Saray geceleri soğuktur. İşini bitirince fazla oyalanma."

Ardından yürümeye devam etti.

Alya şaşkınlık içinde olduğu yerde kaldı.

Bu sözler bir emir miydi?

Yoksa sıradan bir uyarı mı?

Bunu anlayamadı.

Fakat koridorun karanlığında, uzakta yürüyen maskeli kralın silueti gözden kaybolurken, Alya ilk kez onun yalnızca bir hükümdar değil, omuzlarında görünmeyen ağır bir yük taşıyan bir insan olduğunu düşünmeye başladı.

O sırada, koridorun gölgelerinde onları sessizce izleyen bir çift göz vardı.

Kim olduğunu kimse fark etmemişti. Ancak bu gizemli kişi, genç hizmetkâr ile kral arasında geçen en küçük konuşmayı bile dikkatle izlemişti. Bu sessiz tanık, ileride sarayın huzurunu bozacak olayların ilk kıvılcımı olacaktı.

Bölüm sonu

4 yorum