İçeriğe geç

Cenazede tanıştım

Bölüm 32 · 2 dk okuma

Cenazede tanıştım

Bölüm 32

Karanlık izlenceler

O an Calder’ın gözlerindeki karanlık bana her şeyden daha gerçek geldi. Gölge hareket etmişti. Bu, artık sadece geçmişin izlerini takip ettiğimiz bir hikâye değil, yaşayan bir tehlikenin ortasında olduğumuzun kanıtıydı. Jasper bir şey söylemedi ama yüzündeki gerginlik her şeyi anlatıyordu. Artık sadece biz değil, peşimizde olanlar da bu sırrın içinde yürüyordu.Arda’nın eli hâlâ elimin üstündeydi. Bu küçük dokunuş, beni ayakta tutan tek şeydi belki de.“Ne zaman fark ettiniz?” diye sordum Calder’a.“Az önce,” dedi. “Evin çevresinde izler vardı. Biri bizi izliyor. Belki birileri. Ve sadece sizin değil, annenin izinden gidiyorlar.”Arda içini çekti. “Onları çeken şey ne? Güç mü, bilgi mi? Yoksa sadece korku mu?”Jasper, sessizce cebinden bir nesne çıkardı. Minik, paslı bir anahtardı. “Bu... o odanın anahtarı olabilir,” dedi. “Senin annenin kaldığı yerin. Gerçek anlamda izini sürdüğü sırrın başladığı yerin.”Anahtara baktım. Minik, ama ağır bir geçmişi vardı. Sanki onu tutarken, annemin parmaklarının izini hissedebiliyordum. Gözlerimi kapadım. Derin bir nefes aldım.“Oraya gitmeliyiz,” dedim.Kimse itiraz etmedi.Ertesi gün şafak sökerken yola çıktık. Arda yan koltukta oturuyordu, ben direksiyondaydım. Jasper ve Calder arkada sessizce camdan dışarı bakıyordu. O an fark ettim ki biz bir takıma dönüşmüştük. Kendi karanlıklarımızla yüzleşen ama birbirimizin gölgesinde yürümeye razı bir takıma.Şile’den daha uzak bir yere, annemin yıllar önce bahsettiği ama asla gitmemi istemediği küçük bir kasabaya ulaştık. Eski haritalarda bile ismi silinmiş gibiydi. Yol yoktu, tabelalar eksikti. Sadece anahtardaki kazınmış numaraya denk gelen eski bir taş kulübe bulduk. Çevresi yıkıktı. Kapısı yerinden oynamıştı.Anahtarı Arda tuttu, ben elini kavradım. O an içimde yine annemin sesi yankılandı. “Bazı kapılar açılmak için değil, hatırlanmak için vardır.”Ama bu sefer biz açtık.İçerisi toz içindeydi. Ama kitaplar duruyordu. Haritalar, defterler, duvara çizilmiş semboller... Ve bir tablo: ortasında dört kişi vardı. Bir kadın – annem, bir adam – Calder’a benziyordu. Ve diğer ikisi... biri Lucian’a, diğeri Thalia’ya çok benziyordu.Arda fısıldadı: “Bu... bir tarikat olabilir mi?”Jasper başını eğdi. “Ya da bir araştırma grubuydu... sonra yoldan çıkan.”O an içimdeki ürperti başka bir şeye dönüştü. Merak değil, korku değil... öfke. Bize söylenmeyen onca şeye, gizlenen gerçeklere, annemin bu kadar yalnız bırakılmış olmasına...Masadaki defterlerden birini açtım. İçinde annemin çizimleri vardı. Eski dillerde yazılar. Ve bir cümle, defalarca tekrar edilmiş:“Gölgeyi kucaklamadan ışığı anlayamazsın.”Arda deftere uzun uzun baktı. Sonra bana döndü.“Zeynep... ya annen bu sırrı çözmeyi başardıysa? Ya gölge sandığımız şey, aslında koruyucuysa?”Kafamda taşlar yerine oturmaya başlamıştı.Tam o anda dışarıdan bir ses geldi.Arabanın camı kırıldı.Lucian bağırarak içeri girdi: “Takip edildiniz! Hemen gitmemiz lazım!”Her şey altüst oldu.Camlar patladı. Calder silahını çekti. Jasper beni tuttu, yere yatırdı. Arda gözlerini bana kilitledi: “Beni dinle. Nefes al. Gözünü benden ayırma.”Patlamalar arasında birbirimizi kaybetmeden kaçmaya çalıştık. Arda beni arabanın arkasına attı. Jasper direksiyona geçti. Calder, kimin ateş ettiğini çözmeye çalışıyordu ama boşunaydı. Yüzlerini görmüyorduk. Sadece gölgelerdi, kıpırdayan, bizi arayan, susturmak isteyen...Ama biz susturulamazdık.Çünkü artık bu sır sadece bize ait değildi. Bu, herkesin hikâyesi olmuştu.Arda yanıma oturdu, alnımda bir sıyrık vardı. Mendilini bastırdı.Göz göze geldik.“Beni bırakma,” dedim, fısıltıyla.“Bırakırsam, her şey biter,” dedi. “Ama bırakmam.”Ve o an anladım. Her gölge bir son değil, bazıları bir başlangıçtı.Ve biz, karanlığın kalbinde bile birlikte yürümeye hazırdık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.