İçeriğe geç

Cenazede tanıştım

Bölüm 17 · 2 dk okuma

Cenazede tanıştım

Bölüm 17

Sessizlikten gelen

Gecenin içinden geçen zaman, sanki donmuş gibiydi. Calder’la olan yüzleşmeden sonra, hepimiz sessizdik. Ormanın içinden ayrılıp, terk edilmiş bir tren istasyonunun yakınlarında bir sığınakta toplandık. Ethan’ın omzunda hâlâ Calder’ın saldırısının izleri vardı. Elira sürekli onu kontrol ediyor, Mora gözlerini bir türlü not defterinden ayıramıyordu. Arda ise, her zamanki gibi derin düşüncelere gömülmüştü.O gece uykusuz geçti. Sessizlik, zihnimde yankılanan Calder’ın sözleri kadar ağırdı: “Sadece bir yolculuktur.” Ne demek istemişti? Bir yolculuksa, sonu nereye varacaktı? Ve biz hâlâ doğru yönde miydik?Sabahın ilk ışıklarıyla Mora sonunda konuştu:“Biri geliyor.”Kapıya yöneldiğimizde, silüeti ilk ben gördüm. Uzun boylu, ince yapılı, koyu gri bir palto giymiş bir adam. Adımlarında garip bir denge vardı, sanki yeryüzüne ait değildi. Kapı açıldığında Ethan’ın hemen savunma pozisyonuna geçmesine fırsat kalmadan, adam ellerini kaldırdı.“Adım Lucien Raye,” dedi. Aksanlı ama pürüzsüz bir İngilizceyle konuşuyordu. “Calder’ın geçmişini bilen az sayıdaki kişilerden biriyim. Onun hatasını düzeltmeye geldim.”“Calder’ın... hatası mı?” diye sordum.Lucien yavaşça içeri girdi. “O, zamanın dışında bir büyücüdür. Ama onun hikayesi yanlış anlatıldı. Siz sadece gölgeleri gördünüz. Asıl tehdit... onun ötesinde.”Mora bir adım ileri çıktı. “Ne demek istiyorsun?”Lucien gözlerini bana çevirdi. “Zeynep, sen onu yok etmek için değil... kilidini tamamlamak için çağrıldın. Calder, yıkılacak olan değil. O, mühürlenen bir kapının anahtarıydı.”Herkes bir an sessizliğe büründü.“Beni dinleyin,” diye devam etti Lucien. “Calder’ın büyüsü yavaş yavaş çözülüyor. Siz onun peşinden gittikçe, kapı daha da açılıyor. Eğer bu böyle sürerse... Diğer Taraf geçiş izni alacak. Ve orada, Calder’dan bile karanlık varlıklar var.”Elira’nın sesi çatladı: “Yani... biz yanlış savaşı mı verdik?”Lucien başını salladı. “O yanlış cenaze, o ilk karşılaşma... rastlantı değildi. Calder sizi oraya getirdi. Sizi seçti. Çünkü bu çağrının sadece ‘yaşayanlar’la yapılması gerekiyordu.”Arda öne çıktı. “Peki şimdi ne yapacağız?”Lucien bir defter çıkardı. İçinde semboller, eski bir dilde yazılmış metinler ve çizimlerle doluydu. “Kapı İstanbul’da. Ama fiziksel bir kapı değil. Zamanla örülmüş bir düğüm. Açılmak üzere.”Ethan’ın sesi ciddiydi: “Ne zaman?”Lucien’ın yüzü gölgeyle kaplandı. “Üç gün sonra, Ay tutulmasında.”Üç gün.Üç gün içinde, Calder’ı yok etmek değil; onun içinden geçerek gerçek tehdidi durdurmak zorundaydık. Artık hiçbir şey göründüğü gibi değildi.O gece herkes kendi köşesine çekildi. Arda bir köşede sessizce oturmuş, kartvizitlerine bakıyordu. Elira tavanı izliyordu. Ethan, gözlerini hiç kapamadan pencereye bakıyordu. Ben ise Lucien’ın getirdiği defteri karıştırıyordum. Her sayfa, tarihle yazılmış bir uyarı gibiydi.Ama en korkuncu şuydu:Bir sayfada benim adım yazıyordu. Zeynep Kara.Altında eski bir el yazısıyla şu cümle vardı:“Kapanmayan kapılar, beklenmedik yüzlerden geçer.”İçimdeki ürperti, dışarıdaki rüzgardan daha keskin esiyordu. Artık her şeyin sonu ya da başlangıcı yaklaşıyordu.Ve ben, o kapıdan geçip geçmeyeceğimi henüz bilmiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.