Ormanın derinliklerine adım attığımızda, her şey sessizleşti. Sadece ayaklarımızın toprakla buluştuğu ses, havada yankılanıyordu. Gözlerim, etrafımda bir hareket arıyordu ama hiçbir şey yoktu. Sanki zaman durmuş, yer çekimi bile bir anlığına kaybolmuş gibiydi. Etrafımızdaki ağaçlar, tek tek birbirlerine yaslanarak kendi karanlıklarını örüyordu.Elira, elimdeki pusulaya dikkatle bakarak, "Yaklaşıyoruz," dedi. Sesindeki tedirginlik, bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiriyordu.Yanımda Ethan, ellerini ceplerine sokmuş, soğukkanlı bir şekilde ileriye bakıyordu. Ama gözlerinde, bir şeyin yaklaşmakta olduğunu hissediyordum. Bütün bu sessizliğin ardında, bir şeyler bizi izliyordu."Yine ne oldu?" diye sordum, fakat Ethan bir şey söylemedi. Sadece gözleri pusulayı izliyordu."Bekle," dedi. "Bir şeyler değişiyor."Pusula hızla dönerken, bir çığlık duyduk. Derin ve korkunç bir çığlık, ağaçların arasından. Hepimiz birden irkildik. Hemen çığlığın geldiği yöne koştuk. Orada, bir ağacın altına diz çökmüş, yüzü solmuş bir adam vardı. Adamın gözleri, derin bir boşlukla bakıyordu.Ethan ve Elira hızla yanına koştu. "O bir işaret," dedi Elira, tüyleri diken diken. "Bu ritüelin bir parçası, Calder’ın gücünün etkisi."Hızla etrafımıza baktım. Arda'nın, Silas'ın, Luna'nın hepsi hazırdı. Fakat bir eksiklik vardı. Biri eksikti. "Mora!" diye bağırdım. "Neredesin?"Yavaşça bir silüet belirginleşti ormanın karanlığından. Mora, yavaşça ama kararlı bir şekilde bize doğru ilerliyordu. Ellerinde eski bir kitap vardı. Yüzü normalde soğukkanlı, sakin bir şekilde ilerliyordu, ama bugün… Bugün farklıydı. Gözlerinde bir şeyler kaybolmuş gibiydi."Mora!" diye tekrar seslendim. "Ne oldu sana?"O, başını kaldırıp bana baktı. Gözleri artık eskisi gibi değildi. Buruşmuş, sert bir bakış vardı. "Calder’ın etkisi," dedi düşük bir sesle. "Beni kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Ama ben direniyorum."Bir anlık bir sessizlik oldu. Hepimiz birbirimize baktık. Calder’ın etkisi o kadar güçlüydü ki, bunu sadece Mora değil, hepimiz hissediyorduk. Karanlık, daha fazla kendini göstermeye başlamıştı. Ağaçlar hareket ediyor gibiydi. Derin bir uğultu, rüzgarla karışıyordu."Tamam," dedi Ethan, "şimdi Calder’la yüzleşme zamanı."Hızla ilerledik. Göğüslerimizdeki sesler, kalp atışlarımız gibiydi. Bir ritüel haline gelmişti bu. Ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe, Calder’ın varlığını hissedebiliyorduk. Bu, sadece bir savaş değil, bir tür zihin savaşına dönüşecekti. Hepimizin sınırları test edilecekti.Birden durduk. Karşımızda dev bir taş yapı belirdi. Tam ortasında, içinde ateş yakılan eski bir sunak vardı. Calder’ın silueti, sunağın hemen önünde duruyordu. Bizim yaklaşmamızı izliyordu ama bir adım bile atmıyordu. Yanında annem, hâlâ gözleri boş bir şekilde diz çökerek ona bakıyordu.Ethan bir adım öne çıktı. "Calder!" diye haykırdı. "Bunu durdur! Artık oyun bitti."Calder’ın gülüşü, rüzgarla karıştı. "Oyun mu? Hayat zaten bir oyundur, Ethan. Ve senin zamanın sona erdi."O an, bir anda, her şey değişti. Etrafımızdaki hava karardı. Rüzgar hızla esmeye başladı, ağaçlar sanki haykırarak yerinden oynuyordu. Calder, elini havaya kaldırarak bir büyü başlattı. Ellerinden çıkan karanlık enerji dalgaları, tüm ormanı sarstı."Hayır!" diye bağırdım, ama sözlerim hiç kimseye ulaşmadı. Bir anda her şey oldu ve bir anlığına gözlerim karardı.Birkaç saniye sonra, gözlerimi açtığımda, etrafımda bir sessizlik vardı. Arda, Elira, Ethan, Mora… Hepsi ortadaydı. Ama annem… annem kaybolmuştu.Ve Calder’ın nehrinin derinliklerinden bir şey yükselmeye başlamıştı. Bir gölge. Karanlık bir tehdit.Büyük savaş başlamıştı.
Bölüm 15
Karanlık çöküş
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.