İçeriğe geç

Cenazede tanıştım

Bölüm 13 · 2 dk okuma

Cenazede tanıştım

Bölüm 13

Gölgeden gelenler

Ritüelden sonra her şey susmuş gibiydi. Gün doğmamıştı henüz, ama karanlık da gitmemişti. Sessizlik, mezarlığın taşlarında yankılandı. Sadece rüzgarın yapraklarla fısıldaştığı o ürkütücü melodiyi duyabiliyorduk.O geceden sağ çıkan herkes kendi içinde bir şey kaybetmişti. Belki biraz zaman, belki biraz umut… belki de kim olduğunu. Ama Mora farklıydı. Onun içinde artık sadece bir kişi vardı. Ve bu, sandığımız kadar iyi bir şey olmayabilirdi.Paris sabahı bizi soğuk ve sisle karşıladı. Eski konağa döndüğümüzde herkes yorgundu. Luna annesini yatağa yatırdı. Kadın hâlâ zayıftı, ama gözlerinde o ilk geceki boşluk yoktu artık. Silas hiç konuşmadan kendini bodrum kata kapattı. Arda duvara yaslandı, başını geriye atıp gözlerini kapattı.Ben Mora’nın peşinden yukarı çıktım. Merdivenleri ağır adımlarla çıkıyordu, sanki o gece onu tamamen tüketmişti. Kapısını açtı, içeri girdi. Ben de hemen arkasından.“Artık yalnızsın, değil mi?” diye sordum.Birkaç saniye sustu. Sonra başını salladı. “Evet… ama bu yalnızlık tanıdık değil. Sanki içimde kalan boşluklar daha da derin.”“İyileşir mi?”“Belki. Ama bazı boşluklar sadece yankı yapar, dolmaz.”Birkaç gün geçti. Hiçbirimiz ritüeli konuşmadık. Konsey’den kimse geri dönmedi. Ama şehirde bir şey değişmişti. Arda gazetelere göz atıyor, garip ölümleri, ani kayboluşları işaretliyordu. “Bu normal değil,” diyordu. “Bir şey geri çekilmedi, sadece kabuk değiştirdi.”O sırada bir mektup geldi. Adres zarfın üstüne el yazısıyla yazılmıştı: Maison de L'oubli. Yani “Unutuş Evi.” Gönderenin adı yoktu ama içindeki küçük, gümüş bir anahtar dikkat çekiciydi. Luna anahtarı eline aldığında parmakları ürperdi. “Bu... bu bizim evimizin bodrum kapısına benziyor,” dedi.Annesi hâlâ tam olarak konuşamıyordu ama mektubu görünce bakışları değişti. Korku değil, tanıma… ve pişmanlık. Dudaklarından çıkan ilk kelime, fısıltı gibi geldi:“Calder.”İlk kez bu isim geçti hikayemizde. Arda hemen defterini çıkardı. “Bu bir isim mi? O mu gönderdi bunu?”Kadının gözleri Mora’ya kaydı. “Calder, Konsey’in eski büyücüsüydü. Her şey ondan başladı. Her ritüel, her lanet. O şimdi özgür…”O anda, kapı çaldı.Silas yukarıdan seslendi: “Kimseyi bekliyor muydunuz?”Hayır. Hiç kimseyi beklemiyorduk.Arda kapıyı açtığında karşısında iki kişi duruyordu. Uzun boylu bir adam—sert yüz hatları ve çatık kaşlarıyla—ve yanında çantasını sırtına takmış, mor saçlarının ucunu saklamaya çalışmayan genç bir kadın. Kadının gözleri parlıyordu. Kıyafetlerinde yolculuğun izleri vardı. Adam ise askeri disiplinle ayakta duruyordu.“Adım Ethan. Bu da kızım Elira,” dedi adam. “Biz Calder’in izini sürenlerdeniz.”İçeri girdiklerinde Mora hemen arkasına yaslandı. “Onları tanıyorum,” dedi. “Ama nasıl tanıdığımı hatırlamıyorum.”Ethan ciddi bir tonda devam etti: “Calder geri döndü. Ama bu sefer yalnız değil. Ruhlar onu takip ediyor. Ve siz o ruhlardan birini serbest bıraktınız.”Kimse bir şey söylemedi.Elira çantasından kalın bir defter çıkardı. Sayfaları hızla çevirdi, bir sembol gösterdi. Bizim önceki ritüelde kullandığımıza benziyordu ama merkezinde başka bir işaret vardı. Tanıdık bir şey. Göz. Kara bir göz.“Bu,” dedi Elira, “unutulmuş bir göz. Calder’in işareti. Gördüğünüz her yerde felaket getirir. Şimdi sizi izliyor.”O gece hiçbirimiz uyumadık. Silas silahlarını iki katına çıkardı. Arda, Mora ve ben eski notları, sembolleri, rüyaları karıştırdık. Luna annesinin başında nöbet tuttu. Ethan veranda camında sigarasını içerken gökyüzünü izledi. Elira ise odasında semboller çiziyor, başka bir dili fısıldıyordu.Çünkü biliyorduk.Bu sadece başlangıçtı.Ve Calder, çoktan yola çıkmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.