1981
Malfoy Malikanesi
Malikaneyi çevreleyen koruma büyüleri gece yarısına doğru hafifçe titredi.
Bu, saldırı sırasında oluşan sert bir titreşim değildi.
Üst kattaki yatak odasında duran sarışın kadın aniden gözlerini açtı. İçini açıklayamadığı bir huzursuzluk kaplamıştı. Kalbi hızla atıyordu.
Yanında duran adam bunu fark etti.
“Bir sorun mu var Narcissa?” diye sordu.
Kadın birkaç saniye dinledi.
Malikânenin eski taş duvarları sessizdi.
“Kapıda biri var,” dedi sonunda. "Bir ağlama sesi duyuyorum Lucius."
Adam kaşlarını çattı. Bu neredeyse imkânsızdı. Malikanenin korumaları davetsiz hiçbir canlıyı yaklaştırmazdı.
"Draco'nun ağlama sesi olabilir mi tatlım?" Kadın duyduğu cümleyle kafasını 'hayır' anlamında salladı.
Daha sonra birlikte aşağı indiler.
Merdivenlerden inerken ay ışığı uzun pencerelerden içeri süzülüyor, mermer zeminde soluk yansımalar oluşturuyordu. Büyük giriş kapısına ulaşmışlardı.
Kapı yavaşça açıldı.
Soğuk gece havası içeri doldu.
Kapının tam önünde, taş zeminin üzerinde küçük bir bebek yatıyordu.
Narcissa bir an donup kaldı.
Sonra hiç düşünmeden eğildi ve bebeği kucağına aldı. Küçük kız huzurla uyuyordu. Battaniyenin arasından görünen kızıl saçları ay ışığında parlıyordu, bu bebek ona birini hatırlatıyordu..
Bebek gözlerini hafifçe araladı.
Ağlamadı.
Sadece baktı.
Narcissanin yüzündeki şaşkınlık yavaşça yumuşadı. İçinde beklemediği bir sıcaklık oluştu. Bebeği refleksle göğsüne daha yakın tuttu.
Lucius ise yerde duran zarfı fark etti.
Zarfın üzerinde tek bir kelime yazıyordu,
Cissy
Sessizce eğilip aldı ve mührünü açtı.
Mektubu okumaya başladığında yüzündeki ifade ciddileşti.
- - -
Cissy,
Kızımı sana bırakıyorum. Ona zarar gelmeyeceğinden emin olduğum tek yerin burası olduğunu biliyorum. Bu yüzden başka kimseye değil, sana güveniyorum.
Lütfen ona iyi bak.
Bu mektubu okuduğun sırada büyük ihtimalle çok uzaklarda olacağım. Belki de artık geri dönemeyeceğim bir yerde… Bunu yazmak bile düşündüğümden daha zor.
Her şeyi önceden biliyordum. İşaretleri gördüm, geleceğin kırık parçalarını defalarca izledim. Ne yaparsam yapayım sonucu değiştiremedim. Kader bazen insanın tüm gücünden daha acımasız oluyor.
Onun adı Bloom.
Doğduğu andan itibaren büyüsü kendini göstermeye başladı. Henüz bir bebek olmasına rağmen sihir onun etrafında nefes alıyor gibi davranıyor. Gücü alışılmış değil, hatta korkutucu derecede eski ve güçlü.
Çünkü o yalnızca bir çocuk değil.
O hem bir Grindelwald, hem de bir Black.
Bu yüzden tehlikede.
Onu arayanlar olacak. Gücünü kullanmak isteyenler, kim olduğunu öğrenmek isteyenler ve varlığından korkacak olanlar… Hepsi bir gün ortaya çıkacak.
Bu nedenle senden tek bir şey istiyorum:
Onu kendi çocuğun gibi büyüt.
Geçmişini koru. Gerekirse adını değiştir, ona yeni bir hayat ver.
İstersen ikinci bir isim koyabilirsin. Belki yeni bir isim, ona hak ettiği güvenli çocukluğu sağlayabilir.
Yaptığım seçim için üzgünüm, Cissy. Seni bu yükün içine sürüklemek istemezdim. Ama başka kimseye güvenemedim. Senin kalbini tanıyorum… ve onun asla yalnız kalmayacağını biliyorum.
Bir gün, aynı gece doğan başka bir çocukla yolları kesişecek.
O gün geldiğinde her şey anlam kazanacak. Neden saklanmak zorunda olduğunu, neden hayatta kalması gerektiğini ve neden kaderin onu seçtiğini anlayacaksın.
O gün gelene kadar…
Lütfen onu koru.
Onu sev.
Ve eğer bir gün beni sorarsa…
ona annesinin onu terk etmediğini söyle.
Sadece yaşamasını istediğini söyle.
— Sana güvenen eski bir dost
- - -
"Napıcaz?" Dedi Lucius mektubun son kelimesini okurken.
Narcissa hala mektubun etkisindeydi, kucağında duran bebeğe baktı
ona o kadar çok arkadaşını hatırlatıyordu ki..
"Ona bakıcaz." Dedi hiç düşünmeden, "Onu kendi kızımız gibi yetiştiricez Lucius."
Bir saniye düşündü.
"Ailemize Hoşgeldin Lyra Bloom Black.."