İyi Okumalar 🦋
_____________
Kediciğim 🐱
Beni
Kızımla
Ortalarda
Bırakıp
Beni
Terk
Ettin
Demek
Hyunjin!
Jisung haklıydı 😔
Fakana öde bana hemen
Sevgilim 🩵
Kediciğimm
Güzelimm
Şimdi çıktım ya evden bir tanem
Hani senin canın kahvaltıda tatlı çekti
Ben de sana tatlı almaya çıktım ya bebeğim
Kızımız mı ağlıyor?
Sorun mu var döneyim geri.
Kediciğim 🐱
🥺🥺🥺
Kızımız uyuyor Hyunjin
Ama sen gidince beni terk ediyorsun sanıyorum
Bir daha asla geri dönmeyeceksin sanıyorum
Karnım da ağrıyor 😭
Ne zaman geçecek
Sevgilim 🩵
Bebeğim benim
Beş dakikaya geliyorum
Güzelime çikolatalı pasta alıp geleceğim hemen
Sen de uzan ayakta durma canın yanmasın güzelim
Kediciğim 🐱
Tamam ama çabuk gel 🥺
Hızlı gel ama dikkatli gel tamam mı
Sevgilim 🩵
Tamam bebeğim beş dakikaya oradayım
Kediciğim 🐱
Bekliyorummm
....
~hyunjin~
Yeni hayatımıza başlayalı iki gün olmuştu. İki gündür Felix artık hastanede değil evdeydi ve biz iki gündür küçük bir aile olmaya çalışıyorduk.
Minicik bir kızımız olmuştu.. bunu her dakika kendime hatırlatıyordum çünkü gerçkemiş gibi değildi. Gerçek olmayacak kadar güzeldi kızım..
Artık iki bebeğim vardı ve ikisiyle de çok iyi ilgilenmem gerekiyordu. Minik kızımız gündüzleri melek gibi uyusa da geceleri sürekli ağlıyordu.
Normalde yeni doğan bebeklerin sesi yüksek olur ağlamasını duyarsın ama benim minik kızım o kadar sessiz ağlıyordu ki, bir nevi yavru kedi gibi miyavlıyordu.
Bu yüzden geceleri ekstra dikkatli oluyordum ağlar da duyamayız diye korkuyordum. Ama şükürler olsun ki iki gündür güzel yürütüyordum babalık görevini.
Şimdi de kocalık görevimi başarıyla bitirmiş, minik kediciğime çikolatalı pasta almış eve dönüyordum.
Hızlı gidip geleyim diye bahçeden çıkardığım arabayı bahçeye geri parkettikten sonra yan koltukta duran pastayı aldım ve arabadan inerek eve doğru ilerledim.
Evden çıkar çıkmaz sarışınım mesaj atmıştı bana. Yeni doğum yapmıştı ve onun psikolojik ve duygusal durumunun zor olduğunu biliyordum. Bu yüzden onun üzerine ekstra titriyordum.
Hemen eve geçerek salona doğru adımladım ve koltukta sırtüstü dümdüz uzanan güzelime baktım gülğmseyerek. Fazlasıyla yorgun ve bitkin gözüküyordu. Doktorlar toparlanması biraz sürecek deseler de ben onu böyle görmek istemiyordum.
Salonun ortasında otomatik sallanan anne kucağında uyuyan kızımı uyandırmamak için sessizce pastanın kutusunu sehpanın üzerine bıraktım.
Felix'in boncuk bakışları üzerimdeydi. Gülümseyerek dikkatli bir şekilde koltukta uzanan kediciğimin yanına oturdum ve elimi saçlarının arasına daldırarak başını okşadım.
H: "Çok mu ağrın var?"
Hemen dudaklarını büzerek başını salladığında üzerine doğru eğildim ve büzülü dudaklara öpücük kondurarak geri çekildim.
H: "Kalk bir şeyler ye güzelim sonra da ağrıkesici verelim sana"
Dudaklarını biraz daha büzerek dolu gözlerini kırpıştırdı ve minicik elini karnının üzerinde, yara izinin olduğu yerde hafifçe gezindirerek konuştu.
F: "Ayağa kalkınca daha çok acıyor"
Keşke onun tüm acılarını kendime alabilseydim. Geçirdiği ameliyat asla kolay bir ameliyat değildi. Yarası çok derindi, her hareketinde canının yanıyor olduğunu bilmek ve ona yardım edememek beni sinir ediyordu.
Elimi, yarasını okşayan kediciğimin elinin üzerine koydum ve minicik elini kendi avuç içime alarak okşadım.
Parlak gözleriyle bana o kadar güzel bakıyordu ki kendimi tutamayıp tekrardan dudaklarına hızlı bir öpücük kondurdum. Her öpücüğümde dudaklarıma temas eden yumuşacık dudakları daha fazlasını istememe neden oluyordu.
Öpücüklerimi severek kabul eden kediciğim bu seferki öpücüğümden sonra kaşlarını sinirli bir şekilde çattı. O kadar tatlı oluyordu ki alnını sinirle kırıştırdığında.
F: "Sen böyle sürekli, sürekli beni öptüğün için bebeğimiz oldu ve bu yüzden benim karnımı kestiler! Bu yüzden canım yanıyor Hyunjin!"
Mır mır mır konuşarak bana sinirliymiş gibi davranan bedenin yanağına kocaman sesli bir öpücük kondurdum. Yanağını ısırmak istiyordum ama bunu yaparsam saatlerce ağlayacağını bildiğim için yapamıyordum.
H: "Şimdi suçlu ben mi oldum kediciğim? Sürekli aşk yapalım, canım aşk çekti diyen sendin"
Doğrular yüzüne çarptığında elini sinirli bir şekilde benim elimden uzaklaştırarak bakışlarını kaçırdı.
Güzelimin moralini yerime getirmek için hemen bir dilim pasta versem iyi olacaktı. Aldığım pastayı dilimlemek için masadan almak adına ayağa kalktığımda koltuğun başlığında gördüğüm korseyle bu sefer kaşlarımı ben çattım.
H: "Güzelim korseni çıkarmışsın yine"
Sarışınım dolu gözlerini önce bana sonra da koltuğun başında duran korseye çevirdi.
F: "Onu giyindiğimde daha çok yanıyor canım"
Başımı onaylar anlamda salladım. Hem onu üzmemeye, hem canını yakmamaya çalışmak çok zordu.
Normalde sezaryen doğumdan bir hafta sonra korse takılması gerekiyordu ama Felix'in beli fazlasıyla ince olduğu için dikiş ölçüsü daha büyüktü, vücuduna oranla.
Dikişlerinin daha iyi durması, iç organlarına zarar gelmemesi, kaslarının gücünü kaybetmemesi için gün içinde korseyi takması gerekiyordu.
Koltukta dudaklarını büzerek uzanan küçüğüme doğru eğildim ve ellerimi dikkatli bir şekilde belinin altından geçirerek hafif bedeninin doğrulmasına yardım ettim.
Kediciğim ayağa kalkar kalkmaz acıyla yüzünü buruşturmuştu. Hemen hızlıca sarı tutamlarının arasına öpücükler kondurdum.
H: "Geçecek güzelim, ameliyatın beş günü dolduktan sonra acımayacak artık"
Başını onaylar anlamda sallayarak yüzünü göğsüme sertçe yasladı ve yumuşacık yanağını göğsüme sürttü.
Beline sarılı olan ellerimi vücudunda gezindirerek hafif dokunuşlarımla, masajlarımla acısını azaltmaya çalıştım.
H: "Korseni takalım ki hemen iyileş tamam mı?"
Yine uslu kediciğim başını onaylar anlamda sallamıştı. Tek elimi uzatarak koltukta duran korseyi aldım ve tişörtün üzerinden küçüğümün incecik beline sararak çok sıkı olmayacak, canını yakmayacak şekilde bağladım.
H: "iyi mi? Çok sıkı olmadı dimi?"
Elleriyle belindeki korseyi çekiştirerek biraz düzeltmeye çalıştıktan sonra kollarını sıkıca belime sardı ve çenesini göğsüme yaslayarak parlak gözleriyle baktı bana.
F: "Öpücük"
Dudaklarını büzüp, gözlerini kapatarak öpücük beklediğinde kocaman gülümseyerek başımı salladım. Az önce öpüyorum diye mızmızlanan bebeğim şimdi öpücük istiyordu.
Güzelimi daha fazla bekletmeden hemen dudaklarımı yumuşacık dudaklara bastırdım ve sesli bir öpücük bıraktım dudaklarına.
F: "Bir tane daha"
Aldığım emri hemen yerine getirerek yine tatlı dudaklara uzun bir öpücük bıraktım.
H: "İşte sen böyle tatlı olduğun için bizim bebeğimiz oldu"
Umursamaz bir şekilde omuzlarını kaldırarak benden uzaklaştı ve dikkatli bir şekilde koltuğa oturarak eliyle masanın üzerinde duran pasta kutusunu gösterdi.
F: "İki dilim istiyorum"
H: "Kediciğim nasıl isterse"
Sarışınım memnun bir şekilde gülümsediğinde hemen masanın üzerinde duran kutuyu kaptım ve mutfak tezgahına bırakarak hızlıca dilimledim.
Kocaman bir tabağa iki dilim çikolatalı pasta koyarak çatalı da tabağın kenarına bırakıp salona geçtim. Heyecanlı bir şekilde tatlısını bekleyen bedenin yanına oturarak tabağını dizlerinin üzerine bıraktım.
H: "Afiyet olsun güzelime"
Çatalı pastaya batırırken yüzünde beliren o çocuk gibi sevinci izlemek kalbimi eritiyordu. Çikolataya bulanan minik dudakları, mutlulukla kısılmış gözleri...
Sanki az önce acıdan mızmızlanan Felix gitmiş, yerine tatlısını kavuşan bir kedi gelmişti.
Çatalı ağzına götürüp bir lokma daha aldığında gözlerini kapattı. O an dünyadaki tüm sesler sustu sanki.
Felix pastasını yerken ben onu izliyordum.
Başka hiçbir şeye bakamıyordum. Bu her zaman böyle olmuştu. İlk günden beri..
Küçüğüm yemek yediğinde hep onu izlemeyi sevmiştim. Her haliyle o kadar tatlıydı ki, Tanrım ona o kadar çok aşıktım ki bunu asla kelimelerle anlatamazdım.
Yorgun ama huzurlu yüzü, omuzlarına dökülen sarı saçları, korsenin altında bile belli olan narin bedeni... Kalbim ona olan aşkım yüzünden göğsüme sığmıyordu.
Tam bir tane daha kocaman bir lokma almıştı ki... Minik bir ses duyuldu salonumuzda. Önce hafif, sonra titrek, yavru kedi miyavlaması gibi cılız bir ses.
Kızımız...
Felix'in yüzü anında değişti. Kaşları çatıldı, Çatalı hemen tabağa geri bırakarak hızlıca lokmasını yutmaya çalıştı.
F: "kızımız ağlıyor..."
H: "Sen otur bir tanem ben alayım kızımızı"
Hızla ayağa kalkarak Ana kucağında, gözlerini kısıkça açarak, dudaklarını büzerek ağlayan kızıma doğru eğildim.
Kızımın minicik bedenini dikkatli bir şekilde kollarımın arasına aldım. O kadar hafifti ki... Onu kendime doğru çekip koltuğa geri oturdum, sırtını göğsüme yasladım.
H: "Niye ağlıyor benim küçük kelebeğim?"
Felix de bana doğru eğilerek kucağımdaki kızımıza baktı dikkatlice iyi mi diye. Fırsatı değerlendirerek bir kolumla Felix'i sıkıca sararken, diğer elimle kucağımdaki bedeni tutmaya çalıştım. Minicik bedeni avuçlarımın içinde kayboluyordu. Yeni doğan bebek için normaldi ama hemen büyümesi gerekiyordu yoksa düşüreceğim diye korkmaktan kalp krizi geçirecektim.
Kısık gözleriyle annesine bakan bebeğim hemen ağlamayı durdurmuştu. Hala yankları kırmızı, dudakları titriyordu.
F: "Kızımız ağladığında sanki kalbim acıyor"
Annelik duygusu yaşayan çiçeğimin saçlarını okşadım, alnına uzun bir öpücük kondurdum.
H: "Endişeleniyorsun o yüzden güzelim. Korkmana gerek yok. Yeni doğan bebekler nedensizce ağlarlar"
Dudaklarını büzerek başını onaylar anlamda salladı. Az önce ağlayan Nabi artık tamamen ağlamayı durdurarak göğsümde rahat bir şekilde uykusuna geri dönmüştü.
Felix de rahatlayarak pastasından bir lokma daha alarak ağzına attı. Kocaman aldığı lokmayı çiğnemeye çalışırken eliyle göğsümde uyuyan kızımızın minik ayağını okşadı.
F: "Ayakları minicik, ama karnımdayken attığı tekmeler hiç de minik değildi"
Kıkırdayarak başımı onaylar anlamda salladım. Gerçekten minik kızımızın tekmeleri sert olmuştu hep. Asla böyle küçük bir bedenin bu kadar sert bir tekme atmasına inanamazdım.
H: "Sadece ayakları değil kızımız el kadar. Senin gibi minicik olacak. Artık iki tane bebeğim var"
...
Göğsümde hissettiğim ıslaklıkla gözlerimi zorlukla açmaya çalıştım. Ben gözlerimi açmak istedikçe onlar geri kapanıyordu. Uykusuzluktan gözlerimin içi yanıyordu.
Ama göğsümde hissettiğim ıslaklık da uyumama izin vermiyordu. Sonunda zor da olsa gözlerimi kısıkça açtım ve başımı yastıktan kaldırarak göğsümde yatan kızıma baktım.
Minicik burnu, kocaman gözleriyle sanki Felix'in küçük versiyonunu uyutuyordum göğsümde.
Yüzüstü bir şekilde göğsüme yatan minik meleğim ağzının salyasını tüm tişörtüme bulaştırmıştı.
Onu uyandırmamak için sessiz bir şekilde gülerek hafifçe sırtını okşadım. Tüm gece uyumamış, ne benim ne de Felix'in uyumasına izin vermemişti.
Sabaha kadar prensesimizin sancılarıyla ilgilenmiş ona masajlar yapmıştık. En son küçük kedim uyuya kaldıktan sonra ben de kızımı göğsüme yatırarak ağlamasını durdurmaya çalışmıştım.
Anlaşılan bu şekilde uyuya kalmıştık...
Başımı yan tarafa çevirdiğimde yatakta gördüğüm boşlukla hemen kaşlarımı çattım. Kucağımdaki bedenin uyanmamasına özen göstererek belini sıkıca sardım ve yavaşça ayağa kalktım.
Minik kızımı beşiğe bırakarak üzerimde salya olan tişörtü çıkararak temiz bir tişört geçirdim.
Küçük kediciğim tuvalette de değildi. Bildiğiniz gibi benim kediciğim yatağımda ve tuvalette değilse kesin mutfaktadır demekti.
Hızlıca merdivenleri indiğimde mutfaktan gelen tıkırtı sesleriyle duraksadım..
Ben bu sahneyi hatırlıyordum.. mutfağımda gizlice yemek çalan kedicik?
İlk tanıştığım gün daha dünmüş gibi gözlerimin önünde canlandığında kocaman sırıtarak mutfağa doğru döndüm.
Sarı tutamları omzuna dökülmüş güzelim, üzerinde bana ait olan tişörtle bıcır bıcır mutfağımda dolanıyordu.
Benim varlığımı farketmiş olacak ki hızla arkasına dönerek bana baktı. Ben de adımlarımı hızlandırarak kollarımı iki yana açtım ve güzelime daha da yaklaştım.
Çok beklemeden hemen kollarımın arasına iyice yerleşerek belimi sıkıca sarmıştı. Onun aksine ben daha yumuşak dokunuşlarla sarıldım canını yakmamak için ve usulca belini okşadım.
H: "Kediciğim mutfağımda yemek mi çalıyor yine?"
Kıkırdayarak başını göğsüme sürttü.
F: "Hayır kediciğin sana kahvaltı hazırladı"
Burnumu yumuşacık olan sarı tutamların arasına gömerek oraya birkaç tane öpücük kondurdum.
H: "Kediciğimin ellerinden kahvaltı yiyeceğim demek"
Küçüğüm heyecanlı bir şekilde kollarımın arasından çıkarak başını onaylar anlamda salladı ve eliyle tezgahın üzerinde duran sandviçleri gösterdi.
F: "Bir saattir uğraşıyorum"
Sarışınımı kendime doğru çekerek yumuşacık bal yanağına kocaman bir öpücük bıraktım.
H: "Keşke yormasaydın kendine güzelim"
F: "Yorulmadım ki.."
Benim için erkenden kalkıp sandviç hazırlayan kediciğimin alnına öpücük bıraktım. Lezzetle kahvaltımı yiyecektim çünkü kediciğim tatlı elleriyle hazırlamıştı onu bana.
Felix'in sandalyesini çektiğimde güzelim oturur oturmaz ben de kendi sandalyemi çekip oturdum. Zaman kaybetmeden aç olduğum için hemen sandviçimden kocaman bir ısırık aldım.
Sevgilim yaptı diye demiyorum ama fazla lezzetliydi. Minik ellerinin tadını katmıştı.
H: "Harika olmuş bebeğim ellerine sağlık"
Küçük beden gözleri kısılana kadar kocaman gülümsemişti. Ama hala önündeki yemekten ısırık almamıştı.
H: "Sen niye yemiyorsun güzelim?"
Sanki bunu sormamı bekliyormuş gibi hemen dudaklarını büzerek elini karnına bastırdı.
F: "Yaram acıyor"
Küçük kediciğimi uzun süredir tanıyordum. Artık onun ne demek istediğini mimiklerinden bile anlıyordum.
Sorun şu an karnının ağrıması değil, sorun benim onu kucağıma oturtmamamdı.
Sandalyemi biraz geriye doğru çekerek bacaklarımı hafif açtım ve elimi bacağımın üzerine vurarak patpatladım.
H: "Gel bakalım kucağıma"
Bir saniye bile beklemeden dudaklarını birbirine bastırarak, tatlı sırıtmasıyla sandalyesinden indi ve pıtı pıtı gelerek önümde durdu.
Ellerimi zarif bir şekilde incecik beline sararak çok sıkmamaya dikkat ederek yavaşça kaldırdım ve kucağıma çektim.
Bacağımın üzerine oturan beden hemen kıpırdanarak sırtını göğsüme yasladı ve masanın üzerinde duran tabağını kendine doğru çekerek sandviçini eline aldı.
Sarı saçların arasına küçük bir öpücük kondurarak ben de yemeğime devam ettim. Miniğimiz uyuduğu için rahat bir şekilde, sessizce kahvaltı yapıyorduk.
Ta ki kapı alacaklı gibi çalındığınana kadar. Kaşlarımı çatarak saate baktım telefonumda. Daha sabah 11 olmamıştı. Kim gelmiş olabilirdi ki.
H: "Kapıya bakayım ben"
Küçüğüm başıyla beni onayladığında kucağımda onunla birlikte ayağa kalktım, dizlerinin altından ve sırtından tuttuğum bedeni sandalyeye oturttum.
Kapı tekrar sert bir şekilde çalındığında adımlarımı hızlandırarak beklemeden kapıyı açtım.
J: "Nerede benim bebeğim? Çekil çekil önümü kapatıyorsun"
H: "Sana da günaydın Jisung"
Kapı açılır açılmaz Jisung beni itiştirerek eve daldı. Onun aksine Minho "onun her zamanki hali" demek ister gibi sırtımı patpatlayarak içeri geçti.
J: "Nerede benim bebeğim?"
Jisung tekrar ayakkabılarını çıkararak bağırdığında gülümseyerek ona taraf döndüm.
H: "Nabi uyuyor odasında"
Jisung kaşlarını çatarak bana doğru dönmüş ve sanki çok yanlış bir şey demişim gibi parmağını havada sallayarak konuşmuştu.
J: "Felix bebeğim nerede!"
Jisung'un aslında Felix'i aradığını anladığımda yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü. Felix'in duygusal dönemde olduğu için ilgiye ihtiyacı olduğunu biliyordu.
Çok geçmeden Felix bağırışmaları duymuş olacak ki mutfaktan kapıya doğru gelmiş ve Jisung'u görür görmez kollarını açmıştı.
İkili birbirine sıkıca sarıldığında Minho elini omzuma atarak tekrardan omzumu patpatladı.
M: "İki gündür size gelelim diye başımın etini yiyor"
Sorun değil dermişçesine gülümsediğimde bakışlarım tekrar sıkıca sarılan ikiliye kaymıştı. İlk günden onların iyi arkadaş olacağını biliyordum.
Ve kediciğimle karşılaştığım ilk günden onun tüm hayatım olacağını da biliyordum..
___________________
200K okunma için herkese teşekkürler 😭 🫶
42 bölüm yazdığım fice utanmaz gibi bir de özel bölüm atıyorum. O kadar her şeyi işlemişim ki yazacak bir şey kalmamış. Tatlı ve şu an karakterlerimizin ne yaptığını gördüğümüz bir bölüm olsun istedim.
Açıkçası CatLix bebeğimi özlemiştim bana da iyi geldi, umarım size de iyi gelir. Minik kitabımı sevdiğiniz ve değer verdiğiniz için hepinize teşekkürler.
Diğer ficlerime de göz atmayı unutmayın BLUEES'lerim 🦋
İnsta, tiktok, pinterest: keenblues
Twitter: keenbluees


