İçeriğe geç

CatLix / HyunLix

Bölüm 25 · 5 dk okuma

CatLix / HyunLix

Bölüm 25

🐾

İyi Okumalar 🦋

____________

~hyunjin~

F: "Ben de yapmak istiyorum"

Heyecanlı bir şekilde yanımda beni izleyen sarışına baktım. Komik görünüyordu.. hava soğuk olduğu için atkı ve şapkasını da giyinmiş, sadece gözleri gözükecek bir şekilde sarılmıştı üzerindekilere.

Elimdeki baltayı yaşlı ağaç kökünün üzerine bırakarak kenardaki odunları biraz daha yakına getirdim.

Geçen hafta söylediğim tatili bu hafta sonuna ayarlayabilmiştim. Felix yanımdayken küçük bir kaçamak yapmak iyi olmuştu. Annem bir haftadır durmadan mesaj atıyor, arıyordu.

Ben de telefonun çekmediği dağın başında olan Minho'nun tatil evini birkaç günlüğüne ödünç almıştım.

Jisung dörtlü date yapalım diye tuttursa da o geceden sonra Felix ile başbaşa zaman geçirmek istiyordum. Hafta içi işlerim yoğun olduğundan küçüğümle çok fazla ilgilenememiştim.

Şimdi buz gibi havada şömineyi yakabilmek için odun kırmaya çalışıyordum. Kışın buraya gelmek hava şartları yüzünden biraz mantıklı değildi ama Felix'in mutluluğunu görmek verdiğim en mantıklı karar olmasını anlamama neden olmuştu.

H: "Dene güzelim ama çok zor"

Ağaç kütüğünde duran baltayı elime alarak oraya bir odun parçasını dik gelecek şekilde yerleştirdim ve baltayı Felix'e uzattım.

O kadar kalın giyinmişti ki penguen gibi yürüyordu. Üç tane eldiveni üstüste giyindiği elini baltaya uzattı ve sıkıca tuttuğunda bıraktım.

Küçük kedim soğuk havayı hiç sevmiyordu. Sıcacık ortamlar onun için daha iyiydi ama soğuktan kızarmış burnunu görmek de benim tatlılık dozumu almam için iyiydi.

Baltayı elinde sıkıca tutarak havaya kaldırdığında onu daha iyi izleyebilmek için birkaç adım geriledim.

Gözleri kütüğün üzerindeki odun parçasına odaklanmışken kollarını daha da havaya kaldırdı. Balta başının üzerine gelecek şekilde havalandığında bakışlarımı oduna çevirdim gelen hamle ile kırılacak mı diye bakmak için.

Ama saniyeler geçti, beklediğim balta darbesi gelmedi. Bakışlarımı tekrar Felix'e çevirdiğimde düşmek üzere olan bedeni gördüm. Ona yaklaşacaktım ki küçük bedeni sırtüstü yere düştü.

Baltayı fazla havaya kaldırmıştı ve üzerindekilerin ağırlığıyla balta ağırlığı birleştiğinde Felix, baltayı değil de balta Felix'i kontrol etmiş ve yere düşmesine neden olmuştu.

Kahkahalarımı saklamadan yerde yatan sarışını ellerinden tutarak kaldırdım ve burnuna öpücük kondurdum. Tanrım çok sinirli gözüküyordu.

H: "Çok ağır balta ondan"

Kahlahalarım arasından konuşmaya çalışırken bir taraftan da Felix'in toz olan kıyafetlerini temizliyordum.

F: "Komik değil!"

H: "Komik güzelim çok tatlı düştün"

Omuzlarını silkerek umursamaz bir şekilde arkasını döndü ve paytak paytak yürüyerek eve doğru adımladı. Az kalmıştı götünü ısırmama, çok az.

Daha fazla vakit kaybetmemek için hızlıca iki gün yetecek kadar odun kırarak sepete doldurdum ve eve geçtim. İkimiz de soğuktan donmadan ısıtmamız gerekiyordu evi.

...

Güzelimle yanan şöminenin önündeki mindere oturmuş, sessizliğin tadını çıkarıyorduk.

Felix, bacaklarımın arasında oturup sırtını göğsüme yaslamış, bacaklarını uzatarak üşüyen minik ayaklarını ısıtıyordu şöminenin önünde.

Bense anın tadını çıkararak bebeğimin uzun sarı tutamlarını okşuyordum. Her hareketlenmeden tatlı şampuanın kokusu burnumu okşuyordu.

Saçları çok uzamıştı, omuzlarının üzerine dökülüyordu. Bu yüzden parmaklarımla taradığım tutamları bir araya toplayarak bileğimde duran siyah tokayla bağladım.

Çok tatlıydı, böyle kucağımda saatlerce onu okşasam, sevsem sesini çıkarmadan oturuyor, zamanla da mayışarak uyuyordu.

Eğilerek saçlarını topladığım tatlı surata baktım. O da hemen bakışılarını alevlerden çekmiş, bana çevirmişti.

Çok güzel gözüküyordu. Saçları toplandığı için başı daha da minicik kalmış, öndeki kısa tutamlar dökülerek yüzünü süslemişti. Tanrım o çok güzeldi ve tüm güzelliği ile benim olması çok hoşuma gidiyordu.

H: "Çillerin ateşin ışıkları altında parlıyor Felix, çok güzelsin"

Utangaç bir şekilde gülümseyerek başını göğsüme yasladı ve parmağı ile orayı okşadı. Göğsümde gezinen eli kendi elimin arasına alarak dudaklarıma götürdüm ve minik ellere öpücükler bıraktım.

H: "Marşmelov yiyelim mi?"

Biraz daha böyle kalırsak onu yiyecektim. En iyisi onun yerine, onun kadar tatlı olmasa da tatlı bir şeyler yemem gerekiyordu. Başını salladığında ayağa kalktım ve mutfaktaki pişirme çubukları ile paketi alarak geri geldim.

Bu sefer Felix'in arkasına değil, yanına oturarak marşmelov paketini açtım. Yine dikkatli bakışları üzerimdeydi.

H: "Daha önce hiç denedin mi?"

Elini paketin içine sokarak bir tane sade marşmelov aldı ve ağzına attı.

F: "Pişirmeden yedim daha önce. Böyle de lezzetli"

H: "Ama pişirince daha yumuşak ve tatlı oluyor"

Paketin içinden bir tane çilekli marşmelov alarak çubuğa geçirdim ve ateşe yaklaştırarak pişmesini bekledim. Alevlere değdirmeden, hızlı hızlı çevirerek yapıyordum.

H: "Püf noktası yakmadan, her yerini pişirmek"

Beni hemen başıyla onaylamıştı ama söylediklerimi umursadığını pek sanmıyordum. Bakışları yumuşayarak hafif eriyen marşmelovdaydı.

Gözlerindeki "hemen tadına bakmak" isteğini biliyordum. Bazen onun yarı kedi olduğunu unutuyordum ama o hareketleri ile bunu bana her zaman hatırlatıyordu.

Kıvamında piştiğine emin olduğum marşmelovu sıcaktan uzaklaştırdım. Tam soğuması için üfleyecektim ki ona uzanan küçük yaramaz bir el görür görmez uzaklaştırdım.

H: "Çok sıcak güzelim böyle yanarsın"

Sabırsız bebeğimi daha fazla bekletmemek için çubuğun ucundaki tatlıyı biraz üfleyerek çok soğumasına izin vermeden Felix'in dudaklarına uzattım.

Sarışınım hemen ağzını kocaman açarak tüm çubuktaki marşmelovu dudakları arasına aldı ve çiğnemeye başladı. Gölzerinden ne kadar sevdiğini anlayabiliyordum. Zaten Felix'in tatlı olan bir şeyi sevmeme ihtimali yoktu onu çok iyi tanıyorum.

H: "Beğendin mi?"

F: "Çok güzel!"

Başını onaylayarak salladı ve elimdeki çubuğu alarak üzerine bir marşmelov daha koydu ve aynı benim gibi dikkatlice ateşe tutarak, heyecanla pişmesini bekledi.

Birbirini açan değişik konular hakkında sohbet ederek kaç tane marşmelov yemiştik sayamamıştım ama kocaman poşetin yarısına gelmiştik.

Üstelik ben yavaş yavaş yerken Felix hiç öyle davranmıyordu. Daha fazla kan şekerini tavan yapmadan poşeti alarak mutfağa götürdüm.

Döndüğümde son marşmelovunu yiyen ve bana sinirli bir şekilde bakan Felix'le karşılaştım.

H: "Sinirlendiğinde daha tatlı oluyorsun"

Yanına geri oturarak elindeki çubuğu da alıp şöminenin kenarındaki çöp kovasına attım.

F: "Hyunjin niye götürdün ki yiyordum ben ama"

Sinirli olmasının bir işe yaramayacağını bilerek tatlı moduna geçmiş ve minderde yanıma sokulmuştu.

H: "Yeter bu kadar güzelim. Kalanını da yarın akşam yeriz"

Dudaklarını büzdüğünde bakışlarım oraya kaydı. Çok fazla tatlı yediği için dudakları da şeker olmuştu ve ateşin ışıkları altında parlıyordu.

Gülümseyerek bana boncuk bakışları ile bakan bedenin yanağına elimi yasladım ve alnını alnıma yasladım. Artık onun benden kaçmaması beni o kadar mutlu ediyordu ki.

Bir haftadır eski küçük, sevecen kedimi geri kazanmıştım. Hala utanıyordu benden ama o geceden sonra sanki tüm vücudumuz, kalbimiz birbirine bağlanmıştı.

H: "Felix tatlı yemek çok zararlı"

Umursamaz bir şekilde omuzlarını silkerek yanağını daha çok elime bastırdı. Böyle tatlı tavranıyordu sonra da ısırınca küsüyordu. Kesinlikle suçlu olan taraf ben değildim!

H: "Ama sen de çok tatlısın şimdi ben ne yapmalıyım"

Kollarını boynuma dolayarak beni kendisine doğru çekti. Vücudumun nasıl alev alev yakacağını çok iyi biliyordu küçük kedim.

F: "Ben sağlığa zararı olmayan tatlılardanım dimi?"

Ben de elimi yumuşak yanaktan uzaklaştırarak kollarımı ince bele sardım ve miniğimi tek seferde kucağıma alarak sıkıca sarıldım.

H: "Kesinlikle değilsin"

________________

22. Bölüm'ün okunması az. Ben kendimi sikmeden gidin okuyun tişikkürler

Bölüm sonu

10 yorum