Minho eve girdiği gibi kendini koltuğa attı. Sadece pazarın girişine kadar yürümesine rağmen sanki dağları tepeleri aşmış gibi hissediyordu. Ona göre bu kadar konuşmak fazlaydı. Sessiz bir çocuktu minho, gerekmedikçe konuşma gereği duymazdı. Chan denen çocuk çok yormuştu onu. Bu kadar enerji nerden geliyordu anlamamıştı. Buraya gelmek başlıca bir hataydı. Hyunjinin derdi neydi bilmiyordu. Minho berbat hayatında tek başına oldukça mutluydu zaten.
O içinden söylenmeye devam ederken kapının açılma sesi ile kafasını kaldırdı.
"Yürüdüğünde 10 metre, görende saatlerce yürüdün sanar. Hale bak kalksana."
"Ya sen niye benimle uğraşıyorsun! Sinirim bozuldu zaten."
"Senin sinirlerin ne zaman normal ki zaten. Noldu yine?"
Hyunjinin elindeki sebzeleri yerleştirirken sorduğu soru ile minho sinirle oflayıp doğruldu.
"Bugün pazarda kavga çıkarmaya çalışan salak çocukla karşılaştım."
Minhonun söylediği şey ile hyunjin aniden arkadaşına dönmüş yüzündr yara izi aramıştı. Bulamayıncada söylenmeye başladı.
"Sanki kavga çıkarmaya çalışan sensin."
"Ben mi? Kendi hatası, birde suçu bana atıyor!"
"Tamam minho sakin."
"Sakinim ben! Boş boş konuştu yol boyunca."
"Yol boyunca? Onunla mı geldin?"
"Kaybolmuştum, o da zorla yardım etti işte."
"Heee anladım. Alışırsın yakında, yolları ezberlersin. Ama bana sorarsan böyle kaybolmanı tercih ederim, kaynaşırsın biraz."
Hyunjini göz kırparak söylediği şey ile minho kolunun altındaki yastığı sarı saçlı çocuğa doğru fırlattı.
"Tek başıma kalmayı tercih ederim!"
--------------------------------------
Devam etmeli miyim hiç bilmiyorum. Konusu daha güzel olan yazdığım kitaplar var ama bu bitmeden yayınlamak da istemiyorum😑😑😑😑
