"Kardeşimi siz mi kaçırdınız!?" Diye bağırdım yılmaz denilen adama.
"bağırman hoşuma gitmiyor."
"kardeşimi sen mi kaçırdın!? Cevap ver!"
"aramızdaki samimiyeti arttırdın bakıyorum." Dedi kaşlarını kaldırarak.
"kardeşim nerde!?"
araba durduğunda geldiğimizi anlamıştım. "in." Dedi. alçılı kolumu tutarak çekmeye başladı beni.
etrafa baktığımda sadece ağaçlar vardı başka hiçbir şey yoktu.
acıdan kıvranır hale geldiğim için direnemedim ve o halde dağ evi gibi bir yere girdim. Hayruyu ise başka bir adam getiriyordu. O da benim ardımdan girdikten sonra yıldırım denen adam konuştu. "Şunları atın odaya sandalyeye bağlamayı da unutmayın."
"telefonumu ver!" Bir umut. Belki verirdi.
"tabi hanımağam size özel oda da hazırlayalım mı?" Yapmacık ifadesinden sıyrılarak ciddiyete büründü. "Siktir git lan!" Adamlarına dönüp "alın bunları gözümün önünden." Dedi.
hayrunun homurdanma sesleriyle birlikte bir odaya girdik. Adamlar hayruyu sandalyeye bağlarken beni de sadece ayaklarımdan bağladılar. Sağ elim zaten alçıdaydı, bağlayamazlardı. Diğer elim de boştaydı. ağzımı bantladılar salak gibi.
adamlar çıkınca ağzımdaki bantıda çıkardım ve bacağımın üzerine koydum. Lazım olabilirdi. Hayruya dönüp onunda bantını çıkardım.
"Sik akıllılar!" Dedi sinirle.
"sessiz ol. Anlamasınlar." Dedim.
"ne yapacağız nehir?" Dedi endişeyle.
"bilmiyorum." derken etrafa bakınmaya başladım. Odada cam vardı ama şuan kaçamazdık.
Hayrunun "Telefonum bende." Demesiyle ona döndüm. "Polisi arayalım."
"saçmalama. Eğer kardeşim bunların elindeyse polisleri görünce işler daha kötüye gidebilir."
"doğru. Haktanın numarasını biliyor musun?"
gözlerimi kapatıp numarasını telefonuma kaydederken ki görüntüyü getirdim. Hayal meyal telefonuma girdiği numarayı hatırladım.
"telefonun nerde?"
"arka cebimde." Dedi.
zor olsada uzanıp almayı başarmıştım. Telefonun şifresini girip arama kısmına girdim. Numarayı tam yazacakken kapının önünden sesler gelince telefonu bacak arama sakladım önce hayrunun ağzını sonra ise kendi ağzıma bantı tekrar yapıştırdım.
kapı açılmayınca dikkatli bir şekilde tekrar telefonu açtım ve aramalar kısmına girdim. Hayal meyal hatırladığım numarayı girdim. Kulağıma dayadığımda 'bu hat kullanılmıyor' sesini duydum.
aynı numarayı yazıp birkaç yeri değiştirdim. Çaldı, çaldı ve üçüncü çalışta ise reddetti. Tekrar aradım. Çaldı çaldı ve haktanın sesini duydum. "Kimsin? Çabuk söyle işim var!"
Ağzımdaki bantı çıkarttım. "haktan... sensin değil mi?" Dediğimde hayrunun gözleri parlayarak bana döndü.
"nehir... iyi misin? İyi misiniz? Nerdesiniz?" Dedi.
"Nerde olduğumuzu bilmiyorum." Derken sesim titremişti.
"Evin etrafında ne var? Anlat bana."
"dağ evi gibi bir yere geldik, etrafta da sadece ağaçlar var."
Haktan "başka?" Diye sorarken arkadan gökhanın sesini duydum. Bir şeyler diyordu.
"başka bir şey bilmiyorum." Dedim
"bu kimin telefonu?"
"hayrunun." Dedim.
"tamam telefonu sakın yanınızdan ayırmayın."
"tamam." Diyerek telefonu kapatacakken haktan "dikkatli olun." Dedi ve kapattı.
telefonu tekrar hayrunun arka cebine koydum çünkü üstten uzun bir şey giydiği için telefonu belli olmuyordu. Tekrar ağzımı bantladım.
Birkaç dakika sonra kapının ardından sesler gelince buraya geleceklerni anladım. Kapı açıldı. Yılmaz ve birkaç adamı içeriye girdi aceleyle.
yılmaz ve kedicikleri!
yılmaz konuştu. "Nasıl bilmiyorum ama buldu bizi orospu çocuğu! Çabuk çözün şunları arabaya götürün!"
emir demiri keser ama koçum!
hızla bir adam beni çözerken diğer adamda hayruyu çözdü ama bantlar hala ağzımızdaydı.
adam beni çuval gibi sırtına atarken gayet sakindim. Hayru da öyleydi. Az sonra olacaklardan habersizlerdi gerizekalılar!
evden dışarı çıktığımızda arka tarafta olan arabaya doğru yürümeye başladılar. Etrafa baktığımda kimse yoktu. Sadece bizi taşıyan iki adam vardı. Yılmaz ve diğerleri ön taraftaydılar galiba.
hayruyla bakışmamız yetti. Aynı anda adamların sırtlarındaki hassas noktaya vurup düşmelerini sağladık. Hayru yuvarlanarak kendisini az da olsa korumuştu ama ben öyle bir şey yapamadım ve yere çakıldım!
artık kolum isyan ediyordu! Kopması yakındır.
"nehir!" Diye bağırarak bana doğru koştu hayru.
hayrunun arkasından gelen adamı görünce "dikkat et!" Diye bağırmamla adamın hayrunun saçlarına yapışması bir oldu.
ayağa kalkıp arkamı döndüğümde az önce sırtına vurduğum adam bana doğru geliyordu. Biraz daha yaklaşınca malum yerine sert bir tekme attım. Hızlıca hayruya döndüğümde o da adama dirseğiyle vurup sendelemesini sağladı. Aniden elimi tutup "koş!" Diye bağırdı.
önceden birkaç dövüş dersi almamız işe yaramıştı.
süper sonic gibi hızlı koşarken arkadan bir ses geldi. Silah sesi. "Gelin lan buraya!"
koşarken vücudumu yokladım. Vurulmamıştım.
ne yaptığımı anlayan hayru ise "saçmalama! Vurulsaydın koşabilir miydin!? Hiç mi film izlemedin kızım sen!?" Dedi. Arkaya bakıp tekrar konuştu. "Havaya sıktı piç."
"konuşmayalı ağzın bozulmuş senin!" Dediğimde tekrar arkama baktım. peşimizden koşuyordu.
"komik değildi!"
"komik olduğunu iddia etmedim zaten!"
can havliyle bağırarak konuşuyorduk. Sağır olmamız yakındı.
hala koşarken arkadaki şahıs konuştu. "Kardeşin bende!"
adımlarımız dururken ona doğru döndüm. Hayru ise telefonunu çıkardı. "Alo." Dedi sadece. Büyük ihtimal haktan aramıştı. Karşı tarafı dinledikten sonra "tamam" dedi ve telefonu tekrar cebine koydu.
yılmaz elinde silahla bize doğru yaklaşmaya başladı. "Kardeşim nerde! Kardeşimi getir! Biz bir şey yapmadık sana!" Diye bağırdım.
"sevgilin yaptı ama?"
"o benim sevgilim falan değil! Kardeşimi istiyorum!"
biraz daha yaklaştığında hayru beni arkasına aldı. "Uzak dur!" Diye bağırdı.
"Çok korktum şuan! Hemen uzaklaşıyorum!" Dalga geçti aklınca.
"kes sesini uza!" Dedi hayru sinirle.
yılmaz silahı hayruya doğrultunca önüne geçmeye çalıştım ama izin vermedi. "Rahat dur nehir."
nehirin arka cebinde olan telefonundan sesler gelince elime aldım. gökdenizin sesiydi... "abla!" Diye başırdı.
"gökdeniz..." hayru hafifçe bana döndü. Ardından tekrar önüne döndü.
bulmuşlardı gökdenizi!
"abla iyi misiniz?"
"evet bir tanem."
haktanın sesini duydum bir şeyler diyordu. Ardından onunda sesi geldi. "Ormanlıkta mısınız?"
"evet." Dedim.
Yılmaz "kapat o telefonu!" Diye bağırarak hava sıktı tekrar.
ben korkudan bağırırken haktan tekrar konuştu. "İyi misiniz?"
titreyen sesimle "evet" dememe kalmadan telefon kapandı. Şarjı bitmişti.
ama ne güzel!
telefonu kendi cebime atarken yılmaza döndüm. "Kafamıza sıkmaya götün yemiyor değil mi!?"
"Sencede dayılık yapman şuan hoş mu?" Diyerek elindeki silahı tek parmağıyla salladı ve tekrar eline aldı ardından tekrar bana doğrulttu.
"Bırak gidelim." Dedim.
ellerini havaya kaldırarak konuştu. "Tutmuyorum ki."
"kes lan laf kalabalığını!" Hayru bağırdığında arkadan sessiz adımlarla gelen haktan gökhan ve başka bir adamı gördüm. Sevindim ama belli etmedim. hayruda farketmiş olacak ki hafif sırıttı.
yılmaz buna sinirlenmiş olacakki silahı tekrar doğrulttu tam sıkacakken haktan arkadan gelip silahı yukarı kaldırdı.
hayru ise korkudan yere çökünce bende onla birlikte çöktüm ve sarıldım. "Sakin ol..." diye mırıldandım. "Vurulmadın."
o da bana sarıldı. "Delinmedim değil mi?"
sağlam elimle sırtına hafif vurdum. "Salak salak konuşma!"
benden ayrıldı. "Ne vuruyorsun be!"
sevinçten gülerken birkaç saniye sonra ciddleşti. "Kolun iyi mi? Çok kötü düştün çünkü."
"bilmiyorum çok ağrıyor. Bir şey olmaz inşallah."