İçeriğe geç

CANAVARLAR AKADEMİSİ: KAYIP VARİS

Bölüm 8 · 4 dk okuma

CANAVARLAR AKADEMİSİ: KAYIP VARİS

Bölüm 8

7. BÖLÜM

Karanlık.

Her yer karanlıktı.

Ne bedenimi hissedebiliyordum ne de nerede olduğumu biliyordum. Sanki sonsuz bir boşluğun içinde sürükleniyordum. Uzaklardan gelen sesler vardı ama hiçbirini anlayamıyordum.

Sonra bir ağlama sesi duydum.

Bir bebek ağlıyordu.

Gözlerimi açmaya çalıştım ama karşımda gördüğüm şey beni olduğum yere çiviledi.

Bir oda.

Duvarları alevlerle kaplı, pencereleri paramparça olmuş eski bir oda.

Ve odanın ortasında duran bir kadın.

Uzun, kızıl saçları omuzlarından dökülüyordu. Kucağında bir bebek vardı. Yüzü gözyaşlarıyla ıslanmıştı.

Onu tanıyordum.

Portredeki kadın.

Annem.

Ama bu mümkün değildi.

Kadın başını kaldırdı. Sanki beni görebiliyormuş gibi doğrudan gözlerimin içine baktı.

“Beni duyabiliyor musun, kızım?”

Dudaklarım kıpırdadı.

“Anne?”

Kadının yüzünde acı dolu bir gülümseme belirdi.

“Beni bulmaya çalışma. Henüz değil.”

“Ne demek henüz değil? Neredesin? Neden beni bıraktın?”

Sesim titriyordu. Ona doğru koşmak istedim ama ayaklarım hareket etmiyordu.

Kadın bebeği göğsüne bastırdı.

“Çünkü seni yaşatmanın tek yolu buydu.”

Arkamdan bir çığlık yükseldi.

Kadın bir anda başını çevirdi. Yüzündeki ifade değişmişti.

Korkuyordu.

“Geliyorlar…”

Odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.

İçeriye siyah pelerinli bir adam girdi. Yüzünü göremiyordum ama etrafındaki hava bile kararıyordu.

Kadın bebeği bana doğru uzattı.

“Onu koru!”

“Ben mi? Ama ben—”

“ASRIN!”

Bir anda her şey parçalandı.

Gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey başımdaki dayanılmaz ağrıydı.

İkinci hissettiğim şey ise birinin elimi tuttuğuydu.

“Açtı gözlerini!”

Ateş'in sesiydi.

Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Tavan bulanıktı. Birkaç saniye sonra görüntü netleştiğinde kendimi yeniden o odada buldum.

Ama bu kez yalnız değildik.

Profesör, yatağın ayak ucunda duruyordu. Yüzü her zamankinden daha solgundu. Ateş ise yatağımın kenarına oturmuş, sanki bir daha uyanmayacağımdan korkmuş gibi elimi tutuyordu.

Elimi çektim.

Ateş'in yüzündeki rahatlama anında kayboldu.

“Ne oldu?” diye sordum.

Sesim kısık çıkmıştı.

“Bayıldın,” dedi profesör.

“Onu biliyorum. Neden bayıldım?”

İkisi de sustu.

İşte yine aynı şey.

Herkes bir şey biliyordu ama kimse bana anlatmaya yanaşmıyordu.

Yavaşça doğruldum.

“Az önce bir rüya gördüm.”

Ateş'in omuzları gerildi.

Bir şey saklıyordu.

“Ne gördün?” diye sordu.

“Annemi.”

Profesörün elindeki dosya yere düştü.

İkimiz de ona döndük.

Kadın dosyayı almak için eğildiğinde ellerinin titrediğini fark ettim.

“Anneni gördüğünü mü söylüyorsun?” diye sordu.

“Evet. Onunla konuştum. Bana beni yaşatmak için gitmek zorunda kaldığını söyledi.”

Profesör gözlerini kapattı.

Sanki yıllardır duymaktan korktuğu bir cümleyi sonunda duymuştu.

Ateş ayağa kalktı.

“Rüyaydı, Asrın.”

Ona döndüm.

“Bana yalan söyleme.”

“Yalan söylemiyorum.”

“Öyleyse portredeki kadın kimdi? Neden bana ‘Kızım, beni bul’ dedi? Sen onu tanıyorsun. Ona anne dedin!”

Ateş'in çenesi kasıldı.

“Çünkü…”

Durdu.

İlk kez gerçekten söylemek istiyormuş gibi görünüyordu.

“Çünkü o kadın benim de annem.”

Dünya başıma yıkılmış gibi hissettim.

“Ne?”

Ateş gözlerini benden kaçırmadı.

“Portredeki kadın benim annem, Asrın.”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır. Hayır, bu saçmalık. Sen benim ikizim olduğunu söylemiştin.”

“Öyleyim.”

“Öyleyse neden beni tanımıyormuş gibi davrandın? Neden bütün bunları benden sakladın?”

Ateş cevap vermedi.

O sessizlik, verebileceği her cevaptan daha çok canımı yaktı.

Yataktan kalktım. Dizlerim hâlâ güçsüzdü ama umurumda değildi.

“Bana bir daha gerçeği söylemekten kaçarsan seni asla affetmeyeceğim.”

Ateş'in yüzünde bir şey kırıldı.

“Bunu anladım.”

“Hayır, anlamadın!”

Gözlerim dolmuştu ama ağlamayacaktım. Artık yeterince ağlamıştım.

“Ben bütün hayatım boyunca kim olduğumu bilmeden yaşadım. Şimdi birileri bana varis olduğumu söylüyor, annem bir portreden bana sesleniyor ve sen de her şeyi biliyormuş gibi davranıyorsun. Ben senin kardeşinim, Ateş! Bana güvenmeyeceksen kime güveneceksin?”

Ateş başını eğdi.

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonunda profesör araya girdi.

“Bence artık gerçeği öğrenmesinin zamanı geldi.”

Ateş ona sertçe baktı.

“Bunun sonuçlarını biliyor musunuz?”

“Evet.”

“Onu tehlikeye atacaksınız.”

Profesör gözlerini bana çevirdi.

“Hayır, Ateş. O zaten tehlikenin içinde doğdu.”

Sonra bana doğru bir adım attı.

“Asrın, sana anlatacaklarım hayatın boyunca bildiğin her şeyi değiştirebilir. Duyacaklarının bazılarını kabul etmek istemeyebilirsin. Ama bilmen gereken bir şey var.”

Nefesimi tuttum.

“Sen sıradan bir insan değilsin.”

Bunu zaten tahmin etmiştim.

Fakat profesörün sonraki cümlesi beni hazırlıksız yakaladı.

“Sen ve Ateş, bu akademinin tarihinde kayıtlara geçmiş en güçlü iki kan soyundan geliyorsunuz.”

“Kan soyu ne demek?”

Profesör cevap vermeden önce Ateş'e baktı.

Aralarında sessiz bir anlaşma var gibiydi.

Sonunda profesör devam etti.

“Yıllar önce, bu dünyanın dengesi iki büyük hanedan tarafından korunuyordu. Biri ateşi ve ışığı yönetirdi. Diğeri ise gölgeleri ve karanlığı.”

Bileğimdeki derinin altında hafif bir yanma hissettim.

“Ve biz hangi hanedandayız?”

Profesörün yüzü ciddileşti.

“İşte asıl sorun da bu, Asrın.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Ateş, ateş hanedanının son varisi olarak biliniyor.”

Sonra gözlerini benim gözlerime dikti.

“Fakat senin doğumunla birlikte bütün dengeler değişti. Çünkü senin kanında iki hanedanın da gücü var.”

O an odadaki hava ağırlaştı.

Ateş gözlerini kapattı.

Profesör son cümlesini söylediğinde içimdeki bütün korkular gerçeğe dönüştü.

“Sen yalnızca kayıp varis değilsin, Asrın. Sen iki hanedanı birleştirebilecek tek kişisin. Ve seni bulmak isteyenler, bu gücün onların eline geçmesi için her şeyi yapacak.”

Bileğimdeki işaret yeniden parladı.

Bu kez ışık sönmedi.

Ve zihnimin derinliklerinden tanıdık bir ses yükseldi.

Artık saklanamazsın, kızım.

Annemin sesiydi.

Çünkü onlar çoktan geldi

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.