Kulaklarım çınlıyordu.
Silah sesleri durmaksızın yankılanırken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Kalbim göğsümü parçalayacak kadar hızlı atıyordu.
Aren hâlâ üzerimi kapatıyordu.
Bir eli başımın arkasındaydı, diğer eli ise belindeki silahı çoktan çekmişti.
-"Başını kaldırma."
Sesi sertti.
Emir veriyordu.
Nefes almaya bile korkuyordum.
Kurşunlardan biri birkaç metre ötemizdeki duvara saplandı.
Beton parçaları yüzüme kadar sıçradı.
İrkilerek gözlerimi kapattım.
"Ne oluyor?" diye fısıldadım.
-"Seni takip edenler geldi."
Sanki söylediği şey dünyanın en normal cümlesiydi.
Takip...
Beni...
Kim neden beni takip etsin ki?
Aklım almıyordu.
Ben sadece ailesini kaybetmiş, evsiz kalmış sıradan bir kızdım.
Kim benim peşimden gelsin?
Bir anda Aren omzundaki küçük kulaklığa dokundu.
-"Kartal-1 konuşuyor."
Kulaklığımdan cızırtılar yükseldi.
Ardından ciddi bir erkek sesi duyuldu.
-"Durum?"
-"Temas sağlandı. Hedef benimle. Takipçiler saldırıya geçti."
Hedef...
Benden mi bahsediyordu?
Bir insan kendisine "hedef" dendiğini duyunca nasıl hissederse ben de öyle hissediyordum.
Boğazım düğümlendi.
Kulaklıktan aynı ses tekrar konuştu.
-"Konumunu gönder. Destek ekipleri çıkıyor."
-"Olumsuz."
Bir an donup ona baktım.
Destek istemeyi neden reddediyordu?
-"Sokak dar. Siviller var. Ben çıkarırım."
Sesinde en ufak korku yoktu.
Sanki kurşunların arasında değil de sıradan bir sokakta yürüyormuş gibiydi.
Bir an sonra bana döndü.
Gözleri ilk kez doğrudan gözlerime değdi.
O gözlerde panik yoktu.
Sadece hesap vardı.
Her şeyi hesaplayan, her ihtimali düşünen gözler...
-"Ayağa kalkınca koşacaksın."
"Hayır."
Kaşları çatıldı.
"Hiçbir yere seninle gelmiyorum."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra derin bir nefes verdi.
-"İnat etme."
"Ben sana güvenmiyorum."
-"Güvenmek zorunda değilsin."
Bir kurşun daha üzerimizden vızıldayarak geçti.
Refleksle irkildim.
Aren dişlerini sıktı.
-"Ama burada kalırsan ölürsün."
Bu cümle...
İlk kez beni susturmuştu.
Ölmek...
Hayır.
Bugün yeterince ölüm görmüştüm.
Bir tane daha görmek istemiyordum.
Hele kendi ölümümü...
Aren kolumu tuttu.
Bu kez sert değildi.
Sadece beni kaldıracak kadar sıkıydı.
-"Üçe kadar sayıyorum."
Ne yapacağını anlamaya çalışıyordum.
-"Bir..."
Sokağın diğer ucundan ayak sesleri geldi.
-"İki..."
Bir adam bağırdı.
-"Oradalar!"
Aren gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi.
-"Üç!"
Kolumdan çektiği gibi koşmaya başladık.
Ben de istemsizce peşinden koştum.
Ayaklarım yere değiyor muydu bilmiyordum.
Sadece koşuyordum.
Arkamızdan silah sesleri yükselmeye devam ediyordu.
Bir ara dönüp bakacak oldum.
-"Arkana bakma!"
Sesi öyle sert çıkmıştı ki istemsizce tekrar önüme döndüm.
Dar sokaklardan geçtik.
Bir duvarın arkasına saklandık.
İkimiz de nefes nefeseydik.
Ben konuşmaya hazırlanırken Aren eliyle sus işareti yaptı.
Ayak sesleri...
Çok yakındı.
İki adam koşarak önümüzden geçti.
Siyah kıyafetler giymişlerdi.
Yüzlerini seçemedim.
Onlar uzaklaşınca Aren yeniden hareket etti.
Sokağın köşesini döndüğümüzde siyah renkli bir araç bizi bekliyordu.
Kapıları açıldı.
İçeriden takım elbiseli bir adam indi.
-"Geç kaldın Kanca."
-"Muhabbeti sonra yaparız."
Adamın bakışları bana çevrildi.
Bir saniye boyunca beni baştan aşağı süzdü.
Sonra ciddi bir ifadeyle başını salladı.
-"Demek tanık bu."
Tanık...
Yine o kelime.
Benim adım yok muydu?
Aren arka kapıyı açtı.
-"Bin."
"Hayır."
-"Ahenk."
İlk kez adımı söylemişti.
Şaşkınlıkla ona baktım.
Ben adımı söylememiştim.
Nereden biliyordu?
Soracak fırsat bulamadan cebindeki telefon çaldı.
Ekrana baktı.
Hiç bekletmeden açtı.
-"Komutanım."
Karşı tarafın ne dediğini duyamıyordum.
Aren'in yüzü ise her geçen saniye daha da ciddileşiyordu.
-"Anlaşıldı."
Kısa bir sessizlik.
-"Evet... Yanımda."
Yine sessizlik.
Ardından bana döndü.
Bakışlarında ilk kez hafif bir endişe vardı.
Telefonu kulağından indirmeden bana baktı.
Sanki söylemek istemediği bir şeyi söylemek zorundaydı.
-"Komutanım..."
Derin bir nefes aldı.
-"Evet."
Telefon kapandı.
Ben hâlâ ona bakıyordum.
"Neler oluyor?"
Bu kez cevap vermedi.
Arabanın kapısını tamamen açtı.
-"İçeri bin."
"Neden?"
-"Çünkü bu artık sadece benim meselem değil."
Kalbim yeniden hızlandı.
"Neyden bahsediyorsun?"
Aren gözlerini birkaç saniye üzerimde tuttu.
Sonra yavaşça konuştu.
-"Bu gece tesadüfen yanlış yerde değildin."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek o?"
Cevap vermedi.
Sadece etrafı kontrol etti.
Sokağın başında yeniden hareketlilik vardı.
Uzaktan siren sesleri duyuluyordu.
Ama bu sirenler polis sireni değildi.
Aren'in yüzü bir anda sertleşti.
-"Lanet olsun..."
"Neler oluyor?"
Bu kez gözlerini benden ayırmadan konuştu.
-"Seni bulan sadece biz değiliz."
O an içimde açıklayamadığım kötü bir his büyümeye başladı.
Sanki hayatım, biraz önce duyduğum o cümleyle tamamen değişmişti.
Ve bunun geri dönüşü yoktu.
Arabaya binmek istemiyordum.
İçimdeki ses durmadan bağırıyordu.
"Kaç"
"Ona güvenme."
Bir adım geri attım.
"Seninle gelmeyeceğim."
Kanca diye seslendikleri adam çenesini sıktı.
-"Şu an inat edecek zaman değil."
"Bana emir veremezsin."
Sözlerim biter bitmez yakınımızdaki çöp konteynerine bir kurşun isabet etti.
Çıkan sesle irkilerek olduğum yerde sıçradım.
Adam bir an bile düşünmeden bileğimden tuttu.
-"Arabaya bin."
"Canımı acıtıyorsun!"
Elini hemen gevşetti.
Özür dilemedi.
Sadece bana baktı.
O bakışlarda öfke yoktu.
Telaş da yoktu.
Sadece beni hayatta tutmaya çalışan birinin kararlılığı vardı.
Bir anlığına gözlerim gözlerine takıldı.
Tam o sırada aracın diğer tarafındaki takım elbiseli adam bağırdı.
-"Kanca! Sağ taraftalar!"
Kanca diye seslendikleri adam hızla arkasını döndü.
Silahını kaldırdı.
Arka arkaya iki el ateş etti.
Kurşunların kime isabet ettiğini göremedim.
Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı.
-"İçeri!"
Bu kez düşünmeden arabaya bindim.
Kapı kapanır kapanmaz araç sert bir şekilde hareket etti.
Koltuğa yaslanırken hâlâ nefes nefeseydim.
Ellerim titriyordu.
Karşımda oturan takım elbiseli adam gözlerini benden ayırmıyordu.
Sanki beni inceliyordu.
Rahatsız olmuştum.
"Bakmayı keser misin?"
Adam hafifçe gülümsedi.
-"Cesurmuş."
"Adımı biliyorsunuz ama ben sizin kim olduğunuzu bile bilmiyorum."
Kimse cevap vermedi.
Sinirlenmeye başlamıştım.
"Siz kimsiniz?"
Sessizlik.
"Neden beni takip ediyorlar?"
Sessizlik.
"Neden o adamı öldürdünüz?"
Bu kez Kanca diye seslendikleri adam konuştu.
-"Yeter."
"Hayır, yetmez!"
Sesim istemsizce yükselmişti.
"Hayatım altüst oldu! Bana tek kelime açıklama yapmadan arabaya bindirdiniz. Siz kimsiniz?"
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra cebinden siyah renkli, üzerinde ay yıldız bulunan bir kart çıkardı.
Kartı bana uzatmadı.
Sadece birkaç saniyeliğine gösterdi.
-"Milli İstihbarat Teşkilatı."
Gözlerimi kırpıştırdım.
Duyduğuma inanamıyordum.
"Şaka yapıyorsun."
-"Şaka yapmıyorum."
"İmkânsız."
Adam kartı tekrar cebine koydu.
-"Bunu sana söylememiz normalde yasak."
"Neden söyledin?"
Bir an camdan dışarı baktı.
Sonra bana döndü.
-"Çünkü komutanım izin verdi."
Arabanın içini ağır bir sessizlik kapladı.
Kimse konuşmuyordu.
Ben ise hâlâ elimde olmadan titriyordum.
Camdan dışarı baktım.
Yağmur yavaş yavaş başlamıştı.
Sokak lambalarının ışığı, camdaki damlaların arasından bulanık görünüyordu.
Aklımdaki tek soru aynıydı.
"Neden ben?"
Kimse cevap vermedi.
Derin bir nefes aldım.
"Ben sadece yanlış zamanda yanlış yerdeydim."
Ön koltuktaki takım elbiseli adam hafif gülerek cevapladı:
-"Keşke öyle olsaydı."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Adam cevap vermek üzereydi ki Kanca diye seslendikleri adam sert bir bakış attı.
Adam sustu.
"Yeter artık!"
Sesim bu kez arabanın içinde yankılandı.
"Bana hiçbir şey anlatmıyorsunuz ama benden size güvenmemi bekliyorsunuz."
Kanca diye seslendikleri adam birkaç saniye sustu.
Sonunda derin bir nefes verdi.
-"Sana her şeyi anlatamayız."
"Neden?"
-"Çünkü bilmen, seni daha büyük bir hedef hâline getirir."
Boğazım düğümlendi.
"Ben zaten hedef olmuşum."
Kimse itiraz etmedi.
Bu sessizlik bile söylediklerimin doğru olduğunu anlamama yetmişti.
Araba hızını yavaşlattı.
Şoför dikiz aynasından arkaya baktı.
-"Kanca..."
Kanca diye seslendikleri adam başını kaldırdı.
-"Söyle."
-"Aynı siyah araç yine peşimizde."
İçimdeki korku yeniden büyüdü.
"Yine mi?"
Adam aynadan bana baktı.
-"Evet."
Refleksle arka cama döndüm.
Yağmurun arasından siyah bir SUV görünüyordu.
Farlarını hiç kapatmıyordu.
Kalbim yeniden hızlandı.
"Bizi takip ediyor..."
-"Fark ettim."
Sesinde en ufak bir panik yoktu.
Sanki bunu bekliyormuş gibiydi.
Kulaklığındaki telsize dokundu.
-"Komutanım."
Cızırtılı bir ses duyuldu.
-"Dinliyoruz Kanca."
-"Arkamızdalar."
-"Kaç araç?"
-"Şimdilik bir."
Kısa bir sessizlik oldu.
-"Çatışmaya girme."
-"Mecbur kalırsam?"
-"Önceliğin kız."
İlk kez bu kadar net duymuştum.
Önceliğin kız...
Benden bahsediyorlardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Beni neden koruyorsunuz?"
Sorumu duymazdan geldi.
Camdan dışarı bakmaya devam etti.
"Az önce beni susturmaya çalışıyordun."
Bu kez gözlerini bana çevirdi.
-"Susturmak öldürmek demek değildir."
"Ne demek peki?"
-"Kimseye gördüklerini anlatmamanı sağlamak."
"Peki..."
Beni öldürmeyecek miydi?
Tam bunu düşünecekken şoför sertçe direksiyonu kırdı.
Araba savruldu.
"Ne oluyor?"
-"Tutunun!"
Lastik sesleri geceyi doldurdu.
Arkamızdaki siyah araç hızını artırmıştı.
Şoför nefesini verdi.
-"Bizi sıkıştırıyorlar."
Kanca diye seslendikleri adam emniyet kemerini çözdü.
Bir eliyle tavandaki tutamağı kavradı.
Diğer eli yeniden silahına gitti.
-"Camları kilitli tut."
-"Tamam."
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki göğsüm acımaya başlamıştı.
Birden...
BANG!
Sağ arka cam çatladı.
Çığlık atarak koltuğun altına eğildim.
Cam parçaları saçlarıma döküldü.
-"Başını kaldırma!"
Dışarıdan gelen silah sesleri tekrar başlamıştı.
Araba zikzaklar çizerek ilerlerken tek duyabildiğim şey kurşunların sesi ve kendi nefesimdi.
O an şunu anladım.
Bu insanların hayatına girdiğim anda...
Benim eski hayatım tamamen sona ermişti.
Bir anda aracın önü kesildi.
Şoför sertçe frene bastı.
Lastiklerin çıkardığı ses kulaklarımı tırmaladı.
Tam önümüzde siyah bir araç durmuştu.
Kapıları aynı anda açıldı.
İçlerinden dört kişi indi.
Hepsinin yüzü maskeliydi.
Ellerindeki silahlar doğrudan bize doğrultulmuştu.
"Kim bunlar?"
Sesim titriyordu.
Kimse cevap vermedi.
Kanca diye seslendikleri adam bir an bile düşünmeden kapıyı açtı.
-"Araçtan inmeyeceksin."
"Ya sen?"
-"Dönerim."
Cümlesi öylesine sakindi ki sanki ölümle her gün karşılaşıyormuş gibiydi.
Kapıyı kapatıp aracın önüne geçti.
Silahını doğrulttu.
Karşı taraftaki adamlardan biri yüksek sesle bağırdı.
-"Kızı bize ver!"
Kanca diye seslendikleri adam tek kelime bile etmedi.
Sadece silahını indirmeden bekledi.
Diğer adam yeniden bağırdı.
-"Son kez söylüyorum! Kızı teslim et!"
Tam o sırada ön koltukta oturan takım elbiseli adam kulağındaki kulaklığa dokundu.
-"Dinliyorum komutanım."
Aracın dışındaki silah sesleri başlamıştı bile.
Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
-"Evet komutanım... Kanca çatışmaya girdi."
Karşı taraftan gelen sesi duyamıyordum.
Adam yeniden konuştu.
-"Destek ekibi beş dakika uzakta."
Beş dakika...
Bana beş saat gibi gelmişti.
Kulaklığını kapatacakken karşı taraftan son bir emir daha geldi.
-"Anlaşıldı komutanım."
Başını hafifçe eğdi.
-"Merak etmeyin komutanım. Kızı koruyacağız."
Kulaklığını kapattı.
Ben ise şaşkınlıkla ona baktım.
"Beş dakika mı?"
Adam gözlerini önümde çatışan Kanca'ya çevirdi.
-"Eğer Kanca beş dakika dayanabilirse..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Dışarıdan peş peşe silah sesleri geliyordu.
Camdan baktığımda Kanca tek başına dört kişiyle çatışıyordu.
Sanki her hareketini önceden hesaplıyormuş gibiydi.
Bir aracın arkasına siper aldı.
Bir anlığına doğrulup iki el ateş etti.
Karşı taraftaki adamlardan biri omzunu tutarak yere düştü.
Diğer üçü ateş etmeye devam etti.
Kurşunlar aracın kaportasına isabet ediyor, çıkan sesler kalbimin daha hızlı atmasına neden oluyordu.
Tam o anda...
Şiddetli bir patlama sesi duyuldu.
Araç öyle sert sarsıldı ki başım ön koltuğa çarptı.
İçgüdüsel olarak çığlık attım.
Duman her yeri kaplamaya başlamıştı.
Nefes almakta zorlanıyordum.
Gözlerimi güçlükle dışarı çevirdim.
"Kanca..."
Orada yoktu.
Bir saniye önce çatıştığı yerde şimdi sadece yoğun duman vardı.
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
"Ka... Kanca?"
Sesim fısıltıdan ibaretti.
Cevap veren olmadı.
Ve ben...
İlk kez onu gerçekten kaybetmiş olabileceğim ihtimalinden korkmuştum.
