İçeriğe geç

Canavarın Zaafı

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Canavarın Zaafı

Bölüm 2

Bölüm-1-

Sokaklar her zamankinden daha sessizdi.

Ama bu sessizlik bana huzur vermiyordu. Aksine, susturmaya çalıştığım bütün pişmanlıklarımı birer birer gün yüzüne çıkarıyordu.

Zihnim durmadan aynı cümleyi fısıldıyordu.

"Neden daha hızlı davranmadın?"

"Neden o gün eve daha erken dönmedin?"

Her şey benim yüzümden olmuştu.

Eğer o gün yangını biraz daha erken fark etseydim... Belki de annem hâlâ bana kızıyor, babam her akşam televizyonun karşısında uyuyakalıyor olurdu.Ama artık yalnızdım...

Ailemi tam bir ay önce kaybetmiştim.

O gün de her zamanki gibi sabahın beşinde kalkıp kütüphaneye gitmiştim. Saat öğleni geçerken eve dönüyordum. Her şey sıradan görünüyordu.

Ta ki telefonum art arda çalmaya başlayana kadar.

Ekranda tek bir isim vardı.

Zümre Abla...

Normalde telefonu açmadan önce biraz beklerdim.

Ama o gün... İçimde açıklayamadığım kötü bir his vardı.

Parmağımı titreyerek ekranın üzerine kaydırdım.

"Alo?"

"Ahenk kızım, neredesiniz?"

Sesindeki panik, yüreğime bir taş gibi oturdu.

"Dışarıdayım abla. Ne oldu?"

"Annenler evde değil, değil mi?"

Kaşlarım çatıldı.

"Evdeler..."

Dememe fırsat kalmadan yüzüme keskin bir duman kokusu çarptı.

Başımı çevirdiğim anda zaman durdu.

Evimiz...

Alevler içindeydi.

Pencerelerden yükselen alevler gökyüzünü yalıyor, siyah dumanlar bütün mahalleyi kaplıyordu.

Dizlerimin bağı çözüldü.

Nefes alamıyordum.

Kalbim göğüs kafesimi parçalayacak kadar hızlı atıyordu.

"Hayır..."

Başımı defalarca iki yana salladım.

"Hayır... Bu olamaz."

Kesin çıkmışlardı.

Annem...

Babam...

Ve kardeşim...

Üçü de dışarı çıkmış olmalıydı.

Telaşla etrafıma baktım.

Mahalleli toplanmıştı.

İtfaiye sirenleri kulaklarımı sağır ediyordu.

Ama ben onların arasında ne annemi, ne babamı ne de kardeşimi görebiliyordum.

Tam o sırada omzuma bir el dokundu.

"Kızım... Annenler nerede?"

O an zaman gerçekten durdu.

Sanki dünya dönmeyi bırakmıştı.

"N-Ne demek istiyorsunuz?"

Sesim boğazımda düğümlendi.

"Annem... Babam... Kardeşim..."

"Çıkmadılar mı?"

Karşımdaki kadın hiçbir şey söylemedi.

Sadece beni kendine çekip sıkıca sarıldı.

İşte o an...

İçimde küçücük de olsa taşıdığım umut paramparça oldu.

"Hayır!"

Kadının kollarından kurtulmaya çalıştım.

"Hayır! Annem nerede? Babam nerede? Kardeşim nerede? Ne olur söyleyin!"

Çığlık atıyordum.

"Onlar ölmedi! Duyuyor musunuz? Ölmediler! Çıkmışlardır... Ne olur bana yalan söylemeyin!"

Kadın gözyaşlarını silerek başını öne eğdi.

"Şşş... Sakin ol yavrum..."

Ama ben artık hiçbir şeyi duymuyordum.

Tek duyduğum şey, evimizin yanarken çıkardığı o korkunç çatırtı sesiydi.

Yanımdaki kadından kurtulmuş ve evin içine atlamak üzereydim. Hiç tanımadıgım insanların sesi kulağımdaydı ama ben sadece annemin ve babamın seslerini duyuyordum.

Eve girecekken birinin beni durdurmasıyla etrafa yumruklar savurdum. Kime vurduğumu bile bilmiyordum ve aynı zamanda ağzımdan çıkan

"Bırak beni, kardeşim beni çağırıyor. Bırak beni ailem orda benim." Savurduğum yumruklar hiçbir işe yaramıyordu.

En sonunda dizlerimin üzerine çöküp yalvardım.

"Lütfen izin ver gideyim. Yalvarırım sana. Ailem orda benim. İnsafınız yok mu be"

Kulaklarım uğulduyor, gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyordu.

"Sakinleştirici hazırlayın." dedi bir ses.

Başımı sağa sola çevirirken beyaz üniformalı bir sağlık görevlisi yanıma çömeldi.

"Sadece biraz sakinleşmen gerekiyor." dedi yumuşak bir sesle.

Ne söylediğini tam duyamıyordum. Birkaç saniye sonra bedenimdeki direnç yavaş yavaş azaldı. Kollarım ağırlaştı. Çığlıklarım fısıltıya dönüştü.

Son gördüğüm şey, alevlerin gökyüzünü kırmızıya boyaması oldu.

Şimdi ise tam o olayların yaşandığı evin karşısında duruyordum. Bu defa ne beni tutan insanlar ne de yangın vardı. Ama bu defa asıl yangın içimdeydi. Acılarım bir ateş gibi yanıyor ve sanki her saniye daha çok odun atılıyordu içine.

Nefes alamıyorum.

Sanki her gün bir kez daha ölüyorum ama kimsenin haberi olmuyor.

Boğazımda oluşan yumru her zamankinden çok daha farklıydı.

Aradan tam 1 ay geçmiş ben ise ilk defa buraya gelme gücünü bulmuştum.

Evimize doğru yavaş ve ağır adımlarla yürüdüm. Evin tam kapısına geldiğimdeyse yere oturdum.

İçimdeki yumru sanki daha çok büyüyordu ve canımı yakıyordu.

Bu defa yine gözümden akan yaşlara hakim olamadım.

Ağlarken aynı anda konuşuyordum.

"Özür dilerim baba. Ağlamayacağım demiştim ama ağladım. Senin güçlü kızın olamadım."

Dakikalar geçiyordu ama ben hâlâ aynı yerdeydim.

"Annem aç kapıyı nolur. Yine kız bana eve geç geldiğim için ama nolur geri gel annem"

Gerçekten nefes anlamıyordum. İçime çektiğim o düzensiz nefesler bile işe yaramıyordu.

"Özür dilerim Suna. Sen korkarsın benim ağlamamdan." Dedim ve hızla gözyaslarımı elimin tersiyle sildim.

"Birşey yok bak ben ağlamıyorum. Bak sana çok sevdiğin pamuk şekerden de aldım" dedim ve poşetten çıkardığım pamuk şekeri kapının önüne koydum.

"Anne... Baba... Suna... Biliyorum beni duyuyorsunuz. O gün sizi kurtaramadım. Bunun yükü her gün biraz daha ağırlaşıyor. Ne olur beni affedin..." Dedim ve onlarla konuşmayı bırakıp dua etmeye basladım.

"Allah'ım biliyorum bu aralar çok senden bir şeyler istiyorum ama nolursun aileme iyi bak olur mu? Sen onları affet. Sen onları yanından ayırma Allah'ım" dedim ve elimin tersiyle burnumu silip ayağa kalktım. Az önce geldiğim yolları geri dönüyordum ki hemen ara sokakta duyduğum boğuşma sesleriyle oraya döndüm.

Ara sokağa döndüğüm an nefesim boğazımda düğümlendi. İki iri yapılı adam, yüzlerini kapatan siyah maskelerle birini köşeye sıkıştırmıştı. Yumruk sesleri dar sokakta yankılanıyor, yerdeki adamın boğuk inlemeleri gecenin sessizliğini deliyordu. Sağ tarafta benim boyumdan belki 7-8 santim uzun olan adam son bir defa daha adama öyle bir yumruk geçirmişti ki adam yere yığılmıştı. Hızla oraya koştum ve yerde yatan adamın yanına çömeldim. Hızla nabzını kontrol ettiğimde nabzının atmadığını anladım. Şuan karşımda ölü bir adam vardı. Hemen yanımda ki adamlardan biri

-"Sen kimsin?" dedi. Kafamı yukarı kaldırdım. Tahminimce kısa boylu olan adam konuşuyordu. Olduğum yerden ayağa kalktım.

"Siz... Ne yaptığınızın farkında mısınız? Adam öldü!""

Seslerinden anladığım kadarıyla uzun olan adam sakin bir sesle cevapladı:

-"Bazı insanlar ölmeyi çoktan hak etmiştir."

"Siz nasıl bir canisiniz ya" dedim.

Kısa olan adam bana doğru döndü.

-"Bizi gördü."

Diğer adam başını hafifçe salladı.

-"Silahını indir o bir kadın."

Kısa olan adam tabancasını indirdi.

-"Buradan gitmeniz gerekiyor." Dedi uzun olan.

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Gitmem mi gerekiyor? Bir adam öldü!"

-"Burada gördüğünüz hiçbir şeyi anlatmayın."

"Nasıl yani? Bir insan öldü!"

Telefonumu çıkarmaya çalıştım.

Diğer adam bir adım öne geldi ama bana dokunmadı.

-"Lütfen polisi aramayın."

"Neden?"

Çünkü bu, sandığınız kadar basit bir olay değil.

"Siz katilsiniz."

Adamın sesi ilk kez sertleşti.

"Hayır. Bakın o adam ölmeyi zaten hak ediyordu"

Ne diyeceğimi bilemedim.

Uzaktan siren sesleri yükseldi.

-"Gitmemiz gerekiyor."

İkisi de arka sokağa doğru koşarak karanlığın içinde kayboldu.

Ben ise yerde yatan adama bakakaldım. Eğer şimdi buradan gitmezsem polisler beni tutuklayacaklardı. Çünkü bir adam öldü ve o adamın yanında olan her kimse onu bir suçlu olarak görürler. Adama son bir defa daha baktım.

"Çok özür dilerim." dedim ve oradan hızla kaçtım. Dakikalar boyunca nereye gittiğimi bilmeden gidiyordum. Her yer karanlık ve aynıydı. Sanki dakikalardır hep aynı yerde koşuyormuş gibiydim.

Ailemden sonra suçluluk duyguma bir tane daha suçluluk duygusu eklenmişti. O adama yardım etmediğim için kendimden iğreniyorum. Gerçekten çok iğrenç bir insanım.

Aren Kanca'nın Anlatımıyla.

Olay Anı

Komutanın odasına girdiğimde içeride ağır bir sessizlik vardı. Masanın üzerine operasyon dosyası bırakılmıştı.

-"Adamı konuşturdunuz öyle değil mi?"

Başımı eğdim.

"Evet komutanım."

Komutan dosyayı kapattı.

-"Tanık."

Tek kelime söylemesi yetmişti.

"Kız yüzümüzü görmedi. Maskelerimiz vardı."

-"Ama operasyonu gördü."

Sessiz kaldım.

-"Yapacağınız işe sokayım Kanca." dedi ve derin bir nefes aldı.

-"Kız reşit mi Erhan?" Dedi ve yanında bilgisayarla ilgilenen adama baktı.

-"Evet reşit komutanım. Ama kızın ne annesi ne babası var. Tüm ailesini yangında kaybetmiş."

Komutan ayağa kalktı.

-"Onu sustur."

Kaşlarım hafifçe çatıldı.

"Komutanım..."

-"Öldür demiyorum."

Sesi biraz yumuşadı.

-"Kimseye bu geceyi anlatmayacağından emin ol."

Başımı salladım.

-"Emredersiniz."

Komutan birkaç saniye düşündü.

-"Eğer başka çaren kalmazsa... istihbarattan olduğunu söyleyebilirsin."

Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.

"Komutanım?"

-"Ama bu son seçenek olacak. Kimliğini gereksiz yere açığa çıkarmayacaksın."

"Anlaşıldı."

Tam odadan çıkacakken komutan yeniden seslendi.

-"Kanca..."

Döndüm.

-"İçimde kötü bir his var."

Ahenk Dora'nın Anlatımıyla

Aradan tam 3 saat geçmişti. Bir parkın yanındaki banka oturdum ve sadece düşündüm. Aklımdaki sesler susmuyordu ve bu beni deli ediyordu.

"Hepsi senin suçun."

"Herşey senin yüzünden."

"Öl Ahenk..."

"Adama yardım etmedin."

"Sen Katılsın..."

Aklımdaki sesler susmuyordu ve bu sesler başımı ağrıtıyordu.

Ellerimi yavaş yavaş başıma götürdüm.

"Sus, sus lütfen."

Sesler dahada çoğalıyordu sanki.

"Katilsin Ahenk."

"SEN KATİLSİN..."

Ellerimi daha çok kafama bastırdım.

"SUS" diye bağırdım. Sanki bağiran ben değilmişim gibi hissediyorum.

Ellerimi kafama bastırmayı bırakıp kafama vurdum.

Defalarca kafama vurdum ama geçmiyordu. Elimi kafama bir kez daha vuracakken biri bunu engelledi.

Refleksen "Bırak beni" diye bağırdım

-"Sakin ol."

Kafamı yukarı kaldırdım.

Uzundu. Çok uzundu.

Beyaz gömlek giymiş kollarını ise katlamıştı. İlk 3 düğmesini kapatmamıştı. Gözlerimi onun yüzüne çevirdim.

Bu gözler çok garip bakıyordu.

-"iyi misin?"

"Sen..."

Bir an duraksadım ve düşündüm.

"Sen o adamsın."

-"Sakin ol. Burda konuşamayız."

"Sen katilsin." dedim. Sanki fısıldıyor gibiydim. Sesim öyle kısılmıştı ki.

Adamın yüzü hiç değişmedi.

-"Sana açıklayacağım ama burda değil" dedi ve kolumu tuttu.

Koluna hızla vurdum ve yumruk yaptığım elimi onun göğsüne geçirdim. Adam sadece bir adım geri sendeledi. Elimi sanki bir duvara vurmuş gibi sızlıyordu.

"Bana bir daha dokunursan polisi ararım"

-"Polisi arayabilirsin ama önce hayatta kalıp bizi dinlemen gerek."

Kalbim bir anda duracak gibi oldu.

"Ne demek istiyorsun sen?"

-"İzleniyoruz."dedi.

Ne demek istediğini soramadan arkamızda bir silah patladı.

Kurşun, birkaç santimetre yanımdaki duvara saplandı.

Aren bir küfür savurup belimden kavradığı gibi beni yere çekti.

-"Yere yat!"

Beni yere çektiği gibi vücudunu önüme siper etti. Bir koluyla başımı korurken diğer eli silahına gitmişti.

O anda sokak, peş peşe patlayan silah sesleriyle inledi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...

Bölüm sonu

1 yorum