- 3. BÖLÜM -
" Ellerimin arasındaki can..."
-
Saat 03.45. Az önce sıcak evimde penceremden izlediğim çetin manzaranın içerisindeyim. Hayat gerçekten sürprizlerle dolu. Birkaç dakika öncesine kadar bu çetinliğin doğayla olan uyumunu düşünüp huzurla manzarayı izliyordum. Şimdi ise fark ediyorum ki dışarıdan gözükenlerin içinde olmak, dışarıdan izlemek kadar kolay değilmiş... Botlarım karın içine batıyor. Botlarımın kara dayanamarak ayaklarımı ıslattığını hissedebiliyorum. Yine de dik durarak ileriye doğru ilerliyorum. Arkana bakma. Yoksa dönmek istersin. Soğuk havaya rağmen içime doktor önlüğümü giymeyi ihmal etmedim. Çantamda herhangi bir durumda hastayı hayata döndürebilecek eşyalar var. Tıbbi bir yardım kadar derinlemesine yardım etmese de, bazen ilk dokunuşlar ileriyi etkileyebilir. Zorlukla adım atmaya çalışırken aklıma evden çıkmadan önceki son halim geliyor. Boy aynama olan son bakışım. Siyaha yakın gece mavisi saçlarım ve o mavilikte kaybolan kararlı deniz mavisi gözlerim, bir okyanusun devasa dalgalarına doğru adım atıyormuşum gibi hissettiriyor. İçimde uzun beyaz bir elbise var. Elbise giymemin sebebi yaralanmalarda onu çıkarıp yarama takviye yapabilmek. İçime de ona göre beyaz, bu çetin kışta beni üşütmeyecek kalınlıkta parçalar giydim. Elbisemin üstünde önlüğüm boynumda stetoskopum... Üstümde siyah kabanım. Fırtına öncesi sessizlikte yaptığım bu hazırlık bana geçmişin karanlığında kaybolmuş yaralarımı hatırlatıyor. Biran "Ölüm...?" diye düşünüyorum. Ailesini kaybetmiş birine göre gözüme kokutucu gelmiyor. Karanlıkta kaybolan yaralarımı sarmaya yardımcı olacak ise ona koşarak gitmek küçük Emelia'ya hayat vermek demektir. O yüzden korkmuyorum. Gözlerimde de bunu görmek beni iyi hissettiriyor. Kendimi ben büyüttüm, kaybetmek benim kurallarıma aykırı... 20 dakika öncesine takılı kaldığımı yeni fark ediyorum. Şimdiden bir hayli yol gitmişim. Arkama dönüp soğuk nefesimi havaya bırakarak çıkan buharı izliyorum. Gözlerim botlarımın bıraktığı izlere takılıyor. Birisinin takip etmesini kolaylaştıracak izler... O an korkunun beni biraz olsun sardığını hissediyorum. Hislerim beni yanıltmıyor. Uzaktan gelen sesler duyuyorum. Yakınlarda birileri olmalı. Hemen en yakınımdaki ağacın arkasına saklanarak konuşanları dinlemeye çalışıyorum. Bunlar kim ve neden buradalar ? Kadrajda 2 tane adam var. İkisi de bir hayli uzun. Kalın kabanları ve modern giyiniş tarzlarıyla polis olmadıkları bariz belli. Tabii ki bu tek neden değil. Araba yok. İnsan çok az ve bulundukları durum da oldukça şüphe çekici... Uzakta olduğum için konuşmalarını duyamıyorum. Eğer önümdeki ağacın arkasına saklanabilirsem o zaman daha rahat duyabilirim. Ama nasıl..? Dikkatlerini dağıtmaya ihtiyacım var. Etrafıma bakınıyorum. Bom boş orman nasıl dikkatlerini dağıtacaksam... Düşün Elly! Sen zeki kızsın! O anda yerden gözüme minik bir palamut takılıyor... Gerçekten mi ? diyen içimdeki sese inat denemekten zarar gelmez diyerek palamutu elime alıyorum. Bütün şansım bu palamuta ve sevgili sincaplara bağlı... Yüzüme kara çıkarmayın tatlı sincaplar ! Palamutu atacağım yere hizalamaya çalışıyorum. Birkaç denemeden sonra palamutu bir hızla onların bulunduğu yere fırlatıyorum. Korkudan ellerimi sıkı sıkı sıkarken gerçekten dikkatleri dağılmış ve bunun nereden geldiğini anlamaya çalışıyorlar. Onlar oraya odaklanırken ben yavaşça hızlı hızlı ağacın arkasına geçiyorum. İşte, görev tamam ! " Sincapmış... " diyor sağ tarafta bulunan kişi. Şimdi biraz daha yakınlarında bulunduğum için onun sarı saçlı olduğunu anlıyorum. " Her neyse... Sen neden buna bu kadar taktın ? " " Her zamanki gibisin " diyor solda siyah saçlı olan. " Kıt beyinli..." Biran nedense gülesim geliyor. Ciddi ortamlarda ciddi kalamıyor oluşum mezarımı kazmama sebep olmazsa iyidir. " Ben miyim kıt beyinli !? Koca kafalı her seferinde arkanı ben topluyorum ! Bir kere de teşekkür etmiyorsun. Kafan rahat nasılsa Aren halleder Aren yapar birgün çekip gideceğim- " " Yeter ! " diyor sağdaki. " Kes sesini. Gayet iyi bir maaş alıyorsun. Bi zahmet işini iyi yap. " Biran aralarında sessizlik oluşuyor. Sarı saçlı olanın derince bir nefes verdiğini hissediyorum. İşini iyi yapmak mı ? İşleri ne ki...? " O adam bu gece ormana gelecek. Karısını aldatıyor. Yasak bir ilişkisi var. Frank'in söylediğine göre kadının karısı olduğundan haberi yok. Onu bir şekilde adama fark ettirmeden evine gönder. O pislikle işimiz bitince malikaneme organlarını getir. Çocuklara vereceğim. " Duyduklarımın şokunu hazmetmeye çalışırken korkuyla titreyen elerimi dudaklarıma götürdüm. Bu... Onlar değil mi ? Avlananlar... Ne yapacağım..!? Kalp atışlarımın sesleri kulaklarımda çınlarken sarı saçlı olanın sesi tekrar kulağıma ilişiyor. " İyi güzel de ben bu kadını nasıl göndereceğim ? " Siyah saçlı adam sinirle " Bul bi çaresini. Kadına zarar gelmesin. " diyor. “Şafak vaktine kadar o adamın ölü bedeninden organları ellerimde görmek istiyorum.” Daha fazlasını dinleyecek dermanım kalmıyor. Bacaklarım ve ellerim delicesine titrerken yavaşça çömeliyorum. Ne yapacağım !? Bu insanlar kim ? Spikerin söylediği seri katil olabilir mi ? Sıradaki kim ? O kişiyi kurtarmam gerek... Nasıl yapacağım !? Ya bende onunla beraber ruhlar alemine göçersem...? Helvamızı yersek ? Ah... Beyin ameliyatı yapmak gibi değil ki bu...! O an aklıma ameliyat masasında kaybettiğim çocuk geliyor.. Ellerimden kayışı, kana bulanışı ve ailesine öldüğünü haber vermek zorunda kalışım.. Bu olay bu kadar basit değil.. Ben.. Ben yetenekli bir doktor değilim... Karşımda delirmiş, manyak seri katiller var ve ben 2 yıldır doktor olan bir kadınım... İnsanları yaşatmaya çalışmak benimkisi, seri katilleri polismişçesine yakalamak değil ki.. Ne yapacağım...? Ya yeniden birinin ölümüne sebep olursam... Gözümdeki damlaları akıtmamak için kendimi zor tutuyorum. O anda zihnimde yeniden bir ses duyuluyor. Tamam sakin ol Emelia.. Geçecek. Evet. Sağlıklı düşün. Derin nefes al. Sen bir doktorsun ve hayat gayen insanları kurtarmaya çalışmak. Bunu her gün yapıyorsun. Sorun olmayacak. Hatalar yapılabilir sonuçta hatalar tekrarlanmaması için varlar. Düşün, sadece düşün ! Ne yapabiliriz...? Biraz olsun aklım yerime geldi. Beynim çalışmaya başladı. Korkunun verdiği etkiyle bedenimi kontrol edemedim ama şimdi daha iyiyim. Etrafımda olanları da hissedebiliyorum. İşte o an kulağıma iki çift adım sesi ilişti. Bulunduğum ağaca doğru geliyordu. " Seni sobeleyim mi yoksa saklambaç oynamaya devam mı etmek istersin minik fare ? "
Devam edecek...
---
Aksiyon dolu bir bölümdü.. Bir sonraki bölüm için heyecanlıyım ! Bakalım bizi neler bekliyor...
Saat 00.30 yazmayı yeni bitirdim.
Öyleyse yorumlarda buluşalım 🖤🕯️
