"Geçmiş, bazen bir kutunun içinde yıllarca sessizce bekler."
Şenliğe iki gün kalmıştı.
Okulun koridorları artık derslerden çok hazırlıklarla doluydu. Her sınıf kendi standını tamamlamaya çalışıyor, öğretmenler bile öğrencilerin heyecanına ortak oluyordu.
Larin sabah sınıfa girdiğinde Kaan çoktan gelmişti.
Masanın üzerine eski gazete kupürleri, siyah beyaz fotoğraflar ve birkaç karton yerleştirmiştı.
"Günaydın."
"Günaydın."
"Bak."
Kaan fotoğraflardan birini uzattı.
"Bunu dedemin sandığında buldum."
Fotoğrafta, yıllar önce çekilmiş kalabalık bir aile vardı.
Herkes gülümsüyordu.
Fotoğrafın kenarları zamanla sararmış, ortasında ince bir kat izi oluşmuştu.
Larin dikkatlice inceledi.
"Çok güzelmiş."
"Küçükken buna saatlerce bakardım."
"Neden?"
"Çünkü içlerinden çoğunu hiç tanıyamadım."
Larin başını kaldırıp Kaan'a baktı.
"Ben de aile albümlerine bakmayı severim."
"Gerçekten mi?"
"Evet... Ama son yıllarda yeni fotoğrafımız neredeyse hiç yok."
Kaan bir şey söylemedi.
Sadece başını hafifçe salladı.
İkisi de bazı sessizliklerin konuşmaktan daha anlamlı olduğunu öğrenmeye başlamıştı.
Öğle arasında grup yeniden bir araya geldi.
Emre elinde eski bir radyo ile sınıfa girdi.
"Bakın ne buldum!"
Radyo o kadar eskiydi ki üzerindeki düğmeler bile zor dönüyordu.
"Bunu nereden buldun?" diye sordu Ece.
"Büyükbabamın deposundan."
"Çalışıyor mu?"
Emre omuz silkti.
"Denemeden bilemeyiz."
Düğmeyi çevirdi.
İlk birkaç saniye yalnızca cızırtı duyuldu.
Sonra eski bir şarkı çalmaya başladı.
Ses boğuktu ama melodisi sıcacıktı.
Bir anlığına herkes sustu.
Mina bile telefonunu bırakıp müziği dinlemeye başladı.
"Aslında..." dedi Asya.
"Eski şeylerin güzel bir tarafı var."
Emre şaşırdı.
"İlk kez seni uzun bir cümle kurarken duyuyorum."
Asya hafifçe gülümsedi.
"Alışırsın."
Ders çıkışında Melis Öğretmen grubu sınıfta tuttu.
"Şenlik standınız için okulun deposunda birkaç eski eşya var."
"Gerçekten mi?" dedi Ece heyecanla.
"Evet. Ama dikkatli olun. Yıllardır açılmayan kutular var."
Depo...
Kelimeyi duyan Emre'nin gözleri parladı.
"Macera!"
"Toz alerjim var." diye söylendi Mina.
"Eldiven takarsın."
Okulun bodrum katındaki depo serin ve karanlıktı.
Tavandan sarkan tek ampul hafifçe sallanıyor, rafların üzerinde kalın bir toz tabakası duruyordu.
Kutuların çoğunun üzerinde yıllar önce yazılmış etiketler vardı.
"2008 Mezuniyet"
"Eski Spor Malzemeleri"
"Kütüphane Arşivi"
Larin, köşedeki küçük bir karton kutuya eğildi.
Kapağını kaldırınca içinden onlarca eski fotoğraf çıktı.
Sınıf fotoğrafları...
Törenler...
Şenlikler...
Tam fotoğrafları incelerken arkasından Melis Öğretmen'in sesi geldi.
"Larin."
"Evet öğretmenim?"
"Elindeki kutunun altında bir ayna var. Dikkat et, kırılmasın."
Larin kutuyu yavaşça kaldırdı.
Altında gerçekten eski, ahşap çerçeveli küçük bir ayna duruyordu.
Çerçevesindeki işlemeler neredeyse silinmişti.
Camı ise zamanla hafifçe kararmıştı.
"Ne kadar eski..." diye fısıldadı.
Melis Öğretmen aynaya kısa bir süre baktı.
"Sanırım yıllardır burada."
"Şenlikte kullanabilir miyiz?"
"Temizlerseniz neden olmasın?"
Larin aynayı dikkatlice eline aldı.
Camı o kadar kirliydi ki kendi yansımasını bile seçemiyordu.
Parmağıyla üzerindeki tozu hafifçe sildi.
Yavaş yavaş kendi yüzü belirmeye başladı.
Yorgun gözleri...
Dağınık saçları...
Ve sessiz bakışları...
Sadece birkaç saniye baktı.
Sonra aynayı tekrar kutunun üzerine bıraktı.
Hiçbir gariplik olmamıştı.
Ama bilmediği bir şey vardı.
O eski ayna...
Yıllardır ilk kez birinin ona bu kadar uzun süre bakmasına izin vermişti. 🪞