"Bazen bir insan hayatına sessizce girer. Asıl gürültü, gittikten sonra başlar."
Larin o sabah gözlerini açtığında odasının penceresine vuran güneş ışığıyla karşılaştı. Günlerdir devam eden yağmur ilk kez durmuştu. Gökyüzü hâlâ tamamen mavi değildi ama gri bulutların arasından süzülen ışık, odasına uzun zamandır görmediği bir sıcaklık katıyordu.
Yatağından kalkıp perdeyi araladığında apartmanın önündeki küçük parkta oynayan çocukları gördü. Bir anlığına onları izledi. Küçükken kendisi de o parkta saatlerce salıncağa binerdi. O zamanlar büyümenin her şeyi güzelleştireceğine inanıyordu.
Şimdi ise büyümek, yalnızca daha fazla susmayı öğrenmek olmuştu.
Okula vardığında koridor her zamankinden daha hareketliydi. Öğrenciler hafta sonu yapılacak bahar şenliği hakkında konuşuyor, panolara asılan afişleri inceliyordu. Renkli balonlar, kulüp duyuruları ve müzik provaları okulun kasvetli havasını biraz olsun değiştirmişti.
Larin dolabına yönelirken Ece koşarak yanına geldi.
"Dur, seni bekliyordum!"
"Neden?"
Ece heyecanla koluna girdi.
"Duydun mu? Şenlikte her sınıf bir stant açacakmış."
"Ben katılmam."
"Neden?"
Larin omuz silkti.
"Kalabalıkları sevmiyorum."
Ece gözlerini devirdi.
"Bir gün seni zorla eğlendireceğim."
Larin istemeden güldü.
Belki de Ece'nin en sevdiği özelliği buydu. En kötü günlerinde bile onu birkaç saniyeliğine güldürmeyi başarabiliyordu.
Tam sınıfa girecekleri sırada arkalarından bir ses geldi.
"Larin."
İkisi de döndü.
Kaan elinde iki kitapla onlara doğru yürüyordu.
"Merhaba."
"Merhaba."
"Kitap incelemesi için bugün kütüphaneye gitmeyi düşünüyordum. Eğer senin de vaktin varsa birlikte çalışabiliriz."
Larin birkaç saniye cevap veremedi.
Kalbi normalden daha hızlı atıyordu.
"Olur."
"Okul çıkışı?"
"Tamam."
Kaan gülümsedi.
"O zaman görüşürüz."
Uzaklaştığında Ece, Larin'in yüzüne dikkatlice baktı.
"Ne var?"
"Hiç."
"Ece."
"Tamam, tamam..." diye kıkırdadı. "Sadece uzun zamandır seni ilk defa böyle heyecanlanırken görüyorum."
Larin cevap vermedi.
Çünkü Ece haklıydı.
Dersler her zamanki gibi geçti. Matematik öğretmeni tahtaya formüller yazıyor, öğrencilerin yarısı gizlice telefonuyla ilgileniyordu. Larin ise defterine not almak yerine farkında olmadan aynı kelimeyi tekrar tekrar yazıyordu.
Kaan.
Bir süre sonra yazdığını fark edip sayfanın üzerini karaladı.
Zil çaldığında okulun kütüphanesine doğru yürüdü.
Kütüphane, okulun en sessiz yeriydi. Eski kitap kokusu, ahşap raflar ve büyük pencereler Larin'in en sevdiği ortamlardan biriydi.
Kaan çoktan gelmişti.
Masaya birkaç roman bırakmıştı.
"Ben biraz araştırma yaptım." dedi.
Larin sandalyeye oturdu.
"Bu kadar çabuk başlamışsın."
"Geciktirmeyi sevmem."
Yaklaşık iki saat boyunca proje üzerine konuştular. Aralarında garip bir rahatlık oluşmuştu. Kaan çok konuşan biri değildi ama Larin'i dikkatle dinliyordu. Larin de uzun zamandır ilk kez biriyle konuşurken kendini yargılanıyormuş gibi hissetmiyordu.
Tam çıkacakları sırada kütüphanenin kapısında Mina belirdi.
Uzun siyah saçları omuzlarından aşağı dökülüyor, yüzündeki kendinden emin gülümseme dikkat çekiyordu.
"Kaan!" diye seslendi.
Kaan dönüp baktı.
"Merhaba."
"Şenlik için bizim grupla çalışmak ister misin?"
"Henüz karar vermedim."
Mina, ilk kez Larin'e baktı.
Bakışları kısa sürdü ama içinde açıklanamayan bir soğukluk vardı.
"Görüşürüz o zaman."
Kapıdan çıkıp gitti.
Larin, Mina'nın neden öyle baktığını anlayamamıştı.
Ama bazen bazı insanlar, hiçbir sebep yokken senden hoşlanmazdı.
Ve bunun gerçek sebebini öğrenmen uzun zaman alırdı.