"İnsan bazen mutlu olduğunu fark ettiğinde, o mutluluğun ne kadar kırılgan olduğunu da anlar."
Şenliğin üzerinden iki gün geçmişti.
Okul yavaş yavaş eski hâline dönüyordu. Bahçedeki stantlar kaldırılmış, koridorlardaki renkli afişlerin yerini yeniden sınav duyuruları almıştı. Sanki birkaç gün önce yaşanan kahkahalar hiç olmamış gibi, herkes günlük telaşına geri dönmüştü.
Larin sınıfa girdiğinde Ece her zamanki yerinde oturuyordu. Çantasını sıranın üzerine bırakmış, telefonundan çekilen şenlik fotoğraflarına bakıyordu.
"Larin!" dedi onu görünce. "Gel, şunlara bak."
Larin sandalyesini çekip yanına oturdu.
Ece ekranı kaydırarak fotoğrafları göstermeye başladı.
"Şuna bak, Emre tam fotoğraf çekilirken poğaça yiyormuş."
Larin istemsizce güldü.
Gerçekten de Emre, ağzında yarım poğaçayla objektife yakalanmıştı.
"Bu çocuk bir gün açlıktan değil, yemekten ölecek."
"Kesinlikle."
İkisi gülerken Emre sınıfa girdi.
"Siz benim hakkımda konuşuyorsunuz."
Ece gözlerini büyüttü.
"Nereden anladın?"
"Çünkü içeri girer girmez güldünüz."
"Yok canım."
"Yalan söylemeyin."
Larin telefonu ona uzattı.
Emre fotoğrafa baktı.
Sonra omuz silkti.
"Gayet karizmatik çıkmışım."
Üçü birden kahkahaya boğuldu.
Tam o sırada Kaan sınıfa girdi.
Elinde birkaç kitap vardı.
"Günaydın."
"Günaydın."
Kaan doğruca Larin'in yanına geldi.
"Dün bahsettiğin kitabı buldum."
Çantasından ince, mavi kapaklı bir roman çıkardı.
"Bitirince bana da anlatırsın."
Larin kitabı iki eliyle aldı.
"Teşekkür ederim."
"Önemli değil."
Mina da sınıfa girmişti.
Kaan'ın yanına yaklaşarak gülümsedi.
"Bugün matematikten sonra kütüphaneye gidecek misin?"
"Evet."
"Ben de gelirim o zaman."
"Olur."
Bu konuşma yalnızca birkaç saniye sürmüştü.
Ama Larin'in içinde küçük, rahatsız edici bir his uyandırmaya yetmişti.
Kaan'ın istediği kişiyle arkadaş olması çok normaldi.
Bunu biliyordu.
Yine de içindeki o ince sızı geçmiyordu.
Öğle arasında Ece ile okul bahçesindeki banka oturdular.
Rüzgâr hafif hafif esiyor, ağaçlardan kopan yapraklar ayaklarının dibine düşüyordu.
Ece sessizce Larin'e baktı.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Kaan'dan hoşlanıyor musun?"
Larin'in yüzü bir anda kızardı.
"Ne?"
"Evet ya da hayır."
"Hayır."
"Larin."
"Gerçekten."
Ece kıkırdadı.
"Yalan söylerken kulakların kızarıyor."
Larin başını iki elinin arasına aldı.
"Çok belli mi?"
"Biraz."
"Rezalet."
"Hayır."
Ece gülümsedi.
"Bence tatlı."
Larin derin bir nefes verdi.
"Hiç böyle hissetmemiştim."
"İlk kez mi?"
"Galiba."
Ece omzuna yaslandı.
"İnsan ilk kez hoşlanınca her şeyi fazla düşünür."
"Ya o benden hoşlanmıyorsa?"
"O zaman dünyanın sonu gelmez."
"Ya Mina'dan hoşlanıyorsa?"
Ece birkaç saniye sustu.
"Bilmiyorum."
Bu kez cevap vermek kolay olmamıştı.
Dersler beklenenden hızlı geçti.
Son zil çaldığında öğrenciler koridorlara dağıldı.
Larin dolabından montunu alırken Kaan yanına geldi.
"Yarın birlikte kütüphaneye gider miyiz?"
"Olur."
"Bu kez proje için değil."
Larin şaşkınlıkla baktı.
"Sadece kitap bakarız."
Yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Tamam."
Kaan merdivenlerden aşağı inerken Emre ona yetişti.
İkisi şakalaşarak okuldan çıktılar.
Larin arkalarından bakarken Ece dirseğiyle hafifçe dürttü.
"Gülümsüyorsun."
"Farkında değilim."
"Ben farkındayım."
Akşam eve döndüğünde ev her zamanki gibi sessizdi.
Annesi mutfakta yemek hazırlıyor, babası salonda haberleri izliyordu.
Kimse tartışmıyordu.
Kimse konuşmuyordu da.
Bu sessizlik, bazen bağırışlardan daha ağır geliyordu.
Yemeğini yedikten sonra odasına çekildi.
Bir süre Kaan'ın verdiği kitaptan okudu.
Sayfalar ilerledikçe gözleri ağırlaşmaya başladı.
Kitabı kapatıp banyoya geçti.
Dişlerini fırçaladı.
Yüzünü yıkadı.
Soğuk su tenine iyi gelmişti.
Başını kaldırıp aynaya baktı.
Karşısında yine kendisi vardı.
Yorgun ama sakindi.
Bir an gözlerini kendi gözlerine dikti.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"İyi geceler."
Kendi kendine söylediği bu küçük cümleye utandı.
Lambayı kapattı.
Kapıyı kapatıp odasına döndü.
O gece her şey normaldi.
Ya da...
Larin öyle sanıyordu.