İçeriğe geç

CAMDAN TABUT

Bölüm 3 · 5 dk okuma

CAMDAN TABUT

Bölüm 3

KALP KIRINTILARI

Sırtımdaki deri çantanın kayışını daha sıkı tutup dükkânların önünden geçtim. Vücudun yorgundu çünkü ekinleri biçmiş ve suyu filtrelemek için saatlerce ocak başında kalmıştım ama işlerim hâlâ bitmemişti.

Tanıdık sokaktan dönüp sola saptım. Buralar kasabanın kalabalık kısımlarıydı. Kasabanın meydanına yakın olduğundan pazarlar bu sokaklarda kurulurdu.

Annem de bu pazarlarda kendi tezgâhını açar ve kendi emeğiyle ördüğü sepetleri satardı. Sabah gitti mi akşam olana kadar gelmez sonra da kendini yatağa atardı bu yüzden gün içindeki işler hep bana kalırdı.

Ben olmasam evde yemek yapacak, evi toparlayacak, su taşıyacak, ekim biçecek kimse olmazdı. Ailedeki herkesin yükünü ben taşıyordum ama sesimi de çıkarmıyordum.

Tanıdık köpek havlamasını duyunca gülümsedim ve arkama baktım. Sam koşarak yanıma geliyordu ve koşarken insanların yana çekilmesine sebep oluyordu.

Yanıma ulaşınca kuyruğunu heyecanla salladı ve eğilip tüylerini okşadım. Keyifli olduğu dilinin dışarı sarkmasından ve kuyruğunun hareketli durumundan belli oluyordu.

“Demek karnını doyurabildin.”

Sam'i salma nedenlerimden biri de buydu. Onu besleyecek vaktim ve yiyeceğim yoktu ama beslenmesi de gerekiyordu. Çözüm olarak onu salmayı düşünmüştüm ve kesinlikle işe yaramıştı. Neredeyse üç yıldır bu şekilde yaşıyordu. Tam olarak ne yediğini bilmesem de kendini hayatta tutmayı başarıyordu ve bu yeterliydi.

Sam'i daha bebekken meydanın köşesindeki dükkânın tezgâhının altında bulmuştum. Kıvrılmış yatıyor ve korkuyla titriyordu. O zamanlar muhtemelen büyük köpeklerden kaçıyordu ve saklanıyordu. Hasta gibiydi ve tüyleri pislendiği için birbirine yapışmıştı ama ben yine de onu bırakmamış ve eve götürmüştüm.

Annem gün boyu dışarıda olduğundan, John kumardan eve gelmediğinden dolayı kimse odamda beslemeye başladığım küçük köpekten haberdar olmamıştı.

Sam'i büyüyene kadar beslemiş ve sonra salmıştım. Annemler de o şekilde öğrenmişti ama hâlâ ona bebeklikten beri baktığımı bilmiyorlardı. Hâlâ kapımıza gelen ve bana takıntılı olan zavallı bir köpek olarak görüyorlardı onu.

Doğrulup annemin tezgâhının olduğu tarafa ilerledim ve Sam de hemen peşime takıldı. İnsanların bazıları dönüp Sam'e rahatsız olmuş şekilde baksa da kimse bir şey demeyince ben de takmadım ve peşimden gelmesine izin verdim.

Sonunda annemin tezgâhının olduğu kısma geldik. El örgüsü sepetlerini gördüm ama tezgâhının arkasında görünmüyordu. Sam’e oturmasını işaret edip tezgâhın arkasına geçtim. Annem gelene kadar onun tezgahına sahip çıksam iyi olacaktı. Muhtemelen yemek molasına falan çıkmıştı ve yakında gelirdi.

Bez çantamı ayağımın dibine koyup Sam'e oturmasını söyledim, hemen dediğimi yaptı.

Üzerimdeki hayali tozları silkeleyip kendimi dikleştirdim ve sokaktan geçen insanları tezgâha çekmeye çalıştım. Pek başarılı olduğum söylenemezdi ama en azından birkaç tane zorlamayla satmayı başarmıştım.

Aldığım paraları köşede duran kutunun içine attım. Gün sonunda kutunun tamamı dolu olamasa da çoğunluğunun dolması önemliydi.

Tezgâha geldiğimden beri iki saat geçmişti ve annem hâlâ gelmemişti. Gözlerim sanki bulabilecekmişim gibi etrafta dolandı.

Normalde annem tezgâh başından asla iki saatliğine ayrılmazdı. Hatta yarım saat bile ayrılsa çok para kaybettiğini söyler, yemeğini alıp tezgâhta yerdi.

Annem ilk defa geç kalıyordu.

Aklıma kötü şeylerin gelmesine izin vermeden kendime biraz daha bekleme süresi tanıdım ve parmaklarımla masada ritim tutturarak beklemeye başladım.

Bir saat daha geçti ve endişe içime aniden beliren bir hastalık gibi yayıldı. Annem asla bu kadar geç kalmazdı. Onu tanıyordum, geç kalmak hiç onluk değildi.

Ya başına bir şey geldiyse?

Düşünceyi aklımdan uzaklaştırmaya çalışsam da gitmiyordu. Annemle yakın değildim, evdeki bütün sorunları bana bıraktığından ona sinirliydim ama başına bir şey gelmesini asla istemezdim.

Vücudumu titreten ani bir korku dalgasıyla eşyaları toplama başladım. Para kutusunu kapatıp kilitledim, bez çantayı masaya koyup örgü çantaları önü kapalı tezgâhın arkasına dizdim. Gerekirse yarın gelir örgü çantaları eve getirirdim ama şu an annemin nerede ne yaptığı daha önemliydi.

Sam'e kalkmasını söyledim ve kuyruğunu sallayarak yattığı yerden kalktı. Para kutusunu bez çantaya koyup çantayı da yanıma aldıktan sonra tezgâhın arkasından çıktım.

Sokakta aceleyle giderken gözlerim her yeri kontrol ediyordu. Zaten karanlık olan hava sanki daha da kararmış gibiydi.

Kötü Kraliçe tahtta tek oturduğundan beri her yer karanlığa bürünmüştü. Gökyüzünün açık mavi rengi kaybolmuş yerini soluk bir gri almış, ağaçların çoğu solmuş ve tarlalar verimini kaybetmişti.

Gökyüzünde bir şimşek çaktı ve duraksadım. Uzun zamandır yağmur yağmıyor bu yüzden de ekinler yetişmiyordu. Belki de yağmur yağması iyiye işaretti.

Adımlarımı hızlandırdım ve annemi yağmur başlamadan bulmak için her yere baktım.

Hiçbir yerde yoktu.

Yağmur çiselemeyi bırakıp yağmaya başlamış ve çoktan saçlarımı alnıma yapıştırmıştı. Son bir umutla meydana bakmak için ilerledim. Annem belki de uzun zamandır görmediği biriyle öyle lafa dalmıştı.

Hayır. Öyle olmadı, sen de biliyorsun.

Yutkundum ve meydana çıkan sokakta ilerledim. Etrafa bakınmak için kafamı kaldırdığımda yağmura rağmen toplanan bir kalabalık gördüm. Kaşlarım çatıldı ve yavaşlamayacak gibi yağan yağmura rağmen orada toplanan insanlara yöneldim.

Bu havada ne onların dikkatini çekmişti ki?

Kalabalığa yaklaştığımda bir adam beni omzumdan tuttu ve “Oraya gitme kızım. Senin yaşındakilerin görmesi gereken bir şey değil.” dedi.

Adama kaşlarımı çattım ve omzundaki elini ittirerek onu takmadım. Adam muhtemelen yaşımı küçük sanmıştı çünkü yaşıtlarıma göre daha ufak tefek biriydim. Bunun bir nedeni de besin yetersizliğiydi tabii ki. Adam arkamdan söylense de adamı tanımıyordum ve ne olduğunu gerçekten merak etmiştim.

Kalabalığı yararak ittirerek ilerlemeye başladım. İnsanlar ben onları itince kızıyor, küfrediyordu ama ben durmadan ilerledim. Tam önümdeki kadını itecekken kadın bir elini ağzına kapadı ve saçındaki yazmayı diğer eliyle tutup önümden çekildi.

“Başımıza taş yağacak.”

Sözlerine anlam veremesem de hızla ilerledim ve önümdeki son kişiyi de ittirip açıklığa çıktım.

Gözlerim önümdeki şeye odaklanırken derin bir nefes almak istedim ama yapamadım. Yerime çivilenmiş gibi hareketsiz kalmıştım ama titriyordum.

Titremem yağmurdan ya da soğuktan değildi.

Hayır. Hayır. Hayır. Hayır. Hayır.

Midem ağzıma geldi ve eğilip kusarken yere düştüm. Omzumda eller hissetsem de onlara odaklanamıyordum. Zihnim tamamen önümdeki manzaraya odaklıydı.

Konuşmak istedim, bağırmak istedim ama sesim çıkmadı.

Midem tekrar ağzıma gelirken tekrar kustum ama görüntü aklıma kazınmıştı. Gözlerimi kaptsam da oradaydı.

Yağmur hızlandı ve tenime bıçak gibi saplanmaya başladı.

Saçlarım yüzümü tamamen kapatırken zihnim görüntüyü reddetmeye çalışıyordu.

Olamaz. Olamaz. Olamaz. Olamaz.

Gerçek değil. Gerçek değil. Gerçek değil.

Geçecek. Hepsi rüya.

Geçecek.

Geçmedi.

Annemin bedeni kanlarla kaplı ipin ucunda sallanırken ve üzerindeki kan yağmurla üzerime akarken her şey gerçekti ve geçmeyecekti.

Bölüm sonu

2 yorum