İçeriğe geç

Camdan Hayaller // Fanfiction

Bölüm 15 · 8 dk okuma

Camdan Hayaller // Fanfiction

Bölüm 15

❄️15.Bölüm:"Sevgilim"❄️

İkimiz de yaşadığımız yoğun utançtan dolayı neredeyse yarım saattir tek bir kelime dahi etmemiştik. Bir o yana bir bu yana gidip geliyor ama asla konuşmuyorduk. Hatta kazara gözlerimiz buluştuğu an, sanki elektrik çarpmış gibi bakışlarımızı şimşek hızıyla hemen geri çekiyorduk.

Minho sonunda bu gergin sessizliğe dayanamayarak derin bir nefes verdi. Ben o sırada uzun koltukta büzülmüş oturuyordum. Yavaş adımlarla yanıma doğru geldi ve usulca oturdu. Gelişiyle birlikte hemen oturuşumu dikleştirip dudaklarımı birbirine bastırdım. Yüz ifadesinden bana bir şey soracağı apaçık ortadaydı.

Sesindeki naif tonla, "Jae Hee... Ne zamana kadar böyle kaçarak devam edeceğiz?" diye sordu.

O böyle doğrudan sorunca ben de daha fazla direnemedim. Doğru söylüyordu. Nereye kadar köşe kapmaca oynayacaktık ki?

"Haklısın," dedim, sesimi biraz alçaltarak. "Ben sadece... Sadece çok utanıyorum Minho."

"Ben de öyleyim, emin ol. Seni gayet iyi anlayabiliyorum."

Bakışlarımı nihayet yerden kaldırıp doğrudan gözlerine çıkardım. Utancın verdiği ağırlıkla biraz zorlansam da gözlerimi kaçırmadan ona bakmaya devam ettim ve içtenlikle gülümsedim.

Benim tebessümüme karşılık Minho’nun da sönmeye yüz tutmuş gözlerinin içi yeniden canlandı. Güzel yüzüne her zaman çok yakışan, iç ısıtan gülümsemesini takındı.

"Gülmek... Sana cidden çok yakışıyor," dedi aniden.

Duyduğum şeyle ne yapacağımı şaşırıp ellerimle hemen yüzümü kapattım. Sesim parmaklarımın arasından boğuk boğuk çıksa da o şekilde sitem ettim:

"Utanıyorum diyorum zaten Minho, lütfen daha fazla utandırma beni!"

"Tamam, tamam! Sustum," dedi ve odada yankılanan neşeli, sesli bir kahkaha attı.

Çocuğun her bir hareketinden, her bir jestinden resmen tatlılık akıyordu. Ellerimi yavaşça yüzümden indirerek yüzümde engel olamadığım tebessümle onu hayranlıkla seyrettim.

Tam o sırada, bu büyülü anı bölercesine sehpanın üzerinde duran telefonum acı acı çalmaya başladı. Uzanıp telefonu elime aldım. Ekranda canım kardeşimin, Felix’in ismini görünce yüzümdeki gülümseme daha da büyüdü.

İçine doğmuştu galiba. Ben hayattaki her şeyimi, hiçbir çekince duymadan anında Felix’e anlatırdım. Onunla aramızdaki kardeşlik bağı çoğu zaman kusursuzca ilerlerdi ve şimdi de tam zamanında arıyordu.

Telefonu büyük bir heyecanla açıp hemen kulağıma götürdüm.

"Alo! Felix, iyi ki aradın canım. Ben de tam seni aramak üzereydim!"

Ancak benim bu neşeli ve heyecan dolu sesime tezat olarak hattın diğer ucundan gelen ses oldukça kırık, titrek ve ağlamaklıydı. Duyduğum sesle saniyeler içinde yüzümdeki tüm neşe soldu, içimi kötü bir his kapladı.

"Noona... Babam... Babam..."

O an, sol göğsümün altında kalbimin acıyla sıkışmaya başladığını hissettim. Babama kötü bir şey mi olmuştu?

"Ne oldu Felix?! Konuşsana, babama bir şey mi oldu?!" diye bağırdım panikle.

"Hastanede noona... Ka-Kalp krizi geçirmiş. Şu an senin... Senin kaldığın hastanede."

"Ne?! Tamam! Tamam Felix, sakin ol. Hemen geliyorum ben!"

Aceleyle telefonu kapatıp yatağın üzerine fırlattım. Büyük bir şokla çevreme bakınıp durmaya, kendi etrafımda sanki çok önemli bir şey kaybetmişim gibi dönmeye başladım. Oysa hiçbir şey aradığım yoktu. Elim ayağım birbirine dolanmış; korkudan ve endişeden ne yapacağımı, nereye gideceğimi tamamen şaşırmıştım.

Minho da benim bu darmadağın halimi görünce hızla ayağa kalktı.

"Ne oldu Jae Hee? Kendine gel, ne bu halin?"

Gözyaşlarım gözlerime hücum etmeye başladı.

"Minho, babam... Babam kalp krizi geçirmiş! Gitmem lâzım, hemen aşağı inmeliyim. Evet, gitmeliyim! Neden hâlâ burada duruyorum ki?!"

İrileşen gözleriyle bana endişeyle bakan Minho hemen önüme geçip durdu. "Tamam, sakin ol lütfen. Hangi hastanede dediler? Burada mı? Önce bir sakinleş, nefes al ve oraya beraber gidelim."

Ellerim durmaksızın hareket ediyordu. Ya saçlarımı karıştırıyor ya yüzümü kapatıyordum ya da parmaklarım aşağıda salık bir şekilde tir tir titreyip duruyordu. Ama Minho sonuna kadar haklıydı. Sakinleşmem, mantıklı düşünmem lâzımdı.

"Tamam... Tamam, sakinim. Gidelim."

Odadan Minho ile beraber aceleyle çıktık. Telaşımdan ve içimdeki korkunç korkudan dolayı düşüncesizlik edip koridorda koşar adımlarla ilerlemeye başladım. Bu panikle arkamdaki Minho’yu, onun hassas durumunu geride bıraktığımı fark ettim. Ne yapmam, nasıl davranmam gerektiğini hiç bilmiyordum. Zihnim boşalmış gibiydi.

Yine de koridorun ortasında aniden durdum ve Minho’nun yanıma gelmesini bekledim. Benim için hızlı adımlar atmaya çalışarak nefes nefese yanıma ulaştı. Ben de hemen hızımı ona göre ayarlayıp adımlarımı yavaşlattım.

Minho hâlime üzülerek, "Jae Hee, sen beni bekleme. Önden git lütfen," dedi. "Beni bekleyerek vakit kaybetmek zorunda değilsin."

Elini tutmak ister gibi ona yaklaştım.

"Hayır, yanımda ol Minho. Lütfen, şu an sadece yanımda ol."

"Tamam... Tamam sakin ol, buradayım. Yanındayım."

Sırf benim bu çaresiz hâlim için kendi sınırlarını zorlayarak adımlarını biraz daha hızlandırdı. Ben de onunla yan yana, omuz omuza ilerledim.

Babama müdahale edilen acil servis katını öğrenip odanın önüne geldiğimizde koridorda perişan hâlde duran Felix’i görünce koşarak ona seslendim:

"Felix!"

Başını hızla sesimin geldiği yöne çevirdi. Yaslandığı soğuk duvardan sırtını hızla çekti. Koşup ona sımsıkı, kemiklerini kırarcasına sarıldım.

"Babam... Babam nasıl Felix?! Bir şey söyle!"

"Bilmiyoruz noona... Ameliyathaneye aldılar, henüz hiçbir şey söylemediler."

Hemen Felix’ten geri çekilip yüzüne baktım. Onun da güzel gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü. Akan burnumu kolumun tersiyle çekerek ellerimi onun yanaklarına koydum. Başparmaklarımla gözyaşlarını sildim ama ben sildikçe, arkasından yenileri sicim gibi dökülüyordu. Bu acı dolu döngü bitecek gibi durmuyordu.

"Neredesin sen Jae Hee?! Huh?! Söylesene neredesin?!"

Annemlerin ağlayarak bana doğru bağırışını işitince ellerimi Felix’in yüzünden çekip hızla arkama döndüm. Koridorun diğer ucundan bize doğru gelen anneme baktım. Yanında Chan ve annesi de vardı. Chan’ın annesi annemizin koluna girmiş ona destek olmaya, teselli vermeye çalışıyordu.

Chan ise o sırada babamın durumunu bir kenara bırakmış, keskin bakışlarıyla hemen yanımdaki Minho’yu âdeta kıskacı altına almıştı. Benim bakışlarımın üzerinde olduğunu fark edince gözlerini yavaşça Minho’dan çekip doğrudan bana baktı. Yüzüne sinir bozucu bir sırıtış yerleştirip alaya alır bir şekilde gözlerini devirdi.

Cidden bu kritik durumda bile inanılmaz derecede sinir bozucuydu!

Minho tam yanıma kadar gelip durdu. Annemin az önceki sert çıkışına o an cevap vermeyip sadece Minho’ya baktım. Çevresindeki bu yabancı insanlara, gergin ortama şaşkınca bakarken bana döndü ve içimi rahatlatmak ister gibi buruk bir tebessüm gönderdi.

Hemen arkamda duran Felix, yaslandığı duvardan tekrar doğrularak kulağıma doğru kısık bir sesle sordu:

"Noona? Kim bu?"

Ondan bir açıklama beklediğini çok iyi biliyordum. Hayatında ilk kez gördüğü bu adamın kim olduğunu doğal olarak merak ediyordu. Yeniden kardeşime doğru döndüm.

"Felix... Aslında sana bunu bugün düzgün bir ortamda söyleyecektim ama sen babamın bu kötü haberini verince bir türlü fırsat bulup söyleyemedim."

Kuruyan dudaklarımı gergince yaladım. Artık saklayacak bir şey kalmadığı için uzatmadan, tek bir çırpıda söyleyiverdim:

"Minho... Benim sevgilim."

Felix'in ağzı şaşkınlıkla aralandı. Gözleri şokla büyüdü. Şaşkınlığını gizlemek ister gibi ellerinin tersiyle alelacele gözyaşlarını sildi.

"Se-Sevgilin mi?"

"Evet, Felix."

Minho bu ani itirafımla birlikte muhtemelen çok utanmış olmalıydı zira bakışlarını hemen yere eğdi. Annemler koridorun karşı tarafında Chan’ın annesiyle ilgilendiği için bu fısıldaşmamızı duymamışlardı.

Felix gergince koridordaki Chan’a, ardından yeniden Minho’ya baktı. Minho da onun bu bakışına karşılık buruk ama son derece kibar bir tebessüm etti.

"Ben senin kararlarına her zaman sonsuz saygı duyarım noona," dedi Felix, sesindeki o şoku atlatarak. "Memnun oldum."

Bunu dedikten sonra Minho’ya doğru elini uzattı. Minho bir müddet Felix’in havada kalan eline, sanki ne yapacağını bilemiyormuş gibi baktı. Ardından neşeli bir şekilde gülümsedi ve elini sıkmak yerine karşısında saygıyla eğilip doğruldu.

"Ben de çok memnun oldum," dedi Minho. "Jae Hee bana sizden her zaman çok bahsetti. Sizi hep çok merak etmiş ve tanışmak istemiştim."

Aklımda sürekli ameliyattaki babam olduğu için gözyaşlarıma bir türlü engel olamıyor, sağlıklı başka hiçbir şey düşünemiyordum. Annemlerin az sonra gelecek olan azarları, Chan’ın o iğrenç bakışları ve daha bir sürü şey... Zihnim paramparçaydı.

Fakat tüm bu karmaşanın içinde tek bir kişi hariçti: Minho. Onun için içten içe deliler gibi endişeleniyordum. Her an benim bu ailevi meselelerim veya fevri hareketlerim yüzünden onun başına bir şey gelecek olma korkusu beni içten içe bitiriyordu. Onun canının en ufak bir şekilde bile yanmasını istemiyordum.

Beynimin içinde babamla geçirdiğim eski, güzel anlar; onun gülen yüzü ve babacan sesi dönüp dururken, içim avazı çıktığı kadar "baba" diye çığlık atarken Felix’in karşısında her zamanki gibi güçlü ve sakin durmaya çalışıyordum. Ben onun ablasıydım. Eğer burada yıkılırsam, o benden çok daha fazla yıkılırdı. Bugüne kadar nasıl ablalık korumacılığı duygusuyla geldiysem, şu an da tam olarak öyle davranıyordum.

Felix, Minho’nun elini sıkmak yerine eğilerek selam vermesi üzerine şaşkınlıkla elini yavaşça indirdi. Kaşları hafifçe çatıldı. Bu mesafeli ve temkinli durumu tam olarak anlayamamıştı. Tıpkı uzaktan bizi merakla izleyen Chan ve annem gibi. Onlar henüz tam olarak yanımıza gelmemişken Felix’e bu hayati durumu açıklasam aslında çok iyi olacaktı. Bu hayatta güvenebileceğim tek bir sırdaşım vardı, o da kardeşimdi. Ben babamın yanına gitmek için buradan ayrılsam bile, Felix durumu bildiği için benim yerime Minho’ya karşı ekstra hassas ve dikkatli davranabilirdi.

Evet, ona kesinlikle söylemeliydim.

Minho zihnimden geçen bu düşünceleri, kaygıları sanki hissetmiş gibiydi. Gözlerine baktığımda her zamanki gülen ve güven veren gözleriyle beni sessizce onayladı. Göz kapaklarını yavaşça yumup açtı.

Ben de aldığım bu onayla Felix’e biraz daha yaklaştım. Sesimi sadece onun duyabileceği bir frekansa alçalttım.

"Felix, bu söyleyeceğim şey son derece ciddi ve hayati bir durum. Bunu şimdilik hiç kimseye söyleyemeyiz ama sana sonsuz güveniyorum."

"Hangi konu hakkında noona?" diye sordu Felix, ciddiyetimi kavrayarak.

"Minho hakkında..."

Onun ismini telaffuz edince Felix’in bakışları yeniden Minho’ya odaklandı. Bir ona, bir bana bakarak merakla bekledi. "Evet noona, dinliyorum. Devam et."

Zorlukla yutkundum. Ciğerlerime derin bir nefes alıp verirken ben de gözyaşlarımı ellerimle hızla sildim.

"Minho... O bir cam kemik hastası, Felix."

"Ne?!"

Durumun ciddiyetini ve nerede olduğumuzu bildiği için bu şok edici tepkisini sadece çok kısık, boğuk bir sesle verebilmişti. Onun hastalığının detaylarını şu an Felix’e açıklayacak dermanı, gücü kendimde kesinlikle bulamıyordum. Boğazıma oturan devasa yumru konuşmama izin vermiyordu. Zaten aklımın her bir köşesinde ameliyattaki babam varken kelimeleri mantıklı bir şekilde toparlayabileceğimden de hiç emin değildim.

Ancak Felix, benim daha fazla tek bir kelime bile etmeme gerek kalmadan durumu saniyeler içinde anladı. Tıp eğitiminin getirdiği profesyonellikle taşlar yerine oturmuştu.

"Açıklamana gerek yok noona. Benim uzmanlık alanım Ortopedi ve Travmatoloji, biliyorsun. Bu hastalığı, tüm evrelerini ve ne kadar hassas olduğunu çok iyi biliyorum."

Duyduğum bu cümleyle birlikte üzerimden nasıl büyük bir yükün kalktığını, ne kadar rahatladığımı kelimelerle anlatamazdım! Yaşadığım devasa telaş içinde Felix’in asıl uzmanlık alanının tam olarak bu olduğunu bile tamamen unutmuştum. Stajını daha henüz, dün bitirmişti ve yakında resmi olarak mesleğine başlayacaktı. Canım kardeşimin Minho’nun hastalığını profesyonel düzeyde biliyor olması benim için şu hayattaki en büyük lütuflardan biriydi.

O an yaşadığım korkunç duygu karmaşası ve rahatlamanın etkisiyle kendimi tutamayarak Felix’e bir kez daha sımsıkı sarıldım. O da güçlü kollarını hemen belime dolayarak beni göğsüne çekti. Yaşadığım acı, korku ve minnet duygularının birleşimiyle dudaklarımdan hıçkırık benzeri bir ses kaçtı. Başımı Felix’in omzuna gömerek koridorun ortasında sesli sesli, içimi döke döke ağlamaya başladım.

...

Bölüm sonu

5 yorum

  • Yaaa ama babası kötü biri değilmiydi yani kızını sevseydi chanla evlendirmezdi neyse işte Minhoya üzüldüm gene bu kızın yüzü ne zaman gülecek

    1Yanıt
  • Babasına mi üzüleyim minho ile sevgili olduğunu kabullendigi için mi sevineyim meleğim(Felix)in mükemmelliğine mi düşeyim

    1Yanıt