Güçlerim. Onları kaybettiğimi nasıl fark edememiştim? Hayatımı mahveden lanetin kalktığını nasıl fark edememiştim? Acı çektiğim için miydi,kimseye çarpmaktan korkmadığım bir başka gün daha hatırlamıyordum. Teyzenin elini ittiğimde,Mobula denen kız omzuma dokunduğunda hiçbir şey olmamıştı. Kimse ölmemişti, kimseyi öldürmemiştim ve bunu fark edemeyecek kadar kör olmuştum. Hayatımın şansını göremeyecek kadar kör olmuştum.
Her şeyden sonra nasıl devam etmeliyim bilmiyordum,bencilce miydi,buna hakkım var mıydı? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey yaşama isteğimin bilmediğim her şeyden güçlü olduğuydu. Yaşayacaktım;bir gün daha nefes alabilmek için olsa da.
“Vayy, her yer ne kadarda yeşil!”
“Buraya orman deniyor.”
“Kocamanmış! Ne bunlar, mercan mı?
“Ağaçlar.”
“Ağaç demek..” Manta büyülenmiş gözlerle etrafta koşturup duruyordu. “Peki bu ne?”
“Sus artık.”
“Ama Mobula merak ediyorum! Melankolik çocukla sohbetimize karışma.”
“Melankolik? Ben-“
“Ona kulak asma lütfen Camas. Bahsettiğin yaratıkları nasıl bulacağımızı söyler misin?”
“Cüceleri mi? Bulamayacağız.”
“Hı? O zaman neden buraya geldik?”
“Biz onları bulamayız belki ama onlar bizi bulabilir.”
--
“Ne yapıyorsun öyle?” diye düz bir sesle sordu Mobula. Ellerini dizlerine koyarak eğilmiş neler yaptığımı izliyordu.
“Belki gerçekten de kafasını çarpmıştır. Ah, o kadar yüksekten düşüp kim delirmez ki zaten, ah canım! Ya da belki ‘dışarıdakilerin’ hepsi çatlaktır.” Manta da hemen önümdeki ateşin yanı başında kafasını yan yatırmış yüzümü inceliyordu.
“Delirmedim! Çekilir misin önümden?”
Elimdeki malzemeleri ve hazırladığım karışımı ateşin içine attım ve bir takım sözcükler fısıldadım. İki kardeşte birbirlerine anlamaz gözlerle bakıyorlardı.
“Bence bize ne yaptığını anlatmalısın.” Mobula bunu söylerken hafifçe kolumu dürttü. Hala yaşıyordu ve ben bunun farkındaydım. Dürttüğü tenimin çevresi karıncalandı.
“Ah, evet. “ Fısıldamayı bırakıp ne yaptığımı anlamaya çalışan kıza döndüm. “Cücelerin şehirlerini bulmak neredeyse imkansızdır bu yüzden birisini çağırmayı deniyorum.”
“Ateşe bir şeyler atarak geleceklerine emin misin?”
“Evet, bunlar rastgele şeyler değil. Sevebilecekleri şeyleri atıyorum ki birini cezbedebilme ihtimalimiz artsın. Ve birde bu var.” Ateşin hemen yanındaki bitkiyi gösterdim. “Onlara orman gülü deniyor. Tazelerini bulabilmek için ormana geldik eğer bunlar olmazsa büyü başarısız olur. Bunları şu taraftakilerle karıştırınca-”
“Bu kadar şeyi nereden biliyorsun?” Mobula ateşin yanına koyduğum malzemeleri dürterek ne olduklarını anlamaya çalışıyordu. Bir tutam Kara Hindibayı alıp hafifçe kokladı ve güçlüce hapşırdı.
“Hayatım evimin dışarısını öğrenmekle geçti. Bütün gün kitap okur ve geceyi iple çekerdim. O vakit ablam gelirdi ve bildiklerimi ona anlatırdım saatlerce sohbet ederdik.”Gülümsedim.” O zamanlar hayatım çok güzeldi.” Gözlerimi yavaşça yanan ateşe çevirdim ve ısıyı hissettim. Ölseydim bu sıcaklığı hissedemeyecektim. Bu düşünce gözlerimi yaktı ama ıslatmaya yetmedi yüzüm hafifçe kızarmaya başlarken ateşi izlemeye devam ettim. Ateşin içinde ablamı görüyordum hafifçe ismimi söylüyordu. Hem çok gerçek hem de çok yalandı. Mavi gözleri ve içindeki parıltılar çok gerçekti, gülümsemesi çok gerçekti, sesi çok gerçekti, sıcaklığı çok gerçekti. Ama gerçekliği çok yalandı.
“Bir ablan olduğunu bilmiyordum. Sahi bizimle gelmeni sorun etmeyecek mi , ebeveynlerin endişelenmeyecekler mi?”
“Bir anne ve babaya sahip değilim. Ablam da… endişelenmeyecektir.” diye dalgınca cevap verdim. “Eminim.”
“A-anladım. Kusura bakma ailenin olmaması normal. Dur, hayır öyle demek istemedim yani senin gibi birinin ailesinin olmaması çok normal, sanırım… hayır, böyle de demek istemedim!”
“Mobula sus artık kızım ne saçmalıyorsun.” Manta kardeşinin ortamı daha da tuhaflaştırmaması için onu susturdu.
“Be- yani şey.. özür dilerim!” dedi Mobula panik içinde. Anlaşılan yeni tanıştığı çocuğu üzmekten korkuyordu. Kıkırdadım.
“Gülüyorsun..”
“Sen aptalmışsın!” diye cevap verdim gülerek. “Bende aptal olanınızın Manta olduğunu düşünmüştüm.”
“Sen kime aptal diyorsun kömür kafa!”
“Sen kime kömür kafa diyorsun pullu deri!”
“Pu-pullu deri mi? Derim pullu değil bir kere kömür kafa!”
“Pullu deri!”
“Çocuklar ateşe bakın!” Mobula’nın işaretiyle ikimizde yaktığım ateşe döndük. Ateş bir büyüyor, bir küçülüyor. Bir koyuca kırmızıya dönüyor, bir de oldukça açık sarı bir renge. Merakla ateşten uzaklaşıp nasıl değiştiğini izledik. En sonunda ateş büyüdü büyüdü ve rengi iyice koyulaşıp küçük bir siluet şeklini almaya başladı.
“Oluyor çocuklar başardık!” diye bağırdım. Sadece kitaplarla nasıl olacağını hayal edebilmiştim ama şimdi kendi gözlerimle görebilecektim! İçim heyecan ve kendime olan gururla doldu. Ateş her saniye daha da büyüyor içindeki siluet de giderek daha kocaman gözüküyordu. Demek ki büyük bir tanesi gelecekti. Ah.. her şeyi bilen olağanüstü mistik bir yaratıkla konuşacağıma inanamıyorum!
“Vay be, küçük veletin doğruyu söyleyeceğini düşünmemiştim.”
“Sen! Yani ben! Ayrıca tabi ki yalan söylemi - Ne oldu öyle!” Manta’ya cevap vermeye çalıştığım sırada hepimizin önünde harla yanan ateş bir anda sönüverdi.
“Ah, haklıymışım sanırım.” Manta bana gülümseyerek yandan bir bakış attı.
“N- ne?” şaşkınca ateşin başına koştum ve beni sadece bir miktar kömür karşıladı.
“Böyle mi olması gerekiyordu?” diye sorarak Mobula da ateşin başına geldi. “Küçük bir adam göremiyorum.”
“Hah, ben görüyorum hayal kırıklığı ile kömürü eşeliyor.”
“Manta uğraşma çocukla..” Mobula gülmesini tutmaya çalışsa da, çalışıyor gibi görünse de, gülüyordu.
“Sende gülüyorsun işte!”
“Her şeyi doğru yapmıştım!” diye yakındım.
---
“Cezbetmek gerekiyordu değil mi? Bugünlük bu kadar yeter, Manta uyudu bile yarın ateşe daha cezbedici şeyler atarız.” Mobula, yeniden yaktığım ateşin başından bana seslendi. Oturduğum ağacın yanı başından kalkıp onun yanına geri oturdum. Hava kararmıştı etrafta yalnızca hafifçe esen rüzgarın ve ateşin hafifçe yanan çatırtısı duyuluyordu.
“Ne oldu anlamıyorum. Bütün kurallara uydum ve en sevdikleri malzemeleri yaktım ama yine de-“
“Tekrar deneyeceğim. Lütfen…” Ateşin hemen karşısından kısık bir ses yükseldi.
“Bu ses?”
“Şşşt.” Mobula işaret parmağını dudağına bastırarak beni susturdu.
“Tekrar deneyeceğim dedim buraya kadar geldim!” Manta uykusunda konuşanlardandı anlaşılan. Mobula benim yanımdan kalktı ve uyuyan kardeşinin yanına oturup elini açık kumral saçlarına koydu.
“Bazen-“ derin bir nefes aldı “ Sıklıkla sayıklıyor.” Mobula nazikçe kardeşinin saçlarını okşadı. Yüzünü inceliyor, onun hissettiklerini hissediyormuş gibi gözüküyordu. Bu görüntü canımı yaktı. Konuyu değiştirmek istedim.
“Neden tulumunun içinde uyumuyor?” Tulumun içine girmemiş başının altına yerleştirmişti.
“Yalnızca bir tulumumuz vardı. Benimkini birkaç hafta önce kaybettik bu yüzden yastık olarak paylaşmaya karar verdik. Yeterince uzun hep beraber kullanabiliriz.”
“Teşekkürler.” Onları inceledim. Mobula’nın kısa ve hafifçe kalın parmakları kardeşinin açık kumral saçlarında dolaşıyordu. Manta’nın rüyasında hoş bir şeyler görmediği sesinden de yüzünden de anlaşılıyordu. Canı yanıyor gibi gözüküyordu. Aynı şekilde kız kardeşi de öyle. Mobula kardeşini izliyor ve oldukça mutsuz gözüküyordu. Gözünün içindeki parıltılar, neredeyse, kardeşinin nasıl bir rüya gördüğünü biliyor olduğunu söylüyorlardı. Bu beni onlar hakkında düşünmeye zorladı. Neden Tanrıların yıllar öncesinde sakladığı bir ülkeyi arıyorlardı? Tabii, bu sadece bir efsaneydi belki ama iki kardeş hangi sebeple öyle bir ülkeyi aramak istiyor olabilirlerdi.
“Işık Ül-“
“Ünlü olmak istiyoruz.” Mobula şimdi tam gözümün içine bakıyor ve hafifçe gülümsüyordu. Gözlerinden duygular akıyor ama ben ne hissettiğini yakalayamıyordum. Sözümü bitirmeme bile izin vermeden bir çırpıda söyleyivermişti. Gözleri kısıktı ve yeşil rengi ateşin parlaklığı ile yerini tuhaf bir sarıya bırakmıştı.
“Ünlü ha, dalga geçiyorsun değil mi?” kim biraz şöhret için bulunabilmesi bile meçhul olan bir ülkeye gitmek isterdi ki.
“Bu bizim için her şeyden önemli.”
“Ama neden? Yani herhangi bir yerde de adınızı duyurabilirsiniz.”
“Çok soru soruyorsun.” Tek nefeste, donuk gözler ve bıkmış bir tonla söyledi. Önceki nezaket ve şefkatinden eser yoktu. Sonrasında da kalktı ve kardeşinin yanına uzandı. Tek kelime daha etmeme izin vermemişti ama vermiş olsa da tek bir şey daha söyleyebileceğimi sanmıyordum. Anlaşılan bu konu tahmin edebileceğimden daha derindi. Ateşin başında geç saatlere kadar oturmaya devam ettim ve bir kere bile başımı kaldırıp gökyüzüne bakmadım. Görebileceklerimden korktum.
---
“Hey Camas, bunu görmelisin.” Mobula kolumu hızlıca sarsıyordu. Kolumu sertçe ellerinin arasından kurtardım. Parmaklarının dokunduğu yerler karıncalanıp beni rahatsız ediyordu. Hala bu meseleye alışamamıştım. Mobula şaşkın gözlerle yüzümü incelerken sadece omuz silkmekle yetindim o ise elini ensesine yerleştirip bakışlarını yere çevirdi.
“Şimdi sen diyorsun ki bu kıyafetleri çocuk bölümünden almadın.”
“Üçüncü kere söylüyorum evlat, HAYIR!”
“Hımm anlıyorum.” Ellerini yüzüne koyup düşünceli bir yüz ifadesi yerleştirdi. “Peki ‘yetişkin bey’ neden dizimi bile geçmiyorsunuz?”
“Sana söyledim ben gerçek bir yetişkinim!”
“Madem çocuk değilsin bunu nasıl açıklayacaksın?” Manta yaratığın sakalını bütün gücüyle çekti, çekti ve sakalın çıkmadığını en sonunda fark edince sakalı aniden bıraktı ve zavallı yaratık arkası üstü yuvarlandı.
“Ah! Yaramaz velet seni alıp Parmeganlara yem edeceğim o zaman büyüklerine saygılı olmayı öğreneceksin!”
“Nasıl bir yapıştırıcı kullanıyorsun öyle?” Manta’nın yüzünde endişe verici bir ciddiyet vardı.
“Yapıştırıcı, ha? Çıldıracağım daha ne çağırdığınızı bile bilmiyorsunuz, ben bir cüceyim!”
Güçlerim. Onları kaybettiğimi nasıl fark edememiştim? Hayatımı mahveden lanetin kalktığını nasıl fark edememiştim? Acı çektiğim için miydi,kimseye çarpmaktan korkmadığım bir başka gün daha hatırlamıyordum. Teyzenin elini ittiğimde,Mobula denen kız omzuma dokunduğunda hiçbir şey olmamıştı. Kimse ölmemişti, kimseyi öldürmemiştim ve bunu fark edemeyecek kadar kör olmuştum. Hayatımın şansını göremeyecek kadar kör olmuştum.
Her şeyden sonra nasıl devam etmeliyim bilmiyordum,bencilce miydi,buna hakkım var mıydı? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey yaşama isteğimin bilmediğim her şeyden güçlü olduğuydu. Yaşayacaktım;bir gün daha nefes alabilmek için olsa da.
“Vayy, her yer ne kadarda yeşil!”
“Buraya orman deniyor.”
“Kocamanmış! Ne bunlar, mercan mı?
“Ağaçlar.”
“Ağaç demek..” Manta büyülenmiş gözlerle etrafta koşturup duruyordu. “Peki bu ne?”
“Sus artık.”
“Ama Mobula merak ediyorum! Melankolik çocukla sohbetimize karışma.”
“Melankolik? Ben-“
“Ona kulak asma lütfen Camas. Bahsettiğin yaratıkları nasıl bulacağımızı söyler misin?”
“Cüceleri mi? Bulamayacağız.”
“Hı? O zaman neden buraya geldik?”
“Biz onları bulamayız belki ama onlar bizi bulabilir.”
--
“Ne yapıyorsun öyle?” diye düz bir sesle sordu Mobula. Ellerini dizlerine koyarak eğilmiş neler yaptığımı izliyordu.
“Belki gerçekten de kafasını çarpmıştır. Ah, o kadar yüksekten düşüp kim delirmez ki zaten, ah canım! Ya da belki ‘dışarıdakilerin’ hepsi çatlaktır.” Manta da hemen önümdeki ateşin yanı başında kafasını yan yatırmış yüzümü inceliyordu.
“Delirmedim! Çekilir misin önümden?”
Elimdeki malzemeleri ve hazırladığım karışımı ateşin içine attım ve bir takım sözcükler fısıldadım. İki kardeşte birbirlerine anlamaz gözlerle bakıyorlardı.
“Bence bize ne yaptığını anlatmalısın.” Mobula bunu söylerken hafifçe kolumu dürttü. Hala yaşıyordu ve ben bunun farkındaydım. Dürttüğü tenimin çevresi karıncalandı.
“Ah, evet. “ Fısıldamayı bırakıp ne yaptığımı anlamaya çalışan kıza döndüm. “Cücelerin şehirlerini bulmak neredeyse imkansızdır bu yüzden birisini çağırmayı deniyorum.”
“Ateşe bir şeyler atarak geleceklerine emin misin?”
“Evet, bunlar rastgele şeyler değil. Sevebilecekleri şeyleri atıyorum ki birini cezbedebilme ihtimalimiz artsın. Ve birde bu var.” Ateşin hemen yanındaki bitkiyi gösterdim. “Onlara orman gülü deniyor. Tazelerini bulabilmek için ormana geldik eğer bunlar olmazsa büyü başarısız olur. Bunları şu taraftakilerle karıştırınca-”
“Bu kadar şeyi nereden biliyorsun?” Mobula ateşin yanına koyduğum malzemeleri dürterek ne olduklarını anlamaya çalışıyordu. Bir tutam Kara Hindibayı alıp hafifçe kokladı ve güçlüce hapşırdı.
“Hayatım evimin dışarısını öğrenmekle geçti. Bütün gün kitap okur ve geceyi iple çekerdim. O vakit ablam gelirdi ve bildiklerimi ona anlatırdım saatlerce sohbet ederdik.”Gülümsedim.” O zamanlar hayatım çok güzeldi.” Gözlerimi yavaşça yanan ateşe çevirdim ve ısıyı hissettim. Ölseydim bu sıcaklığı hissedemeyecektim. Bu düşünce gözlerimi yaktı ama ıslatmaya yetmedi yüzüm hafifçe kızarmaya başlarken ateşi izlemeye devam ettim. Ateşin içinde ablamı görüyordum hafifçe ismimi söylüyordu. Hem çok gerçek hem de çok yalandı. Mavi gözleri ve içindeki parıltılar çok gerçekti, gülümsemesi çok gerçekti, sesi çok gerçekti, sıcaklığı çok gerçekti. Ama gerçekliği çok yalandı.
“Bir ablan olduğunu bilmiyordum. Sahi bizimle gelmeni sorun etmeyecek mi , ebeveynlerin endişelenmeyecekler mi?”
“Bir anne ve babaya sahip değilim. Ablam da… endişelenmeyecektir.” diye dalgınca cevap verdim. “Eminim.”
“A-anladım. Kusura bakma ailenin olmaması normal. Dur, hayır öyle demek istemedim yani senin gibi birinin ailesinin olmaması çok normal, sanırım… hayır, böyle de demek istemedim!”
“Mobula sus artık kızım ne saçmalıyorsun.” Manta kardeşinin ortamı daha da tuhaflaştırmaması için onu susturdu.
“Be- yani şey.. özür dilerim!” dedi Mobula panik içinde. Anlaşılan yeni tanıştığı çocuğu üzmekten korkuyordu. Kıkırdadım.
“Gülüyorsun..”
“Sen aptalmışsın!” diye cevap verdim gülerek. “Bende aptal olanınızın Manta olduğunu düşünmüştüm.”
“Sen kime aptal diyorsun kömür kafa!”
“Sen kime kömür kafa diyorsun pullu deri!”
“Pu-pullu deri mi? Derim pullu değil bir kere kömür kafa!”
“Pullu deri!”
“Çocuklar ateşe bakın!” Mobula’nın işaretiyle ikimizde yaktığım ateşe döndük. Ateş bir büyüyor, bir küçülüyor. Bir koyuca kırmızıya dönüyor, bir de oldukça açık sarı bir renge. Merakla ateşten uzaklaşıp nasıl değiştiğini izledik. En sonunda ateş büyüdü büyüdü ve rengi iyice koyulaşıp küçük bir siluet şeklini almaya başladı.
“Oluyor çocuklar başardık!” diye bağırdım. Sadece kitaplarla nasıl olacağını hayal edebilmiştim ama şimdi kendi gözlerimle görebilecektim! İçim heyecan ve kendime olan gururla doldu. Ateş her saniye daha da büyüyor içindeki siluet de giderek daha kocaman gözüküyordu. Demek ki büyük bir tanesi gelecekti. Ah.. her şeyi bilen olağanüstü mistik bir yaratıkla konuşacağıma inanamıyorum!
“Vay be, küçük veletin doğruyu söyleyeceğini düşünmemiştim.”
“Sen! Yani ben! Ayrıca tabi ki yalan söylemi - Ne oldu öyle!” Manta’ya cevap vermeye çalıştığım sırada hepimizin önünde harla yanan ateş bir anda sönüverdi.
“Ah, haklıymışım sanırım.” Manta bana gülümseyerek yandan bir bakış attı.
“N- ne?” şaşkınca ateşin başına koştum ve beni sadece bir miktar kömür karşıladı.
“Böyle mi olması gerekiyordu?” diye sorarak Mobula da ateşin başına geldi. “Küçük bir adam göremiyorum.”
“Hah, ben görüyorum hayal kırıklığı ile kömürü eşeliyor.”
“Manta uğraşma çocukla..” Mobula gülmesini tutmaya çalışsa da, çalışıyor gibi görünse de, gülüyordu.
“Sende gülüyorsun işte!”
“Her şeyi doğru yapmıştım!” diye yakındım.
---
“Cezbetmek gerekiyordu değil mi? Bugünlük bu kadar yeter, Manta uyudu bile yarın ateşe daha cezbedici şeyler atarız.” Mobula, yeniden yaktığım ateşin başından bana seslendi. Oturduğum ağacın yanı başından kalkıp onun yanına geri oturdum. Hava kararmıştı etrafta yalnızca hafifçe esen rüzgarın ve ateşin hafifçe yanan çatırtısı duyuluyordu.
“Ne oldu anlamıyorum. Bütün kurallara uydum ve en sevdikleri malzemeleri yaktım ama yine de-“
“Tekrar deneyeceğim. Lütfen…” Ateşin hemen karşısından kısık bir ses yükseldi.
“Bu ses?”
“Şşşt.” Mobula işaret parmağını dudağına bastırarak beni susturdu.
“Tekrar deneyeceğim dedim buraya kadar geldim!” Manta uykusunda konuşanlardandı anlaşılan. Mobula benim yanımdan kalktı ve uyuyan kardeşinin yanına oturup elini açık kumral saçlarına koydu.
“Bazen-“ derin bir nefes aldı “ Sıklıkla sayıklıyor.” Mobula nazikçe kardeşinin saçlarını okşadı. Yüzünü inceliyor, onun hissettiklerini hissediyormuş gibi gözüküyordu. Bu görüntü canımı yaktı. Konuyu değiştirmek istedim.
“Neden tulumunun içinde uyumuyor?” Tulumun içine girmemiş başının altına yerleştirmişti.
“Yalnızca bir tulumumuz vardı. Benimkini birkaç hafta önce kaybettik bu yüzden yastık olarak paylaşmaya karar verdik. Yeterince uzun hep beraber kullanabiliriz.”
“Teşekkürler.” Onları inceledim. Mobula’nın kısa ve hafifçe kalın parmakları kardeşinin açık kumral saçlarında dolaşıyordu. Manta’nın rüyasında hoş bir şeyler görmediği sesinden de yüzünden de anlaşılıyordu. Canı yanıyor gibi gözüküyordu. Aynı şekilde kız kardeşi de öyle. Mobula kardeşini izliyor ve oldukça mutsuz gözüküyordu. Gözünün içindeki parıltılar, neredeyse, kardeşinin nasıl bir rüya gördüğünü biliyor olduğunu söylüyorlardı. Bu beni onlar hakkında düşünmeye zorladı. Neden Tanrıların yıllar öncesinde sakladığı bir ülkeyi arıyorlardı? Tabii, bu sadece bir efsaneydi belki ama iki kardeş hangi sebeple öyle bir ülkeyi aramak istiyor olabilirlerdi.
“Işık Ül-“
“Ünlü olmak istiyoruz.” Mobula şimdi tam gözümün içine bakıyor ve hafifçe gülümsüyordu. Gözlerinden duygular akıyor ama ben ne hissettiğini yakalayamıyordum. Sözümü bitirmeme bile izin vermeden bir çırpıda söyleyivermişti. Gözleri kısıktı ve yeşil rengi ateşin parlaklığı ile yerini tuhaf bir sarıya bırakmıştı.
“Ünlü ha, dalga geçiyorsun değil mi?” kim biraz şöhret için bulunabilmesi bile meçhul olan bir ülkeye gitmek isterdi ki.
“Bu bizim için her şeyden önemli.”
“Ama neden? Yani herhangi bir yerde de adınızı duyurabilirsiniz.”
“Çok soru soruyorsun.” Tek nefeste, donuk gözler ve bıkmış bir tonla söyledi. Önceki nezaket ve şefkatinden eser yoktu. Sonrasında da kalktı ve kardeşinin yanına uzandı. Tek kelime daha etmeme izin vermemişti ama vermiş olsa da tek bir şey daha söyleyebileceğimi sanmıyordum. Anlaşılan bu konu tahmin edebileceğimden daha derindi. Ateşin başında geç saatlere kadar oturmaya devam ettim ve bir kere bile başımı kaldırıp gökyüzüne bakmadım. Görebileceklerimden korktum.
---
“Hey Camas, bunu görmelisin.” Mobula kolumu hızlıca sarsıyordu. Kolumu sertçe ellerinin arasından kurtardım. Parmaklarının dokunduğu yerler karıncalanıp beni rahatsız ediyordu. Hala bu meseleye alışamamıştım. Mobula şaşkın gözlerle yüzümü incelerken sadece omuz silkmekle yetindim o ise elini ensesine yerleştirip bakışlarını yere çevirdi.
“Şimdi sen diyorsun ki bu kıyafetleri çocuk bölümünden almadın.”
“Üçüncü kere söylüyorum evlat, HAYIR!”
“Hımm anlıyorum.” Ellerini yüzüne koyup düşünceli bir yüz ifadesi yerleştirdi. “Peki ‘yetişkin bey’ neden dizimi bile geçmiyorsunuz?”
“Sana söyledim ben gerçek bir yetişkinim!”
“Madem çocuk değilsin bunu nasıl açıklayacaksın?” Manta yaratığın sakalını bütün gücüyle çekti, çekti ve sakalın çıkmadığını en sonunda fark edince sakalı aniden bıraktı ve zavallı yaratık arkası üstü yuvarlandı.
“Ah! Yaramaz velet seni alıp Parmeganlara yem edeceğim o zaman büyüklerine saygılı olmayı öğreneceksin!”
“Nasıl bir yapıştırıcı kullanıyorsun öyle?” Manta’nın yüzünde endişe verici bir ciddiyet vardı.
“Yapıştırıcı, ha? Çıldıracağım daha ne çağırdığınızı bile bilmiyorsunuz, ben bir cüceyim!”