Arkadaşlarımın yanında, bir konuya kendimi kaptırmış içtenlikle gülerken, bakışlarımın koridordaki o tanıdık gölgeye takılması tesadüf değildi. O, sevgilisinin yanında, sahte bir dünyayı omuzlamaya çalışırken, benim kahkahamla kilitlenip kalmıştı. Gözlerindeki o donuk ifade, bir anda değişti. Benimle beraber gülmeye başladı; ama bu, onun o alışıldık alaycı gülüşü değil, teslimiyetin getirdiği şaşkın bir kahkahaydı. Gözlerinin içi parlıyordu; sanki karşısında o "obez" dediği kız değil, tüm zırhlarını eriten, kendi özgüveniyle ışıldayan bir kadın vardı.
Koro gösterilerine hazırlık sürecinde, sahnede olduğum her an o izleyiciydi. Sevgilisi yanı başındayken bile gözleri benim üzerimden bir an olsun ayrılmıyordu. Arkadaşlarım durumu çoktan analiz etmişti: "Sana bakarken sevgilisini unutuyor, sadece senin hareketlerine odaklanıyor."
Ancak ben, artık o hikayenin parçası değildim.
Bu kaotik döngünün ortasında, hayatıma bambaşka biri girdi. Onun o karmaşık, karanlık ve korkularla dolu dünyasının tam zıttı, huzur ve netlik veren yeni bir ilişki... Onun bana olan bu "sinsi" ilgisini, yeni sevgilimin elimi tutan güven verici eliyle birleştirdiğimde, o artık benim için bir tehdit değil, sadece acınası bir figür haline geldi.
Onun gözlerindeki o parıltı, artık beni bir yere çekmiyordu; aksine, o parıltının içinde kendi karanlığında nasıl boğulduğunu izliyordum. Kendi kurduğum yeni ve huzurlu dünyamdan ona baktığımda, aramızdaki o gerilimin, o "aşık olma korkusunun" ve nefretin bir anlamı kalmamıştı. O, sevgilisinin yanında beni izlemeye devam edebilir; bense, yeni hayatımın gerçek mutluluğuyla bu oyunun perdelerini tamamen kapatıyordum.
Hikaye burada, başladığı o karmaşık okul koridorlarında değil, benim kendi seçtiğim, güvenli limanımda son buluyordu. O, hayatındaki o boşluğu asla dolduramayacağını bilerek izlemeye devam edecek; ben ise arkama bile bakmadan yoluma devam edecektim.