Minibüsten inen iri yarı, takım elbiseli dört adam tamirhanenin loş ışığına adım attığında ortamdaki hava anında buz kesti. Adamların lideri, elini ceketinin içine atarak Kaan’a doğru küçümseyen bir bakış fırlattı. Aylin gelenlerin kim olduğunu hemen anlamıştı; babasının en sadık ve en acımasız koruma şefiydi.
"Aylin Hanım, babanız sizin güvenliğiniz için eve dönmenizi emretti," dedi adam, buz gibi bir sesle. Ardından gözlerini Kaan’a dikti: "Seninle olan işimiz ise başka, tamirci."
Kaan, Aylin’i yavaşça arkasına alarak adamlara doğru bir adım attı. Omuzlarını dikleştirdiğinde, üzerindeki siyah atleti ve kollarına bulaşmış motor yağıyla, karşısındaki silahlı adamlardan çok daha tehlikeli duruyordu. Tezgahtan ağır bir demir çubuğu eline alırken gözleri karardı.
"Benim dükkanımda bana emir veremezsiniz," dedi Kaan, sesi sanayinin duvarlarında yankılanırken. "O kirli ellerinizi patronumdan da, benden de uzak tutun."
"Kaan, hayır! Lütfen yapma," diye yalvardı Aylin, onun arkasından ceketine tutunarak. Kaan’ın canının yanması fikri, kalbine bıçak gibi saplanıyordu.
Korumaların şefi sırıttı ve adamlarına işaret verdi. İki adam Kaan’ın üzerine doğru atıldı. Ancak Kaan, sokakların sert kurallarıyla büyümüştü; ilk adamın yumruğundan sıyrılıp elindeki demir çubuğu adamın dizine indirdi. Adam acıyla yere yığılırken, diğer koruma Kaan’ın üzerine çullandı. Tamirhanede tam bir arbede çıkmıştı. Lastikler devriliyor, alet çantaları yere saçılıyordu. Kaan iki adamı birden alt etmeyi başarmıştı ama koruma şefi belindeki silahı çıkarıp doğrudan Kaan’ın göğsüne doğrulttu.
"Yeter!" diye bağırdı Aylin, gözyaşları içinde öne atılarak. Kaan ile silahın namlusu arasına girdi. "Durun! Geliyorum sizinle. Tamam, arabaya bineceğim. Yeter ki ona dokunmayın!"
Kaan, nefes nefese, kaşından sızan kanı elinin tersiyle silerken Aylin’e baktı. "Aylin, hayır... Gitme. Bırakma kendini onlara," diye hırıldadı. Sesindeki o gururlu ton, ilk kez yerini çaresiz bir acıya bırakmıştı.
Aylin, arkasına dönüp Kaan’ın yaralı yüzüne, o kömür karası gözlerine baktı. Elini uzatıp onun kanayan kaşına dokunmak istedi ama koruma kolundan tutup onu minibüse doğru çekti.
"Kendine iyi bak, tamirci parçası," dedi Aylin, ağzından hıçkırıklar kaçarken. "Seni korumak için gitmek zorundayım."
Minibüsün kapıları büyük bir gürültüyle kapandı ve araç hızla sanayi sitesinin karanlık sokaklarında gözden kayboldu. Kaan, darmadağın olmuş dükkanın ortasında, elindeki demir çubukla tek başına kalakalmıştı. Havada hâlâ Aylin’in o büyüleyici parfümünün kokusu vardı. Kaan dişlerini sıktı, kaşındaki kanı yere tükürdü.
"Cam sarayını başlarına yıkmazsam, bana da Kaan Yılmaz demesinler," diye ant içti karanlığa doğru.