Davet salonunun boğucu havası, yerini gecenin serinliğine bırakmıştı. Spor araba, İstanbul’un ışıl ışıl parlayan sahil yolunda hızla ilerlerken içeride çıt çıkmıyordu. Kaan direksiyonu sıkıca kavramış, gözlerini yoldan ayırmıyordu. Aylin ise başını cama yaslamış, dikiz aynasından Kaan’ın o kusursuz profilini izliyordu. Üzerindeki o şık smokin ve takındığı o sahiplenici tavır, arabanın içindeki havayı hâlâ barut gibi gergin tutuyordu.
"Teşekkür ederim," diye fısıldadı Aylin, sessizliği bozarak. Sesindeki o her zamanki kibirli ton gitmiş, yerine saf bir yorgunluk gelmişti. "Babamın ve Hakan’ın karşısında... Beni yalnız bırakmadın."
Kaan, arabayı tenha bir uçurum kenarında, denize nazır bir cepte durdurdu. Motoru kapattıktan sonra gövdesini tamamen Aylin’e doğru çevirdi. Gevşettiği papyonu tamamen söküp torpido gözüne fırlattı. Gözleri karanlıkta bile fırtınalı bir deniz gibi çalkalanıyordu.
"Ben senin o zengin dünyandaki piyonlardan değilim, Aylin," dedi, ilk kez ona soyadıyla değil, adıyla hitap ederek. "O züppe sana elini uzattığında içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Bu sadece bir oyun değil, bunu sen de biliyorsun."
Aylin’in kalbi göğüs kafesini dövmeye başladı. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu, nefesi daralarak.
Kaan emniyet kemerini çözdü ve Aylin’e doğru eğildi. Aralarındaki mesafe kapandığında, Aylin onun erkeksi kokusunu ve sıcak nefesini teninde hissetti. Kaan, elini yavaşça kaldırıp Aylin’in yüzüne düşen bir saç tutamını kulağının arkasına itti. Parmak uçlarının dokunduğu her yer alev alıyordu.
"Demek istiyorum ki..." dedi Kaan, sesi tehlikeli bir fısıltıya dönüşürken. "O parıltılı cam sarayında ne kadar yalnız ve mutsuz olduğunu gördüm. Ve o sahte insanların arasında, senin canını yakmalarına asla izin vermeyeceğim."
Aylin, gözlerinden süzülmek üzere olan bir damla yaşa engel olamadı. Hayatında ilk kez biri onun zenginliğine değil, ruhundaki o kırılgan yalnızlığa dokunmuştu. Kaan, başparmağıyla o yaş damlasını nazikçe sildi. Bakışları Aylin’in titreyen dudaklarına kaydığında, ikisi için de geri dönüş kalmamıştı.
Kaan daha fazla dayanamadı. Elini Aylin’in ensesine yerleştirip onu kendine doğru çekti ve dudaklarını Aylin’in dudaklarıyla buluşturdu. Bu öpücük, aralarındaki tüm sınıf farkına, kurallara ve yasaklara karşı açılmış bir savaştı. Sert, tutkulu ve bir o kadar da çaresizceydi. Aylin, ellerini Kaan’ın smokinli göğsüne koydu, önce onu durdurmak istedi ama saniyeler içinde kendini o sıcaklığa teslim ederek Kaan’ın boynuna sarıldı. İki farklı dünya, gecenin karanlığında tek bir nefeste eriyip gitmişti.