Lüks otelin devasa balo salonu, kristal avizelerin ışıltısı, pırlantalar ve sahte gülüşlerle doluydu. İstanbul sosyetesi, Karahan ve Sancaktar ailelerinin bu büyük ortaklığını kutlamak için sabırsızlanıyordu. Salonun ortasında kurulan podyumda, Aylin ve Hakan yan yana duruyordu. Hakan’ın yüzünde kibirli bir zafer gülümsemesi vardı; Aylin ise parmağına takılacak o altın halkaya bakarken adeta yaşayan bir ölüden farksızdı. İçinden sadece, "Umarım Kaan güvendedir," diye dua ediyordu.
Aylin’in babası eline mikrofonu aldı. "Değerli dostlarım, bu gece sadece iki gencin nişanına değil, iki büyük imparatorluğun birleşmesine şahitlik ediyorsunuz," dedi gururla. Ardından Hakan’ın babası, elinde kadife kutuyla nişan yüzüklerini getirdi.
Hakan, Aylin’in buz gibi titreyen elini kavradı. Yüzüğü tam parmağına geçireceği sırada, salonun devasa ahşap kapıları büyük bir gürültüyle ardına kadar kırıldı.
"Bu nişan bitti!"
İçeriye, üzerinde siyah deri ceketi, sırılsıklam olmuş saçları ve kaşındaki yara bandıyla Kaan girdi. Arkasında, otelin güvenliklerini tek hamlede savuran sanayideki dostları ve motokuryeler duruyordu. Salondaki kadınlar çığlık atarken, flaşlar çılgın gibi Kaan’ın üzerinde patlamaya başladı.
Aylin, Kaan’ı karşısında gördüğü an gözlerindeki tüm hüzün yok oldu. Kalbi deli gibi çarparak öne doğru bir adım attı. "Kaan..." diye fısıldadı, inanamayarak.
Hakan öfkeden deliye dönerek bağırdı: "Güvenlik! Bu hapishane kaçkını serseriyi derhal dışarı atın!"
"Bana dokunacak adam daha anasının karnından doğmadı, Hakan!" diye kükredi Kaan. Podyuma doğru ağır ve kendinden emin adımlarla yürüdü. Cebinden çıkardığı telefonu salonun dev sinevizyon sistemine bağlayan çırağına işaret verdi. "Benim buraya elim boş geleceğimi mi sandın? Şimdi herkes senin o kibirli maskenin arkasındaki pisliği izleyecek."
Saniyeler sonra, salonun dev ekranında Hakan’ın sağ kolunun korku dolu yüzü belirdi. Videodaki ses tüm salonda yankılandı: "Her şeyi Hakan Bey planladı... Kaan’ın dükkanına çalıntı parçaları koyup ona iftira atmamızı, Aylin Hanım’ı zorla evlendirmek için bu tuzağı kurmamızı o emretti!"
Salona ölümcül bir sessizlik çöktü. Gazeteciler çılgınlar gibi Hakan’ın şoktan bembeyaz olmuş yüzünü çekmeye başladı. Aylin’in babası duyduklarıyla sarsılmış, Hakan’ın babası ise öfkeden oğluna dönmüştü.
Aylin, parmağındaki nişan yüzüğünü çıkardı ve nefretle Hakan’ın yüzüne fırlattı. "Sen bir zavallısın," dedi buz gibi bir sesle. Podyumdan aşağı indi, herkesin şaşkın bakışları arasında Kaan’a doğru koştu ve kendini onun güçlü kollarına bıraktı.
Kaan, Aylin’i belinden kavrayıp havaya kaldırdı, ardından tüm sosyetenin önünde onun dudaklarına derin ve sahiplenici bir öpücük kondurdu. "Sana beni bekle demiştim, küçük hanım," diye fısıldadı kulağına. Aylin’in elini sımsıkı tuttu ve salondaki flaşların arasından, arkalarına bile bakmadan el ele çıkıp gittiler. Kameralar Türkiye'nin en büyük aşk firarını canlı yayında kaydediyordu.