Karanlığın içinde uyandım.
Nerede olduğumu bilmiyordum.
Ne kadar zamandır orada olduğumu da.
İlk fark ettiğim şey soğuktu. Altımda taş gibi sert bir zemin vardı. Hareket etmeye çalıştığımda bedenimin hafifçe titrediğini hissettim.
Sonra kanatlarımı gördüm.
Ay ışığı, üzerlerindeki ince çatlaklardan geçerek yere küçük ışık parçaları düşürüyordu.
Camdan yapılmışlardı.
Kanatlarımı açtığım anda içimde tuhaf bir acı hissettim. Sanki onları daha önce defalarca kullanmıştım ama bunu hatırlayamıyordum.
Havalandım.
Nereye gittiğimi bilmiyordum.
Sadece uçtum.
Ormanın üzerinden geçerken ağaçların arasından garip ışıklar yükseliyordu. Bazıları mavi, bazıları mor, bazıları ise neredeyse beyazdı.
Sonra bir ağacın dalında başka bir kelebek gördüm.
Bana baktı.
Bir anda kaçmaya başladı.
Peşinden gittim.
“Bekle.”
Sesimin çıktığını duyunca şaşırdım.
Kelebek havada durdu.
Yavaşça bana döndü.
“Sen... konuşabiliyor musun?”
Başımı salladım.
Kelebek birkaç saniye boyunca kanatlarıma baktı.
Sonra korkuyla geri çekildi.
“Cam kanatlar…”
Bu iki kelimeyi söyler söylemez uzaklaştı.
Ne demek istediğini anlamamıştım.
Tam arkasından gidecekken yerde parlayan bir şey gördüm.
Kırık bir cam parçası.
Yaklaştım.
Dokunduğum anda dünya değişti.
Bir saray gördüm.
Duvarları tamamen camdan yapılmıştı. İçeride yüzlerce kelebek uçuyordu. Hepsinin kanatlarında aynı sembol vardı.
Bir taç.
Sonra karanlık bir siluet belirdi.
Yüzünü göremiyordum.
Ama sesini duydum.
“Onu uyandırmayın.”
Görüntü bir anda kayboldu.
Geriye sadece ormanın sessizliği kaldı.
Cam parçasına tekrar baktım.
Bu kez üzerinde bir yazı vardı.
“İlk kelebek uyandığında dünya yeniden başlayacak.”
Ne demek olduğunu bilmiyordum.
Ama bir şeyi biliyordum.
Ben uyandığım anda, bir yerlerde biri de uyanmıştı.
Ve o kişi beni bulmaya çalışıyordu.
Uzaklardan bir ses yükseldi.
Kanat sesleri.
Bir değil.
Onlarca.
Başımı kaldırdım.
Gökyüzünü siyah kelebekler kaplamıştı.
Hepsi aynı yöne uçuyordu.
Bana doğru.
İlk kez gerçekten korktum.
Ve kaçmaya başladım.
Çünkü içimde, hiç hatırlamadığım bir geçmişten kalan tek bir cümle yankılanıyordu:
“Kanatsız Kral seni bulursa, her şeyi hatırlayacaksın.”

