CİCİ BEBE: Alaz
CİCİ BEBE: ????
CİCİ BEBE: Mesajları gördüğünü biliyorum, neden cevap vermiyorsun ki
Alaz: Efendim
CİCİ BEBE: Sonunda
CİCİ BEBE: Yarana pansuman yapılması gerekiyor
CİCİ BEBE: Üç gündür mesajlarıma aramalarıma cevap vermiyorsun
CİCİ BEBE: Yanlış bi şey mi yaptım ben
Alaz: Hayır hayır sen bi şey yapmadın
Alaz: Bugün pansuman için hastaneye giderim
CİCİ BEBE: Ama ben yapacaktım ya hani
CİCİ BEBE: Öğrendim ben nasıl yapılacağını, doktor bir arkadaşım anlattı hepsini
Alaz: Yorma kendini ben hallederim
CİCİ BEBE: Neden yorulayım ki?
CİCİ BEBE: Sanırım sen benim yapmamı istemiyorsun
CİCİ BEBE: Tamam, sorun değil
Alaz elindeki telefonu oflayarak yatağın üzerine attı. Üç gündür Timuçin'den kaçıyordu ve yüzleşmekten korkuyordu. Üç gün önce düşündüğü o an aklından bir türlü çıkmıyordu ve neden Timuçin'i öpmek istediğini çözemiyordu. Evet tatlı bir çocuktu, hatta çok güzeldi. Kirpikleri, kaşı, gözleri, beyaz teni hatta boyunun kısa olması bile onda güzeldi sadece. Ama Alaz bir tek bunların onu öpmek istemesinin nedeni olmadığını hissediyor, ona doğru çekiliyordu. Sadece onu gördüğü zamanlarda böyle hissedeceğini sanmıştı ama üç gündür görmese de hâlâ onu öpmek istediğini biliyordu.
Alaz hiçbir şeyden korkmaz, düşünmeden her hareketi yapıp başını belaya alacağını bilse de geri durmazdı. Peki şimdi neyden korkuyordu? Ellerini başının arasına alıp fark etmekten korktuğu o şeyi anladı. Timuçin'i üzmekten korkuyordu. Eğer bu duygular sadece garip bir çekimse ya da merak duygusundan ibaretse Timuçin'e verebileceği zarardan korkuyordu, zaten yeteri kadar onu kandırıp tüm güvenini mahvetmişti. Bir de bir heves uğruna onu üzer, bir kez daha gözlerinden yaş düşmesine sebep olursa Alaz kendini asla affetmezdi.
Ama kaçmakta çözüm değildi, Timuçin ondan rahatsız olduğunu, kaçtığını ve istenmediğini düşünüyordu. Ani bir kararla telefonu tekrar eline aldı.
Alaz: Ne zaman gelirsin?
Timuçin sanki elinde telefonla bekler gibi anında cevap verdi.
CİCİ BEBE: Geleyim değil mi?
Alaz: Gel cici bebe gel
CİCİ BEBE: Eczaneye uğrayıp hemen geliyorum
CİCİ BEBE: Şey, on beş dakikaya oradayım :)
Alaz sonunda ondan gülümseme aldığı için sırıtarak başını iki yana salladı ve telefonu yatağın üstüne atıp ayağa kalktı. Üstünü değiştirmeli, saçına başına bakmalıydı. Odadan çıkmak üzereyken bir anda durup alnına vurdu.
"Hay senin belanı Alaz, bir de çocuğa düzgün görünmeye çalışıyorsun."
Söylene söylene lavaboya girip aynanın karşısına geçti.
"Senin ben tipini sikeyim oğlum, cici bebenin senin şu haline baktığına şükret."
Elbette Timuçin'in bakışlarından, hal ve hareketlerinden, yanındaki heyecanından ve sürekli onunla ilgilenmek istemesinden kendisinden hoşlandığını biliyordu, anlamamak Alaz için aptallık olurdu ama üç gün öncesine kadar bunu görmeyi ve anlamayı reddediyordu. Şimdi ise Timuçin görmeye gelecek diye yarasının enfeksiyon kapmasını bile göze alarak duşa girip kendine çeki düzen vermek istiyordu. Biri Alaz'ın değil Çakal'ın bir erkek için şekilden şekile gireceğini söyleseydi götüyle gülerdi. Ha Çakal'ın da o erkeği öpmek istediğini duysa yoh amına derdi. Ama gel gör ki o artık Çakal değil Alaz'dı ve masmavi gözleriyle ona en masum haliyle bakan Timuçin için Alaz olmaya değerdi.
Yarasındaki su geçirmez bantlara güvenerek hızlıca duşa girip kurulandı ve saçlarına şekil vererek banyodan çıktı. İyi ki bu üst katı daire olan dükkanı kiralamıştı da eve gidip dedesinin ve kız kardeşinin göz hapsinden kurtulmuştu. İki gün önce kardeşini hastaneden çıkarıp sağ salim eve götürmüş, kendi yarasını da onlardan saklayabilmişti. Onlar Alaz'ın çakallıklarına, girdiği her delikte başına bela açmasına alışıklardı ama alık alık aynaya bakıp parfüm sıkmasına kimse alışık değildi.
Odaya döndüğünde duyduğu araba sesiyle terleyen ellerini pantolonuna silip derin bir nefes verdi.
Timuçin'in "Ben geldim, Alaz" diyerek merdivenleri çıkan sesine yatıyor görünmek için yatağa geçip uzandı.
Kapısı olmayan bölmeden girdiğinde onu yatakta bulan Timuçin elindeki poşetleri masaya koyarken "İyi misin, ağrın mı var?" deyip endişeyle Alaz'ın yanına yürüdü.
Alaz ise "Hoşgeldin" derken karşısındaki çocuğun bebek mavisi gömleğinin gözleriyle olan uyumuna hayranlıkla bakıyordu fakat altındaki uçuk pembe kapri şortla yataktan fırladı. Bu çocuk buraya bu kısa şortla mı gelmişti şimdi? Kim bilir kim görmüştü onu mahallede? Niye kısa bu şort diye çığlık atası geliyordu.
O birden yataktan kalkınca Timuçin de sorgular gibi "Ne oldu? Niye kalktın? Otur şuraya" diyerek kolundan tutup tekrar oturttu.
Alaz söyleceği şeyin ne kadar saçma olduğunu fark ederek "Ya sabır" çekti.
Timuçin anlamaz gözlerle masanın üstündeki poşetleri alıp yanına geldiğinde onun biraz kırgın baktığını gördüğünde "Hay sikeyim kafanı Alaz, üç gündür kaçıyorsun çocuktan" diye düşünerek Timuçin'in poşetten sargı bezi çıkaran elini tuttu.
"Özür dilerim."
Timuçin omuz silkerek alt dudağını büzdü.
"Neden kaçıyorsun ki benden, üç gündür telefonları da açmıyorsun, iyi misin değil misin bilmiyorum ki. Sonra geleyim diyorum pansuman yapayım, yok ben hastaneye giderim. Beceriksiz miyim ben? Tamam çorba kötü olmuş olabilir ama daha güzelini yapmayı öğrendim. İstemiyorsan söyle, gelmem ki bir daha."
Söylene söylene diğer eliyle poşettekileri çıkarırken eğdiği başını kaldırıp Alaz'a baktı. Gözlerinde o gün gördüğü bakışları görünce kaşlarını çattı.
"Alaz, niye öyle bakıyorsun?"
Tuttuğu elini kendine çekip yüzüne yaklaşan Alaz'la nefesini tuttu. Gözlerini gözlerinden ayırmayan genç adam alnını onun alnına dayayıp yutkundu.
"Seni çok pis öpesim var cici bebe, bıcır bıcır konuşup sabrımı zorlama benim."
Timuçin gözlerini kocaman açıp şaşkınla dudaklarını araladı ve bu Alaz'ı daha da çileden çıkardı. Timuçin cevap bekler gibi bakan Alaz'a omuz silkti.
"Konuşurum ki."
Alaz sırıtarak yüzüne iyice yaklaşıp "Çok fenasın cici bebe" dediğinde Timuçin yanaklarını şişirip parmaklarını birazcık der gibi gösterdi.
Alaz geri çekilip "Belli belli" dediğinde ise Timuçin öperim dediği halde öpmediği için dudak büzdü.
Alaz ise pansuman malzemelerini kontrol etmeye dönüp "Su geçirmez bant almışsın, bu daha iyi" diyerek yüzü düşen çocuğa bakmamak için başını diğer tarafa çevirip güldü.
Timuçin kendine gelerek çıkarttığı malzemeleri paketlerinden de çıkarıp "Sen uzan şimdi ben yapacağım" diyerek ciddiyetle alnına düşen saçları kulaklarının arkasına alıp tişörtünü çıkaran Alaz'a baktı. O yatağa uzanırken "Odaklan odaklan" diyerek yaranın bantını çıkardı. Yara karnının biraz solunda kaldığı için biraz daha yaklaşarak yaranın durumunu kontrol etti. Onu dikkatle izleyen Alaz ise onun oldukça ciddi duran ve anlamaya çalışır gibi kaşlarını çatmasını gülümseyerek gözlerini kapattı. Kendine birine bırakmanın hissi o kadar yakıcı bir huzur veriyordu ki Alaz bu huzur için bile zihnindeki tüm engelleri aşabilirdi.
Timuçin yaraya çok dokunmaya dikkat ederek krem süren parmaklarını tüy gibi hafifçe gezdiriyordu. Şu anda önemli bir iş yapıyordu ama parmakları altında yanan tenin sıcaklığı kafasını bulandırıyordu. Parmaklarının yaraya krem sürerken kasıklarına doğru indiğini fark ettiğinde nefesini tuttu ve aynı saniyede de elini tutan Alaz'la başını yukarı kaldırıp gözlerine yapma diye bakan adamla yavaşça elini çekti. Hızlıca sargı bezini alıp yaranın üstüne kapattı ve bantladı. Parmaklarının ucu uyuşmuş gibi karıncalandığı için çöktüğü yerden kalkıp çıkarttığı paketleri toplamaya başladı. Heyecandan elleri terliyordu, göğsünü delmeye çalışan kalbinin atışlarıyla çöpleri mutfağa götürdü.
Alaz yataktan kalkıp tişörtünü tekrar giyip mutfak tezgahına getirdiği yemek malzemeleri çıkaran Timuçin'in yanına gitti ve arkasından sıkıca sarıldı. Timuçin şaşkınlıkla donarken Alaz başını onun omzuna yasladı.
"Sikik hayatımdaki en büyük şansım sensin cici bebe."
Timuçin heyecanla kesik bir nefes alırken Alaz ise onun doğal kokusu olduğunu bildiği çiçek kokusunu içine çekti.
Artık onu neden öpmek istediğini, onu görürler diye kıskandığını, sarıp sarmalamak ve kimseye vermek istemediğini biliyordu. Alaz, fena halde masmavi gözleriyle, bıcır bıcır konuşmasıyla ve utanınca kızaran yüzüyle ona kıymetli bir şeye bakar gibi bakan Timuçin'e tutulmuştu.
Timuçin'in çalan telefonuyla Alaz ona sarılmayı bırakmak istese de belindeki elinin tutulmasıyla durdu. Timuçin belinde sarılı kollarla masanın üstündeki telefona uzandı. Ekranda yazan Oktay yazısıyla Alaz kaşlarını çatarak kollarını belinden çekti. Timuçin ise uzaklaşan adamın elini tutup durdurup telefonu açtı.
"Efendim Oktay."
"Neredesin Tim, abinin evine geldim çıkmışsın."
Alaz gözlerinin içine baktığı gencin ne diyeceğini bekledi. Nerede olduğunu söyleyecek miydi?
Timuçin umursamazca omuz silkip "Alaz'ın yanındayım" dediğinde Oktay bir süre sessiz kalıp ofladı.
"O dalandırıcı adamla hâlâ görüşüyor musun sen, Tim, adam adı üstünde Çakal, yine dolandıracak."
Alaz duyduğu cümlelerle Timuçin'in elinden elini çekip ondan uzaklaştı. Geçmiş bir lanet gibi peşini bırakmayacaktı. Alaz kimdi de saf bir kalbe sahip olabilsin. O, adı üstünde Çakal'dı.
Timuçin "Uzatma Oktay, kapatıyorum" diyerek telefonu kapatıp arkası dönük ayakta dikilen Alaz'a baktı.
"Alaz.."
Alaz sahte bir gülümsemeyle arkasını dönüp masadaki poşetleri göstererek "Bakalım daha güzel yemek yapacak mısın" deyip odanın penceresinin önüne geçti.
Timuçin onun Oktay'ın söylediğini duyduğunu ve bu yüzden uzaklaştığını biliyordu. Ona "Hayır, hiçbirini isteyerek yapmadın, sen kötü biri değilsin, kardeşin içindi" demek istese de Alaz'ın şu anda onu dinlemeyeceğini de biliyordu.
Alaz sehpanın üstündeki sigara paketini ve çakmağı alıp bir dalı dudaklarının arasına yerleştirdiği sigarayı yaktı.
Timuçin'in gülerek "Bu defa çorba yapmayacağım" demesine buruk bir gülümsemeyle dumanı üfleyip başını yere eğdi.
Alaz ne zaman mutlu olabilmişti ki şimdi olsun. O, Çakal'dı, herkesin yaklaşmaktan korktuğu bir dolandırıcı, bir görenin bir daha görmemek için kaçtığı serserinin tekiydi. Yanında saflığıyla onu yerin dibine sokan Timuçin için fazla kirli ve çirkindi.