Rosé'a ümit vermeye çalışıyorum ama kendi içimde yeşeren tek bir ümit tohumu bile yok. Hepsi zalim şeytanlar tarafından solduruldu. Ama aşkım için, aşkımız için ayakta kalmak ve savaşmak zorundayım.Sabah olmuştu. Rosé ve ben uyuya kalmıştık. Hava hâlâ sisli ve soğuktu. O üşümesin diye ateşi daha çok harladım ve çeketimi onun üstüne örttüm. Kısa bir zaman sonra o da uyandı. Konuşmadık, sadece saatlerce birbirimize baktık. İkimiz de hazin sonumuzu biliyorduk ama bir umuttur insanı ayakta tutan, öyle değil mi? Hah, işte biz de umuda güvenmiştik.Aradan 5 saat geçti, sisler dağılmıştı ve biz aniden bir sesle irkildik.- Sizi aşağılık iblisler, neredesiniz?!Rosé'a hemen gitmemiz gerektiğini söyledim. Rosé titremeye başladı, yüzündeki endişe beni de panikletiyordu ama kaçmaktan başka çaremiz kalmamıştı. Zar zor Rosé'yi mağaradan çıkardım, bir çalının arkasına gizlendik. Sis dağılmıştı ama hâlâ soğuktu. Rosé soğuktan titriyordu, ona sarıldım ve öylece kaderimizi beklemeye başladık.ROSÉ'NİN DİLİNDEN:Ben soğuktan titrerken Lisa'nın bana sarılması içimi ısıtmıştı. Ona sarılınca sanki tüm dertlerim yok oluyormuş gibi hissediyordum. Ama ona söylemem gereken bir şey vardı, lakin nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. Cesaretimi topladım ve söylemeye karar verdim. Kısık bir sesle:- Lisa... dedim.L: Efendim hayatım?- Sana bir şey söylemem gerekiyor... şey... mm... nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum, bu çok korkunç...L: Ne oluyor Rosé? Lütfen söyle, beni korkutuyorsun.- Köylülerin ataları asırlardır cadı avı yapıyor Lisa. Son iki asırdır bu olmuyordu çünkü köyde kimse cadı kalıplarına uyacak hareketler yapmıyordu... Ama biz...L: Aşkımızı yaşadığımız için cadı ilan edildik ve eski bir ayinle yakılacağız, yakalanırsak. Öyle mi? Yanlış mı anlıyorum?R: Maalesef sevgilim...Ağlamaya başladım. Lisa'nın da bembeyaz olduğunu gördüm. Korkudan gözbebekleri büyümüştü ama beni teselli etmekten vazgeçmedi. Derken arkadan bir el uzandı ve ikimizi de yakaladı.- Onları buldum! O iblisleri buldum! - diye bağırmaya başladı.Ona bizi bırakması için yalvardık ama hayır, o bizi bırakmadı ve bize şöyle söyledi:- Sizin gibi iblislerin gideceği tek bir yer var, o da cehennem!Lisa ve ben kaderimize boyun eğmiştik ve o lanet günün gelmesini o dakikadan itibaren beklemeye başladık.LİSA'NIN DİLİNDEN:Yakalandıktan sonra bizi bir mahzene kapattılar. Birbirimize sıkıca sarıldık ve o gün gelene kadar sadece ağladık, sarıldık ve öpüştük. Bu bizim sonumuzdu ve sona doğru gidiyorduk. Bu yolculuktaki son durağımızda sadece birbirimize doya doya sarılmayı seçtik.2 HAFTA SONRA: LANET GÜNBiz hâlâ birbirimize sarılıydık. Yine ağladığımız bir sırada kapı açıldı ve bizi alıp köy meydanına götürdüler. Hava çok soğuk ve kapalıydı, soğuk insanın derisine batıyordu.Bizi meydanda bir çubuğa bağladılar ve öne, kahine benzer biri çıktı. Bize döndü ve dedi ki:- Sizin gibi iblislerin yeri cehennemdir. Siz Tanrı'nın cennetini hak etmiyorsunuz! Tanrı sizi lanetlesin!Bu sözlere dayanamayarak bağırmaya başladım:- Biz miyiz iblis? Bu çok komik! Ağzınızda her gün, her tarafta 'Tanrı, Tanrı' diye geziyorsunuz ama Tanrı'nın merhametinin zerresi hiçbirinizde yok! Belki bugün öleceğiz ama aşkımız ruhlarımızda yaşayacak! Biz bedenen birlikte olamasak da ruhsal olarak birlikte olacağız! Sizse sefil, merhametsiz ve rezil dünyanızda mahvolacaksınız! Acıyorum size!- Yakın şu iblisleri! - diye kahin sinirden deliye dönmüş şekilde bağırdı.Ateşe verildik. Ateş, derimizi deşen soğuğu ısıttı. Rosé'a döndüm ve dedim ki:- Belki bu hayatta birlikte olamadık sevgilim ama gelecek hayatımızda birbirimizi bulacağız ve bu sefer önümüzde hiçbir engel olmayacak. Belki bu ateş bugün bizi yok edecek ama gelecekte küllerimizden doğacağız sevgilim! Seni gelecek hayatımda bulacağım ve tekrar birlikte olacağız! Seni seviyorum Rosé! - deyip onun dudaklarına yapıştım ve öpüşerek ikimiz de yandık. Bedenlerimizin varlığı silinmişti o an.YAZARIN DİLİNDEN:Rosé ve Lisa zamanında dillere destan bir aşk yaşadılar ama zalim halk tarafından yok edilmeye mahkûm bırakıldılar. Fakat onların ruhu hep birlikteydi, onlar hiç kopmadılar. O olayın ertesi günü meydanda iki aşığın külleri kalmıştı. Rüzgâr o külleri uçurdu ama aşkları hep yaşadı.Yıllar geçti. 2025 yılında bir parkta oturan kızın yanına başka bir kız oturdu. Tanışmak istediğini söyledi. Diğer kız bu fikre çok da soğuk bakmadı; içinde bir yerlerde sanki o kızı tanıyor gibiydi.- Benim adım Rosé, peki ya sen?- Ben de Lisa. Tanıştığımıza memnun oldum, güzel hanımefendi.O günden sonra Lisa ve Rosé tanıştılar ve tekrar sevgili oldular. Bugün günlerden 16 Ağustos 2025. Onlar hâlâ birlikteler ve bu sefer aşklarını doya doya yaşıyorlar. Onların aşkı engel tanımıyor. Ölüm de bu sefer iki aşığı birbirinden ayıramadı. Onlar, engellere rağmen birlikte kalmayı başardı ve aşkları büyük bir senaryoya, bir aşk romanına dönüştü. SON.
