Bir anda gözlerimi açtım. Yatağımdaydım, ortam sessizleşmişti. Ruh sesleri yoktu. Konuşma sesleri yoktu. Rüya mı görmüştüm? Hayır hayır bu bir rüya olamazdı. Bu gerçekten yaşanmıştı. Peki o zaman bu neydi? Kafam bu sorularla dolup taşarken gözlerim kapandı ve yavaş yavaş tekrar uykuya daldım...
Uyandığımda saat 7 olmuştu. Yatağımdan kalktım hızla elbise dolabımın önüne geldim hiç ses gelmiyordu. Ne bir fısıltı, ne de bir konuşma sesi yoktu. Dolabımın kapağımı açtım içinde hiç ışık yoktu. Dün yaşanan şeyleri anlamlandıramıyordum. Sanki dünki yaşanan şeyler bir rüyaymış gibiydi ama gerçekti. Birden biri kapımı tıklattı. Tedirginlikle kapıya baktım. Keith'in nazik sesini duyunca rahatladım
"İcea Hanım benim Keith müsait misiniz? İçeri girebilir miyim? "
Normal düz bir sesle cevap verdim ;
"Tabii Keith gelebilirsin. "
Keith odama girdi. Her zamanki beni çıldırtan abartılı saray nezaketiyle ;
"Günaydınlar İcea Hanım. Babanız Kral Harold sizi yanına çağırıyor. Acil olduğunu söyledi."
Babam mı beni bu sefer neden çağırıyordu acaba? Bıkkınlıkla cevap verdim ;
"Pekii Keith haber verdiğin için teşekkür ederim. "
"Başka bir şey var mıydı İcea Hanım? "
O anda aklıma Drake'le yaptığımız plan geldi. Hızla Keith'e yanıt verdim;
"Evet Keith aslında ben sana bir soru soracaktım. "
Keith merakla yüzüme bakmaya başladı. Her zamanki nezaketiyle ;
"Buyrun İcea Hanım. "
Tereddütle
"Keith sen annemin( resmiyet olması gerektiğini düşünüp hızla düzelttim.) yani Kraliçe Dahlia'nın öldüğü gün onu, onu hiç gördün mü?"
Sesimi titretmemeye çalışmıştım ama başarılı olamamıştım. Sonuçta o benim annemdi... Keith neden böyle bir soru soruyorsunuz, der gibi yüzüme baktı. Biraz sonra cevap verdi;
"Hayır İcea Hanım görmedim. Başka bir isteğiniz var mıydı? "
"Hayır Keith çıkabilirsin. "
Keith odamdan çıktıktan sonra biraz annemi düşündüm.Bir kaç dakika sonra babamın beni çağırdığını hatırladım ve annemin ölümüyle ilgili düşünceleri zihnimin bir kenarında bıraktım. Hızla elbise dolabıma yöneldim.
Açık mavi, ayaklarıma kadar uzanan, çok abartılı olmayan, zarif elbisemi giydim. Saçlarımı da tepemde dağınık bir topuz yaptım. Sonuçta Keith bana babamdan başka birilerinin olduğunu söylememişti. O zaman sadece babam vardır diye düşünüyordum. Ayağıma da elbiseyle uyumlu mavi hafif topuklu ayakkabılarımı giydim. Topuklu ayakkabılarla yürümek tam bir işkenceydi. Ama bir "prenses" olduğum için giymek zorundaydım. Babamın neden beni bu saatte çağırdığıyla ilgili düşünerek odamdan çıktım.
Olivia Sarayı çok büyük bir saraydı, doğduğumdan beri burada yaşamasaydım büyük ihtimalle kaybolurdum. Büyük salona giden merdivenlerden indim ve Büyük Salonun kapısının önüne geldim. Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim, sırtımı dikleştirdim, derin bir nefes aldım ve Büyük Salonun kapısından içeri girdim. İçeride sadece babam olmadığını görünce şaşırdım.
Fakat babam yine elçilerle toplantı yapıyordur,diye düşünüp çok takmadım ve şaşkınlığımı gizledim.Ta ki Büyük Salondaki kişileri görene kadar.
Büyük Salondaki kişileri görünce ağzım açık kaldı.