İçeriğe geç

BUZDAĞI | 18

Bölüm 2 · 8 dk okuma

BUZDAĞI | 18

Bölüm 2

“İnsanlar ve Ön Yargı”

BUZDAĞI BÖLÜM 2 "İNSANLAR VE ÖN YARGI" "Aslında sadece sesini duyurmaktı istediği. Ama onca kalabalığın ortasında yapayalnızdı." Ertesi gün yataktan kalkmak istemedim. Bu her gün yaşadığım bir sorun olduğundan oldukça alışkındım, bu yüzden kendimi kalkmak için zorlamadım ve akşamın altısına kadar sadece yattım, tavanı izledim, düşündüm, sorguladım, uyudum, uyandım, tavanı izledim, düşündüm, sorguladım, ve en son yataktan kalktım. İlk iş iç çamaşırlarımdan kurtulup kendimi duşa atmak oldu. Ilık su başımdan aşağı dökülürken gözlerimi sıkıca yumdum ve biraz da suyun keyfini çıkarttım. Yine gitmek istiyordum. Yine ela gözleri görmek, ezberimi bozmak, belki biraz heyecanlanmak ve o soğuk duvarının arkasını onu izleyerek sorgulamak istiyordum. Meydan okumak ve onu yenmek istiyordum. Hiçbir zaman kolay vazgeçen biri olmamıştım. Yirmi iki senelik hayatımda öğrendiğim en önemli kural vazgeçenlerin kaybettiğiydi. Bunu ise Miray'dan öğrenmiştim, eskiden. O yüzden artık o nefret ettiğim Asu'ydum. Miray benden senelerdir uzaktaydı, ve öyle kalmasını istiyordum. Tekrar o olmak, hayal kırıklıklarında boğulmak, günlerimi acı içinde geçirmek istemiyordum. Bu yüzden de bu hayata mecburdum ve işin iyi yanı, bazen rol yapmama gerek kalmıyordu çünkü her geçen gün bu yaptığım rollükten çıkıyor, benliğim haline geliyordu. Artık Asu'yu oynamama gerek yoktu, zaten o olmuştum. Umursamaz, hissiz, herkese tepeden bakan ve o tahta yerleşmiş, herkesi istediği gibi şekillendiren o kadındım. Duştan çıkıp üzerime bornozumu geçirdim ve kendime soğuk kahve yapıp bu sefer minik salonumun minik koltuğuna oturdum ve gözlerimi solmuş bitkide gezdirdim. Kaşlarım çatılırken bir süre dökülmüş yapraklarını izledim. Ona su yerine viski döktüğüm için solmuş olabilirdi belki. Ama belki. Omuz silkip kahvemden bir yudum aldım ve bu sefer evimi izledim. Her ne kadar oldukça vasat bir evde otursam da burayı seviyordum. Kendimi huzurlu hissettiğim bir yerdi ve bir yerin ev olması için bu yeterliydi. Varlık içinden çıkıp böyle bir hayata mahkum olmam oldukça ironikti ama bunu seçen de bendim, o yüzden de sorun olmuyordu. İnsanların benim sarayda yaşadığımı düşündüklerinden emindim. Onların gözünde böyle olmak elbette hoşuma gidiyordu. Eğer öğrenselerdi beni suçlarlardı, oysa ben onlara bir kez bile sarayda yaşadığımı söylememiştim. Her şeyi kendileri yapmıştı. Ön yargı komikti. Kahvem düşüncelerimle birlikte son bulurken üstümde ıslanan, yine üstümde kuruyan bornozu çıkartıp odama geçtim ve kısa sürede giyindim. Üstüme siyah ince askılı, mini dar bir elbise giydim ve kot ceketimle çantamı aldım. Göz altı kapatıcısı, pembe tonlarda parlak bir ruj, ardından rimel sürdükten sonra beyaz spor ayakkabılarımı giydim ve evden çıktım. Cebimde son kalan parayı düşündükçe içimdeki sıkıntı büyüyordu. Ve o imza her geçen gün aklıma yatıyordu. Yine de beş senedir olduğu gibi bunu da erteledim. O imzayı atacağıma ömrümün sonuna kadar kuytu köşe bir yerde çalışmayı yeğlerdim. Kulübe vardığımda ilk önce her zaman oturduğum masaya baktım ve Sedef'i gördüm. Yanındaki iki adamla oturuyordu. Adamlar tanıdık geliyordu ama bir türlü çıkaramamıştım. Gözlerim ilgisizce onlardan çekilirken bara baktım ve onu gördüm; Buzdağı'nı. Dudağımın kenarını dişleyerek ilgili gözlerle onu izlemeye devam ettim. Oldukça yoğun olsa gerek, telaştan yanakları kızarmıştı ve bu kızarıklık sanki mümkünmüş gibi onu samimi gösteriyordu, neyse ki gerçekte nasıl bir buzdağı olduğunu iyi biliyordum. Bunu bana göstermekten hiç kaçınmamıştı. Kendimden emin adımlarla bara ilerledim, ismini bilmediğim ve benim gözümde artık buzdağı olan barmenin gözleri beni bulurken gözlerimi ona diktim. İfadesiz gözleri ve yüzüyle öylece bana bakarken ona göz kırptım ve adımlarımı diğer barmene yönlendirdim. O barmeni de tanıyordum ama daha yeniydi, iki haftadır burada çalışıyordu ama beni elbette biliyordu. Yanına yaklaştığımda önündeki müşterileri bırakarak bana döndü, bu sırıtmamı sağlarken uzun bar taburelerine oturup bacak bacak üstüne attım. "Asu, ben de nerede kaldığını merak ediyordum. Her zaman ki gibi bira mı vereyim yoksa farklı bir tarif denemek ister misin?" Adamın heyecanına göz devirmemek için zor dururken gülümsedim. "Yeni tarifi deneyeyim." "Hemen hazırlıyorum, bu arada ben Selim. Tanışmamıştık." Başımı hızlıca sallayıp ona bakmayı kestim. Selim hiç bozuntuya vermeyip tarifi hazırlamaya başladı. Onun bakmayı bıraktığı müşterilere döndüğümde buzdağını fark ettim, müşterilerin siparişlerini olağandışı bir hızda hazırlarken Selim'e oldukça öfkeli bakışlar atıyordu. Bu ben de gülme isteği uyandırırken dudağımın kenarını kemirip önüme döndüm ve hazırladığı kokteylden bir yudum aldım. Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken kokteylden bir yudum daha aldım. İçtiğim en lezzetli kokteyl olabilirdi ve bunu Selim'in değil, onun tarifi olduğunu hemen anladım. Selim iki haftadır buradaydı ve açıkçası o geldiğinden beri yaptığı tarifler hiç satmamıştı çünkü berbat karışımlar yapıyordu. Ama bu içtiğim çilekli kokteyl harikaydı. Hafif bir çilek tadı, nane gibi ferahlatıcı yeşillikler ve sanırım bir de ananasla karpuz özü vardı. Dudağımdaki kokteyli iştahla yalayarak Selim'e döndüm. "Bunu kim yaptı? Daha önce hiç bu kadar lezzetli bir şey içmedim." Hayranlıkla kokteyle bakarken zaten kimin yaptığını biliyordum, amacım buzdağının ismini öğrenmekti. "Ben yaptım," Selim heyecanla bana yaklaşıp bardağı eline aldı. "İçinde nar ve avokado özü var, nasıl?" Küçük bir kahkaha attım. Sırf beni etkilemek için başka birinin emeğinin üstüne konabileceğini mi sanıyordu? Bu o değil de başka biri olsa da bunu yapmasına izin vermezdim. "İnsanın kendi yaptığı tarifi bilmemesi çok enterasan," dikkatle bardağı incelerken ona döndüm ve hafifçe sırıtıp dilimi yavaşça dudağımda gezdirdim. Selim'in yüzündeki ifade dondu. "Dilim çok iyi tad alır, biliyor muydun? Çilek, nane ve ananas özünden oluşan bu kokteyli eminim ki herkes çok sevecek. Senin yaptığın tariflerin tutmaması ne yazık, değil mi? Sanırım sebebini anlıyorum." Gülerek kokteylimden büyük bir yudum daha aldım. O karşımda kızarıp bozarırken keyifle arkama yaslandım. "Özgün veya yaratıcı değilsin, sadece basit bir taklitçisin." "Asu ben," durdu ve söyleyecek bir şey aradı. "Üzgünüm, sadece seni etkilemeye çalışıyordum." Bu sözleriyle güldüm. "Sen mi beni etkileyeceksin, üstelik başkasının tarifini kendin yapmışsın gibi göstererek?" "Yalın'ın tarifi," dedi tekrar utana sıkıla. Yalın. Bana ismini verdiği için çok üzerine gitmedim ve onu geçiştirerek başımı salladım. Bu sırada isminin Yalın olduğunu öğrendiğim buzdağı yanımıza geldi ve Selim'e döndü. Kaşları çatıktı ve yüzünde sert bir ifade vardı. "Bir daha uçkurunun derdine düşüp müşterileri öylece bırakırsan o uçkurunu sana yediririm Selim." "Aklım kaydı bir anda, kusura bakma." Selim hızla yanımızdan ayrılıp işinin başına dönerken keyifle kokteylimden bir yudum aldım. Yalın birkaç saniye bana baktı, sonra yüzü 'her neyse' dercesine kırıştı ve gitmek için bir adım attı, fakat daha sonra bundan vazgeçip tekrar dönüp karşıma geçti. "İnsanların gururunu bu şekilde kıramazsın. Kendini ne sanıyorsun bilmiyorum." Kaşlarım çatılırken hayretle konuştum; "O adam senin tarifini çalıyordu!" "Ne olmuş yani?" Omuz silkti. "Bu insanlar zaten bu kafayla oldukları yerde olmaya mahkumlar. Ama bu senin onun gururuyla oynayabileceğin anlamına gelmiyor." "Seni savundum, o tarz insanların nasıl olduğunu iyi biliyorum. Hak etti." dedim dişlerimin arasından. Öfkeyle birbirimize bakarken o başını yana eğip buz gibi gözlerle beni süzdü. Ardından bana yakınlaşıp kollarını bara yaslayarak eğildi ve tam gözlerimin içine bakarak sakince konuştu; "O tarif çalıyor, sense hak ettiğini düşünerek gurur kırıyorsun. Kendinin ondan daha iyi mi olduğunu sanıyorsun?" Hiçbir şey söyleyemedim. O da gitti. Kokteylimi sertçe bara bırakıp tabureden kalktım ve masaya doğru sinirle yürüdüm. Asıl o kendini ne sanıyordu? Beni eleştirebileceğini, hor görebileceğini veya bana ders verebileceğini mi sanıyordu? Öfkeyle dudaklarımı kemirirken masadaki Sedef'in birasını alıp beklemeden sonuna kadar içtim. Sedef ve masadaki adamlar ne olduğunu anlamamışçasına bana bakarken boş bira şişesini masaya bıraktım ve kollarımı göğüsümde birleştirerek sinirden kısılan gözlerimi bara çevirip Yalın'a baktım. Hiçbir şey olmamış gibi sakince işini yapıyordu ve bu hali beni daha çok öfkelendirdi. İçimdeki hırs daha da büyürken onu da diğer herkes gibi yapmak için kendime meydan okudum. Öyle olacaktı. Etrafımdaki herkes bana karşı nasılsa, o da öyle olacaktı. O kendini farklı sanıyor olabilirdi ama değildi, biz insanlar aciz, küçük ve aptal yaratıklardık. O da öyleydi, bir farkı yoktu. "Asu? Kime sinirledin yine?" Bakışlarım onların varlığını fark etmemle masaya dönerken omuz silktim. "Hiç kimseye." "Sinirlenince ayrı bir güzel oluyorsun." Suratımı buruşturup adama döndüm. O anında susup önüne dönerken diğer adam gözlerini benden ayırmayarak birasından bir yudum aldı. "Herkesin konuştuğu o kusursuz kraliçenin moralini bu denli bozan adamı merak ettim," dedi meydan okurcasına. "O barmen, değil mi? Herkesin deli gibi içtiği çilekli votka kokteyl tarifinin sahibi." Adamın tek kaşı imayla kalkarken omuzlarımı dikleştirip yüzüme ufak bir gülümseme yerleştirdim ve ona doğru eğildim. "Anlaşılan beni tanımıyorsun," meydan okumasına karşılık verirken o da bana eğildi ve gözleri göğüsümde, boynumda, yüzümde ve en sonunda gözlerimde gezindi. Olmuştu işte, sadece bana bakması geri çekilmesi için yeterliydi çünkü benimle baş edemeyeceğini anlardı. "Tanımak isterim." "Ne yazık," Şirince gülümseyip arkama yaslandım. O sırada Sedef'i fark ettim. Oldukça morali bozuk bir şekilde sessizce oturuyor, kısılmış gözlerle bana bakıyordu. Ben oturduğumdan beri iki adamın da tüm ilgisi bendeydi ve bu Sedef'i rahatsız etmişti. Sedef hep böyleydi. Benimle arkadaş olmak istemesinin tek sebebi popülerlik ve erkeklerdi. Böyle olası bir durumda bana cephe alır ve küçük düşürücü yorumlar yapar beni düşürmeye çalışırdı ama insanlar bunu kaale almazlardı çünkü onların gözlerinde Asu her şeyiyle mükemmeldi. İşte bu yüzden arkadaşlığa inanmıyordum. Sedef hayatımda arkadaşa en yakın kişiydi ve o bunu yapabiliyordu. Kimseye güvenmezdim ve yaşadıklarıma, gördüklerime bakılırsa bunda sonuna kadar haklıydım. Arkama yaslanıp gözlerimi tekrar bara çevirdiğimde şaşkınlıktan donakaldım. Kalbim deli gibi atarken yutkunmaya çalıştım. Yalın tam karşımda, barın arka çıkış kapısının önünde bir kıza sarılıyordu. Gözlerimi dahi kırpmadan onlara bakarken kız geri çekildi ve uzanıp Yalın'ın dudaklarına öpücük kondurdu. O da gülümsedi. Hatta öyle bir gülümsedi ki ben saniyelerce onun dudaklarına bakakaldım. Bu gerçek bir gülüştü ve o gülüş içimde değişik değişik hislere sebep olmuştu. Sıcacıktı. Güven vericiydi. Gerçekti. O bana buzdağıydı, karşısındakine değildi. İkinci bölüm sonu. S.N

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.