İçeriğe geç

BUZDAĞI | 18

Bölüm 1 · 9 dk okuma

BUZDAĞI | 18

Bölüm 1

“Piyonlar ve Şah”

BUZDAĞI BÖLÜM 1 "PİYONLAR VE ŞAH" "Ve o şah, aslında satranç tahtasında yeri bile olmadığını iyi biliyordu." Güç. İnsanlar için güç farklı anlamlara gelebilirdi. Kimi gücü paradan, kimi popülerlik veya güzellikten, kimi ise zekadan alırdı. Herkesçe değişen bu algının toplandığı tek bir doğru vardı, o da gücün önemli olduğuydu. Çünkü bu dünyada güçsüzlere yer yoktu. Dünya böyle bir yerdi. İstesek de istemesek de, baş kaldırsak da boyun eğsek de, kabul etsek de inkar etsek de böyleydi. Değiştirmeye kimsenin gücü yetmemişti ve yetmeyecekti. Dünyada sadece güçlü olanlar yaşayabilirdi, güçsüz olanlar ise sadece hayatta kalırdı. Bense araftım. Her zaman arafta olmuştum. Benliğimin acıyla kıvrılan kısmı hayatta kalmaya çalışırken acılarını içine gömen kısmım dünyayı kendi isteğine göre şekillendirirdi. Ve o dünyasında tahta oturur, yaşardı. O hayatta kalmazdı. O güçsüz düşmezdi. Çünkü düştüğünde etrafında onu kaldıracak birinin olmadığını iyi bilirdi. Ve kendini hep şah olarak görürdü. Tabi, sadece dışarıya karşı. Çünkü kendi içinde kaldığında o satranç tahtasında yeri bile olmadığını iyi bilirdi. Ve onun kendisini böyle görmesi, çevresindeki herkesin böyle olduğunu düşünmesine sebep olmuştu. İnsanlar basitti, komikti, acınasıydı. Kendimden emin adımlarla barda yürürken alışık olduğum gözler üzerimdeydi ve bu sadece dudağımın kenarının küstahça kıvrılmasını sağlamıştı. Gözlerine dahi bakmaya tenezzül etmediğim adamlar bana selam vermeye çalışırken hoşnutsuzca yanlarından geçip gittim. Onlara acıyordum. Üç kuruşluk uçkurlarıyla ve  kendilerini tatmin etme arzusuyla bana yanaşmaya çalışıyorlardı. İstediğim her şeyi anında yapabilecek kapasiteleri vardı, kendilerini uçsuz bucaksız dünyada önemli bir parça sanıyorlardı, oysa o satranç tahtasında sadece bir piyondan ibaretlerdi. Bara oturduğumda sipariş vermek üzere elimi kaldırdım fakat anında kaşlarım çatıldı. Bu kulübe uzun süredir geliyordum fakat bu barmeni ilk kez görüyordum. Bu yakışıklılıkla gözümden kaçmış olması imkansızdı, bu yüzden işe bu gece başladığını anında anladım. Dudağımın kenarı kıvrılırken arkama yaslandım ve onu izlemeye devam ettim. Uzun, iri bir adamdı. Koyu kumral saçları dalgalıydı, hatta neredeyse kıvırcıklardı. Beyaz tenliydi, göz rengini ise seçemiyordum. Uzun ve düzgün, kalkık burnu yüzüne çok yakışmıştı. Dudakları ince ve şekilliydi. Bileğindeki demir künyesi, serçe parmağındaki yüzük onu daha çekici hale getirmişti. Bakışlarımı vücuduna çevirdiğimde dudağımın kenarını ısırdım. Pekala, bu adam acınası insanlardan oldukça uzaktı. Yakışıklılıktan veya güzellikten kolay etkilenen biri hiçbir zaman olmamıştım, fakat bu adam bu düşüncemi yerle bir edebilecek görünüşe sahipti ve kanımın ısınmasına engel olamıyordum. Onu istiyordum, ve kendime bunu söylemem onu elde etmem için yeterliydi. Bakardım, isteyip istemediğime karar verdim, sonra da onu alırdım. Bu hep böyle olmuştu. "Baksana," dedim başım yana eğilirken. Elindeki bardağı bara koyduktan sonra viskiyi çıkardı ve turuncu sıvıyı bardağa koyarken gözlerini bana çevirdi. Elaydı. "Bir bira alayım, yanında da seni." Diyerek hafifçe gülümsedim. Barmen tek kaşını kaldırdıktan sonra yüzümü biraz inceledi, ardından arkasını dönüp bira aldı. Kapağını açtıktan sonra önüme bıraktı ve hiçbir şey söylemeden gitti. "Sandığımdan daha eğlenceli olacak," kendi kendime mırıldanıp zevkle biramdan bir yudum aldım ve rahatsız edici gözlerle onu incelemeye devam ettim. Evet, onu kesinlikle istiyordum ve diğer herkesin aksine ilk cümleden elde edememem onu daha çekici kılmıştı. Zoru severdim, çünkü genelde her şey benim için kolay oluyordu. "Asu," diyen Sedef hızla yanıma geldi ve benden izinsiz biramdan büyük bir yudum aldı. Tek kaşım kalkmış onu izlerken biramı geri verdi. O arkadaş denilen şeye en yakın kişiydi. "Ne yapıyorsun burada? Hadi gidelim." Elimden tuttuğu sırada rahatça arkama yaslandım ve elimi elinden çekerek birama götürdüm. Elbette artık onu içmeyecektim. "Kurbanımı izliyordum," dedim hafifçe gülümseyerek. Bakışlarımı takip ettiğinde barmeni gördü ve gülerek kulağıma eğildi. "Her ne kadar bu senin için imkansız olsa da, bu iş biraz zor olabilir. Bu geceden beri hiçbir kıza yüz vermedi, özellikle inceledim." Dudaklarımda büyük bir gülümseme oluşurken heyecanla dudaklarımı ıslattım. "Baya eğleneceğim desene." Sedef küçük bir kahkaha atıp arkasını döndü. Biramı ona verip barmene döndüm. Göz göze geldiğimizde kollarımı bara yaslayıp öne eğildim ve gülümseyerek ona göz kırptım. "Bir bira daha, ve yanında yine seni alayım." O derin ve bıkkın bir nefes verirken birbirine bastırdığı dudaklarının arasından dilini gördüm ve dudaklarını ıslatmasını zevkle izledim. Gözleri ifadesiz bir şekilde bana baktı, ardından arkasından bir bira alıp önüme koydu. Bu sefer gitmesine izin vermeden tekrar konuştum. "Bana ismini söyle," "Sana ismimi söylemek gibi bir zorunluluğum mu vardı?" "Seni yatağa atacaksam ismini öğrenmek gibi bir kibarlık yapsam iyi olur." Dedim hafifçe gülümseyerek. O ise yine tek kaşını kaldırdı ve dudaklarını ıslatıp başını iki yana salladı. Bunu çok sık yapıyordu ve itiraf etmeliyim, bu oldukça çekiciydi. "Bu numaralar buradaki çoğu kişide işe yarıyor olabilir, sarışın. Ama beni bu işe karıştırma." Taburede doğrulup bir anda ona yakınlaştım. Geri çekilmedi, herhangi bir hamle yapmadı, sadece burnundan derin bir nefes verip tekrar dudaklarını ıslattı. Tiki olmalıydı, bu beni gülümsetirken başımı yana eğdim. "Durumu zorlaştırdığın her saniyede seni daha çok arzuluyorum." Onun kaşları yine çatılırken yalandan, ruhsuz bir şekilde güldü ve bu sefer o bana eğildi. Ani yakınlaşması bir anda beni afallattı. Nefesi nefesime değiyordu ve bu durum zorla yutkunmama sebep oldu. Birkaç saniye bakıştık ve bu bakışma ben de arzu başta olmak üzere birçok duygu hissettirdi. Ela gözleri dikkatle yüzümü inceledi, dudaklarıma indi, afallamamı ve heyecanladığımı gördü, dudağının kenarı alayla hafifçe kıvrıldı. Bana meydan okumuş, benim silahımla beni vurmuştu, bu gülümsememi sağlarken o tekrar gözlerime bakarak buz gibi sesle konuştu; "O halde işini kendin halletmen gerekecek. Veya seni izleyen ve tek kelimenle pantolonunu indirecek uçkuruna düşkün şerefsizlerle. Senin seçimin." Tekrar yalandan gülümsedi, göz kırptı, ardından yüzündeki sırıtış yok oldu ve gitti. Mimiklerinin sahteliği, kendinden emin konuşması, alaycı gözleri ve soğukluğu. Adam tam bir buzdağıydı ama sıcacık olmama engel değildi. Gülerek başımı sallarken biramdan yine büyük bir yudum aldım. Zoru seviyordu, öyleyse ona zoru göstermekten büyük zevk alacaktım. Gözlerimiz tekrar birleştiğinde aynı şeyi gördüm; Meydan okuma. "Hey, ne yapıyorsun burada?" Başımı ilgisizce yana çevirdiğimde üniversitemizin yakışıklı, yetenekli, zengin ve popüler adamı Levent'i gördüm. Yanımdaki bar taburesine kuruldu ve barmene dönüp bira siparişi verdi. Buzdağı başıyla birkaç hafta önce burada işe başlayan Selim'e işaret verdiğinde Selim, Levent'e birasını verdi ve geri işine döndü. "Yalnızlığın keyfini çıkarıyordum," dedim imayla gülümseyerek. Levent gamzelerini gösterecek şekilde gülümsedi. Çoğu kızın aksine onu bana çeken hiçbir şeyi yoktu ve Levent şansını her defasında deniyordu. "Bu git demenin kibar hali miydi?" Dediğinde gülerek başımı yana eğdim. "Kibar olmaya çalışmıyorum, inan." "Asu, gelsene!" Bir grup bana seslendiğinde onlara kısa bir bakış attım ve geri önüme döndüm. Ardından biramdan büyük bir yudum aldım. "Baksana," dedim ilgiyle Levent'e dönerek. Anında bakışları bana dönerken çenemin ucuyla barmeni işaret ettim. "Tanıyor musun? Bizim üniversiteden mi?" Dediğimde Levent barmene baktı ve bir süre süzdü. "Hayır, sanmıyorum." Bakışları tekrar bana döndü. "Gerçekten etkilendiğin adam bu mu, barmen?" Dedi küçümsercesine. Bu dediği kaşlarımı çatmama sebep olurken ona döndüm; "Aa, etkilenmem için baba parasıyla hava atması gerekiyordu, değil mi?" Dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı. "Baba parasıyla para atanlardan etkilenmediğimi kendinden bilmen gerekiyordu. Bu yorumu yapmadan önce." Dediğimde gergince dudaklarını ıslattı ve birasını aldı. "Neyse, bugün havanda değilsin anlaşılan." Dedi ve gitti. Arkasından göz devirirken bitmiş biramı sertçe masaya koydum. Dört saatin sonunda kulübün kapanma vakti gelmişti. Etrafta kendinden geçmiş sarhoşlar, hala birbirlerini yemekle meşgul olan ve muhtemelen kulübün kapanacağından bile bihaber olan çiftler vardı. Birkaç kişi aceleyle etrafı temizlerken hala şaşırtıcı bir şekilde ismini öğrenemediğim nefes kesici buzdağı barmen, sakince barın işini hallediyordu. Bu lakap tam olarak onu anlatıyordu. Onu izlemek bana keyif verdiğinden hiç rahatsız olmadan izlemeye devam ettim. O da bu durumdan rahatsız değildi. Beni istediğinden değildi elbet, beni yok sayıyordu. Ama bunun beni vazgeçirmesi yerine, onu daha çok istememe sebep olduğundan haberi yoktu. Onu istiyordum. İzlerken vücudum ısınıyor, kalbim heyecanla atıyordu. Görünüşünden ziyade takındığı tavırdı beni kendisine çeken. Etrafımdaki çoğu adam aptaldı, karşımda kekelemekten ve beni etkilemeye çalışmaktan başka bir işe yaramazlardı. Oysa bu barmen, daha ilk dakikadan benimle ilgilenmeyi reddetmiş, ve bunu dikkatimi çekmek için değil gerçekten etkilenmediği için yapmıştı. Kendinden emindi, ne istediğini veya neyi istemediğinin farkındaydı. Ve bu inatla ona yaklaşmak istememe sebep oluyordu. Barmen deri ceketi ve elindeki birasıyla birlikte arka kapıdan dışarı çıktığında hızlıca etrafa baktım ve dudağımdaki ufak gülümsemeyle bara oturup bacaklarımı karşıya geçirdim. Fakat atlayacakken birinin bana seslenmesiyle durdum. "Asu?" başımı çevirip bana seslenene baktığımda görevli garsonu gördüm. Bana uzun süredir takıntılıydı ve onu yakınımda tutuyordum. Arada ona karşı gülümsemem ve birkaç temasta bulunmam yeterli oluyordu. O da bana özel odaların anahtarlarını anında çıkarıp veriyordu. Kısacası onu kullanıyordum, ve o da bunun farkındaydı. Yine de sesini çıkartmıyordu çünkü benimle başka türlü konuşamayacağının farkındaydı. "Bir şey mi diyecektin?" İmayla ona bakarken heyecanla dudaklarını ıslattı. "Müşteriler barın arkasına geçemez." Tek kaşımı kaldırıp dudağımın kenarıyla gülümsedim ve bacak bacak üstüne atıp uzun ve güzel bacaklarımı gözlerinin önüne serdim. "Müşteri mi? Kırıyorsun beni." "Kovulabilirim." derken yine de bacaklarıma bakıyordu. Sesimi sertleştirdim; "Öyleyse çeneni kapalı tutmalısın." "Haklısın," dedi ama bacaklarıma bakmaktan ne dediğimi bile duymadığından emindim. Gözlerimi devirip bardan atladım ve arka çıkışa doğru yöneldim. Çevremdeki tüm adamlar aptal olmak zorunda mıydı? Demir kapıdan çıktığımda karşımda barmeni gördüm. Motoruna yaslanmış, yarım kalmış birasını ve sigarasını içiyordu. Elini ensesine götürüp başını yorgunca arkasına attı ve dudaklarından kaçan gri duman gökyüzüne karıştı. "Hey buzdağı," dedim önce. Ona doğru yürürken sesimde keyifli bir tını vardı. "Bana hala ismini söylemedin." Gözlerini açmadı, benim geldiğimi biliyordu. Saatlerdir olduğu gibi onu incelemeye devam ederken gözlerim dudaklarında sabitlendi. Sigarasını dudaklarına hapsetmişti ve o kırmızılık beni çağırıyordu. Dudaklarına değen sigarayı kendimi tutamadan aldım ve dudaklarıma koyup içime derin bir nefes çektim. Bu sefer gözlerini açtı ve kaşları hafifçe çatıldı, ardından bana baktı. "Fazla oluyorsun," dedi imayla. Bu bir uyarıydı ve beni sadece daha çok eğlendirmişti. "Fazlalıkları çıkarmayı severim," dedim tıpkı onun gibi imayla. Sıkıntılı bir nefes verip yaslandığı motorundan ayrıldı ve takmak için kaskını aldı. "İsmin?" dedim inatla. Bu sefer sinirlendi ve bana dönüp kısılmış gözleri ve sert sesiyle konuştu; "Siktiğimin ismini öğrenince ne olacak?" Kıkırdayarak elimdeki sigarayı arzulu gözlerimle dudaklarına bıraktım. "Seni rahat bırakacağım elbette." Güldü. Ama bu gülüş neşeden yoksun, alaycı bir gülüştü. "Bırakmayacağını biliyorum," kaşlarını kaldırarak imayla bana bakarken dudaklarındaki sigarayı aldı ve yere atıp ayağıyla ezdi. Bu oldukça açık bir mesajdı. "Benim gibi kızlar hakkında ne biliyorsun ki?" dedim alaycı bir sesle. Belli ki onun ilgisini çekmiyordum ve beni tanıdığını düşünüyor gibi görünüyordu. Ve bu gülünçtü. Oldukça etkileyici bir şekilde kaskını taktı, motora bindi ve kapanmamış kaskıyla gözlerimin içine baktı. Ela gözleri karanlıktan dolayı kahverengi gibi görünüyordu ve alnında birkaç tutam saç kalmıştı. Kahrolası vücudum bu görüntüyle titredi. "Etrafım hep senin gibi kızlarla çevriliydi ve şimdi olduğu gibi bu hiçbir zaman ilgimi çekmedi. Beni rahatsız etmeyi bırakmalısın, sarışın. Bu yol senin için bile zorlu." Gülerek ona yaklaştım ve dudağımı ıslatarak elimi göğüsüne koydum. "Öyle mi diyorsun?" Oyunuma katıldı. Başını yana eğerek göz kırptı. "Öyle olduğunu biliyorum." Ardından yüzü, ona taktığım lakaba uygun olacak şekilde buz gibi oldu. İfadesizce bana baktı, Ve gitti. Arkasından bakarken dudağımın kenarındaki gülümseme yok oldu, ve ben tekrar hissizlikle doldum. Karanlık sokakta, çakıl taşlı yolda öylece gittiği yola bakarken yüzümde en ufak bir mimik oynamıyordu. Ben buydum, uzun süredir buydum. Rol yapan, hissetmeyen, hayatı ezbere bilen, insanlardan, en çokta kendinden nefret eden Asu'ydum. Oysa bu adam ezberim dışıydı. Ve bu, oyuna devam etmem için geçerli bir sebepti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.