Güneş K. Toplu
Ata'nın üzerine atlayan kediyle korkup geri çekilmiştim. Böyle bir anı nasıl mahvedebilirdi ya!?
Kaşlarımı çatıp Ata'nın kucağına kurulmuş olan kediye bakmaya başladım.
"Bir küçük hanım kaptı kucağımı, inmez de şimdi." Başımı yavaşça salladım. "Yanıma da yaklaştırmaz." Bu sefer de başımı kaldırıp ona baktım.
"Az önce utanmak yerine öpseydin beni ya!" Ani çıkışımla yeniden sıçradı yerinde.
"Eve gitmemiz lazım."
"Boşver evi, kalkmaz ki hem o kedi kucağından." Bana başını sallamakla yetindi. Ne kadar süre böyle kalacağımızı ise bilmeden baktık birbirimize.
Onun bir eli kedinin başını okşarken, mırıldanan kediye mırıldak ismini vermiştik.
Ata'nın boşta kalan eli ise saçımla oynuyordu. Beni de kedi sanmıştı anlaşılan.
"Mırıldak." Mırıldak'a seslendim. Hala mırıldamakla meşguldü.
"Bunlar kızışma gününde falan mı acaba?"
"O ne kızım?"
"Ya öf, bilmiyormuş gibi konuşmasana." Kedinin boyundaydım, bir süre sonra ise doğrulup dik bir konuma geçtim.
"Tamam büyük kedi, kızma." Omzuna bir tane geçirdim. Büyük kediymiş!
"Döveceğim o olacak." Ata dudaklarını birbirine bastırdı. Tatlı, küçük bir çocuk gibiydi. "Yanacıklarından ısırsam olur mu?" Diye sordum masumca.
"Yanacıklarımdan ısıramazsın Güneş."
"Ama böyle tatlı tatlı bakarsan bana ısırmadan duramam ki ben seni!" Ata bana biraz yaklaştı. Biraz daha, biraz daha ve biraz daha. Dudaklarımın üstüne verdiği nefesi gözlerimi kapatmama neden oldu. Hemen ardından ise dudaklarımda bir baskı hissettim.
Onun dudaklarıydı.
"Miyav!" Diyip benim üzerime atlayan kediyle korkup geri kaçtım. Kedi beni sevgilimden kıskanıyordu. Şaka gibiydi!
"Ulan kedi," Sövmeye başlayacağım sırada telefonumun zil sesi kulağıma doldu.
Banktan kalkıp, kediden uzaklaştım. Arayan abimdi. Deniz sesini duyarsa nerede olduğumu sorgulayacağına emindim. Ayvayı yememem için bir sebepte yoktu.
Telefonu açıp kulağıma yasladım.
"Alo."
"Abiciğim."
"Efendim abi."
"Nerelerdesin sen? Markete gidiyorum demişsin evdekilere, iki saat oldu dönmedin." Dudaklarımı birbirine bastırıp, ne diyebileceğimi düşündüm.
"Yalan söylemeye kalkma sakın Güneş. Hemen eve."
"Tamam." Telefonu kulağımdan ayırdım. Kapatıp kapatmadığına emin olduktan sonra arkamda kalan Ata'ya döndüm.
"Bir sorun mu var?" Kucağındaki kediyi yere bırakıp ayaklandı. Mırıldak yere bırakılmayı sevmediğini gösterip miyavlarken Ata'nın bacaklarına sürtünüyordu.
"Eve gitmem lazım. Abim beni kesecek!"
"Eve giderken markete uğrayalım madem. Bir şeyler alalım, bende size giderken sana rastlamış gibi yaparım." Gülümseyerek yanına gittim. Telefonu eşofmanın cebine koydum.
"Hadi gidelim. Elimi de tut ama." Elimi uzattım tutması için. Gülümseyerek tuttu elimi. Bankta duran pamuk şekerleri de diğer elime aldım. Mırıldak ise bunlar olurken bizden uzaklaşmıştı.
Sessiz sessiz yürümeye başladık. Sahil boyunca el eleydik ve ben ona baka baka yürüdüğüm zamanlarda düşme tehlikesi geçiriyordum. O da her seferinde beni kurtarmakla meşgul oluyordu.
Bir müddet sonra sahilden çıkmış, ellerimizi ayırmak zorunda kalmıştık. Evlerimizin oradaki markete girip bir şeyler aldık. Ata'nın iki eli de doluydu. Bu yüzden kolundan tuttum. Kolundan dediğimde üstündeki ince monttu. Köşesinden sımsıkı tutmuştum. Yani elinden tutamıyordum madem köşesinden falan tutardım o zaman.
