İçeriğe geç

Buz Çiçeği ( Loki Fanfic )

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Buz Çiçeği ( Loki Fanfic )

Bölüm 2

Sağır adamın çığlıkları

Ertesi gün soğuktan ve sert zeminde uyumuş olmaktan bütün vücuduna kramplar giriyor. Tam uyanabilmek ve eski çevikliğini kazanabilmek için ısınma hareketleri yapıyorsun. Ardından küçük bir ateş yakıp çay ile birlikte arkadaşının getirdiği yemekten küçük bir parça yemek yiyorsun. Sonra , ilk iş günü için kar ile dolu kapının önünü zorlayarak açıyor ve işine gidiyorsun.

İlk iş günü için seni hiç zorlamamışlar aksine kendini mutlu hissetmiştin. Kapıdan içeri girer girmez zaten hissetmiştin. Müdürün , çok tatlı bulunduğun yerde yetişmiş bir kadındı . Sana bilmen gerekenleri öğretmeye başladı. Örneğin , insanların evlerinin önünü karlardan temizlemek için neler yaptığını. İş dışında nasıl kolay para kazanılacağını ve evini hemen nasıl doldurabileceğini. İş arkadaşların ise genç olmasını beklemediğin için şaşırmış yine de onlarla aranı iyi tutmuştun .

İş çıkışı , yaşlı sevimli müdürünün dediğini yapıyorsun ve komşuların ile iletişim kurarak evlerinin önünü temizliyorsun. Karşılığında ise çeşitli olarak senin ihtiyacın olanları veriyorlar.

İlk evinin önünü karlardan temizlediğin adam yaşlı emekli bir doktordu. Sen karları temizlerken sana burada yaşayan insanların nasıl hayatta kaldığını anlatıyordu. Sen ise fazlaca bilgi edinmekten memnundun.

Yaşlı dedenin ismi Victor'du . Ve sana burada yaşayan her insanın ekonomik durumlarının iyi olduğunu ve herkesin özel depolar yaptığını söylemişti. Sen , bu yaşlı dededen ev eşyalarını alırken kesinlikle emin olmuştun. Diğer evlere gittiğinde de gözlerine inanamamış şaşırmıştın. Orta yaşlı kadından giyim yastık , yorgan vb alırken ilk defa tattığın bu duygudan yanakların kızarmıştı. Yada sadece soğuk ısırmıştı.

Mutfak ihtiyacını , para ve eşyalarını diğer komşulardan karşılarken bir sonraki fırtınaya kadar tüm ihtiyacını karşıladığından emindin. Evine gidiyorsun ve aldığın her parça mobilyayı kurmaya başlıyorsun. Gece yarısına kadar bir yatağın ve bir masayı kurmayı başarıyorsun ve temizleyip göz zevkine göre yerleştiriyorsun. Aldığın yastık yorganları da yerleştirdiğinde evin artık gözüne o kadar da boş gözükmüyor.

Sonraki günlerde insanlar ile aran ilerlemiş konuştuğun sohbetlerde ayrı bir tat almaya başlamıştın. Birçok bilgi öğrenmiştin örneğin insanların göründüğünden başka ilgi alanları olduğunu keşfetmiştin.

Yaşlı sevimli müdürünün aslında bir zamanlar ecza alanında çok geliştiğini öğrenmiştin. Sana bir süre sonra insanları eğitmeyi sevdiğini ve çocuğunun olmadığını anlatıyor ardından da yazdığı ve hazırladığı sağlık alanındaki iki kitabının kopyasını sana hediye ediyor. Sen bir kitap kurduydun ve büyük bir aşkla kitabı kabul ediyorsun. İkinci mutluluğun ise komşun doktor Victor dan geliyor . Senin yüzünde parlayan bir ışıltı olduğunu fark ediyor ve yanına çağırıyor. Sende elindeki kitabı göstererek ona anlatıyorsun. Bir süre sonra senin eski iyileştirme tekniklerine merakını beğenen doktor sana üç tane içinde doktorların milyarlar dökeceği tıp kitaplarını veriyor. Sende heyecanla yaşlı adamı sarsmadan sarılıyorsun.

Sonraki günler sana yorgan ve giysiler veren terzi kadınla konuşuyorsun. Sana bulunduğun bölgenin hikayelerini ve dedikodularını anlatıyor. Sen ise benzer söylemler beklerken bir süre sonra kadını büyük bir ilgiyle dinliyorsun. Çünkü dedikleri ilgini çekmeyi başarmıştı. Sözünü kesmeden onu dinliyordun.

" Burada doğdum büyüdüm. Küçük bir yer burası , burada uzun vakit geçirince insanların ve yaşanan her şeyden haberin oluyor. Sen genç , güzel ve burayı bilmeyen bir kızsın. Yüzündeki parlaklığından da senden zarar gelmeyeceğini düşünüyorum. Bu yüzden içimdekileri sana büyük rahatlıkla anlatabilirim.." Sana burada yaşayan her insanın özelliklerini yaptıklarını ve kişiliğini anlatıyor. Sonra aklına zor bir seçim yapması gerekiyormuş gibi duraksıyor sonra da anlatmayı uygun bulmuş olmalı ki konuşmaya başlıyor.

" Burası İskandinav ülkelerinden biri , bilirsin elbet. Sahip olduğu mitolojiyi de duymuşsundur . Biliyor musun ? Hah ! İşte şimdi oldu! Yoksa sana tüm mitolojiyi anlatmam gerekebilirdi.. Beş yıl kadar önce ... burada erkekler güneş batımına kadar teknede açılır balık tutar ardından ormandan geçerek doğa ananın bize verdiği nimetlerden ararlar . O günlerden biri benim oğlumda dahil erkekler bir mağara keşfetmişlerdi. İçine giremediler ama geldiklerinde yüzlerinden bakacak olursak çok korkunç olmalı ki o mağaradan dilsiz adamın çığlıkları geliyormuş.. Ah kızım sanırım anlatamadım dilsiz adamın çığlığı demek aslında çığlık atan ama ağzı kapalı veya sesi çıkmayan kişiye deniyor . İçeri girememişler . Ama meraktan da oradan ayrılamamışlar çünkü içeride canı yanan bir adam olduğunu düşünüp yardım etmek istiyorlarmış. Onları oradan ormanın içinden gelen ses uzaklaştırmış. Ses şöyle diyormuş ' Kutsalın işlerinden uzak durun ! ' Cidden ne fena bir şey! Oğlumu hayalet gibi bembeyaz dudakları mosmor bulduğumda söylediklerinin ciddi olduğunu hemen anladım! Ah benim zavallı yavrum!."

Bir süre daha duruyor çayını yudumluyor oğlunun ve grubun nerede olduğuna dair bir kaç cümle fısıldıyor cevabını alarak kararan havada evine komşunun sana verdiği sıcak karamelli kurabiyeler ile çıkıyorsun. Evinin yanına geldiğinde sol tarafında kalan ormana bakıyorsun. Ardından olmayacak yerden rüzgar geldiğinde hızla kapıdan içeri koşuyorsun. Çünkü komşunun senin evinin yanında ki ormanlıkta yaşandığını ve evinin neden insanların kiralamadığını söylemişti.

Zaman geçiyor sen görmediğin komşularını veya burada yaşayan sakinlerle tanışıyor bir adamın evinin önünü temizleyerek deposundan istediğin ve kafanı kurcalayan dedikodular hakkında yüzden fazla kitap alıyorsun. Hala komşunun dediği dilsiz adamın çığlığı hikayesinin etkisindesin ve cevaplar bulmak istiyorsun. En azından bilmediğin bir şeyler var ve sen öğrenmekte de kararlısın. Haklı da çıkıyorsun. Sen aldığın eşyaları kurmaya devam edip evini daha da ev haline getirirken bir yandan okuduğun kitapların içinden İskandinav özgü mitolojik ve anlamlar dolu semboller keşfediyorsun. Yaptığın işi hemen bitirerek sembolleri okuyor ve istediğin için belki de içinde fısıldayan sözleri dinlemek istiyorsun bu sembollerden birkaçını kapına ve evin görünmeyen kısımlarına kazıyorsun. Bunları komşuların evlerinde ve kitapları aldığın adam da da görmüştün.

Zaman geçtikçe sen ne kadar fazla insanlar ile takılsan da kafan kala dilsiz adamın çığlığı hikayesinde dönüp duruyor. Bu yüzden arkadaşın ile konuşurken ondan ormana dair bir gezinti rica ediyorsun. Sana kıyamıyor ve teklifini kabul ediyor . Siz ormanda sana balık avlamayı öğretirken. - Sen balık sevmediğin için aranda mesafe koyuyorsun - duyduğun hikaye hakkında ona minik bir soru soruyorsun.

Arkadaşının yüzünde çarpık bir gülümseme beliriyor ve anlı kırışıyor. Belli ki bu hikayeyi daha önce duymuş ve inanıyor gibi gözükmüyor.

" Sessiz adamın feryadını herkes bilir! Ah sana söylememişler galiba o kadının dediği halam olur kendisi aralarında taktıkları isim biz ona sessiz adamın feryadı diyerek daha romantikleştirmek istiyoruz.Evet. Bizim okulda da çok konuşulan ve dalga geçilen bir konu. Aslında bunu ailemiz yanında yapmayız çünkü bizi azarlarlar . Babam o grubun başıydı ve gerçek olduğunu beş yıl olsa da söyleyip duruyordu. O mağara ya kimsenin gitmesini istemiyor . Gençler denemeye kalktı yine de kesinlikle aileleri onları o yeri bulmadan yakaladılar."

Kaşlarını kaldırıyorsun kafanı yana hafifçe yatırıp gülümsüyor kirpiklerinin altından bakıyorsun. Amacın az sonra söyleyeceklerini kolaylaştırmak. İşe yarıyor gibi de gözüküyor çünkü arkadaşının göz bebekleri büyüyor. Bembeyaz yanaklarını da pembe noktacıklar kaplıyor.

" Oranın yani mağaranın nerede olduğunu biliyor musun ?" amacın arkadaşını konuşturarak o mağaraya gitmek . Çünkü az önce arkadaşın o grubun lideri olduğunu söylemişti.

Arkadaşın elini boynuna koyuyor düşünürmüş gibi yapıyor. Sen ısrar ediyorsun ve sana haritayı uzatıyor. Balık tutmayı bırakıp seninle hemen oraya gidebileceğini söylüyor ama telefonu çalıyor. Arkadaşının bir işi çıkmış gitmesi gerekiyor. Sende rahatladığını belli etmesen de hafif hayal kırıklığı yaşıyormuş gibi yapıyorsun sonra da haritayı kullanarak yola çıkıyorsun. Arkadaşın seni kendini koruman için arabadan işaret fişeği , silah ve orta boyutlu katana veriyor.

Haritayı bakarak dakikalarca yolunu bulmaya çalıştın. İlerlediğinin de farkındasın ama buranın çoğrafyasının benzerliği senin kafanı karıştırıyor ve olduğun yerde dolandığını düşünmeni sağlayacak kadar bembeyaz gözüküyor.

Bu düşünce den seni üzeri yanmış sanki yıldırım ile parçalanmış ağaç çıkarıyor. İlerlediğinde ağaçların yanık , parçalanmış olduğunu ve ozon gibi koktuğunu hissediyorsun. Uzun zaman önce olduğunu biliyorsun ama koku sana etkisini hala hissettiriyor . Kalbin hızla atmaya başlıyor ama geri adım atmak istemiyorsun. Dediklerinin korkunçluğu ne kadar fazla olsa da orada yardıma ihtiyaç olan bir adam olduğunu kendine söyleyip duruyorsun ama aradan beş yıl geçmesi yüzünden pek de senin korkun ile başa çıkmanı sağlamıyor.

İlerliyorsun ama attığın adımlara nazaran daha yavaş adımlarla. Karların azaldığını ve renginin değiştiğini görüyorsun. Yemyeşil ağaçların daha da arttığını fark ediyorsun. Gözüne sanki birisinin özel olarak bir şeyi veya bir yeri saklamak için kullandığını gösterecek kadar düzenli geliyor.

İçindeki inanç artarak ' Belki de doğru!' diye düşünüyorsun. Bu senin kalbini daha da artırırken korkun da seni sıkıştırıyor. ' Doğruysa o zaman ben ne yapacağım?'

Ağaçların arasına giriyorsun , haritaya bakıyorsun ve uzaklarda gözüne gri , sert bir cisim çarpıyor. Yaklaştığında bu cismin bir mağara olduğunu görüyorsun ve Aman Tanrım!! Mağaranın içinde boğuk inlemeler duyuyorsun.

Mağaranın girişinin önüne geldiğinde girip girmemek arasında kararsızsın. Boynunda hazırladığın sembolik işaretlere ve altındaki muskayı kalbine doğru götürüyorsun. Evet birkaç gün önce gördüğün kitaptaki işareti kolye yaptın. Bunun büyülüğü bir sihir , tılsım olduğunu düşünüyorsun. Çünkü müzeye gitmiştin ve işaretlerin aynısını M Ö kalma eserlerde ve işlemelerde görmüştün.

Mağarada ki ses sana hasta ve acı çekmiş bir adamdan geliyormuş gibi gözüküyor. Sanki son nefesini verecek kadar hayati tehlikesi olduğunu düşünüyorsun ve bu senin acıdan kalbinin sıkışmasına neden oluyor.

Derin bir nefes alıyorsun ve tüm cesaretini toplayıp kafandaki tereddütleri hemen silerek harekete geçiyorsun. Elindeki katanayı ve feneri çıkıp karanlığı aydınlatıyorsun.

Mağaranın içi acı çeken adamın inlemeleri dışında su sesleri geliyor . Duvarlarda yada gölcüklerin içinde bile canlı göremiyorsun. Aklından buranın zehirli bir havası olabileceği geçiyor.

İlerliyorsun. Su artık mağara genişledikçe yana doğru yoldan ilerliyor ve sen...

" AMAN TANRIM!!" . Çığlık atıyorsun. Sesin bu boş mağaraya yankı yapıp duvardan sekmesini sağlıyor.

Önünde taştan bir yatak var. Üzerinde de hayatında görmediğin kadar iğrenç yaralarla dolu çıplak bir adam var.

Hızla sanki adamın son nefesini önünde vermekten korkuyormuşsun gibi yanına gidiyorsun. Yüzün dehşetten çok tuhaf gözüküyor. Gözlerin sonuna kadar açmaktan bembeyaz olmuş kalbin artık göğüs kafesini dövüyor.

Demir yatağın üzerindeki adamı inceliyorsun. Çıplak adamın upuzun kuzgun karası saçları var. Kafasını geriye atmış saçları etrafa saçılıyor. Adamın göğsünde kurumuş kanlar var. Bu kurumuş kanların arasında bağlanmış ipleri fark ediyorsun. Sonra bu iplerin adamın boğazında ve ellerinden de geçtiğini fark ediyorsun. İpleri hemen kesmeye çalışıyorsun ama paramparça eden katana ipleri kesemiyor. Mitoloji bilgilerini aklından geçiriyorsun ve etrafı inceliyorsun. Çok geçmeden taş yatağın yanında zümrüt hançeri buluyorsun. Hızla adamın bağlı olduğu ipleri kesiyorsun . İpleri almak istiyorsun ama şu ana kadar fark etmediğin adamın kafa hizasının tam yukarısında iki tane ağzından zehir olduğunu düşündüğün bir sıvı akıtan yılanları fark ediyorsun. Sana yaptığın şeyin yanlış olduğunu söylercesine tehditkar tıslamalarını yolluyorlar.

Sen hiç düşünmeden gardını alarak bu iki yılandan kurtuluyor ve mağaranın duvarlarını aydınlatan meşalede yakıyorsun. Ardından hızla adamın kestiğin iplerden kurtarıyorsun sonra geriye attığı kafasını kollarını boynuna geçirerek kaldırıyorsun ve yine dehşetle hıçkırıyorsun.

Adamın yüzü .... adamın yüzü diye fısıldıyorsun. Adamın yüzü , muhtemelen yılanların zehri yüzünden gözleri kapanmış ve şişmiş çevrisi asitle yanmış gibi yanmış . ' Dudakları ' diye fısıldıyorsun. Elini ağlayarak adamın dudaklarında gezdiriyorsun. Adamın dudakları demir bir iple dikilmiş . Sen bu efsaneyi nerede gördüğünü bu yaralanan adamın kim olduğunu biliyorsun ama anlamıyorsun. Efsane böyle olmamalıydı diye söylenip duruyorsun. Hatırladığın efsane hiç böyle değildi.

" Loki.." diye fısıldayarak ağlıyor çantandan büyük kalın bez çıkartarak adamın çıplak vü

cudunu sarıyorsun ve hançeri de kılıfını bularak beline takıyorsun.

Bölüm sonu

1 yorum