Büyünün hükmettiği bu dünya üzerinde görünmez olmak çok kolaydı. Biraz zayıf ol, yeteneklerin aşağı kalsın; işte bu görünmez olman için yeterliydi. Ben ise tamamen yok sayılacak seviyedeydim. Herkes benden çok daha öte muhteşem büyü yetenekleri doğmuşken, problemli olandım. Neredeyse hiç sayılacak kadar düşük büyü gücümle varlığım bir böcekten bile daha aşağı seviyedeydi. Büyü becerim gün içinde hayatta kalmamı sağlayan basit yöntemlerden fazlası değildi. Tek yaptıkları büyü güçlerinin seviyesini görebilmem ve hayatta kalabilmek için yolumu değiştirmemdi. Masamdaki bir bardak suyu bile kendime getirecek kadar güce sahip değildim. Buna rağmen sıkı çalıştığımı ve ülkenin en iyi büyücülük okulunda bitki bilimi öğretmeni olarak kendime bir yer edinebildiğim konusu, sanırım hayatta kendimle tek gurur duyduğum noktaydı. Bu büyücülük okulu ülkenin ileri gelenlerinin muazzam yetenekli çocukları ve özel yetenekli fakir çocuklarının toplandığı herhangi bir okul gibiydi. Tek farkı ise şu ana kadar tüm büyücü krallarının bu okuldan çıkmış olmasıydı. Üst sınıflarda bir öğrenci vardı ve şimdiden mezun olduğunda herkesin onu sıradaki kral olarak beklediği biliniyordu. Koridorda gurur mezuniyetini bekleyen öğrencimin yanından geçip giderken arkadaşları ile olan tatlı sohbetlerini gördüm. Mezun olmak ve hayata atılmak için çok heyecanlılardı. Aynı zamanda hepsinin içinden taşan güçlerinin bir gün insanlığımıza yardım edeceğini ve bu yeteneklerini kullanırlarken benim öğrettiklerimi de uygulayacak olmalarının fikri hoşuma gidiyor, yüzümde çabasız bir gülümseme yapıyordu. Ben düşüncelere dalmış koridorda ilerlerken etrafı yoğun bir güç kapladı. Hissettiğim korkunç yüksek güç tüm bedenimi titretiyor ve hemen bir yerlere kaçmam için işaret veriyordu. Karşıya doğru baktığımda ise bu yıl atanan yeni öğretmene baktım. Adı Neptün’tü ve öğrencilerin kesinlikle kendisini kanıtlaması gereken Büyücülük ve Savaş Sanatları derslerine giriyordu. En ufak konuda bir tavizi yoktu ve eğitimci kimliği kusursuzdu. Gümüş rengi saçları diz kapaklarına kadar dümdüz şekilde düşüyordu ve boynunda her zaman zümrüt taştan yapılma şekilsiz bir kolye takıyordu. Üzerinde ise gri, siyah veya lacivert takım olurdu. Bugün ise saçları ile uyumlu şekilde gri takımı ile okula gelmiş öğrencilerine bakmadan dersinin olduğu sınıfa gidiyordu. Demiştim ya, bu dünya da görünmez olmak kolaydı. Neptün öğretmenin gözünde de görünmez olmak kolaydı, çünkü o doğuştan bir büyücü dahisi olduğu için etrafındaki herkes onun için görünmezdi. Çoğu kişinin onun bu okuldan mezun olurken diğer büyücü kral olmasını beklediği söyleniyordu, ancak o bunu reddetmiş ve ailesinin yaşadığı dağlara dönmüştü. Sadece soylular kral olacak kadar güçlü olur kavramını değiştiren kişi oydu. Bay Neptün sayesinde koskoca okul vizyonunu değiştirmiş ve yoksul ailelerden veya uzak köylerden gelen çocuklara da burs için şans vermeye başlamıştı. Kendisi hiçbir çaba göstermeden her şeyi değiştirebiliyordu. Yıllar sonra ise buraya öğretmen olarak dönünce herkes şaşırdı. Yıllarca onun kadar güçlü biri ülkedeki tüm problemlere hatta savaşlara bile en ufak yardım etmeden ortadan kaybolup daha sonra tekrar döndüğünde kral olmak için döndüğünü düşündü. O ise, sadece öğretmen olmayı seçti. Ben o mezun olduktan yıllar yıllar sonra bu okulda şans eseri öğretmen olduğum için daha önce nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Tek bildiğim sessiz ve kendi halinde olduğuydu. “Ain.” Büyücülük Tarihi öğretmeninin sesini duyduğumda dalıp gittiğim düşüncelerden ayrıldım. Elinde her zaman olduğu gibi kalın kalın kitapları ve yemyeşil gözleri ile bana bakıyordu. Ona gülümsedim ve gözünün önüne düşüp duran kırmızı saçından rahatsız olan mimiklerini gördüm. Kendisi henüz yeni mezun olmuş ve mezun olur olmaz okulumuzda öğretmenlik yapan genç bir kadındı. İsmi ise Karina idi. “Seni revirden çağırıyorlardı, duymadın mı?” “Hayır, ne olmuş ki?” “Bir öğrenci yememesi gereken bir bitkiyi yemiş sanırım.” Karina’ya bana söylediği için teşekkür ederek revire doğru yolumu çevirdim. Bir alt katta kalan odaya girdiğimde ise hasta yatağında uzanan bir öğrenci ve hemen onun başında bekleyen sınıfının sorumlu öğretmeni vardı; Bay Naptün. “Sonunda gelebildiniz.” Bay Naptün söylediğinde sesinde çok az öfke hissettim, ancak bunun bana değil de gözde sınıfından bir öğrencisinin aptal davranışına karşı olduğunu düşündüm. Gözler yalan söylemezdi. “Bitkiden biraz var mı?” Kollarımdaki iki ince kitabı ve birkaç kağıdı kenara bırakıp sorduğumda bana yeni kopartıldığı belli olan köklü bir bitki verdi. Onu inceledim ve ne olduğunu anladığımda ise durumu açıklamaya başladım. Bir yandan ise avucumun içi gibi bildiğim revirdeki dolapları karıştırıp ilaç hazırlamaya çalışıyordum. “Bahçe görevlisine bildirmemiz lazım. Sanırım yeni bir yabani ot büyümeye başlamış.” “Tehlikeli mi?” “Hayır, bu kadar az miktarda yendiğinde sadece hasta eder. Ancak çok daha fazlası kalıcı hasarlar bırakabilir.” Her şey yoluna girdiğinde ve öğrencinin sadece dinlenmesi gerektiği zamanda iki öğretmen revirin kapısındaydık. Bay Naptün ne kadar soğuk, mesafeli dursa da aslında sadece sessizliği seven ve gerektiği kadar konuşan bir adamdı. “Size zahmet verdik. Öğrencim adına ben özür dilerim.” “Sorun değil, bu işlerimden biri. Biliyor olmalısınız, revirin görevli öğretmeniyim aynı zamanda.” “Öyle mi? Bunu bilmiyordum.” “Siz oldukça sağlıklısınız, bu yüzden olmalı.” Konuşmanın bittiğini Bay Neptün’ün karşılık vermemesinden anladım. Benden bir kafa kadar daha uzundu. Hafifçe daha yukarıya baktığımda bana bakan gözlerini fark ettim. Bana bakıyorlardı, fakat açık bir şekilde beni görmüyorlardı. Olduğum yer onun gözünde boşluktu. Benimle konuşuyordu, ancak o kadar büyü yeteneğinden uzaktım ki, görünmezdim. Bu acı gerçek tekrar yüzüme vurulduğunda tebessüm ederek boynumun daha fazla ağrımasına izin vermeden kafamı indirdim. “Gözünüzün altında beniniz varmış.”
Bölüm 1
Bölüm 1
