
Şarkı bir önceki bölümle aynı olucak bölümler kısa olduğu için her bölüme ayrı şarkı koymak çok zor oluyor kusura bakmayın eğer şarkıyla bölümü uyduramazsaniz yeni bir tane seçerim
İyi okumalar sevgili okurlarım. Bu bölümün sizi yeni bir dünyaya açması dileğiyle
&
Bir şırıltı sesi gelince, ağlayarak ıslattığım zarfdan başımı kaldırdım. Çığlık çığlığa olan adam susmuştu. Festivalden bile artık ses gelmiyordu. Çıplak ayaklarım ve artık elbise olmayan beyaz tül: Kan, ter ve ölüm korkuyordu. Ölüm sessizliği vardı. Şu hafifçe yükseliyor ve soğukluğu bedenimi üretiyordu. Her çatının hemen üstünde eşit aralıktaki üç ateş topu bize ışık veriyordu. Kasırga dinmiş lakin rüzgar hâlâ devam ediyordu. Beni en korkutan şey ise dört yolda: Aynı anda yavaşlığı sinir bozacak bir şekilde, göğe uzanan sivri kayalardı.
Düşünme yetimi kaybetmiştim. Bilincim yerinde değildi. Birşey beni yere doğru itiyordu hareket edemiyordum. Bir kabustaymış gibi hissediyorum. Sanki her an kalkıp kurtulacak gibi lakin bir o kadar da sonsuzluk uykusunda gibi hissediyordum. Sanki hiçbir zaman kalkmayacak bir bedene hapsolmuş gibi. Evet duyuyorum fakat kavrıyamıyorum. Görüyorum fakat analamdıramıyordum. Çok derinden korkuyorum, endişeleniyorum lakin düşünemiyorum. Sanki-sanki iki kapı arasındaki yolu bu kadar çabuk bitirecek gibi hissediyordum. Başım dönüyordu... Midem bulanıyordu... Rahatlığım içten içe beni mahvediyordu.
Yavaşça silkinerek bu durumdan kutulmaya çalıştım. Derin bir nefes aldım. Sadece bazı şeyleri kabullenmek zordu. Bunların hepsini ben mi yapmıştım? Suda parçalanmış cesette dahil olmak üzere. Zaten düşünceler içinde boğulmuyormuş gibi birde suyun içinde boğulacaktım. Yukarı doğru uzanan taşlar, manevî açıdan pekte farklı olmadığım uzuvları her tarafa saçılmış bedeni ve beni burada sıkıştırmak istiyor gibiydiler.
Belki de yaşamayı hiç hak etmemiştim. Belki bu yüzden kader daha toy iken ailemden uzaklaştırmıştı. Ölmeyi hak ediyorum...
Su artık omuzlaeimi aşıyordu. Birini öldürmüştüm kendime ve duygularıma hakim olamamıştım. Gözlerimi kapattım. Ayaklarım artık beni taşımak istemiyor, artan suyla kendini yerden kesiyordu. Çok yorgundum. Dayanacak gücüm kalmamıştı. Zaten şuana kadar dayandığıma şükretmeli.
Verdiğim sözü tutmadığım, başa geçmeye layık olamadığım için özür diliyorum anne ve baba. Beni bulmaya gelecek arkadaşlarıma zaman kaybı olacağım için onlara özür diliyorum. Son olarak kuramadığım krallığımın her ferdi-
CİDDEN NE YAPIYORUM SANKİ ÖZÜR DİLESEM HABERLERİ OLACAKTA
Gözüme vuran kavurucu bir ışıkla uyandım. Yavaş yavaş gözlerim aralanıyordu. Ne yani ölüm böyle birşey miydi? Her yerim ağrıyor, sağlam tek bir noktam bile kalmamış. Hey burası da neresi? Kesinlikle ölmüyorum. Uzandığım yer çok rahatsızdı. Ama bir kaldırım taşı kadar rahatsız olamazdı. Gözüme vuran ışık canımı sıkmaya başlamıştı. Aniden bağırdım. "Ah! Şu ışığı kapatın. Tanrım gözlerim." Odanın karanlık kısmında duran kız alaylı bir ses tonuyla "Baş üstüne" dedi. Yatağın karşısındaki pencerenin önüne şefaf naylon bir poşet parçası geçirdi. En azından daha iyiydi. Sakin olmalıydım. Her tarafım ağrıyordu. İstesem de kaçamazdım.
" Neredeyim ben?" Diye sordum. Daha az önce gelen sesin sahibini tam seçemiyorsun be kızım bir dur. Başım hâlâ dönüyordu. Yüzünü görmediğim kız "Kendini çok zorlama. Biraz daha dinlen." Dedi nazik bir sesle. Ben ise odayı gözlemeye çoktan başlamıştım. Uzandığım şey bir yatak değil ahşap bir masaydı. Neden rahatsız olduğu anlaşılmıştı. Başımın altında sanırsam tül gibi birşey vardı. Üstümde bir çarşaf vardı, temizdi. Karşımda normal boyutta perdeleri naylondan bir pencere, boyası dökülmüş duvarlar, ahşap zemin üzerinde topraktan bir örtü ve hemen solumda kahveringi bir kapı vardı. Odayı rutubet kokusu sarmıştı.
Saydam pencerinin önüne biri geçince o tarafa doğru döndüm. Az önce konuşan kişiydi. Arkası dönüktü. Pencerenin önünde bir gölge gibi duruyordu. "Uyum sağladı gözlerin herhalde" Diyip. Naylondan yapılmış, perde demek için bin şahit isteyen parçayı pencerenin önünden bir hışımla çekti. İstemsizce inledim. "Sorun yok değil mi?" Dedi endişeli bir sesle. Hafif bir tebessümle "Yok" diyebildim ancak. " Sevindim. Ağrıların çok var mı?" Dedi merakla. Hayır anlamında kafamı salladım. Sesi ezgi gibi geliyordu. Sabaha kadar konuşsa şurada, hiç sıkılmadan dinlerdim. Yüzünü daha seçemiyordum. Gözlerim buna izin vermiyordu.
Gözlerim hafiften netleşiyordu. Karşımdaki kıza baktım. Daha netti. O-o çok güzeldi. Saçları toprağın en güzel rengiydi, ortadan bir balık sırtı yapmıştı. Fiziği o kadar güzelki kuğu olsam kıskanırdım. Dudakları, kaşları ve burnu o kadar büyük bir düzenle yaratılmışki kelimelere sığdırmak bir hata olurdu. Gözlerinin rengi griydi. Bu hiç adil değildi. Gri renk bir tek ona bahşedilmişti. En azından ben öyle düşünüyordum. Hayır bu kızın insan olduğunu kimse bana kanıtlayamaz. O bir melek veya peri masallarından fırlamış bir periydi. Sersemlemiştim. " Gözlerin şey g-gözler-" konuşamıyordum. Kelimeler gitmişti, unutmuştum, yok kelimeler yok gelmiyorlar. Diyeceğim şeyi anlamıştı sanki. Hafif bir tebessümle elini ensesine koyup, yere baktı. "Teşekkür ederim" dedi. Utanmıştı. Üzerinde kahverengi ve eski bir elbise vardı. Yırtık elbise bile güzelliğinin yanında kendini beli edemiyirdu.
Ben olsam şimdiye kendime bir tane geçirmiştim. Biri bana böyle baksa diğer gün mezardaydı. Ama ne yapabilirim o çok güzeldi.
Kıza alıcı gözüyle bakmayı bırakmalıydım. Bundan dolayı yukarı baktım. Herhangi birşey sorgulayacak güçte değildim. Karşımda duran kız nazik bir sesle "Kaitlyn ORTİZ" dedi. Ohooo abi bu kızın ismi de çok güzel bu iş böyle gitmez. Tam ismimi söylemeye yeltenicektimki. Aniden kafamı ona doğru çevirmem ve inlemem bir oldu." İris kendini zorlama" diyinice duraksadım ve oturma pozisyonuna geçmeye çalıştım. Her yerim ağrıyor, başım dönüyordu. Afalamıştım. Ona doğru kafamı yavaşça döndüm. Pencerenin önünden çekilip yanıma gelse bu kadar zorlanmazdım.
Sonra bana doğru bir kağıt salladı. Dehşete kapıldım. Bu oydu... Ailemin bana yolladığı mektup. Bu olamazdı. Eğer okuduysa...
" Buraya nasıl geldim, sen kimsin ve benim zarfımın sende ne işi var?" Bir cevap bekliyordum. Kız sağıma geçip yüzüme doğru eğildi. "Senin yani" dedi. Kurnaz bir ifadeyle.
Biraz susaydın be kızım ne olucaktı sanki.
Kaşlarım çatmıştı. Gözlerim sinirle parlıyordu. Kimseye güvenme. Ayağa hızla kalktım. Sanki önceden hiç denememiş gibi. Başım yeniden dönmeye başladı. Kaitlyn kollarımı tuttu. Endişeli bir şekilde bana baktı. " Geç otur, sorun yok" diyince elindeki zarfı kaptım. Bana şaşkın bir şekilde baktı. " Ben iyiyim. Bırak beni gitmeliyim."
Dedim endişeyle. Neler olduğunu anlamış gibi güldü. " Seni korkutuysam kusura bakma. Uzan, benden sana zarar gelmez. Eğer beklersen bunu kanıtlarım." Dedi. Ayakta duramıyordum yani istesem de birşey yapamazdım. Masaya oturdum. O ise kapıdan çıktı. Ayak seslerinden uzaklaştığını anladım. Korkuyordum. Herşey olabilirdi. Ama yapabileceğim tek şey beklemekti.
&
Yorumlarınız benim için çok önemli!!! Ancak böyle hatalarımı anlayabilirim. Yeni bölümün ne zaman geleceğini kestiremiyorum. Çünkü şuan evde değilim. Ama yakın zamanda yayında olucak.
Yorumlarınız benim için önemli tekrardan
Hepinizi çok seviyorum.🤪😘