Uçaktan indiğimde sakinleşmiştim hatta çok daha iyiydim. Tabii ki olanları unutamamıştım ama hiç olmamış gibi davranarak moralimi ve enerjimi yerine getirmeye çalışıyordum.
Oğuz da böyle yaptığını anlamış o olaya dair tek kelime etmiyordu.
-Buranın havası baya iyiymiş ya.
Dedi bi anda. Tıss diye bir ses çıkararak sırıttım.
-Oğuz sen iyi misin
-Evet gayet iyiyim
-Ne bileyim hava bana o kadar güzel gelmedi d-
Sözüm yarım kalmıştı ki birden koca koca bulutlar güneşin önüne geçti. Evet beklediğim ve söyleyeceğim buydu. Birkaç saniye içinde de gök gürledi ve yağmur...
-Nehir koş eşyalarımız ıslanacak!
Diye bağırarak en yakınımızdaki dükkana koşmaya başladı. Elimde kocaman bavul ve tonlarca yük olan sırt çantam ile Oğuz'un arkasından
-İşte sana bunu anlatmaya çalışıyordum. Diye bağırdım.
-Söylenme de gel.
Resmen içeriye gelene kadar neredeyse sırılsıklam olmuştuk. Aslında Yağmurun böyle yapacağı bir mevsimde de değildik. Üzerimde kısa kollu vardı. Telaştan nereye girdiğimizi de fark etmemiştim. Etrafa bakındım. Şirin tatlı bir kafedeydik. Oğuz çoktan bir masaya oturmuştu bile. Karşısına oturdum
-Ne yapacağız şimdi?
Dedim. Oğuz
-Yaz yağmuru kısa sürer. Hem uzun olursa bir yerden şemsiye bulup yurtlarımıza gitmemiz gerek.
Kollarımı birbirine dolamıştım. Evet bu sıcak havada ıslandığım için üşümüştüm. Oysa ki daha 2 dakika önce Oğuz'a "Off ne bu sıcak" diye diye beynini yakmıştım.
-Tamam. Dedim.
-Ne o üşüdün mü?
-Yo ne alaka?
-İyi bakalım öyle olsun. Yalnız sweatimi vermem.Baştan söyleyeyim.
-İsteyen yok zaten.
-Tamam kız Üzülme. Bunun yerine kahve alayım sana için ısınsın. Dedi sırıtarak.
Derken sipariş vermeye gitti. Hava yağmurlu olunca herkes buraya dolmuştu. Çok sıra vardı. Yanına gidip
-Baksana boş ver kahveyi yağmur duracak zaten hadi gidelim.
-Ne acelen var Nehir? Ben kahve içmek istiyorum. İstemiyorsan almam sana.
Bir şey demedim. Eşyalarımızın olduğu masanın yanındaki rafta süs eşyaları, kafenin sahiplerinin fotoğrafları ve kafenin numarasını olduğu küçük kartlar vardı.
Canım sıkıldığı için o rafı incelemeye karar verdim. İçimden bir ses "Şu egoisti yanlız bırakayım da rahat rahat kahvesini içsin" diyordu. Sonra kendi ağzıma vurdum. "Ne diyorsun sen ya o senin için hayalinden vazgeçti. Senin için burada" Dedim. Egoist dediğim için pişman oldum. Ama o zaman neden öyle söylemişti?
Sonra gözüme raftaki Küçük kartlar takıldı. Neredeyse herkes kafenin içindeki Bu raflardan kart alıyordu. "Ben de alayım çok tatlıymış burası" Diye düşünerek rafa doğru uzandım. "Neden bu kadar yüksek yaparsın ki şu rafı?" Derken hala o pembe kartı almaya çalışıyordum. O sırada Arkamdan bir el uzanıp kartı aldı ve bana uzattı
-Mantar kadar boyun var ne yapmaya çalışıyorsun? Diyerek sırıttı.
-Haha çok komik hadi iç şu kahveyi de gidelim artık.
-Nereye Ya bak senin kahven de burada
-Hani bana almayacaktın?
Biraz sinirli ve trip atar gibi söylemiştim.
-Nehir hadi az Neşeli ol. Baksana üniversiteli olduk. Hayalimiz olan bölümlerde okuyacağız. Daha geçen gün sınıfta öğretmen sana ödevini yapmadığın için kızınca "Oğuz ile oyun oynuyorduk unuttum" Dediğin için öğretmen ikimize de ceza vermişti. Sen ağlamıştın. Bak ne kadar büyüdük. Tabi sen hala minnaksın ama-
-Ha öyle mi Oğuz?
Masadaki kahveyi alıp yan masadaki tek başına oturan kıza verdim.
-İster misin?
-Teşekkür ederim ben alacaktım.
-Olsun al lütfen boşa gitmesin karnım biraz ağrıyor da.
-O zaman parasını vereyim.
-Hayır lütfen. Dedim ve kahveyi kıza iyice uzattım.
-Teşekkür ederim.
Diyerek kahveyi aldı, sordum;
-Bu arada biz burada yeniyiz de. Buraya yakın bir kyk yurdu varmış nerede?