İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 5

Burası Köle Diyarı

Burası (Lise)

Köle Diyarı

Uzay bahçede gözünü uzaklarda bir köşeye çekmiş varlığını güçlendirir gibi de otururken oldukça dikelip göğsünü şişirmişti. Uzunca bir müddet böyle kaldıktan sonra yanında duran Aslı'dan ses gelmeyince döndü.

Yanında emir beklediği kız çimenlere uzanmış uyuyordu. Gözlerini kocaman açıp şaşkınlık nidaları döktü ağzından.

"Yıah! Yaa!"

Fakat sesinede tepkisine de bir kıpırtı bile alamadı. Aslı hâlâ uyumaya devam ediyordu. Son çare olarak onu dürtmeye başladı.

"Aslı. Aslı. Aslı."

Dürtme daha sonra itmeye dönüştüğünde sonu vurmaya varacağını anlayanan kız gözlerini sinirle açtı.

"Ne istiyorsun? Aslı da Aslı."

"Ben istemiyorum da... Sen bir şey istemiyor musun?"

Aslı sabit bakışlarını ona sunup donuk tavrına zeval vermeden dilini şaklattı. Uzay'ın ağzından kelimeyi almışçasına arkalarından uzanan Yağız Efe hayretler içinde konuştu.

"Why? Niden? Nasıl? Bir şey istemiyor musun kölenden?"

Ne ara geldiği belli olmayan ve her girişi dedikoduya malzeme isteği olan Yağız Efe, artık alışılagelmişti. İkiside garipsemedi, sesini çıkarmadı.

Yağız Efe bu sefer daha da merak uyandıran bir soru seçip onların yanına oturdu.

"Ee o zaman ne diye seçtin Uzi'yi!?"

Arkadaşı da cevap vermesi için sıkıştırdı. "Harbi ne diye seçtin beni? Seçmesen şu an ne güzel Maya'nın yanında olurdum."

Aslı derin bir nefes alıp çekingenliği saklamak için zaman kazandı. Daha sonra özgüven içerisinde konuşmaya başladı. Hemde utana sıkıla.

"Ben sizin için neyim?"

Şahsına onlar tarafından bir anlam koyulmasını istedi. Konuşacağı konu öncesi girizgah olacaktı cevapları... Tabi daha aklı başında çocuklara sorsaydı.

"Kızsın."

İki arkadaş aynı anda aynı cevabı vererek sabit düşüncelerini sundular. Aslı'nın beklediği bu değildi, bunu istemiyordu. Bu yüzden kollarını amaçsızca sallayıp bu akılsızlığa katlanamadığı için kendince dövündü.

Onun bu hareketlerine anlam veremeyen iki arkadaş istedikleri cevaba kilitli oldukları için tavırlarına hiç aldırış etmediler bile...

Aslı daha sabırlı olmayı deneyerek bu sefer tane tane ve üç yaşındaki çocuğa anlatır gibi anlattı.

"Ben sizin neyinizim yani!? Mesela siz bana arkadaşsınız..."

Asosyalliği nedeniyle şu zamana kadar hiç arkadaşı olmamıştı neredeyse. Sadece annesi ile gittiği misafirlikteki çocuklar birkaç saatliğine arkadaş olurdu. Annesinin ve abisinin bu durumdan şikayetçi olması nedeniyle dik başlılık edip yanlızlık tercihmiş gibi davranıyordu. Ama aslında onunda canını sıkıyordu.

Bunun içinde baştan beri peşini bırakmayıp, can sıkıcı derecede yapışan Ufuk onun arkadaşı olmaya başlamıştı. Sürekli yan yana olmaları, birlikte vakit geçirmeleri az da olsa bir bağ oluşturmalarını sağlamıştı.

Tabii Ufuk'un yanında olmak demek Yağız Efe'nin; egosuyla, bitmek bilmeyen kendine söylediği övgüleriyle, sürekli edindiği dedikodu haberleriyle ve bitmek bilmeyen Dip Sürme Pisliğiyle de olmak demekti.

Ufuk'un yanında olmak demek, Uzay'ın; yeni Bed Boyluğuyla, sürekli yeniden kurguladığı planlarıyla, komik esprileriyle, yaptığı şakalarıyla ve ani ruh değişimleriyle de olmak demekti.

İlk kez bir grup içinde bulunup onlar ile takılıyordu. Onlar kötü çocuklarda değildi, belki onu da olduğu gibi kabul edebilecek arkadaşlar edinirdi.

"Mesela biz birlikte kantine gittiğimizde, sürekli tost paramı kim ödüyor?"

Nereye varacağı bilinmesede Yağız Efe hızla kafasını başka yere çevirdi, hesap ödemekle benim işim olmaz der gibi. Her daim hesap ödetilen olarak Uzay övünerek cevap verdi.

"Tabii ki de ben..."

Aslı bir bireyi konusuna katıp destekli bir açıklamaya kavuşacakken sağına dönüp bu işe Yağız Efe'yi de katmak istedi.

"Peki?"

Düşündü... Düşündü fakat Yağız Efe'nin grup içerisinde faydalı olarak ne yaptığını bulamadı. Yüzüne öylece bakan Yağız Efe'den hemen döndü.

"Demem o ki. Siz bana arkadaşlık ettiniz, sıra bende. Bende size etmek istedim. Okulun ilk gününden beri beni yanlız bırakmadınız bende bu şekilde teşekkür etmek istedim."

Aslı'nın kafasını hızla eğip arkadaşı ile göz kontağı kuran Uzay "Ne dedi bu şimdi?" diye sordu. Aklından geçen hiçbir soruya cevap bulamamış Yağız Efe'de beyninde fırtınalar içindeydi.

Dirseğini arkadaşını eğip bir masa gibi aralarında bulundurduğu Aslı'nın sırtına koydu. Elini de çenesinin altına. Sıralar arası dedikoduya burada başladılar.

"Kardi biz bunun ne zaman yanına gittik ki? Sürekli yan yanamıyız?"

Uzay onun bu kadar ahmak olmasına kızdı sürekli yanlarındaki kızı bile fark etmemişti.

"Yefe Malı! Ufoyla yanındaki kız bu. Hani sürekli bizim yanımızda ya."

Yağız Efe'nin aklı karıştı. "O Ufo'nun evcil arkadaşı değil miydi?"

Bunun anlamının ne olduğunu merak eden Uzay kaşını kaldırarak merakla sordu. "Evcil hayvan gibi bir şey mi?"

"Yok kardi. Sürekli uyuyan bir varlık vardı ya sessiz sedasız. Ben hep onu evden getiriyor sanıyordum."

"Yok kardi... O kızı okulda buldu. Matematikçinin kardeşi..."

"O matematikçinin kardeşi mi?"

"Evet. Öyleymiş valla..."

Eksikliği hissebilecek tek şey çitlemedikleri çekirdek olabilirdi. Hafif sohbetleri onlara kalsa devam ederdi. Oysa Aslı'nın eğik durmaktan beli muhabbeti dinlemekten beyni ağırmıştı. Hızla doğrulup bir bıçak gibi onları ve sohbetlerini böldü.

"Benim üzerimde benden konuşup, o diye bahsederek varlık diye geçiriyorsunuz adımı."

Tam olarak ne dediğini akıllarında oturtmak isteyen ikilinin sessizliğini fırsat bildi. Bu sefer hiç muhabbete girmeden doğrudan meseleyi söyledi.

"O kız, bu çakma Bed Boy'a gün boyu eziyet edip rezil edecekti. Bende başladığınız oyun bitmesin diye seçtim."

Uzay duydukları karşısında soba önündeki kedi gibi mırlayıp sevimlileşti. Duygusala bağlayıp parlattığı gözlerini minnetle Aslı'ya dikti.

"Yıaa! Kız helal sana be."

Kollarını hızla ona sarıp sağa sola hareket ettirerek salladı. Aslı bir mendil gibi yalpalanıyordu sadece. Bu duruma sessiz kalan Yağız Efe sevgi gösterisi bitince endişe ile onlara döndü.

"Peki bundan Ufo'nun haberi var mı? Sanırsam yok gibi."

Onlara ne demek istediğini anlatmadan ellerini havaya kaldırıp çığlık atarak uzaklaştı. Bir felaket ortasında amaçsızca bağırarak koşuyordu.

Tabii bu felaket önlerinde kara bulutlar eşliğinde geliverdi. Ufuk ve arkasındaki sınıf arkadaşlarını bakışları konum olarak Teksas Lise'de var olduklarını belirtiyordu.

Uzay hiçbir şey anlamadan onlara bakarken hepsi arkasından boya katılmış su balonlarını çıkardılar. Ufuk liderleri olarak öne çıkıp batacak gemideki malını kurtarmak istedi.

"Şerefsiz Kankiloştoşkom, çekil çabuk onun yanından."

Aslı tam olarak dönmekte olan dümeni fark etmese dahi denileni yaptı. Ayağıya kalkıp uzaklaştı, giderkende yolda etrafta bağırarak koşuşan Yağız Efe'yle bile çarpıştı. Çabuk toparlanan Yağız Efe, tekrar savaş borazanı gibi bağırmaya başlayıp bahçe içerisinde dolandı.

Sesli bir şekilde yutkunan Uzay başına geleceklerin farkındaydı. O da içinden Yağız Efe gibi dört bir kenara kaçıp bağırmak istiyordu. Fakat bunu yaparsa cool'uğuna zeval gelirdi. Meyvesini toplamaya çalıştığı Bed Boyluğunu bitirirdi ve şu an ona bakan Maya'yı etkileyemezdi.

Ufuk komut vererek yanında ki arkadaşlarına bağırdı. "Zaloğulları! Hazır! Ateş!"

Herkes ardı ardına elindeki boyalı su balonlarını Uzay'a fırlattı. O an tüm darbelere karşı dik duracak, havuzdan çıkıp şampuan reklamı için saçlarını savuran erkek olacağına kendini inandırdı. Sonunda saçlarını parmaklarının arasından geçirip havalı bakışlar atacaktı.

Tabii bu fikri yediği ilk balonda değişti. Hemen arkasını dönüp secdeye gidercesine savunma pozisyonu aldı. Herkes hedef tahtası olarak poposu sunulmuşçasına ardı ardına vurduğunda o eğilmiş bağırıyordu.

"Yüzüme vurma! Yüzüme vurma!"

.....

Uzay bir robot gibi dik durmuş hocaya bakıyordu. İfadesine hiç anlam veremeyen Aslan Hoca sakinlik ile sordu.

"Ne oldu Uzay?"

Yavaşça yerinden kalkan Uzay sıranın kenarı çıkıp arkasını gösterdi. "Yeşerdim Hocam. Hem de çok müsabetsiz bir yerimdem. Delikanlılık ayağı yapıp siz bunu kimin yaptığını sorduğunuzda söylemeyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bunu başta Ufo olmak üzere diğer şerefsiz sınıf üyelerim yaptı."

Hepsini ispitlemenin vermiş olduğu huzur ile yerine oturdu. Sınıf endişeli bir şekilde Hocaya yapılabilecek açıklamaları düşünüyordu. Ufuk'a uymanın cezasını ödeyeceklerse onlarda bunu ödetirdiler.

Yılan Yalın hemen ayağıya fırladı. "Bana pislik var dediler gittim hocam. Ben masumum." diyerek Küçük Emrah misali boynunu büktü.

Hoca'dan önce onun bu cevabını Karam değerlendirdi. "Her pislik denince gidiyorsan dikkat et. Bir gün yolun kuburada gider."

Her mevzuda olduğu gibi yine araya girip arkadaşının yediği laf üzerine Yağız Efe tezahürat yaptı. "Oo. Nasıl laf çaktı ama." diyerek ortayı kızıştırmak istedi. Bunu yaparken ayağıya fırlayıp hocaya arkasını döndüğünü unutmuştu.

Aslan Hoca ensesine vurup onun hızla oturmasını sağladı. Küçük bir el şakasıydı. Olaydan hiçbir kârı olmayıp üstüne şaplağı yiyen Yağız Efe alt dudağını sarkıttı.

"Ben hiçbir şey yapmamıştım ki Hocam."

Buna inanmak güçlü, kesinlikle yalan olmalıydı. Aslan hocada hayretler içinde konuştu.

"Sen hiçbir şey yapmadın? Hemde sen?"

"İnanmıyorsanız sorun Hocam. Valla ben o ara tehlike çanı olmuş etrafta siren çalıyordum."

Hoca sınıfa inanmayarak döndü ama herkes onu onaylarcasına kafasını sallayınca emin oldu.

"Aferin Yağız. Bak sen onlara uymamışsın." deyip övgü ile gönlünü almak istedi. Öğrencisi buna dünden kandı bile. Hemen bakışları değişti ve sırıtarak özgüven içerisinde etrafa baktı.

"İşte Hocam herkes benim kadar mükemmel olamıyor. Maalesef..."

Gözlerini deviren Ufuk arkadaşını dürtüp ona dönmesini sağladı. "Yefe Malı. Sanki seni çağırsak gelmez miydin?"

Çağrılmadığı için kırgın olan Yağız Efe sitem ederek onayladı.

"Tabiki de gelirdim kardi. Aşk olsun Dip Sürme Pislik şanına yakışır mı?"

Hoca bu sefer verdiği özrü geri alır nitelikte kafasına şaplak attı. "Önüne dön Yağız Efe. Sende niye yaptın bunu Ufuk?"

Ufuk hakime açıklama yapan kader mahkumu edası ile ayağıya kalktı. Derin bir nefes aldı ve arkadaşları üzerinde göz gezdirdi. Kısa bir an Maya'dan söylememesi için tehdit bakışları bile aldı.

"Onları bir suçu yok Hocam. Tüm suç-"

Ağır abi edası ve tüm suçu üzerine alacak yiğitliği şişik balonun havada ağzı açık dönmesi gibi bir anda uçtu gitti. İşaret parmağını Maya'ya çevirip tek nefeste suçu ona verdi.

"Tüm suç Maya'nın Hocam. Uzi'yi kıskandığı için beni onun üzerine saldı. İddiayı kaybettik diye bir günlük kölesi oldum o yüzden her dediğini yaptım. Bende kurbanım Hocam. Tüm suç Maya'nın. Savunmam bu kadar hakim bey. Teşekkürler."

Başıyla selam verip yerine oturdu. Yanındaki Aslı onun tek nefeste yaptığı bu konuşmasına hayret ederek baktı. Uzay ise kıskanılmanın mutluluğu ile Maya'ya bakışlar atıyor içinden öpücükler gönderiyordu.

Maya tam söylenilenleri reddecekken Hoca susturdu ve sınıfa sordu. "Bu köle muhabbeti ne?"

En ön sırada olan ve hemen hocanın karşısında duran Yağız Efe hızla ayağıya fırladı. Heveslisi gibi yaptı açıklamayı.

"Kızlara voleybolda yenildik. İddiaya girmiştik yenilen köle olacaktı. Onlarda bugün köle olarak kendilerine bizi seçtiler. Mesela bu, bunu seçti. Şu da, şunu."

Tüm sınıfı gambazlar gibi eliyle eşleşmeleri anlattı. Duyduğunda ilk kaşları çatılan Hoca daha sonra kendini alamadan bir düşünceye takılmıştı. Yağız Efe konuşmasını bitirince merak ettiği konudan çekinerek ona yaklaştı.

"Seni kim seçti Yağız?"

"İnanır mısınız Hocam? Bende kim seçecek diye çok merak ettim. Çikileyta var ya Karam o seçti beni."

"Ne istedi peki senden?"

Sınıfı unutmuşçasına aralarında muhabbet eden Hoca ile Yağız'ın arasına en arka sıradan Karam cevap verdi.

"Gün boyu benden uzak durmasını."

Hoca bunu çok mantıklı ve zeki bir hareket olarak görmüştü ve kız öğrencisine gururla baktı. Onunda öyle bir şansı olsun isterdi. Dikkatini aşık bakışlar fırlatan Uzay çekti.

"Şunun bakışlarına bak resmen Kurbağa Prens."

Bölüm sonu

2 yorum