İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 4 · 16 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 4

Burası Yefe Malı Bülteni ve Ufo'nun Kuzucuk Masalları

Yefe Malı Bülteni ve Ufo'nun Kuzucu Masalları

Yeni günün eforu sabah gözünü açınca harcanmaya başlıyordu. Günlük rutinin içinde iz sürerek okul için hazırlandılar ve yola çıktılar. Arabanın içindeki sesler dinçliğin ve herkesin enerjik olduğunu kanıtıydı. Güneş dikkatle yola baksada arkada birbirleri ile didişen Yağız Efe ve Ufuk'a laf vurmadan durmadı.

"Arkadakiler size bir şey sormak istiyorum. Okulunuza sürekli gelen taşıtlar var mı? Öğrenci getirip götüren. Arkasında okul taşıtı yazan?"

Yoklayarak onlara soru sorma ile çağrışımda bulunmak istemişti. Yağız Efe'nin düşünürken büyük çaba sarf ettiği dışarıdan gözlemleniyordu. Eli çenesinde hımlayarak kendi içinde beyin fırtınası gerçekleştiriyordu.

Ufuk neyden bahsettiğini anladı fakat ne için böyle bir soru sordu anlayamadı.

"Okul servislerini mi diyorsun Guneş Apla?"

Onun bulması ile fırtınayı sonlandıran Yağız Efe kendinden önce cevap vermesi nedeni ile arkadaşına kinle bakıyordu. Hemencecik bulması onu şaşırtmıştı da. Güneş ima ile cevap verdi.

"Evet onları diyorum. Acaba sizde mi servis tutsanız?"

Bu konu Ufuk’un dikkatini çekmedi omzunu silkip "Sen her gün götürüyorsun ya. Ne gerek var..." dediğinde Yağız Efe onun gibi yumuşak veya umursamaz davranmadı. Sinsice ön koltukların arasından Güneş'e uzanıp onu abartarak taklit etti. Sesini alabildiğine inceltip kırıtırcasına hareketlerle vücudunu sallayarak konuştu.

"Yiğitciğim, arabam bozuldu. Allah kahretsin ben şimdi nasıl yaptıracağım. Yiğitciğim, sanayiye nasıl gidilir ki!? Yiğitciğim arabamı yatırdığın için çok teşekkür ederim. Yiğitciğim sağol. Ya Yiğit!"

Güneş bunları duyunca sinirle aniden arabayı durdurup arkasına döndü. Tabii Yağız Efe korku ile hemen koltuğuna sinmişti. Güneş dışarıdan nasıl gözüktüğünü bilmesede Yiğit’i kullanmıyordu, onun arkadaşıydı. Yağız Efe’nin bu iması onun öfkelenmesine yetmişti.

"Ben öyle mi yapıyorum Yağız Efe!?"

Yağız Efe ondan korktuğu için sinmek istemiyordu. Kendini haklı çıkarmak için korkarak konuştu.

"Sen hep işin düşünce abime söylemiyor musun? Zavallı sana aşık diye her dediğini yapıyor. Sende beni okula götürsen ÖLÜR MÜSÜN!"

Yağız Efe yine her zamanki gibi kendini kontrol edememişti. Son cümlesinden onun yüzüne bağırması olayı iyice kötüye götürmüştü. Onları karşılıksız her gün okula götürüp getiren kıza böyle kaba davranmamalıydı. Hele hemen öfkelenen bir kıza asal kaba davranmamalıydı.

Güneş'in bakışları büyük bir sabitlik taşımaya başladığında Ufuk yavaşça arkadaşına yaklaştı. Onun için ümitsizdi, kulağına hüzün içinde fısıldadı.

"Sen artık bir ölüsün Yefe..."

Uzay uzun sessizliğini ve donukluğunu bozdu. Okul için alıştırma yapıyor havalı bir çocuk gibi hiçbir şeyi umursamadan yaşam belirtisiz duruyordu. Ama bu olay için sessiz kalamadı. Bed Boyluğu bir süre erteledi ve arkaya dönüp arkadaşına veda etti.

"Seni severdim. Ölümün bir yas olacak. Az şerefsiz değildin be Yefe! Özlemeyeceğiz seni."

Güneş derin derin nefes aldı, sakin davranmaya çalıştı. Kaş işareti ile aracın kapısını işaret etti "İn aşağıya." Yağız Efe ucuz kurtulacağını anlayıp bu komutu beklermiş gibi hemen harekete geçti. Zaten o bakışlara okula kadar maruz kalsa gençliği yaslar içinde geçerdi, kendide kaçmayı düşünmüştü.

Kapıyı ardından nazikçe kapattıktan sonra sürücü camının yanına gitti.

Güneş camı indirdiğinde ortamı yumuşatmak isteyen sırıtmaları başlamıştı. Gönlünü almaya çalıştı.

"Canım Güneş Ablam. Okulda görüşürüz, ben arkanızdan koşarım. Bu arada Vira(araba)'ya bir şey olursa abime söyle İT GİBİ YAPMAK ZORUNDA! Ben koşmaya başlayayım, siz geçersiniz zaten. Hadi eyvallah!"

Hızla koşmaya başladı diğerleri ise arkasından gülmeye. Her yola hızlı koşan, geç durulan önünü görmesede firene basmayan bir çocuk olmak onun hayatını eğlenceli yapıyordu. Bu huyunda vazgeçmiyordu çünkü hayatın eğlencesi buydu. Bilmediği sulara öngörmeden atlamak.

.....

Spor salonunun yan tarafındaki giyinme salonundaydılar. Ufuk dolabından getirdiklerini, Yağız Efe'de çantasından çıkardıklarını soyunma kabini perdesinin altından uzattı.

Uzay kararlı bakışları ile ona uzatılanları aldı ve giyinmeye koyuldu. Heyecenalıydı ve sabırsızdı.

Kabin önünde beden dersi için spor kıyafetlerini giymiş olarak bekleyen Yağız Efe beklemekten usanmıştı.

"Uzi! Giyinmedin mi? Derse geç kalacağız. Niye evinde giyinmedin ki?"

Ufuk yaslandığı duvardan uzaklaşıp arkadaşı yerine cevap verdi. "Guneş apla görmesin diye geri zekalı! Harbi Uzi acele et, bedenci ceza olarak sahada tur attırır.Valla ben üşengeç insanım yapamam. "

İçeriden ses geldi. Cılız ve ürkek bir ses. "Bu nasıl bir üst!? Memem gözüküyor. Utanıyorum."

Yağız Efe bilmiş bir tavırla onu dışarı çıkarmak için ikna etmek istedi. "Meme iyidir, iyi. Çık bakalım."

Yavaşça perde açıldı. Alttan fon müziği olarak Kötü Çocuk Film müziği eşlik etsin istedikleri duruma Pepee-Çok Üzülüyor çalmak zorunda kaldı.

Geniş yakalı kolsuz atlet ve alabildiğine dar hatlarını belli eden siyah kot pantolon giymişti. Termometreden ve mevsimden habersiz giydiği postallarda cabasıydı.

Elleri ile göğüslerini kamufle eden Uzay kuşkuyla donup kalmış arkadaşlarına baktı.

"Bunların giymem gerektiğine emin misiniz?"

Ufuk dudağını sarkıtıp "Ne bileyim Uzi? Ben küçük kız kardeşiyle takım olsun diye unicornlu pijama giyen ponçik bir insanım. Nereden bileyim Bed Boy nasıl giyinir? Yefe lise sonları röntle-" sözü kesildi.

Yağız Efe güvenilmemek ve duyduğu sözler ağır gelmişçesine yüzündeki dertle işaret parmağını arkadaşının dudağına kapattı. Düzeltti...

"Lise son değil. Lisezonbiler!"

Kafasını koridorun baş tarafına (ki biz oluyoruz bu) çevirdi. Ve yüksek mertebeli bilgilerini bize bahşetti.

Karşısınızda Yefe Malı bülteni!

Lisezonbiler...

Onlar bir efsane... Onlar bir gizem...

Okulun en üst katında yaşamlarını sürdürürler. Bu yaşamlarının yani lise yaşamlarının sonundalardır.

Sonrası cennet. Yani mezuniyet...

O katın kanunları sert ve soğuktur.

Tek bir ses ölümünüze neden olabilir. Koridorda yapacağınız ses ile sınıflarından başını çıkaran Lisezonbiler üzerine çullanıp etini koparmaya çalışabilir.

Yefe Malı bültenine küçük bir alt yazı çeker gibi ara verip tecrübelerini aktarır. (Lise son ablaları çok pis çimdikliyor.)

Kavanoz dibi gibi gözüken gözlükleri aslında hep daha fazlasıdır. Onlar son teknoloji donanıma sahip Test Çözerler'dir.

Tek besin kaynakları sürekli yanlarında taşıdıkları soru bankalarıdır. Onlarsız yürüyemez, nefes alamazlar.

Kantin...

İşte orası sınırdır. Dikkatli olmanız gerekir.

Eğer onlara sıra vermemek gibi hata yaparsanız orayı terk etmek için sadece üç saniyeniz vardır.

En haz etmedikleri yeni liseliler olan bizdir. Lisezonbiler ve yeni liseliler genelde kantinde harp yaşarlar. Dört yıl içinde tecrübe edindikleri besinleri bizimde öğrenmemizi engellemeye çalışırlar.

Eğer savaş başladıysa yapabileceğini çok az şey var.

Onlardan kurtulmak için tek bir şansınız olabilir.

Suratlarına soru bankası fırlatıp, avazınız çıktığı kadar "Soruyu yanlış çözmüşsün!" diye bağırın.Lisezonbilerin ahiretteki sınavı birinci sıraya aldıkları listede, üniversitesi sınavı ikinci sıradadır. Birde hepsini tek sıra yapmak isteyen çakal Lisezonbiler var. Eskiden dilinde olan küfür sınav nedeni ile zikre dönüşür ki bunlar işlerinin Allah'a kaldıklarına çok iyi biliyorlar.

Gelelim...

Lisezonbilerin havalı çocuklarına... Onlar sürü halinde takılır ve asla yanlız gezmezler.Sürüden ayrılanı diğer sürüdekiler döverde ondan.

Okul zerre umurlarında değildir fakat kızların onları gözlemlemesi

baya umurlarındadır.

Fakat öyle davranmazlar, cool list

birdeki söz ‘umrumda değil' dir.

Siyah ve dar giyinirler, her an soyunmaya meyillidirler.Kızlar ile ayıp imada konuşma dilleri ile iletişim sağlayabilirler.

Gözleri popi kızlardadır gel gör ki masum girl'ler onlara aşık olacağını düşünür.

Sigara içer, kaba davranırlar...

Lisezonbilerin diğer türlerinden daha acımasızlardır biz yeni liselilere.

Hep ezikleme peşindeler.

Pis kıskançlar!

Ufuk dürtüp hülyalarından arkadaşını çıkardı. Kıyafetler içinde solucan gibi gözüken arkadaşı Uzay konusunda tereddütteydi.

"Emin misin, Yefe?"

"Tabiki de güvenin bana ya. Hadi geç kalmayalım."

İkisinide çekiştirerek spor salonuna doğru yöneldi. Uzay her ne kadar kendini çıplak gibi hissetsede içine rüzgârlar alan beyaz atletli dayılar gibi olmaktan kurtaran siyahlara güveniyordu. Zorla gezdiği pantolonu ve şimdiden terleten postalları ile kendini Bed Boy hissediyordu.

Taktik verme sırası Ufuk'taydı. O da okudukları ile edindiği bilgiyi paylaşmaya başladı. Gözlerini koridorun baş tarafına(yine bize) çevirdi.

Ufo’nun Kuzucuk Masalları sizinle!

Sallanan sandalyesinde gözünde yuvarlak camlı gözlükler ile hikaye anlatan yaşlı dedeye dönüşmüştü.

"Şimdi kuzucuklarım. Bizim masum kızımız ile bed olan boy'umuz her daim karşılaşır. Gel gör ki bu hep tesadüftür. Kaderin cilvesi diyelim... Lakin kaderde olan cilve bizim bed olan boy'umuzda yoktur. Kızı ne zaman görse ondan uzak durmasını söyler. Soğuk tavırları nasıl olursa gelecek için onları ısıtır. Allah'ın takdiri herhalde."

Ufuk arkadaşının içine sokmak istediği tüm çirkinliği ilk olarak kendinde yaşayarak ona anlattı. Yüzünü buruşturup kin ile arkadaşına ne yapacağını söyledi.

"Alabildiğine gider yap kıza anladın mı Uzi? Anlaştık mı? Kov, çirkinleş yani alabildiğine pisleş! Valla Bed Boy kitap tarifinde bu vardı. Güven bana."

Uzay sevinç içinde kollarını havaya kaldırıp "Yes sure!" diye bağırdı. Planları vardı ve şimdi hayata geçiriyorlardı.

Taktik belli pratik yoldaydı. Spor salonun girer girmez istediği gibi ilgi çekti. Bu giyim fark ve olay yaratmıştı. Tabii havalı değilde ahmak ve komik olarak yoğun ilgideydi. Gülmek ve eğlenmek için malzeme arayan çocuklar için hazırda yemek gibi gelmişti.

Yılan Yalın elindeki basketbol topunu bir kenara fırlatıp dalga geçme konusunda ilk yorum bırakan olmak istedi, koşarak onların yanına gitti.

"Hayırdır Uzi bu botlar ne yaz günü!? Ayak kokuna aroma falan mı ekliyorsun?"

Herkes gülerek öbeklenmeye, etraflarında toplanmaya başladı. Makarayı kimse kaçırmak istemezdi, Karam bile. Öyleki onun da bu stile söyleyecekleri vardı.

"Küçülen pantolonlarımı sevabına veririm. Galiba giydiğin kadın kotu da."

Uzay ona bu fikri veren Ufuk ve Yağız Efe’de diğerleri kadar ona gülselerde rolünden çıkmadı. Zira içlerinde üzerine gülmek için bile olsa ona gelen Maya vardı. Dikkatini çekmek istemişti ve başarmıştı.

Taktiğin işe yaradığını görünce dayanamayıp son gaz ilerledi. Maya tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki Uzay öne çıkıp "Kapa çeneni!" deyiverdi. Herkes bir kaç saniye beyindeki idrak kanallarında sandal ile boş boş gezindi. Kimse bir şey anlayamadı. Şoku üzerinden atan Maya herkesin önünde rencide olmayı kaldıramadı. Yakınına gidip Uzay'a gücü kadar narin bir tokat attı. Dün peşinde koşuyordu bugünde kaba davranıyordu, onu anlamak güçtü.

Herkes bir diğer dalga şokuyla sarıldılar. Kendilerine gelemeden, Maya geriye savurduğu saçı ile oradan uzaklaştı ve arkadaşlarıda onun peşinden gitti.

Toplanan kalabalık yavaşça dağıldı. Üçlü ise birbirlerine karşı hayretle bakıyorlardı. Öyleki ağzı açık kalan Uzay elini yanağına dokundurmaktan çekiniyordu.

Hepsi birbirlerine bakıp durgunluklarını aynı anda sevinç nidalarına bıraktılar. Uzay neşe ile yaşananlardan çıkardığı sonucu arkadaşlarına belirtiyordu.

"Bana dokundu, bana dokundu!"

O kadar film izlemişlerdi hepsinde kız oğlana ilk bölümlerde tokat atıyor sonra aşık oluyordu. Ee boşuna dememişler en büyük aşklar nefretle başlarmış.

.....

"Sizin ben verdiğiniz akla! Ben niye dediğinizi yaptım ki!? Atalarım demişti klavuzu karga olanın yolu bok yolu diye!"

Uzay arkadaşlarını spor salonun kenarına çekmiş, elinde ayakları terlediği için çıkardığı postalları ile azarlıyordu. Bugün köle olma günüydü ve Bad Boy olmak için yanlış bir gündü.

Maya'yı boşu boşuna sinirlendiren Uzay ona intikamı sıcak yedirtecekti. Girilen iddiada herkese kendine köle olarak Uzay'ı seçeceğini söylüyordu. O da öfkesini arkadaşlarından çıkartıyordu.

Ufuk suçu kendi üzerine almadı. "Valla yazarın hatası. Orda Bad Boy kıza ağzına gelini diyordu ve kız ona aşık oluyordu. Suç bende değil kesinlikle yazarda."

Yağız Efe ise düşenceliydi, nerede yanlış yaptık diye değil tabii. O bir sorun üzerinde iki saniye dert çekebilirdi, tabiatı buydu...

"Beni kim seçecek acaba? Şu yakışıklılığım kefaret olur ve azad edilirim bence. Baksana hanginizde var böyle bir tip."

Konuya farklı noktaya çekerek arkadaşlarını yeni bir konu üzerine yoğunlaştırdı. Hepsi bir bir kızlara bakıp yorum yapmaya başladılar, kim kimi seçer diye.

Uzay hemen ilk tahmin edileni söyleyip aradan çıkardı. "Safiye, Camış'ı seçer kesin. Cilveleşip dururlar gün boyu."

Ufuk ise arkadaşı üzerinden olasılık yürütüyordu. "Şimdi kardi Maya seçmez seni. Çünkü onun Uzi'yi seçmesine kesin gözüyle bakıyorum. Kızlarla konuşurken duydum onu rezil kepaze edip arkasından teneke çaldırmayı düşünüyormuş.” Bu kadar coşku ve hararetle duyduğu intikamı anlattıktan hemen sonra kayıtsız bir şekilde davrandı. “Bu önemli bir konu değil onu geçelim. Kankiloştoşkom beni seçer sonuçta o kadar hukukumuz var, başkasını elini bırakmaz."

Uzay rezil olacağını önemsemeyen arkadaşına kısık gözlerle bakarken içine kuşku düşürmek istedi.

"Bence tam tersi kız senden kurtulmak ve bir gün boyunca yüzünü görmemek için başka birini seçer. Ben olsam öyle yaparım."

Ufuk arkadaşının tamda istediğine gelip endişelendi fakat bunu kabullenemeyip sinirle laf yetiştirdi.

"Sen şerefsizsin de ondan. Benim kankiloştoşkom senin gibi değil. Beni seçer."

Yağız Efe'nin düşenceli sesi böldü onları "Beni kim seçecek acaba?".

Takılı bir plak gibi aklı orada kalmıştı.

Uzay ve Ufuk hem fikir olarak ona açıklama yaptılar. Uzay, tüm kızlara sabahtan akşama kadar uyuzluk yaptığını iyi bildiği Yağız Efe hakkında net konuşamıyordu.

"Hepsi olabilir. Bugünü kimse kaçırmak istemez bence. Hepsi senden intikam almak isteyebilir."

Ufuk ise olasılığı daraltıp en sonki vakalarından yola çıkarak bir tahminde bulundu.

"En son sınıf penceresinden aşağı tükürdüğünde, bomban Karam'a düşmüştü. Bence o seçer."

Yağız Efe oldukça sakin bir şekilde arkadaşlarına baktı. Kafasını kurcalayan şey onu seçip eziyet etmek isteyecek kişi değildi aslında. O olaya farklı bir yönden bakıyordu.

"Peki ya kim gün boyu beni başına bela alır ki?!" İki arkadaşıda birden cevap verdi. "Hiçbiri."

.....

İddiaya girenler toplanıp hoca gelmeden gün içindeki kölelerin seçimini yapmak istediler. Kızlar manavdaki meyve gibi karşılarına erkekleri dizmiş seçim konusunda karar veriyorlardı.

Maya ise gözlerini kinle Uzay'a dikmiş onu seçtiğini açıklamak için bekliyordu. Aslı gruptan ilgisi yokmuş gibi sadece duruyordu. Aslında böyle şeyler hiç ona göre değildi ama itiraf etmek istemediği bir gerçek vardıki o da ilk kez sosyal olmaya başlamasıydı.

Annesinin her zaman tembih ettiği gibi arkadaş edinmeye çalışıyor bu yüzdende uyumadığı zamanlar pek birşeyleri reddetmiyordu.

Karam bir akbaba gibi erkeklerin etrafında dolanıp duran kızlardan sıkıldı.

"Yeter artık. Olmadı bir de dişlerine bakın, tamsa kurbanda kesersiniz."

Herkes son kararı üzerinde durup çekildiler. Karam'ın can sıkıcı laf sokmalarından nasiplerini almak istemiyorlardı.

Aslı ondan beklenmeyeni yaptı ve sessiz sedasız imajına ters düşerek "İlk ben seçebilir miyim?" diye sordu.

Kimseden itiraz gelmedi fakat şaşırmışlardı. Ufuk heyecan içinde parmakları ile kendini gösterip yerini belli ederek onu seçmesi konusunda ısrarcı tavırlar sergiliyordu.

Aslı bakışlarını ondan çekip sonrakine sabitledi. Kaderine küsmüş fakat Bed Boylukta ısrarcı olarak havalı durmaya çalışan Uzay'da durdu gözleri.

"Uzay'ı seçiyorum."

Herkes ona döndü. Şaşılacak bir durum muydu, o da belli değildi ama herkes Ufuk'u seçer diye düşünmüştü. Sonuçta sürekli yan yanaydılar. Ayrıca Maya bu seçimi yapacağını söylemişti.

Maya bunu beklemediğini "Ne!" diyerek bir nida savurup belli etti. Bu durumda sırtından vurulmuş gibi hisseden bir adet Ufuk'ta vardı. Dizlerinin üzerine çöktü, göğsüne vura vura ağıtlar yakmaya başlayacakken Yağız Efe onu kolundan tutup kaldırdı.

"Why? Neden yani?"

Aslı omzunu silkip cevap vermedi. Ama bundan tatmin olmayan Maya "Onu ben seçecektim. Bana günlerce yaptığı asılmaların intikamını alacağım. Başka birini seç."

Uzay rolünden çıkıp ellerini yanaklarına koyarak hayret ve mutlulukla baktı. "Resmen şu an kızlar benim için kavga ediyor. Paylaşılamayan oldum." Daha sonra buna vesile olanın Bed Boyluğu sanıp aklına gelip hevesle rolüne devam etti.

Ufuk konuya el atmayı kendine vazife bilip ortalarına geçti. Herkesi süzen kısa bir bakış attıktan sonra kankiloştoşkosuna döndü.

"Şu an kankiloştoşkom uyuduğunu ve rüyada olduğunu düşünüyordur. Arada gerçek hayattan kopuyor da

siz kusuruna bakmayın. Ho! Kankiloştoşko! Beni seçeceksin, ben!"

Açıklama sonrası bir sarhoşa sağır muamelesi yapar gibi Aslı'ya odaklandı. Kollarından tutup ileri geri salladı, güya onu uyandırıyordu.

Aslı daha fazla dayanamayıp yine kendine has tepkisi gibi başındaki arıyı kovar gibi kollarını amaçsızca etrafında salladı. Ufuk kendini geriye çekip ondan gelecek olağan bir darbeden kendini sakındı.

"Ya bi sal beni!"

Aslı serzenişte bulunduktan sonra sinir içinde kararında diretti.

"Ben Uzay'ı seçiyorum işte. O benim kölem olsun."

Uyuyan güzelin gecikmiş prense tribi gibi de arkasını dönüp kollarını göğsünde bağladı. Bu ihanete daha fazla dayanamayan Ufuk sopa ucuna bohça bağlamış Keloğlan misali kendi için yeni, kılsız ve akılsız maceralara yelken açtı.

Kollarını iki yana açıp Karam'a doğru intihar için uçurumu seçip atladı. Tabii bu durumda atladığı deniz onu geri tükürükcesine Karam gelişine tokat atıp onun yönünü çevirdi. Onu seçmek istemiyordu.

Talihli olan talihsiz hemen onun yanındaki Maya olmuştu. Kollarını ona sıkıca sarıp ne kadar dirensede bırakmayarak yalvarmaya başladı.

Yağız Efe’yi kimse seçmez diye beklerken kimse onu kabul etmemişti.

Maya’nın başına kalmıştı.

"Beni başı boş. Yetim koma. Bana sahip çık kulun kölen olam ağam."

Kendi vakitleri gitmesin diye goy goyda araya girip kızlar kendileri için erkekleri köle seçtiler. Sona herkesin eziyet etmek uğrana olsada bulaşmak istemediği Yağız Efe kalmıştı.

Ondan beklenmeyecek bir şekilde usluca bekliyordu. Aslında sonuç apaçık ortadaydı seçim yapmamış Karam vardı ve seçilmemiş Yağız Efe.

"Hadi beni seç."

"Neyini seçeyim geri zekalı. Bir tek sen kaldın zaten."

Yağız Efe etrafına baktı ve kimsenin kalmadığını fark etti. Tabiki de bunu beklemiyordu en azından egosu bu durumu kaldıramayacak kadar hımbıl, balkon göbekli ve beyaz atletli bir dayıydı.

"Olsun yine de seç."

Karam gözlerini devirip ağzında kelimeleri geveleyerek "Bende Yağız'ı seçiyorum." dediğinde bu anı beklermişçesine yanardağı aktifleşti.

Yağız Efe öne çıkıp saçları arasından parmaklarını geçirdi, özgüveni masaldaki göğe uzanan fasulyenin tepesinde birden yükselmişti.

"Ah! Şu yakışıklılığım yok mu? Kızlar arı ben çiçek misali, çekiyorum üzerime. Ne yapmaya çalıştığınızı çok iyi anladım kızlar. Bende o mesele."

Ufuk yavaşça arkadaşına yaklaşıp dibine girerek "Kardi, seçebileceği kimse yoktu zaten." diye onu girdiği hülyadan uyandırmaya çabaladı. Destek olarakta diğer tarafına Uzay sokuldu, oda anlatmaya çalıştı.

"Bir sen birde arkandaki kolon vardı. Ne diye bu kadar havaya girdin? Kolona mı hava atıyorsun?"

"Siz bilmezsiniz... Beni seçmeyen tüm kızlar var ya. Aslına beni seçmemek için can çekiştiler. Ee kolay lokma taktiği. Lisezonbilerde hep bu yürüyor kardiler... Siz bilmezsiniz."

Ve kafasını koridorun baş tarafına(bize) çevirir. Evet hemde spor salonundayken çevirdi.

Elinde tebeşir kara tahta önünde şemasını hızla tamamladı Yağız Efe. Birbirine karşılıklı çizdiği, saçları dik çöp adam ve kıvırcık saçlı çöp kadının arasında bıraktığı boşluğa dikkat çekti.

Yefe Malı Bülteni iftiharla sunar.

"Bir Alicik ve Bir Ayşecik arasında oluşabilecek net bağ... Bir Alicik, Bir Ayşecik'e sevdiğini itiraf eder... Bir Ayşecik'te zaten seviyordur, kabul eder ve sevgili olurlar. İşte bu durum doğrusal bir bağ kurar onlara."

Çöp adam ve çöp kadının arasındaki boşluğa onları birleştirir gibi bir doğru parçası çizdi.

"Ama... Bir Ayşecik ve Bir Alicik arasında diğer bir türlü bağda olabilir. Şöyle ki Bir Ayşecik ve Bir Alicik birbirleri arasında oluşan bağ öncesi tüm duygular ile birbirlerine ulaşırlar. Nasıl mı? Birbirlerine kötü davranırlar. Bu onların dolanbaçlı gitmesidir."

Tahtadaki çöp kadın ve adamı bu sefer karışık dalgalar ile ardı ardına birleştirmeye başladı.

"Araya aşktan önce nefret, kin, düşmanlık, birbirlerine karşı uyuzluk. Sevmiyormuş gibi davranmak... Seviyormuş gibi davrandığını belli etmemek için bir-iki bakış cilvesi girer ararlarına. Kalbinden önce aklına girebilmek için yaptığı kötülükler... E ne oldu sonuç?"

Hem karmaşık bir şekilde birleştirdiği hemde tek bir çizgiyle bağladığı yeri gösterdi.

"Sonuç... Biri tek düze bir ilişki. Tırt yani, hiç aksiyon yok! İnsanın gururunu okşayan kör kütük aşk yok. Diğeri ise... Kördüğüm aşk. İhtiras, şehvet, öfke, acı, kan, göz yaşı. Yani bir Türk kızının dolu dizgin yaşamayı hayal ettiği aşk."

.....

Herkes hocanın gelmesi ile kızlar önde erkekler arkada boy sırası yaparak yüzlerini hocaya döndüler.

Uzay, boyda önüne düşen Maya'ya gecikmeksizin tıkır tıkır işleyen taktiğine devam etti. Sıkılmış gibi öflerken üfledi.

Tabii bu dikkat çekmeyince bu sefer de daha kuvvetli, yanaklarını şişirerek Maya'nın ensesine üfledi. Kız ona hızla dönünce iticiliğine devam etti.

"Yaklaşma bana! Sürekli ne diye dibimde bitiyorsun Maya!"

"Boy sırasındayız nereye gidebilirim!?"

"Cehennemin dibine git."

"Bak sen bugün bana atar yapıyorsun ama yarın yine yılışık yılışık gelirsin yanıma."

"İşim olmaz seninle."

"Bak sen... Niye sıra şu uyuyan güzelde mi? Niye seni seçti o?"

"Kıskandın mı yoksa beni?"

"Derdim oydu çünkü. Okulun ikinci haftasındayız sen beni tanımıyorsun. Ben sana bakmam bir kere."

"Ama ben okulun ikinci dakikasında sana baktım..."

"Ne oldu yine yılışmaya başladın!? Hayrola az önce atarlıydın."

"Yo. Ben okulun ikinci dakikasi sana baktım ve yerinde oluşturduğun boşluğu fark ettim. Sevabına varlığım ile dolduracaktım. Şimdi vaz geçtim."

"Bittin sen Uzay. Seni, senin silahın ile vuracağım. Ufo'yu gün boyu senin üzerine salacağım. Sen göreceksin. Yüz bulamadığın yüzü karalamak neymiş göstereceğim sana."

İkisi de uzun uzun birbirine baktı. Maya sinirden köpürsede bu restleşme Uzay'ın çok hoşuna gitti.

Tehdit bakışları son bulunca Maya hızla önüne döndü. Tüm bu konuşmaya şahit olan Aslı sessizce önüne döndüğünde gözlerini devirdi. Anlam veremiyordu fakat baş ucund antrikalı bir dizi çekiliyor gibiydi merak etmeden de duramıyordu.

...

Ufuk teneffüs olunca hızla emrinde olduğu Maya'nın yanına gitti. Gider gitmezde bilmiş bir eda ile bu ulu görev için hazır tavırlar sergiledi.

"Okuduğum bir kitapta kız bir gün boyunca oğlanın kölesi oluyordu. Oğlan ondan memeliğini(südyen) göstermesini istiyordu. Wattpad çok deli dünya bilmezsin sen. Bende bir tane bulup, giyindim. Göstereyim mi?"

Kaldırdığı tişörtü ile Maya'nın utanmasına sebep oldu. Ayrıca onun hakkında dahada geri zekalı olduğu sonucuna ulaşmasınıda sağladı.

Ufuk çok bilmişliğinin ve edepsiz konuşmasının cevabını Maya'dan sağlam bir tokatla aldı. Sağ yanağına yapışan el dengesini kaybetmesine sebep olmuştu.

Kendini toparlayıp ağlamaklı bir sesle ona döndü. "Ne vuruyorsun be! Wattpad kitapları öyleyse ben ne yapayım, bu da bi wattpad kitabı. Ben niye dayak yiyorum ki!?"

Maya onu savuşturmak için elini havada salladı. "Az iki dakika beynini kullan. İlk ve tek emrini sana veriyorum."

"Verdiğin emir, beynimi kullanmam mı yani!? Güzel olurdu, yani belki. Eğer beynim olsaydı. Üzgünüm, bana ulaşılamıyorum şu an?"

"Merak etme, imkansızı istemiyorum. Senden gün boyunca Uzay'a musallat olmanı istiyorum. Siz kendi aranızda ne diyordunuz? Hah, buldum!.. Dip Sürme Pislik!"

Ufuk gözlerinde bir müddet ben arkadaşıma ihanet etmem bakışları taşıdı. Daha sonraysa arkadaşlıklarındaki yegâne taşlardan biri olan şerefsizliği hatırladı.

"Emredersiniz, Hamur Mayası! O iş bende!

Bölüm sonu

8 yorum