Katil Bahçevan
Ufo
Bilgisayar ekranından odasına doğru fışkıran yeşil renkteki sistem sayıları tüm odasını kuşatmıştı. Kendisi ise derin bir meditasyon içinde gözlerini kapatmış aradığı bilgiyi bulmaya ve ekrana yansıtmaya odaklanmıştı.
Z kuşağı sosyal medya guru Ufuk bağdaş kurduğu bacaklarındaki karıncalanma ile nihayet beklediği anın geldiğini düşündü. Gözlerini açtığında kendini Nirvana'da bulacaktı.
Nirvana’nın en yüksek ruh durumuna erişme olduğundan pek bir bilgisi yoktu. Aslında Youtube’da izlediği video ve izlediği bilimkurgu fantastik filmlerine güveniyordu.
Nirvana'nın bir dağ olduğu düşüncesi sürekli aklına geldiğinde piknik yapma arzusunu bastırmaya çalışıyordu. Dekorasyonundan uzay temasını seçmiş olduğu odasının karanlığı beyaz ışığın çoğaldığı aydınlanma ile yok oldu.
Kapalı göz kapakları ardından ışığı hissedebiliyordu. Bunu başardığını düşünüp sevinçle gözlerini açtığında dibine sokulmuş arkadaşı ile karşılaştı. Korkudan irkilip geriye doğru düştüğünde bağdaş kurmuş bacakları havada bile şeklini bozmamıştı.
Uzay başında dikilirken sırıtarak sordu. “Ne yapıyorsun Ufo?”
Arkadaşına öfkeyle bakan Ufuk kendini yana çevirip bağdaşını bozarak bulunduğu konumdan ayrıldı. Ayağıya kalkıp sert tavrı ile karşısına dikilecekti ama uzun süredir öyle oturmaktan ayakları titriyordu.
Uzay onun titreyen ince bacaklarını işaret edip “Dedem de böyle yürüyordu.” diye alay etti. Daha sonrasında aklına gelen diğer bilgi gülmesini engelledi. “Sonra da öldü işte.”
Ufuk, yatağına gidip oturduktan sonra arkadaşına sinirle çıkıştı. “Sen ne diye geldin?”
Böyle bir karşılmayı hak etmeyen oğlan altta kalmayıp çemkirdi. “Sen utanmasan beni odamdan kovup yaşayacaksın. Her gün bizdesin. Gelmiş beni tersliyor.”
Ufuk çenesini tutup gezegen minyatürlerinin sarktığı tavana bakarak düşündü. Haklıydı, anne ve babası işleri nedeni ile zamanlarının çoğunu hastahanede geçiriyorlardı. Göz kulak olsunlar diyede hep onlara bırakıyordu.
“Haklısın. Hoş geldin Uzi.”
“Hoş buldum. Annem mantı yaptıda aradım telefonunu açmadın. Beni yolladı haber vereyim diye.”
Ufuk derin bir sessizliğin sonrasında bir çığlık tufanı ile odasından fırlayıp dışarı çıktı. Dış kapıya ulaştığında büyük tepkisi yavaşça azaldı. Geriye dönüp bıkkınlık ile kız kardeşine bağırdı. “Guncik!”
Onun hazırlanmasına daha doğrusu göç kadrosuna yardım etmeliydi. Bir çok oyuncağı ile birlikte gitmek isteyecek ve bunun yanı sıra yaklaşan bayram elbisesini de giymek isteyecekti. Bunu ikna etmek şu an işi olan annesine değil abisi olarak ona düşüyordu.
Alt dudağını sarkıtıp gerisin geri döndü. Uzay koridorun başında ona gülümserken Guncik’in odasının kapısı açıldı. Önden pembe tüllü eteklere sahip bayramlığını boynuna akısıyla geçirmiş kız kardeşi çıktı.
Sadece üstüne asmıştı, giyinmemişti. Bunun sebebi arkasından odadan çıkan Yağız Efe ile anlaşılabilir oldu.
Yağız Efe, içine oyuncakların hepsini tıktığı bir çarşafı bohça yapmış sırtında taşıyordu. Arkadaşlarının anlamsız bakışlarını bir an önce kesmek ve acele etmek için açıkladı.
“Mantıları biz gidince haşlayacakmış. Süreci hızlandırıyorum.”
Bu konuda hepsi ona katılıyordu. Uzay “Aslı’yı da davet ettim. Ama gelemezmiş, işi varmış.” diyerek ortamın heyecanını bozdu. Bunu kâr olarak düşünen Yağız Efe sevindi.
“Bu bana daha fazla mantı olacağı anlamına geliyor. Hiç üzülmedim.”
Ufuk “Ne işi varmış? Bana hiç demedi.” diyerek şaşkınlığını belirtti. Gelip yanından geçen Uzay “Sanki her yaptığını sana diyor.” diyerek laf attığında arkadaşı için kankiştoşko damarında kansızlık oluşturmaya başladı.
Ufuk bunu reddederek “Tabii ki anlatıyor. Bir her cuma, haftasonu planımızı ve dizi çizelgemizi birbirimize anlatırız.”
Uzay bu yaptığına pek itibar etmeden ona dönüp “O zaman şu an ne yapıyor?” diye sordu. Böyle sınavlardan, beş üzerinden on beşlik puanla geçmesi gerektiğini bilen Ufuk kendinden emin bir şekilde omuzlarını dikleştirdi.
“Şu an... Cips arası patlamış mısır ısırıp komedi filmi izlerken anırarak gülüyordur.”
Onun bu derece öz güvenli olması Uzay’ı yenilgiye uğratmaya yetmişti. Fakat bunu kolay kabul etmeyecek arkadaşı ispat istedi. “Kanıtla ve görüntülü ara.”
İşi hırsa dönüştüren Ufuk arka cebinde telefonu çıkardı. Yağız Efe yere çömelip onların bu meseleyi hızla sonlandırmasını dileyerek sırtındaki yükün ağırlığına katlanmak istedi.
Guncik o çömelince ulaşılabilir olan oyuncaklarına mutlu oldu. Onun arkasına geçip bohçasını karıştırmaya başladı. İçine gömülercesine istediği oyuncası almaya çalıştı.
Ufuk taviz vermediği duruşu ile kankiloştoşkosunun telefonu açmasını bekledi. Her çalışta Uzay’ın sırıtması genişliyordu. Sonunda arama reddildi.
Ufuk kalp kırıklığı ile dizlerinin üzerine düşüp sırtına saplanan gül hançerler ile birlikte yenilgi ilan edecekken telefonu çaldı.
Sesli arama ile ona geri dönen kankiloştoşkosu son anda gül hançerlere kalkan tutmuştu. Her ne kadar onu mahcup etmese de sinirlenmeyi hak ediyordu. Sesi hoparlöre aldı.
Ufuk “Niye açmadın az önce? Üstümde kefen vardı desen iyi olur?” diye çemkirdi. Karşı taraftan sinsi olduğu tüm tınısından belli olan bir gülümseme geldi.
“Selam yeni arkadaşım.” diyerek kim olduğunu belli eden Meriç ile hepsi dona kaldı. Yağız Efe şaşkınlıkla birden ayağa fırladı. Bohçasından oyuncağını almak için eğilmiş Guncik, baş aşağı içine girdi. Bacakları yukarıda sallanırken boşlukta yaşadığı korku istediği oyuncağı bulması ile yok oldu.
Yağız Efe sırtındakilerin daha fazla ağırlaştığını fark etse de şu an odaklandığı konu çok farklıydı. Telefona yaklaşıp bağırdı. “Eşek oğlu eşek!”
Guncik gülerek tekrarladı. “Esik oglu esik!” Sesinin değişik bir eko ile geldiğini duyan Yağız Efe omzunun üzerinden geriye baktı ama bir şey göremedi. Kimseler yoktu.
Tekrar konuya döndü. “Sen yemek mi ısmarlıyorsun kayınçoma? Bana ısmarlayacaktın!”
Onu geriye itip konuşmasını kesen Uzay her zamanki katı tavrı ile “Aslı nerede? Sen niye telefonu açtın?” diye sordu.
Meriç’in keyfinin yerinde olduğu sesine yansıyor gibiydi. “Ufaklık benimle, şimdi meşgul.”
Fesatlıkta master yapan Ufuk, çığlık atar gibi haykırdı. “Sakın bana duşta deme!”
“Ne! Saçma sapan konuşma!” onun sözlerine kızan Meriç aklının böyle şeylere çalışmasına sinirlendi. Öte yandan Aslı ile olan arkadaşlıklarının bu derece kuvvetli olmasının aslında aynı sistemle çalışan bir beyin olduğunu anladı.
Yağız Efe, bölmek istemeyerek araya girdi. “Sayın eşek oğlu eşek. Kayınçom yemek yemiyorsa tam olarak senin yanında ne halt yiyor acaba?”
Meriç ağzında bir kaç lafı geveledikten sonra uygun bir yalan bulamadığı için kendine sinirlendi. Bu sinir onlarada yansıdı.
“Size hesap mı verecek?”
Uzay daha fazla kendini tutamadı, arkadaşını elindeki telefonu kapıp tüm hıncını çıkardı. “Bana bak! Sen çok oluyorsun. O bizim arkadaşımız tamam mı? Senin değil. Onunla samimi olmuş gibi davranmayı kes. Sana güvenmiyoruz. Şimdi neredesiniz söyle.”
Meriç ciğerindeki nefesi sertçe telefona boşalttıktan sonra kapattı.
Arkadaşları ile arasında girip onları dışta bırakmıştı. Bu oğlanların sinirlenmesini ve öfkeyle birbirlerine bakmalarına sebep oldu.
Uzay yemin içerek “Onun canını okuyacağım.” dediğinde onunla aynı intikamda yer alan Ufuk “Bende arkasında üç gulhu bir elham okuyacağım.” dedi.
Yağız Efe, sırtında kıpırdanan bohçasını kontrol altında tutmaya çalışarak sırıttı. “Bende gibip mantı tabağını bitirdikten sonra kalan dibini yalayacağım.”
Bu noktadaki umursamazlığını belli etti. Arkasına dönüp Guncik'i aldıktan sonra gönlünden geçen, aklından çıkmayan ve midesinin arzuladığı mantılara gidecekti. Etrafına bakındı ama küçük kızı göremedi.
“Guncik?” diye seslendi. “Yefe ben buyayım. Yefe yayaklarım uçuyoy.” Küçük kızın boğuk sesi yine de şirin konuşmasını kamufle etmemişti.
Onu fark eden abisi olduğu yerden çıkardı. Baş aşağı durmaktan saçları dikleşmiş havada sallanıyordu. Ayaklarının üzerine bırakıldığında biraz sendeleyip dengesini buldu.
Elektiriklenmiş havada uçan saçlarına bakmak için kafasını kaldırdı. Kendi saçını göremeyeceğini fark ettiğinde etrafındaki abilerinin bakışlarını fark etti.
Uzay ve Ufuk aynı sert ifade ile birbirlerine bakıp diğerinin öfkesini kışkırtan ve onaylar gibi başını sallıyordu.
Yağız Efe kaşlarını kaldırarak onlara bakıp daha sonrasında omuzlarını silkti. İkisi her ne düşünüyorsa onlarla aynı fikirde değildi dahası ne düşündüklerini bile anlamadı.
Aklı hala daha mantıda kalmıştı. “Sizi mantığa davet ederken Guncik ile biz mantı davetine icabet etmek üzere gidiyoruz.”
Küçük kızın elinden tutup diğerlerinin yanından geçerek gitti. Diğerleride onları mecbur kalarak takip ettiler ama akılları hâlâ daha işi var diye onlara yalan söyleyip Meriç ile birlikte olan Aslı'da kalmıştı.