İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 41 · 10 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 41

Kriminal

Meriç, bahçenin içinde arkadaşları ile konuşurken bahçeye geleni görünce çaktırmadan onlardan ayırdı. Yavaş ve sarsak adımlar ile kimsenin gözüne çarpmadan çimenlere oturan Aslı'nın yanına çömeldi.

"N'aber Aslı?"

Aslı yavaşça ona döndü gülümseyerek başıyla selam verdi. Sevimliliğinden beklenmeyecek bir şekilde onu öfkeyle itekledi. Gözlerini hafif kısmış sinirle bakıyordu. "Benimle konuşma."

Meriç hafif gerileyip ona sorguyla baktı. En son hatırladığı ve anladığı kadarıyla arkadaş olmuşlardı. Aslı'nın sağı solu belli olmuyordu, fikrini değiştirmiş olabilirdi. "Arkadaş olmadık mı biz?" diye sordu.

Aslı gülümsedi onu kendine taraf çekti. "Okul dışında dedin ya bende ondan diyorum." Bunu duymak Meriç'in içini rahatlatmıştı. Derin bir nefes alıp yerine sabitlendi, ayaklarını uzattı.

"Senin için geçerli değil o diğerleri içindi." diyerek etrafı süzdüğünde Aslı dudağını sarkıttı. Diğerlerine böyle davranmasını sevmiyordu. "Küstüm seninle. ." diyerek ağlandı. Asosyal zamanlarını geride bırakmıştı. Tüm bunlar o üç oğlan sayesindeydi.

Meriç bıkkınlıkla ona döndü. Onun gibi tatlı tavırları sergileyemeyecek olsa da kopyalama yaptı. Her şeye bir isim takıyorlardı, oda bu günün önemini vurgulamak için bir şeyler uydurdu. "İlk arkadaşlık günümüzde küstün mü?"

Aslı yüzünü buruşturup "O ne saçma gün; ilk arkadaşlık günü." dediğinde onu utandırmıştı. İnsanları üstüne güldürmek istemeyen ve her zaman bunlara dikkat etmiş Meriç kıprandı. "Ne bileyim sen böyle tatlı şeyleri seversin, kanarsın diye."

Aslı, yaşlı bilge balıkçı edalarında uzaklara bakarken elini onun omzuna babacan bir tavırla koydu. "Unıcorn kovalıyoruz diye, bizi at aşığı sanmayın. Ayrıca her unicorna inanan kişilere salak muamelesi yapmaktan vazgeçin."

Konuşmasının sonunu sitemle bitirdiğinde bahçede biri ona seslendi. Gelen sesin yerini kesitirip oraya döndüğünde kantine gidecek olan Uzay'ı gördü.

"Aa Uzay gelmiş, ben gidiyorum." diyerek aceleyle ayakladı. Onun hızını izlemekle kalan Meriç'e dönüp küçük bir tekme attı. " Seninle küsüm bunu unutma. Seni pis unıcornizm düşmanı, atçıl herif."

Meriç'in ağzı açıkta kaldı. Onun el -daha doğrusu ayak- şakasına mı tepki versin yoksa söylediklerini anlamaya mı çalışsın bilmiyordu. Kendini geriye bırakıp çimenlere uzandı, söylendi. "Aramızda sadece dört-beş yaş var ben nasıl jenerik sorununa maruz kalıyorum. Neden bu kızla muhabbet ederken hiçbir şey anlamıyorum."

Uzay'ın yanına gittiğinden onunla kol kola girip birlikte kantine doğru yürüdüler. Aslı için her ders arası yemek molası gibiydi. Kilosu yerine, yeme yememeyi dert ediniyordu. Ya yemek yiyemezse! Bu onun kabusuydu.

Aslı kafasına yana çevirip Uzay'ın yüzüne baktı. Etrafa kaşlarını çatarak bakmıyordu, sakindi. "Bugün daha iyisin."

Onun yaptığı tespiti doğrulayan Uzay başını salladı. "Evet ablamı özledim o yüzden hırçın olmak yerine hüzünlüyüm. Ayrıca telefonlarımı da açmadığı için daha fazla üzgünüm."

Aslı düşüncelere dalarak sessizleşti. O yiyecek bir şeyler alırken bir masaya geçip onu bekledi. Uzay tüm duygularını sıraya sokmuş gibiydi. Hepsini yaşıyordu, hemde hiç çekinmeden. O öfkeliyken kimse ona kızmamıştı, hem Uzay'da sakin olması gerektiğini hiç düşünmemişti.

Elinde meyve suyu ve bisküvilerler gelen Uzay, masaya oturduğunda düşünceleri arasındaki bir meseleyi ona sordu. "Uzi, bende senin gibi sinirlenip hırçın olsam olur mu?"

Uzay pipetini kutu meyve suyuna sokarken ona göz ucuyla baktı. Onu kısa bir değerlendirmeye aldı. "Neden olmasın?! Sende Angry Panda olabilirsin."

"Ama kimse bana kızmaz mı?"

Uzay bunu düşündü. Annesi ve abisi kızabilirdi, belki de pek bahsetmediği babasıda öfkelenirdi. Ama eğer içinden böyle davranmak geliyorsa bunu yapmalıydı. "Herkes sana kızar ama bunun ne önemi var?"

Aslı şaşkınlıkla dolu itirazını gecikmeksizin arkadaşına "Nasıl ne önemi var!? Annem ya da abim bana kızarsa ben hemen ağlarım ki..."

Bunun ne kadar doğru olduğunu çok iyi bilen Uzay kafasını salladı. Anne babası ona kızdığında bunun haksızlık olduğunu düşünüyordu. Omuzlarını silktikten sonra sandalyesine yaslandı. "Bence üzülmek kadar sinirlenmekte bir duygu. Nasıl ki ağlarken; ağla ağla açılırsın diyorlar sinirlenince de; kır dök rahatlarsın denmeli."

Aslı bunun doğru olması için dua etti. Bu basit açıklamanın doğru olmasını çok istiyordu. Doğrular sonuna kadar savunulabilen en güçlü duygulardı. Böylece onları sonsuza kadar savunabilirdi. Daha sonra arkadaşına merakla döndü. "Senin kırıp dökme zamanın geçti ya şimdi ağlayacak mısın?"

Uzay bunun söylemesiyle tekrar ağlamaklı oldu. Kısa bir sürede kendini toplayıp dik durmaya gayret etti. "Hayır, evde ağladım da geldim."

Aslı sinsi sinsi gülüp ona yaklaştı. "Ağlamak istersen bana söyle." onun şüpheli tavrını merak eden arkadaşı tahminde bulundu. "Teselli mi edeceksin yoksa benimle ağlayacak mısın?"

Aslı kaşını gözünü oynatıp imalar ile "Maya'yı çağıracağım belki yine saçlarınla oynamasını istersin."

Uzay kendiyle alay edildiğinin farkına vardı, dilini çıkardı. Onunla bu konuyu konuşup dertleşebileceğinden emin değildi. Bunu anlamak için üstü kapalı konuştu. Eğer dalga geçmeye devam ederse konuyu hızla kapatacaktı. "Belki isterim ama istemem."

Cümleyi anlamakta güçlük çeken Aslı, sorunun kendiden olduğunu düşündüğü için hasar tespitini de sesli bir şekilde not aldı. "Benim beynim yandı. Bak buralar buram buram eror kokuyor."

Uzay bu konuyu biriyle konuşmak istiyordu. Ufuk baştan beri Maya'yı sevmediği için ne zaman onunla dertleşmeye kalksa bir daha görüşmemesini söylüyordu. Yağız Efe desen okul hoparlörü gibi, o hâlâ daha neyi yayıp yeni saklaması gerektiğini bilmiyordu. Belki Aslı dertleşmek için iyi bir tercih olurdu. Başını yere eğip asık yüzünü Aslı'nın görmesini engelledikten sonra onun duyacağı şekilde mırıldandı. "Maya beni sevmiyor."

Aslı bilmişlik ederken rahata ermiş gibi arkasına yaslandı. "Sonunda anladın." dedi. Avutulmayı beklerken karşılaştığı tavır karşısında hüsrana düşen Uzay hemen başını kaldırdı.

"Cidden sevmiyor mu beni? Gerçekten hiç sevmiyor mu?"

Bunun gerçek cevabını Aslı bilmezdi ayrıca arkadaşının kırgın bakışları için üzüldü. Ona ümit vermek ilerde daha fazla üzülmesine neden olurdu.

Söyleyeceği şey için özür diler gibi baktı. "Sevse öyle davranmaz."

Uzay bu gerçeğe sırtını döndü. İnanmayı ve kabul etmeyi reddediyordu. "Sevse nasıl davranır biliyor musun?" diye sordu. Bir cevabı olmayacağını düşünüyordu.

Aslı elini çenesine koyup düşündüğünü belli eden mırıltılar çıkardı. "Çok bilmiyorum. Ama bak şu Meriç'e. Bence bana çok aşık, o yüzden böyle hepimize iyi davranıyor."

Uzay'ın morali bozuldu. İşte buna inanmaya hazırdı. Merak ettiğini belli etmemeye çalışarak "Bunu sana o mu söyledi? Peki ya sende onu seviyor musun?" diye arka arkaya sorunca niyetini belli etti.

Aslı yine mırıltılar çıkardı, arada gözlerini tavana dikti. "Sevip sevmeyeceğime daha karar vermedim. Ayrıca bunu hiç söylemedi ama bence bana kör kütük aşık. Bunu Türk dizilerine dayanarak söylüyorum. "

Uzay, umutla masanın üzerinden ona doğru yaklaştı. Kısık sesle "Eğer karar verirsen bana söylersin değil mi?" diye teyit gerektiren bir soru yöneltti.

Aslı da onun gibi masanın üzerinden ona yaklaştı. Kafasını sallayıp gülümsedi. "Söylerim ama herkesten önce Ufo'ya söylerim. Çünkü o benim ders çalışmaktan beynini yanan çok sevgili kankiloştoşkom."

*

Ekstra çaba harcayarak sıra arkadaşı olan kızı rahatsız etmek için çoğu yeri kapladı. Öfke bir noktada yaylım ateşi yapılabilecekken hiçbir şey yapmayacak kadar tepkisizliğe de neden olabilir. Karşındakine çok kızmak ve kızması gerekene tepkisiz kalmakla aynı derecede öfke belirtirdi.

Yağız Efe onu omzuyla itekleyip "Kız az kenara kay." diyerek söylendi. Karam aldığı darbe ile irkilip başını okuduğu kitaptan kaldırdı. Şaşkınlığı geçince sertçe baktı.

"Çüş, ayı! Az kibar olsana." diyerek gotik tavrından roman havasına geçti. Yağız Efe kendini biraz geri çekti, onun verdiği tepkiyi sorgulayarak sesini kalınlaştırıp aktardı.

"Bunu sen mi söylüyorsun.? Çoş oyo oz kobor ol."

Karam gözlerini devirdi. Bir süredir o yokmuş gibi davranmaları şimdi karşı atağa geçer gibi laf atmalara dönmüştü. Bir sonraki seviyede nasıl bir küskünlük sergileyecekler merak etti. "Ne istiyorsun benden? Senin triplerin bitti mi? "

Yağız Efe arkasına yaslanıp rahat bir şekilde ayaklarını masanın altından uzattı. "Ata ata bitiremeyeceğin tek şey triptir. Bunu sana kimse söylemedi mi?" Sonrasında ona dönüp sahte bir kaygı ve endişe dolu yüzü ile ona baktı. "Ah doğru ya senin hiç arkadaşın yoktu. Nereden bileceksin."

Karam işaret parmağını ona tehditkar bir şekilde salladı. "Yefe, beni deli etme."

Oğlan rest çekip onun işaret parmağını itti. "Ne yaparsın 'Yefe'de hayalet öğrenci .' mi dersin?"

Karam sinirle geriye çekildi. "Onu ben yapmadım kaç kez diyeceğim. Ben kimseye söylemedim." Önüne dönüp küskünlüğünün fark edilmesini engelledi.

Söylediğine inanmayan Yağız Efe başka imkansız olaylarla tasdikledi. "Gemide karada yürür zaten." deyip yüzünü ekşitti.

Karam ona uzun uzun baktıktan sonra ona önemli bir tarihi hatırlatma yaptı. "Evet yürür. Fatih Sultan Mehmet'i hazırlatırım."

Yağız Efe utandı ama belli etmemek için DNA'sına işlenmiş zeytinyağı kodunu kullandı. "Sus sesinle konuşmuyorum."

Karam bir zafer elde etmiş gibi zevkle bunu sergilerken "Bu asla verecek cevabın olmadığı için değildir." deyip bakış attı.

Yağız Efe onun kinayesini anlamayıp sözlerinin doğru sandı. Yakalanmamış yalanı ile birlikte hevesle ona dönüp "Aynen sakın öyle sanma." dedi.

İçi içini kemiriyordu, sorup sormamakta kararsızdı. Fakat Karam bir noktada bunun kötü bir şekilde sonuçlanmayacağını düşündü. "Yefe, siz konuşurken duydum Güneş gitmiş." diyerek merak içinde gözleri ile onun yüzünü ve tepkisini inceledi.

Küskünlük dedikomanya yasası sınırlarına takılmazdı. Yağız Efe için gıybet edilecek birini bulmak taze kan demekti. Bir sinek gibi damara odaklanıp ona döndü. Hararetle konuştu. "Evet gitti. Nereye bilmiyoruz Uzay'da bu yüzden Hulk'a bağlamıştı." Daha sonra ilgisi kaydı. "Bir dakika sen bizi mi dinliyorsun?" diyerek suçlama yapar gibi baktı.

Karam bu sorudan kaçmak için yönlendirmeyi hemen dedikoduya doğru yaptı. "Neden gitti?"

"Nereden bileyim. Kendince dramlara girmiştir yine." bu meseleye tamamen uzak olduğu dilini çıkartıp yüzünü ekşiltmesinden belliydi.

Karam merakla ve o uyanmadan hızla yeni bir soruyu sormak istiyordu. "Ha daha önceden de mi olmuştu?"

Yağız Efe pek değer vermeden yarım ağız "Daha önce gitmedi ama bir ara... " deyip kestirip attı.

Karam "Bir ara ne?" diyerek kendini tutamayıp garipsediğini açıkça belli etti.

Yağız Efe'nin reyting alan dedikomanya seansı tekrar yükselişe geçti. "Bir ara yazmadığı için tüm hışmını etraftan çıkardı. Dağıldı kız, mahvoldu. En son onu abim bir boks ringinden alıp gelmişti. Yüzü gözü morluk ve şişti."

Karam kaşlarını kaldırıp kafasını geriye çekerek "Ne!" diyerek haykırdı. Gördüğü hanım hanımcık kız ve anlatılanları aynı noktada buluşturdu. Zihninin içinde değişip bir filtreleme oldu. Onu resmetme konusunda zorluk çekti.

Yağız Efe omuzlarını silkti. "Ya bu yetişkinleri anlamak çok zor. Bizim istediğimiz olmasa oturur ağlar dövünür küseriz. Bunların yaşamları bir yolunda gitmemeyi görsün, hemen yolda çıkıyorlar."

Bu konuda haklıydı. Bir diğer konu ise Uzay'ın bu kadar üzülmesiydi. Onu şımarık olmayla suçluyordu. Sesli bir şekilde düşündü. "Uzay bu yüzden bu kadar üzgündü."

Sesindeki üzüntü de belki yaptığından dolayı pişmanlık vardır diye onu daha fazla üzüntüye sokmak tam da Yağız Efe'nin eğlence anlayışında yer alıyordu. "Evet. Umut ediyoruz ki Güneş abla eve canlı ve tek parça halinde diri bir şekilde gelir."

Kızın gözleri büyük bir endişe ile kocaman açıldı. "Cidden mi? Kendine zarar verebilir mi?"

Yağız Efe kendini tutmayıp sırıttı. "Yok sadece abartıyorum." her tondan kahkahasının sergiledi. Karam ona sinirlenmeden derin bir nefes aldı. "Salak ya bende korktum."

Kitabından başını kaldıran Ufuk derse ara verip arkasında döndü. İnsanların iki kulağı varken dedikomanyaların dört kulağı vardır. Halk arasında şaka vari söylem olan 'kulağını dört aç' dedikomanyaların soyundan gelme ata sözleridir. Ama türlerini hâlâ daha insanlardan gizli tutarlar. İnsanlar kendi içlerinde gezinen gıybete aç dedikomanyaları asla fark edemez.

"Korktunsa ne diye yaptın? Kız sana gerçeği anlattı."

Karam nefesini dışarı sertçe verip bıkkınlık ile ofladı. Ona da aynı şeyleri söyledi. "Ben yapmadım. Daha kaç kez söylemem gerekiyor."

Ufuk çemkirerek kıza yüklendi. "O zaman kim yaptı?" onun açığını bulmak için gözlerini de dört açtı.

Karam hem kendine bağırılmasından hemde suçlu ilan edilmekten bunalmıştı. Kendine hakim olamayıp yüksek sesle konuştu. "Nereden bileyim. Bende bir elime geçirsem mahvedeceğim. Onun yüzünden sizi çekiyorum."

Yağız Efe yavaşça arkadaşlarına yaklaşıp etrafa şüpheli bakışlar attıktan sonra gizli bir konuşma yaptı. "Eğer sen yapmadıysan eğer ben yapmadıysam kim yaptı? Bu tam da Tenten'e göre bir durum."

Ufuk hevesle arkadaşına yaklaştı. "Bunu ortaya çıkarabilir miyiz?"

Yağız Efe arka fonda gayda çalan bakışlarını sıranın üzerindeki telefonlarına çevirdi. Usul ve serin bir sesle konuştu. "İnternette başlayan bir haber kesinlikle internette kalmıştır. Bu dijital dünyanın yok olmayan bir hafızası vardır."

Onun söylediklerine katılan Ufuk hırslandı. Elini yumruk yapıp havaya kaldırdı. "O zaman yakalayalım onu Sherlock!" diye coşkuyla bağırdı. Fakat yükselişlerini bir rekabetin yanı sıra çekişme böldü. Yağız Efe büyük bir ayıp işlemiş gibi arkadaşına gözlerini belertip "Hayır. Tenten olalım." dedi.

Karam kendini tutumadı. Birkaç saniyede olsa belki gerçekten bu olayın suçlusunu bulabilirler gibi gelmişti. Oysa şimdi kendi idol karakterleri için tartışacaklardı. Sinirden kendini tutamadı. "Siz bu kafayla nah yakalarsınız!"

İki arkadaşta duydukları argo ile ellerini ağızlarına kapatıp şaşkınlıkla ona döndüler. İkiside aynı cümleyi safer ederek işaret parmaklarını kıza yöneltip ayıpladı. "Nah dedi."

Daha sonra Yağız Efe kendinden emin bir şekilde "Ben öyle bir stalker'ım ki yedi cet atanı bulur, ananı bacını fake'lerim o derece iyiyimdir. Bana güvenin."

Bölüm sonu

1 yorum