İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 30 · 7 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 30

Tırt Çıktı

Karam telefonu hızla cebine sokup oturdukları masadan giriş kapısına baktı. Sakinliğini diğer çoçuklara göre daha kolay koruyordu. Eğer tarzından ödün verse ve bu kadar siyahlara bürünüp değişik takılar takmasa insanlar arasından hiç dikkat çekmezdi. En azından başını yukarı kaldırmış tavanı seyreder gibi duran Aslı kadar ilgi çekmiyordu. Yüzüne eğerse yapılan makyajın yere düşeceğini zannediyordu.

Vaktin geldiğini söyleyen arkadaşı ile birlikte harekete geçtiler. Aslı yavaşça yerinden kalktı. Hâlâ daha yüzünü yukarda tutan Aslı eliyle sandalyenin başına astığı kol çantayı aldı. Onu omzuna astı ve giydiği elbiseye alışmaya çalıştı.

Elbise giyince alttan aldığı rüzgâr nedeniyle bacakları gıdıklanıyordu. Elbisenin etekleri uçuşurken sürekli içinden geçen 'kendi etrafında dönme isteğini' zorla bastırıyordu.

Ufuk annesinin trençkotunu giymiş yakalarını yukarı kaldırmıştı. Taktığı kep ve güneş gözlükleri ile daha fazla dikkat çektiğinden bi haberdi. Takip ettiği arkadaş grubunun arkasından usulca ilerliyordu. Yaslandığı duvarlar, arkasına geçtiği konteynerlar bitip AVM'ye geldiklerinde takip mesafesini artırdı. Artık konuştuklarını duymadığı gibi içeride ne yapacaklarından da bir haberlerdi.

Yağız Efe, alışveriş merkesindeki görevlilere takılmadan bisikleti ile etrafta dolanırken göz hizasına düşmanı girdi. Bir korkunun usulca bedenine girmesini sağlayacaktı. Kulaklarına bir çınlama ile iz bırakmak istedi. Kendini kolonun gerisine çekip "Eşek oğlu eşek!" diye bağırdı.

Meriç, duyduğu ses ile durup arkasına ve etrafına baktı. Çok tanıdık gelse de çıkaramadığı sesi bulmaya çalıştı. Ama arkadaşların bunu duymamış olduğunu fark edince bir yanılgıya düştüğünü zannedip yoluna devam etti.

Meriçgillerin ilk durakları bir ayakkabı mağazası olmuştu. Takibi birlikte sürdürmeye başlayan Yefe ve Ufo can sıkıntısından patlayacaklardı. İntikamın alevli hırsı neredeyse sönmüştü. Yağız Efe bisikletinin zinciri ile oynarken gözlüğü havada sallayan Ufuk "Uzi nerede kaldı?" diye söylendi.

Yağız Efe dikelip "İftira atmak gibi olsun; bunlar harbi birlikte takılıyor mu?" derken şüphe tohumları sihirli fasulye gibi anında büyüyüp üstüne Ufuk'u da alarak göklere yükseldi.

Arkadaşıda bu düşüncesine destek verecekken Meriçgillerde hareketlenme oldu. Ayakkabı mağazasından çıkıp yürümeye başladılar. Yağız Efe acele ile telefonun çıkarıp gruba mesaj attı.

"Geliyorlar! Kayınço sana güvenmiyorum! Hadi bakalım."

Mesajı alan Karam elindeki bir sürü alışveriş poşetini Aslı'nın eline tutuşturdu. Ellerini hâlâ tavana bakan kızın yanaklarına koyup yüzlerini denkleştirdi.

"Bak Yefe ikimizi de yolar. Adam akıllı karşılaşacaksınız. Poşetlerin fazla taşıyamıyorum numarası yapıp sana yardım etmesini isteyeceksin."

Aslı elindeki poşetlerin nedeniyle omuzları düşmüş ağlamaklı bir şekilde "Bunlar çok ağır." diye sızlandı. Karam gözlerini devirip "Bunu bana yapmayacaksın Meriç'e yapacaksın."

Aslı bunun rol olmadığını gerçekten taşıyamayacağı kadar ağır olduğunu anlatamadan arkadaşı tarafından itildi. Adımlarını bile zorla atarken derin bir nefes alıp gücünü toplamaya çalışıyordu.

Meriçgiller avmenin koridorunun başında belirdiğinde artık geriye sadece geri sayım kalmıştı. Yefe ve Ufo birbirlerine sarılıp gerilim dolu anı sabırsızca beklerken nefes almaya bile korkuyorlardı.

Meriç karşıdan gelen Aslı'yı fark etti. Yanındaki arkadaşları onun bakışlarını takip edip kızı fark edince güldüler. Meriçgillerden komik olduğunu düşünen çocuk "Atomkarıncaya bak sen." diye işaret etti. Diğer çocuk "Matematikçinin kardeşine yardım edelim." diyerek teklifte bulunduğunda Meriç öne çıktı.

"Siz gidin ben bakıp geleyim."

Arkadaşları bir kafeye girdiler, Meriç'te ona doğru yaklaşmaya başladı. Her şey Oscar'a koşan oyuncu gibi hızlı ama sakin duruşlarla oldu. Zaman kavram olmaktan çıkmış varlık bile gösteremez gibi yavaş ve durağan ilerledi. Ama olayı aksiyon perdesine taşımaya hevesli biri vardı: Uzay.

Ortada kamera olsa kesin açısına girmiş olacak Uzay, öyle bir yakınlıkta kendini gösterdi. Elinden tuttup peşinden koşturduğu Masal'da kadraja girerken yüzündeki şaşkınlık izleyicilerdeki ile aynıydı. Orada kimse ne olduğu bilmiyordu, Uzay'dan başka.

Meriç' ve Aslı her şeyden habersiz rollerindeyken birbirlerine yaklaşmışlardı. Kelam edecek kadar adımları birleştiğinde Uzay arkadaşına çarptı. Onu yere düşürdükten sonra Masal'ı, Kötü Çocuğun üstüne atarcasına çekip, elini bıraktı.

Çarpışan arabalara dönen olay karmakarışık bir hâl aldı. Uzay yine de amacına ulaşmıştı. Eğer bir karşılaşma veya tesadüf olacaksa bu tüm kitaplardaki gibi Masum Girl ve Bed Boy arasında olmalıydı. Uzay, rayından çıkmış masalı tekrar yerine oturtmakta kararlıydı.

Meriç çarpmasının etkisiyle sendelerken düşmemek için Masal'dan tutunmak istedi. Kollarını ona uzattığında üstüne yığılan kızla birlikte yeri boyladı. Kemiklerinin sert betonla karşılaşmasının yanı sıra üstüne düşen kızla birlikte acı ile sızlandı.

Masal onu buraya getiren Uzay'a içinden küfürler ederek toparlanmaya çalıştı. Bu çocuğun ne yaptığı veya amacı hiç belli değildi. Açık bıraktığı saçları yere süzülürken Meriç yüzüne geldi ve burnunu kaşındır. Yüzünü yana çeviren Meriç, gözlerini çektiği yerdeki Aslı'ya baktı.

Onun da saçları yüzünü kapatmıştı, ama yere damlayan göz yaşını görünce ağladığını hemen fark etti. Dizinin kanadığını ve kağıt poşetlerin düşerken bacağını kestiğini daha sonra gördü. Masal'ın yavaşlığına dayanamaz gibi onu itercesine hemen yerden toparlandı. Sonra Aslı'nın yanına gitti.

Saçlarını yüzünden çekip kulağının arkasında sıkıştırdıktan sonra yüzüne baktığında bir an gerileyecek gibi oldu. Aslı'nın göz makyajı ağladığı için akarken yanaklarında siyah bir dere gibi ilerliyordu. Belli etmesede biraz irkilmişti.

"İyi misin?" diye sordu, Meriç'in yardım severliği herkesi şaşırttı. Aslı'nın yaralandığını gören arkadaşları operasyona mola verip yanına koştular.

Eteğini dikkatle sıyırıp diz kapağında kanayan yarasına bakan Aslı kimseye bakmadı ya da kimseyle konuşmadı. Küsmüştü. Hemde herkesten...

Yağız Efe, endişe ile kayınçosunun yanına çömelip acıyı alması için dizine üfledi. "Şimdi geçer merak etme." dedi. Olaya çok sinirlenen Ufuk, Meriç'i iterek arkadaşının yanına geçti. Sürekli yüzüne düşen saçlarını arkasından acemice topladı. Daha sonra herkese çemkirdi. "Sizin yüzünüzden oldu!"

Sesini çıkarmaya dahi korkan Uzay varlığını belli etmezken Masal onu parmağı ile işaret etti. "Bu yaptı. İlla çok önemli bir mesele var falan deyip çağırdı, sonra da ..." eliyle son durumu göstererek cümleyi tamamlamaya gereksinim duymadı.

Tüm bakışlar bir ok gibi Uzay'ı buldu. Arkadaşları ona zaten kızacakken onlardan önce davranan Meriç oldu. Ayağıya fırlayıp Uzay'ın yakalarından tuttu. "Oğlum sen ne salak bir çocuksun! Aptal aptal şeyler yapıp duruyorsun." diye bağırarak onu sarstı.

Uzay sebep olduğu şey yüzünden çok üzülmüştü, birde bağırılınca gözleri hemen doldu. Sadece "Ben... Siz aşık olun-" gibi sözleri kekeleyerek söyledi. İyi bir şey yaptığına o kadar emindi ki kötü sonuçlanınca kalbi acıdı.

Sadece masalı düzeltip eski haline getirecekti.

"O ellerini çek bakalım kardeşimin üzerinden!"

Beklenmedik kişinin sesi duraksattı. Güneş kaşlarını çatmış kardeşinin yakasına yapışan çocuğa sinirle bakıyordu. Meriç ellerini çekti ama bunun korkudan değilde kim olduğunu anlamak içindi. Uzay hızla ablasının yanına gidip neredeyse sarılacakken kimin ablası olduğu anlaşılmıştı.

Meriç siniri geçmemiş bir şekilde "O zaman kardeşine mukayyet ol sen de." dedikten sonra Aslı'ya tekrar döndü. Acısı birazda olsa hafifleyen kıza elini uzattı, kalkması için yardım edecekti.

Yağız Efe hızla onun elini ittirip "Kayınçoma dokunma. Canını acıtırsın." diyerek çemkirdi. Ondan nefret etmesinin yanı sıra eğer ayağıya kalkarsa daha çok canının acıyacağını düşünüyordu.

"Siz zarar vermeyin kimse vermez." diyerek ona karşılık veren Meriç bu sefer nezaketi bıraktı. Yardım etmek istediği kızın rızasını beklemeden onu kollarının altından tutarak kaldırdı. Aslı mızlanırken ayağını yere basmadığını görüncede kucağına aldı.

Yağız Efe neredeyse onun üzerine atılıp bırak kayınçomu diyecekken Ufuk durdurdu. Bed Boy Meriç'te olsa, kankiloştoşkosuna yardım ediyordu ve bunu engellemek istemedi. Onların takip etti. Herkes birbir dağıldı.

Masal yanında korumacı bir ablası olduğu için Uzay'a sadece kızgın bakışlar atıp gitti. Karam yere saçılan poşetleri toplayıp Yağız Efe'nin eline tutuşturduktan sonra uzaklaştı.

Geriyen kalanlar hep gidenleri izlediler.

Güneş burada neler oldu sormak dahi istemiyordu. Kardeşinin saçlarını karıştırıp alnından öptükten sonra "Eve dikkatli dönün." diye tembihleyip gitti.

Yağız Efe, tüm kinini teke indirmiş arkadaşına göz frenkansları ile yolluyordu.

"Ne halt peşindesin Uzi?"

"Anlatırım sonra."

*

Aslı, sessiz sessiz ağlamaya devam ediyordu. Kankiloştoşkosu onun elinden tutup onu teselli etmeyi bir an bile bırakmadı.

"Bir daha olmayacak söz veriyorum."

"Geçen seferde üstüme atlayıp kolumu incitmiştiniz. O zaman da söz vermiştiniz." diyerek geçmişi hatırlatan Aslı arkadaşlarına sinirli ve kırgındı. Elinde tuttuğu yara bandıyla gelen Meriç ona destek çıktı.

"Erkeklerin sözüne güvenmeyeceksin, ufaklık."

Ufuk konunun altını çizmek ister gibi "Ben erkek değilim, ben kankiloştoşkoyum." dedi. Meriç bu kavramı kafasında oturmak için yedi ayrı kağıda yazıp hecelere bölmesi gerekecekti. Buna yeltenmeyip duymamış gibi yaptı.

Aslı yüzünü ve kanayan dizini yıkamıştı. Giydiği elbiseyi çıkartıp diz üstü geniş bir şort ve uzun sweat giymişti. Meriç onun önünde eğilip yara bandını yarasına dikkatle yapıştırdı. Arada sızlanan kızın acısını kesmek içinde üfledi.

Uzaktan onları izleyen Uzay yanındaki arkadaşını bu durumu ima ederek "Ne görüyorsun?" diye sordu. Yağız Efe onları değilde arkalarındaki büfeyi kast ettiğini düşünüp hevesle cevapladı.

"Sandiviç. Soğan halkası. Kanat."

"Onu mu diyorum ben! Meriç'ten bahsediyorum."

Sonunda doğru yere odaklanan Yağız Efe arkadaşının ne söylemek istediğini azda olsa anlamıştı. "Bed Boy sanki, İyi Çocuk gibi."

Uzay, onunda görmeye başladığı konuyu aydınlattı. "Nedensiz yere Aslı'ya iyi. Meriç dediğin Bed Boy kişisi, onun Masum Girl Masal'a iyi davranması gerekir. Ama birden değişip Aslı'ya iyi davranmaya başladı. Sanki hikayeleri karıştırdılar."

Yağız Efe teorisine sadık ve inançlı olan arkadaşına net bir şey söyleyemedi. "Valla ben hikayelerden anlamam. Bak Gunes Apla anlar, ona soralım. O nereye gitti ki?"

*

Güneş, kitapçının rafından aldığı kendi kitabının ön kapağını açtı. Etrafı şöyle bir kolaçan ettikten sonra kimsenin ona bakmadığını ve görevlilerin fark etmeyeceğine emin oldu.

Çantasından çıkardığı kalemi ile kitabını satın alacak okuru için imzaladı. Bu güzel jest şans eseri sahibini bulduğunda, okuyucusunun sevineceğini tahmin edebiliyordu. Bir kaç kitap daha imzaladıktan sonra fark ettirmeden yerine koydu. İstediği kitapları alıp kasaya giderken onu izleyen Karam gizlendiği yerden çıktı. Hemen raftaki kitaplara koştu.

Heyecan içinde kitabın kapağını açtığında imzalayı gördü. 'Güzel tesadüfler sizin olsun. Sevgilerle Jotunheim.' yazısının altında imzada vardı. Buna inanamadı, sevinçten etrafa sırıtarak bakarken "Onu buldum." diye tekrarlayıp durdu.

Bölüm sonu

1 yorum