İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 24 · 10 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 24

Uzişör

Teksas Lise

Ders Sedef Hoca'nın dersiydi. Özenli anlatımı ve ilgisi ile derse katılımın en fazla olduğu hocaydı. Her zaman dersin başında konuyu anlatır sonunda ise herkese evde hazırladığı soruları dağıtarak test çözdürürdü.

Sakin bir hocaydı, sınıfa gelir dersi anlatır ve tüm öğrencilerinin anladığından emin olmaya çalışırdı. Her zaman olduğu gibi konuyu anlattıktan sonra birlikte test çözmeye başlamışlardı. Zorlayan bir soru için öğrencilere süre tanıyıp bilgi alışverişi yapmalarına müsade etti.

Ufuk arka sırasına dönüp elindeki testini gösterdi."Ben B diyorum, Yefe sen hangi şıkkı işaretledin?" Kağıdı üzerinde baya karalama yapıp bulduğu cevabı paylaşmıştı.

Yağız Efe bilmiş pozlar verirken sıra arkadaşı Karam cevaba baktı. Ufuk'un cevabındansa kendi yaptığı cevaptan emin olduğu için kesin bir yargıyla belirtti. "Ben A şıkkını işaretledim, kesin doğru. Cevapta A değilse, benimde adım Karam değil."

Yağız Efe suskunluğunu korurken hocanın verdiği süre dolacaktı. Arkadaşlarına yardım etmek istemeyip eliyle test kağıdının üstünü kamufle etti.

Sınıfta yükselen uğultuyu bastırmak isteyen hoca yüksek sesle konuştu. "Son bir dakikanız."

Ufuk, Yağız Efe'den fayda gelmeyince Uzay'a döndü. Onun testine dertli dertli bakmasından çözemediğini düşünmüştü. Bu nedenle yardımcı olmak için sorunun çözümünü uzattı. "Kardi bak böyle bence."

Uzay yaşam belirtisinden uzak bir şekilde kendisine yardım için uzatılan kağıda baktı. Onun bu durgunluğunu garipseyen arkadaşları ona bir şey sormaya yeltenecekken konuştu. "Bu problemlerin altında cevapları var. Ama hayat başlı başına cevapsız problemlerle dolu."

Öğrenci topluluğu bunu pek önemseyemedi çünkü dertler listesinde onun girdiği dramdan önce dersleri vardı. Zorla sokulmak istendikleri melankolik transtan hemencecik kopup soruya döndüler.

Hoca ilk dakikalardan cevabı bulup arkadaşlarından gizleyen Yağız Efe'yi gözüne kesitmişti zaten. Verdiği sürenini sonuna yaklaşırken onun sırasının yanına gitti ve başında dikildi.

Sorunun üzerine kapattığı elini çekmesini işaret etti. Eğer doğru bilmiş ve bunu bu kadar kısa bir sürede yapmışsa tahtada arkadaşlarına anlatmasını isteyecekti.

Yağız Efe kendinden emin tavrını bozmadan elini kağıttan çekti. Hocası tüm şıkları işaretlediğini gördüğünde yüzünü buruşturdu. "Yağız bu ne?" diyerek garipsediğini gizlemedi.

Yağız Efe her zamanki öz güveni ile kendini gösterdi. "Sorunun sonunda doğru şıkkı işaretleyin yazmışsınız hocam. Bende işaretledim. Doğru olan bu dört şıktan biri... Mantıken hepsini işaretlediğim de doğru olanıda işaretlemiş oluyorum."

Hoca sadece baktı, her hangi bir yargı ve duygu olmaksızın. Yanlış yapanın kendi mi yoksa öğrencisi mi olduğuna kanaat getiremiyordu. Bir sonraki testlerde sadece doğru şıkkı işaretleyin yazması gerekir mi diye düşündü.

Onun transa girdiğini gören Yağız Efe seslenerek düştüğü düşüncelerden uzaklaştırdı. "Sedef Hocam! Doğru şıkkı işaretlemiş oldum değil mi? Sonuçta benden istenen buydu."

Eğitimi bilgi dışında tutup, istek karşılama noktasına getirmiş olmasına üzüldü. Öğrencisinin sadece çözmesi gerektiği için çözüyor ve çözebilmek için öğreniyor olması üzücüydü. Sedef Hoca eğitimci olduğunun bilincinde, vasfına layık olarak mesleğini sürdürmeye çalışırdı.

Öğrencilerinin her birinin beynindeki ufukları kesip hepsine aynı şekil vermek istemiyordu. Fakat eğitim vermeden önce bilincinin yerleşmiş olduğunu umuyordu.

"Herkes testleri kaldırsın, beş dakikaya zil çalar. O zamana kadar sohbet edelim."

Dediğini sevinç ve büyük bir coşku içinde yapan öğrencileri görmek için sıraların önüne geçip hepsine baktı. "Uzay umarım buradasındır." diyerek çöküntüsünden çıkarmaya çalıştığı öğrencisini de kattı.

"Sizlere bir şeyler sormak istiyorum. Hep bir ağızdan konuşmayın ve de düşündükten sonra düşüncelerinizi paylaşın. İlk sorum doğrularınızı neye göre tercih ettiğiniz. Doğruları neye göre tercih ediyorsunuz?"

Birkaç mırıltı ve derin düşünce sonrası bir çok cevap aldı. Kimi çocuklar kitle psikolojisi ile hareket etti. Çoğunluğun itibar ettiği seçeneceği doğru bulduklarını söylediler. Kimisi alfa gibi kendilerine yanlış gelmeyeni doğru diye seçtiklerini cümlelerle sezdirdiler.

Karam cevap vermeyen ve hâlâ daha düşünen birkaç kişi içerisindeydi. "Doğru kavramsal olmayabiliyor. Nesnel yargı dışına çıktığı durumlarda var. Bu nedenle doğrunun tam olarak nasıl sınırlandığını bilmiyorum hocam." dedi.

Maya aklı karışık olsa da yer etmiş düşüncelerinin kalıbından uzaklaşamadı. "Biz insanlar toplumda bir birey olarak var oluyoruz. Yani toplum kişisiyiz. Bu nedenle çoğunluğun doğruları ister istemez bizde netleşiyor."

Yağız Efe olayı gereksiz yere uzattıklarını düşündüğü için fikrini yeniden ve daha gür bir şekilde beyan etti. "Canım ne istiyor, kahya olan keyfim ne diliyor, kankam şeytan ne söylüyorsa o an benim için o doğrudur." Ona katılan Ufuk'ta baş parmağını kaldırdı ve destekledi.

Aslı her kim ne diyorsa kafasını ona çevirip dinliyor ve anlıyormuş gibi bakıyordu. Hoca onun cevabını öğrenmek istediğinde düşünmeden cevapladı. "Annem ve abim ne dediyse o doğruymuş. Valla abim bana öyle dedi hocam."

Herkesi güldürdüğünde kendide sırıtıyordu. İçindeki kasveti gülen insanlara bulaştırmak isteyen Uzay birden konuşmaya başladı.

"Doğru veya yanlış yoktur yargı vardır. Nietzsche... Doğrular, temellerinden yargılardan yok olmak isteyen fikirler ile oluşmuştur. Bize doğru gelen yargımızdan uzak şeylerdir. Mesela sevgide ısrar etmek bana göre yargı gerektirmez. Sonuçta herkes sevgisi için çaba göstermelidir. Bu benim doğrumdur, yargımdan uzak. Ama bir başkası için bu yargılanabilir. Gösterdiğim ısrarın adı sevgi için çaba değil..."

"Yavşaklıktır!"

Yağız Efe kendini boşluk doldurma oyununda zannettiğinde çenesini tutamayıp bağırarak ortamdaki tüm duygusal atmosferi bozdu. Bir an söylediği argo kelimenin farkına vardığında iş işten geçmişti. Hocasından çekinerek sırasında aşağıya doğru kaydı.

***

"Maya?"

Maya bıkkınlıktan dolayı gözlerini deviremeyecek kadar hışımla Uzay'a döndü. Ondan gına gelmişti ama ne söylemeye kalksa kötü kişi oluyordu. Bu yüzden diğer sınıf arkadaşları da ona karşı soğuk davranıyordu. Gözleriyle dövercesine sert bir şekilde Uzay'a baktı.

Onun her zamanki heyecan dolu gözleri yoktu ama Maya bunu fark edemeyecek kadar bunalmıştı ondan. "Yine ne var Uzay?"

Ona hiçbir söylememiş ve yapmamış olmasına rağmen bu sinirli tutumu Uzay'ın kalbini kırıyordu. Usulca "Hiç sadece çantanın fermuarını açık unutmuşsun, onu diyecektim." deyip yanından ayrıldı.

Ufuk uzaktan onları izlerken kindar bakışlarını kıza, kızgın bakışlarını da arkadaşına yolluyordu. Arkadaşına onunla konuşma demişti, söylediğini yapmadığı için kızacaktı.

Her ne kadar kızarsa kızsın Uzay gidip uyarmak istedi. Eğer kitabı düşer ve kaybolursa Maya'nın çok üzüleceğini biliyordu. Onun yaptığı incelik elbet ki yerine ulaştı.

Fakat Maya içten içe mahcup olsa da belli etmekten yana çekingesi vardı. Uzay bundan cesaret alabilir ve yılışabilirdi.

Gözlerini küskün giden çocuktan alıp önüne döndüğünde birden karşısına Aslı çıktı. Korkuyla irkilirken geri çekilip baş parmağı ile damağını yukarı çekti.

Aslı onun konuşmasına fırsat vermeden kankiloştoşko operasyonlarındaki beton yüzlü suikatçi görevini yerine getirdi. "Son sınıflardaki Meriç seni okulun arkasında bekliyor. Gizlice gelsin dedi."

Maya şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemezken hem inanamıyor hemde sırıtıyordu. Sonunda onunla tam olarak tanışabilecekti, hemde o çağırmıştı. Birden onun dikkatini çekebilmenin mutluluğu ve öz güveni geldi. Daha fazlasını sormadan koşarak okulun arkasına doğru gitti.

Öyle heyecanlıydı ki Uzay'ın uyarmasına rağmen çantasının fermuarını kapatmamıştı. En sevdiği anime yazarı Jotunheim'ın imzalı kitabını yere düşürmüş ve hiç fark etmemişti. Onun arkasından siyah giyinen adamlar pozu veren Aslı, kitabı yerde görünce hemen kendini entrika dolu pembe dizi sahnelerine transfer etti. Mimik başı yüzüne verilen flaşlar ve şaşkınlığı vurgulayan tek ritim müzikle kitaba yaklaştı.

Tam eğilip alırken ondan önce uzanan ince parmaklar hemen kitabı sahiplendi. "Yerde buldum valla benimdir." Aslı sinirle Yağız Efe'ye döndü. "Ben alacaktım onu."

Usta Sıprıntır çıkarcı Senseytır Yefe sırıtışı ile kayınçosuna baktı. "Biliyorum o yüzden daha da hızlı davrandım ya." Aslı uyurken osursa kokusunu alırdı burada dönmeye başlayan şüpheli durumunda kokusunu aldı. "Maya'nın kitabı."

"Onu da biliyorum."

"Peki niye sırıtıyorsun?"

"Çünkü hem bu kitabı sana vermek hem de sende olduğunu söylememenin karşılığından bana para vereceksin."

Aslı üç kurşun ve beşte hançerden nasibini almışçasına yıkıldı. Adımları onu geriye götürürken entrikalı pembe diziler aşkına olduğu yerde durdu. Durumu kabul etti ama kendini hakaret etmekten alıkoyamadı.

"Çok çıkarcısın!"

"Elhamdüllillah çıkarcıyım." Bir Yefe kişisi bundan gocunmaz bilakis gurur duyardı. Çıkar denen; kendisi müptezel, ahbabı kabadayı raconda göğsü gererek gezmek gerekliydi.

*

Maya koşarak okulun köşesine döndüğünden son sınıf Meriç'i görünce durdu. Arkadaşları ile bir banka yayılmış oturuyorlardı. Kendine çeki düzen verip nefesini düzene soktu. Hevesliymiş gibi gözükmek istemiyordu.

Onun yaptığı bu numarayı matematik kitabı arkasına kamufle olmuş Ufuk burun kıvırarak taklit etti. Yedi diziden, yedi kuma ve yedi çekemeyen kayın entrikaları izleyip bu planı yapmıştı. Kendisi çok bilinmeyenli denklemmiş gibi yaptığı planı karmaşık olarak kodlasa da, aslında tek yaptığı Maya'yı oraya göndermekti.

Maya arkadaşları ile konuşan ve bir yandan öğretmenlere yakalanmadan sigara içip birde bunda dolayı çekinmiyormuş gibi yapan Meriç'in yanına gitti. Bad boyluk bu derece meşakkatli bir spor dalıydı.

Her şeyi yapıp hiçbir şey umurunda değilmiş gibi davranmalıydı. Bu spora duyulan saygıdan dolayı biride çıkıp o ki umurunda değil emmimin oğlu niye bunu yapıyorsun demiyordu.

Erkek grubu yanlarında dikilen ve heyecandan bir şey diyemeyen kızı fark ettiler. Bir süre baktılar ama ses seda yoktu. İlk cümle, grubun komik olduğunu zanneden ama yılışık oğlanından geldi.

"Ürünlerimizi incelemek isterseniz dokunmaktan çekinmeyin lütfen. Müessesemizin böyle bir ikramı da var."

Bunu uzakta olmasına rağmen çocuğun gevşek ağzından dolayı duyan Ufuk kusacak yer aradı. Hemen elindeki kitaba yönelmesini de Allah'ın bir işareti olarak kabul etti.

"Allah'ım birincisi şu çocuklar ikincisi de matematik midemi çok bulandırıyor. Hayatıma endeskopi yapıp bunların tam olarak midemin hangi noktalarını tetiklediğini bul Rabbim."

Onlara daha da yaklaşıp kulak kesildi. Sonunda kendini konuşmaya zorlayan Maya kekeleyerek olsa da bir şeyler söyledi. "B- beni ççağırmışsın."

Direk muhatap aldığı Meriç onun bu dediğiyle yüzünü buruşturdu. Küçümseyerek cevap verdi. "Ne yapacağım ben seni be! Ergenler kızlar yine kendi aralarında doğruluk mu cesaret mi oynuyor. Salaklar..."

Maya hayal kırıklığına rağmen tam ona açıklama yapacaktı ki Meriç bağırdı. "Defol ufaklık!" Maya yerinden sıçradı, ona korkutucu gelen yüksek ses nedeniyle gözlerini doldurmuştu ki arkalarından meydan okuyan bir ses geldi.

"Gücün birlere yetiyor anca değil mi?"

Erkek grubu yayıldıkları yerden doğrulup ciddileştiklerin de Maya merakla arkasına döndü. Kendi sınıfından ve son sınıftaki bu erkek grupla çekişen Masal'ın arkadaşları vardı. Hepsi toplanmış bir şekilde bakışlarında hinlik, ellerinde içine boya attıkları su dolu şişeleri ile duruyorlardı.

Meriç biraz sonra olacakları tahmin ederek onları bundan caydırmak için tehtit etmeye başladı. "Hepinizi buna pişman ederim. Teker teker sizi bulur, canınızı okurum."

Ufo kendini kavganın yamacında bulduğunda elindeki kitabı kafasının üzerine kask niyetine tuttu. Bir köşeye büzülüp dizlerini göğsüne çekerek yok olmayı tercih etti. Ama kurtarıcı olarak gelen ve grubun arkasından ilerleyip en öne geçen Uzay'ı gördüğünde artık meselenin Teksas Lise'ye intikal ettiğini biliyordu.

Soğuk bir kış günü değildi, çünkü orası Teksas Liseydi ve bakışları sıktığı kurşunlar etrafı ısıtıyordu. Yanlışlıkla kumandanın üzerine oturulur da en heyecanlı yeride kanal değişir gibi oldu. Birden Yefe Malı bülteninde hava durumuna geçildi. Yefe ucunda flamingo figürü olan kalemi almış yerel bölge Teksas'ı işaret ederek konuşmaya başlamıştı. "Yazları kurak, kışları çoraktır. Güneyden esen rüzgarlar nedeniyle ortada başı boş dolanan otlar ile Teksas Lise her daim sıcaklığını korumaktadır. Rakımı genel Ufo'nun yerdeki tükürük seviyesinden belirlenir. Lamagillerden Ufo her daim üç santim kadar tükürmektedir. Tükürükten esen rüzgarlarda havaya sadece kötü koku verir yine sıcaklık sabittir. Bir sonraki bültenden görüşmek üzere mal gibi kalın efenim." Sonları aşka bağlanacağı tüm wattpad yazıtlarında bulunan Masum Girl Masal'ın ve Bad Boy Meriç'in taraflarını oluşturduğu savaşta riski alan bir kişi vardı.

O da Uzişör'dü... Kendisi hiçte ünlü bir silahşör değildir. Fakat havalı duracağını düşündüğü için büyük ısrarla Teksas Lise'de namının böyle yürümesini istemiştir.

Yad ellerdeki sevgilisini kurtarılması gereken bir prenses olarak görmesi güzel olacakken o tutmuş Maya'yı elma olarak düşünüyordu. Masalları karıştırması normal karşılanırdı ama baş kahramanı elma ile karıştıran Uzişör keskin bakışlar atıyordu. Elmasını ne pahasına olursa olsun almalıydı.

Teksas Lise yerleşke döneminin en ciddiyetsiz savaşına girmek üzereydi. Savaşı gören halk korkuya kapılmış kaçışıyordu. Pembe dizi entrikası diye gelip herkesi dönem dizilerinde gören Aslı kankiloştoşkosunun yanına koştu. Bir kitaba iki kafa sokmaya çalıştıktan sonra birbirlerine sarılıp korku ile izlemeye başladılar.

Uzişör kabilesinin gelecekteki zulmüne aldırmadan bugün elması için savaş borusunu çaldı. Uzay elindeki su şişesinin kapağını açarken hiçte erkeksi olmayan sesiyle Meriç'e bağırdı. "Senden korkan senin gibi olsun bi kerem."

Ve sonra savaş başladı... Saniyeler içinde etrafı boyalar pet şişeler götürüyordu. Bugün süre gelen mühim savaşın üçüncü bir kolu daha ortaya çıktı.

İlk kez Teksas Lise'ye, Oturan Boğa Kabilesinin şefi dahil oldu. Artık durum düşünüldüğünde vahimdi. Oturan Boğa Kabile Şefi olan Üstü Açık Müdür bu olayı tüm otlak sahiplerine bildirebilirdi. Başının üstünde olmayıpta yanlarında olan saçı nedeniyle Üstü Açık ünvanını Nene Korkuttan alan iri göbekli şef bağırdı.

"Ne oluyor burada!"

Bölüm sonu

3 yorum