Burası (Lise)
Farklılaşmış Masallar
Her masalın ihtiyacı bir kalbin yumuşak öpücüğüdür. Burası masalının öpücüğü kalplerdir. Olmazlar ve imkansızlıklar ayak bağları değildir. Kalbimiz.Burası... Hadi öpelim.
Ufuk ilişkisinde yıpratan taraf olduğu fark ederek yatağın dinlenmesi için zaman verip odasındaki koltuğa uzanmıştı. Yataklar bazen olduğundan fazla kaprisli olabiliyordu.
Elindeki kağıdı tavana doğru kaldırıp yazdığı ders notları ezberleyebilmiş olmanın mutluluğu ile gülümsedi. Kendi kendine söylendi. "Ve ulu bilge ağacının bilgi dalında bir yaprak daha eksildi."
Daha sonra parmaklarını kağıttan ayırıp göğsüne süzülmesine izin verdi. Üstüne düşen notlarına sarılıp sevgi gösterdi. "Seni sevmiyorum matematik ama arada aklıma yatıyorsun."
Sarsıcı bir sevginin zelzelesi olarak koltukta kollarını daha sıkı sardı. "Yufo?"
Yanında kardeşinin olduğunun farkında vardığında korkuyla irkildi. Matematikle olan yoğun ilişkilerinde şimşek hızıyla vazgeçti. Kağıdı diğer tarafa fırlatıverdi.
Guncik kolu arasında tuttuğu Saygıdeğer Unıcorn'u ve tavşanlı uyku tulumu ile abisinin ani hareketini izledi. Gözlerindeki durgunluk uykusunun gelmesinden dolayıydı.
Abisi toparlanıp ayaklarını sarkıtarak koltukta oturunca peluş unıcornunun ona uzattı. "Maşal anlat. Sayıdeyey istiyoy."
Ufuk uzattığı peluş unıcornu alıp kucağına koyarak tombul yanaklı kardeşine kapıyı gösterdi. "Lütfen bizi Saygıdeğer Unıcorn hazretleri ile yanlız bırak. Kendilerine masal anlatacağım. Ona buraya kadar eşlik ettiğiniz için çok teşekkürler Şövalye Guncik Hanım, siz gidebilirsiniz."
Guncik aslında kendi masal istesede oyuncağını bahane ediyordu. Abisinin onu göndereceğini tahmin etmemişti. Bozuldu ve uykulu yüzünde dudağını sarkıttı. Geriye doğru adım atıp giderken başını öne eğdi.
Ufuk gözlerini kısmış kardeşinin arkasından odayı terk etmesini izledi. Kendi odasına girdiğini görüncede söylenerek arkasında gitti. "Hem beğenmiyor hanımefendi hemde unıcorn masal istiyormuş bak hele bak."
Guncik'in odasına girdiğinde yine tüm halkını yatağına toplamakta olduğunu gördü. Eline geçen tüm oyuncaklarını küçük yatağının üzerine güzelce koyup bir anne edası ile "Yuyku yamanı." diye konuşuyordu.
Ufuk ciddi tavırlar ile kardeşini kollarında tutup yüzüne bakarak sarstı. "Şunu bilmelisin ki Guncik, yatağına girin oyuncakların rüyana giremez. Orada da oyun oynayamayacaksınız. Ben şu Barbie ile birlikte bu yatağa sığamıyorum, kıçı büyük. Ya o ya ben Guncik? Artık karar verme zamanı geldi."
Kardeşi çok bir şey anlamasada abisinin onu sarsması ve büyük tepki vermesine gülmeye başladı. Bu onun için komikti. Öyle hoşuna gitmişti ki abisi cavabını vermesi için bıraktığında "Biy daha." dedi.
Ufuk başını geri çekip kardeşine baktı. Kesinlikle normal bir çocuk değildi. Kesinlikle onu kardeşiydi. Parmakları Guncik'in etli yanaklarına gömercesine çenesinden tutup sulu sulu öptü.
"Valla da benim kardeşim billahi de benim kardeşim."
Guncik abisinin onu severken bu şiddetli sevgiye karşılık verdi. Ufuk severken kardeşini havaya atıyor, ters çeviriyor, poposuna vura vura onu örseleyerek hınç ediyordu. Guncik, abisini yanağını sıkmak için elini uzatacakken parmağını ısırdı ve acıyla geri çekilmesine güldü.
"Yefe sadece zihnime değil kardeşimim genine de girmiş. Kardeşimin içinde çık Yefe! Ben ne yapacağımı biliyorum."
Gözlerinin parlamamasından bile iyi bir fikir olmadığı belli olan düşüncelerini, hayata geçirdi. Kardeşine sinen Yefe kişiliğinde kurtulmak istiyordu. Guncik'in ayak bileklerinden tutup ters çevirerek silkeledi.
"Çık kardeşimin içinden Yefe!"
Guncik'in kısa saçları kolları gibi yere süzülürken içtiği sütün midesinde dolandığını hissediyordu. Eğlence ve korku aynı anda yüzünde Mona Lisa tablosuna dönüşmüştü.
O ANDA
Yağız Efe mutfatta şiddetli bir sarsıntı hissetti. Elindeki sandviçle birlikte mutfak masasının altına girdi. Gözleri panik içinde etrafı kolaçan ettikten sonra sandviçinin güvende olduğunu anlayınca derin bir nefes aldı. Göğsüne bastırdı.
Masanın örtüsü yavaşça kalkınca eğilmiş bakan Yiğit abisinin tuhaf bakışları ile karşılaştı. Yiğit alınmıştı. "Yağız alt tarafı bir ısırık istedim abicim." dedi.
"Ha yok abi ondan değil. Birden deprem oluyor sandım. Gerçi deprem olmasa da odama kaçarak uzaklaşacaktım. Koskoca adam olmuşun bi' ısırık alabilirim ne! Kendi sandviçini kendin yap."
*
Ufuk deniz kabuklarının kumsala vurduğu gibi üzerini kaplayan oyuncaklara aldırmadan yatağında yatan kardeşinin yorganını düzeltti. Ortalarına Saygıdeğer Unıcorn'u yatırmışlardı.
Derin bir nefes alıp daldan dala atlayan orman çocuğundan hallice masallar arasında gezinip hepsini kendi evrenine yansıttı. Her masalın ihtiyacı bir kalbin yumuşak öpücüğüdür. O da tüm masalları şapır şupur öptü. Ama bu sıkı ilişkide kardeşi ile prensleri laubali etmedi.
"Bir de varmış iki de varmış. Yirmi birinci yüzyılı içinde cahilliğin dışında. Herkesin prens herkesin prenses olduğu cumhuriyetin herkese aynı hakları verdiği zamanda masallar modifiye için sanayiye uğramış. Kimin kim olduğu pekte önemli değilmiş önemli olan insanın kendi olabilmesiymiş.
Külkedisi...
Devrin dönmesi sobaların kalkıp doğal gaz dönemine geçilmesi nedeniyle Gazkedisi diye çağrılırmış. Bakma adının gaz olduğunu asla kimsenin dolduruşuna gelmezmiş. Mesela İyilik Perisi onu sihirle giydirip süslediğinde kapısının önüne lamborghini çektiğinde ve saat on iki konusunda uyardığında şöyle söylemiş.
'On iki çok geç ben sekiz gibi eve dönerim. Ayrıca güzel kıyafetlere ya da camdan ayakkabıya gerek yok. Prens beni böyle kabul ediyorsa aşık olsun. Onun için kendimi değiştiremem. Benim hayatım bu, prenses gibi karşısına çıkmama gerek yok. Beni olduğum gibi kabul etmeli demiş.'
Sadece o mu? Rapunzel de aynı onun gibi kendinin farkında bir prensesmiş. Saçlarını bakım kremleriyle olsun yağlarla olsun güzelce bakıp upuzun yapmış. Bir gün kulesinin stor perdesini açmış etrafı seyrediyormuş. Prens gelmiş demiş ki saçlarını sarkıt tırmanıp seni kurtarayım demiş. Rapunzel omuzlarını silkip hava atar gibi saçlarını geriye sallandırmış. Sonra dönmüş prense demiş ki.
"Pışık. Ben bir erkek için saçımı merdiven edemem. Ayrıca ben kuleden kurtulmak istesem bunu kendimde yaparım. Ben buranın havasını seviyorum bana köyümü hatırlatıyor. Benim kurtulmak için prense ihtiyacım yok. Hem buralar sonradan değerlenecek bırakır gider miyim hiç!.. Kuleyi yıkıp gökdelen yapmak için müteahhitle anlaştık bile. Kapama manzara mı çekil kenara! Pis şopar seni!'
Sadece bu kadar zannediyorsan Guncik yanılıyorsun. Pamuk Prenseste elmayı yememiş çünkü yabancıların verdiği şeyleri yenmemesi gerektiğini iyi bilirmiş. Prenses onu bulduğunda ise 'Bir kalpte aşk olana kadar yedi kalpte kardeş olurum.' demiş.
Powerpuff Girls'ün telefonu çaldığında bu sefer açmamışlar. Çocuk olmanın onlarında hakkı olduğunu biliyorlarmış. Bebekler alıp onlarla oynayarak zaman geçirmeye başlamışlar. 'Kötüleri yakalayın.' dediklerinde 'Biz küçüğüz her şeyi bizden beklemeyin.' demiş suratlarına kapıları kapatmış. Onları düşünmeyen insanları düşünmemişler.
Şirine o kadar erkek arasında yaşamayı uygun bulmayıp kızların kaldığı şirin köyüne yerleşmiş. O kadar erkeğin içinde ne işi varmış canım."
Sinirle kardeşine döndüğünde onun uyuduğunu görünce masalları burada bitirmiş. Saygıdeğer Unıcorn'la bakıştılar. Ufuk onu suçlayan hisleri üzerine almayı reddetti. Kendini savundu.
"Ne bakıyorsun be! Ben abiyim tabii böyle anlatacağım. Herkes kendi masalını yazmalı. Başkasının masalından Guncik'e ne! Ne diye prenslerin yolunu gözleyecekmiş!.."
*
Ufuk kız kardeşinin elinden tutup kahvaltı için Uzayların yolunu tuttu. Kapıya geldiklerinde Guncik küçük elini heyecanla kapıya vurdu. Güneş geleni tahmin ettiğinde elimde büyüdü diyebileceği kızın tatlılığı gülümsetti.
Kapıyı açıp hoş geldin diyecekken Guncik yeni öğrendiği kelimeyi vakit kaybetmeden paylaştı. "Şopay! Şopay!"
Güneş kapıda öylece kalıp onun ne dediği hakkında tahmin yürütürken yanından içeri geçen Ufuk kardeşini tercüme etti. "Şopar diyor Güneş Apla."
Güneş gözlerini devirip Guncik'in ayakkabılarını çıkararak eve aldıktan sonra sordu. "Kim şopar Guncik?"
"Pıyensler. Tötü pıyensler."
Güneş etrafa bakıp kimsenin olmadığını anlayınca küçük kız döndü. Kısık sesle onun bilgilerine format attı. "Prensler kötü değildir. Kötüler haydutlardır. Büyüyünce sende Saygıdeğer Unıcorn'dan daha çok birini seveceksin. İşte o senin prensesin olacak. Kötü olanlar haydutlar unutma, prensler değil. ..."
*
Ufuk koltukların arasında uzanıp arabayı kullanan Güneş'e merakla sordu. "Güneş Apla, Guncik'e ne dedin de şopar demeyi bırakıp haydut demeye başladı?"
Yağız Efe'de onun gibi öne doğru uzanıp kafasını sığdırarak sohbete katıldı. "Haydut demiyor laydut diyor."
Ufuk onu geriye itip sinirle baktı. "Sen hiç konuşma Yefe çocuğa ısırmayı öğretmişsin evde pitbull besler gibi temkinli davranıyoruz."
Uzay oturduğu ön koltuktan emniyet kemerinin izin verdiği kadar arkaya döndü. Yüzünde hayranlıkla birlikte hayrette bulunuyordu. "Isırmayı mı öğrettin Yefe? Bu nasıl benim aklıma gelmedi. Aklıma gelse onu öğretirdim."
Güneş gözünü yoldan ayırmadan merakla kardeşine sordu. "Sen neyi öğrettin?" Üç erkeğin arasında büyüyecek kızın zihninde neler dolanıyor merak ediyordu. "Tuvaleti gelince Ufo'nun odasında etmesi öğrettim. Prova bile yaptık."
Öğretmenin güç olduğunu burada öğrenmişti. Çişim geldi diyen Guncik'i her neredeyse abisinin odasına götürmek çok zor gelmişti. Ama bir yandan da daha bezlenen Guncik'in tuvaletini söylemesine katkıda bulunmuştu.
Ufuk kardeşinin paytak adımlarla hızla gelip odasının köşesinde bir müddet beklemesini yeni anlamıştı.
"Bende diyorum niye gelip benim odamda ıkınıyor."
Güneş kardeşine inanamayıp "Mal çocuk öğretecek başka bir şey bulamadın mı?" diyerek kızsa da yine kendi bildiklerini okuyacaklarını iyi biliyordu.
"Dedim ya aklıma gelmedi abla." Uzay ise hala daha ısırmayı öğretemediğine yanıyordu. Daha fazla şeyler öğretmek için büyümesini bekliyordu aklında deli fikirler vardı.
Ufuk denek olan kardeşinin bundan sonra sıkı yönetimde bulunduracaktı. Ama ondan ve neredeyse de annesinde çok kardeşine bakan Güneş'e döndü.
"Ee sıra sende Güneş Apla sen ona ne öğrettin?"
Söylemekte kararsız olan Güneş biraz oyalansada meraklarını kendince giderdi. "Ben... Ben ona prenslerin kötüsüne haydut denir dedim."
Ufuk aklı karışınca daha iyi anlamak için soru sordu. "Prensler mi haydut?" Masallarda ve onun yazdığı kitaplarda prenslerin kötü olması ve haydut olması söz konusu muydu hatırlayamadı.
Ortamda oluşan sessizlik ve düşünmenin uzun soluğu Güneş'i şaşırttı. Bu söylediği üzerine bin bir senaryo kurup felsefe parçalayacak kitap kurdu ikilinin sessizliğini yediremedi. "Evet. Hadi ama bunun hakkında bir düşünceniz olmadığını söylemeyin. Mal Çocuk, Uzi çalıştırın kafanızı düşünün biraz."
Yağız Efe tekrar öne doğru uzanıp düşünmekten yeni aklanmış taze beyniyle Güneş'i sorguladı. "Bana niye sormadın?" bunun nedeni az çok tahmin edilebilirdi. Üçlünün iç ve dış dünyalarının ayırdı yoktu. Bir dünya üzerinde kurmaca ve kendileri olarak yaşıyordu. Kendi dünyaları arasında kavramsallıkta ne olan Yağız Efe'nin bu konuda söylemeye çalıştığını anlayacağına ihtimal vermiyordu. Bu yüzden Güneş neden ona sormadığını açıkladı.
"Sen prense krallıktan ne kadar arsa düşer onu hesaplarsın diye hiç meşgul etmeyeyim dedim."
"Yok Güneş Apla kral ölünce kim tahta geçiyorsa hepsi ona kalıyor bunu biliyorum. Şimdi bana sor."
Sorudaki ısrarını belli ettikten sonra koltuğuna yaslanıp elit olmaya çalışırken sakilliğe uğramış tavırlarını takındı. Güneş bunun altında bir şeyler olduğunu anlayıp kelimelerinin onun dünyasına nasıl yansıdığını gerçekten merak etti. "Tamam Yefe. Söylesene bana prenslerin kötüsü nasıl olur, nasıl haydut olabilirler?"
Yağız Efe boğazını küçük bir öksürükle temizleyip sesini açtıktan sonra ezbere gider gibi cümlelerini sıraladı. "Cevap veriyorum. Masalda prenseslerin kalbini prensler almıştır. Ama...Herkes kendi masalında prenstir bir diğerininkinde haydut. Eğer sadece kendi masalındaki prensesin kalbi dışında başkalarınında kalbini alıyorsa haydut olur."
Herkes ona şaşkınlıkla döndü. Bunu araba kullandığı için yapmayan Güneş sağa dönüp hayret izlecilerinde yerini aldı. Yağız Efe popülerliği sırıtarak karşılayıp öz güvenle başını dikeltmişti. İlk söz ondan beklemediği şeyler duyduğu için nutku tutulmaya ramak kalmış Güneş'ten geldi. "Sen? Ne diyeceğimi bilemedim Yefe."
Yağız Efe onun söyleyecek bir şey bulamamasını sevinçle karşıladı. Sonunda meseleyi çözmüş gibi zihnini aydınlatan nokta yüzünüde gülüşle aydınlattı.
"Yiğit abimide bu yüzden mi bir şey demiyorsun Güneş Apla? Çünkü ne diyeceğini bilmiyorsun."
Uzay ve Ufuk aynı adan gözlerini devirip arkadaşlarıyla duydukları gururdan hava kaçıran balon sesi duymaya başladılar. "Yiğit abiden çalıntılar." diye olayı seslendiren Ufuk ve Uzay mevzudan koptular. Güneş ise merakını belli etmemeye çalışarak "Bunları abin mi söylüyor?" diye sordu.
Dedikodunun kokusunu alan Yağız Efe hemen döküldü. "Yok. O sadece İrem ablaya benden haydut olmaz benim prensesim var dedi. Benim kadar olmasada kıytısında mükemmellik ve iyi çocuk fışkıran Yiğit abimin haydut nasıl olacağını düşünmüştüm. Sende öyle deyince gerisini çözdüm. Biliyorsunuz ki zekamın tamamını utanmayın diye göstermiyorum. Ben özel bir insanım."