İçeriğe geç

Burası Lise

Bölüm 2 · 17 dk okuma

Burası Lise

Bölüm 2

Burası Teneffüs

Burası Teneffüs

2. Bölüm

Sessiz olmaya dikkat ederek onun yanına kadar sokuldu. Varlığını belli etmek istemediği için nefes almaya çekiniyordu. Yerde bir kaplumbağa gibi ilerlediğinde tüm sınıf bir anda susup Ufuk'a dönmüştü.

Ufuk büyük belirti ve ispiyoncu gibi oluşan sessizlik ile panikledi arkasına döndü. Ona bakanlara sinirli bakışlar atıp ses çıkarmaları için işaret etti.

Onun dediğini yapan Yağız Efe hemen bir halay türküsü tutturup bir mendilmişçesine sınıf arkadaşını peşinde sallayarak halaya başladı. Uzay'da hemen sırasının üzerine çıkıp ayaklarını tempo tutarak vurduve destek verdi. Kravatı için bu anı bekliyormuş gibi hemen başına bağladı. Ablasını tembihleri çoktan aklından uçup gitmişti.

Arkadaşlarının desteğine çok mutlu olan ve onlarla gurur duyan Ufuk bir ara kendini kaybetti, türkü ile omuzlarını sallayıp oynamaya başlasa da sonra hatırladığı işine döndü. Kendini müziğin ritmine kaptırmış aynı anda da işini yapma peşine düşmüştü. Kıvırarak ilerlerken yüzündeki ciddi tavırla gözüne kestirdiği hedefinin yanına vardı.

Kafasını kollarının arasına koymuş uyuyan Aslı'nın cephesine gelince durdu. Sınıf her şeyden bağımsız kendini halaya vermişti. Onu unutmuşlardı...

İşaret parmağını bir ok gibi sivrileştirip kızın şakağına nişan aldı. Büyük bir konsantrasyon ile derin bir nefes aldı ve kendini hazırladı. İşaret parmağı artık amacını için yaşayan bir ok gibiydi. Adresine doğru ilerledi ve ardı ardına dürttü.

Aslı huysuz bir şekilde yerinde kıpırdandı, uyku ile arasına girmeye çalışan hiçbir şeye müsaade etmeyecekti. Hızlı hareketler ile kollarını başının yukarısında salladı. Sanki tepesinde bir arı vardı ve onu kovuyordu. Ufuk istikrarlı bir şekilde yeniden dürtmeye başladı. Pes etmek yoktu.

Aslı, onu uyandırmak gibi ülkede iç savaş çıkarmaya yetecek kadar büyük bir işe kalkışan ve başına dikilmiş Azrail ile randevusu bulunan Ufuk'a sertçe baktı. Bakışlarının ardında korku filmlerinden fragmanlar vardı.

Ufuk ilk başta onun bakışları karşısında korkmuş, tüm cesaretini yitirmişti. Daha sonra gözününde karnesinde matematik notunu beş olarak belirdi. Bu ona güç kattı.

İçine derin bir nefes çekti, cesaretini topladı. Arkasında sakladığı elini çıkarıp ona doğru uzattı. Elinde bir demet çimen ve ortalarına eklenilmiş ağaç yaprakları vardı. Tabi bu Ufuk için çiçek demetiydi, okul şartlarında anca böyle oluyordu.

Aslı gözlerini devirip, ayrı bir isim bulunması gereken demet ile oğlan arasında gözleri mekik dokudu. Sinirini sonraya bırakıp şaşırmıştı. Ufuk dostluklarının başlangıcı olacak bu çiçek için ısrarcı oldu. Ona doğru elini daha çok uzattı, çabuk olmalıydı.

Çünkü çiçeği görmesinden korktuğu bir kişi vardı. Korktuğu başına geldi. Sıranın üstünde gördüklerine dikkat kesilen Uzay anlamsız bir nida ile bağırdı.

"Lan, Ufo o benim çiçeğim!"

Ufuk gizlice arakladığı çiçeğin sahibine yakalandığında panikledi. Arkadaşının gelip elinden almasına fırsat vermek istemedi. Aslı bu çiçeği kabul etmeliydi ve arkadaş olmalıydılar. Ama kızın elinden almaya niyeti yok gibiydi. Sabit bakışlarla onu süzen Aslı'nın üzerine ot demetini fırlatıverdi. Alalacele konuştu.

"Kankiloştoşkom sana çiçek getirdim. Gel sana okulu gezdireyim."

Aslı yüzüne fırlatılanlar otlardan dolayı ayağı fırlamıştı. Ama yüzünde yine bir durgunluk vardı belki de uyku mahmurluğu. Saçlarının arasına yerleşen çimenleri dert ederken Ufuk kollarını sıkıca ona sarıp havaya kaldırdı. Onun da tek derdi çaldığı çiçeğin hesabını vermemekti. Bu uğurda bağırıp çağıran ve çırpınan Aslı'yı umursamadı. Hızla sınıftan gittiler.

Onlar kaçınca Uzay içinden İbrahim Erkal- Canısı çalıp acılar içinde sıranın tepesinden indi. Yerdeki çimenleri hüzün ile toparlamaya başladı. Teker teker özenle alırken dertli şarkısı önüne çıkan halayı görünce gerilim fon müziğine döndü. Haberlere konu olacak zincirleme kaza gerçekleşti.

Son dakika haberi!

Lise'nin, Sıra Arası Caddesinden feci kaza. Aniden halayın önüne çıkan çocuk ezilmekten kurtulamadı. Olayda çok kişinin ezildiğini haberi alındı. Okul müdürünün "Sanki Mahmut Tuncer yetiştiriyoruz." açıklaması velileri sinirlendirdi. Fakat orta yol bulmak için dokuz sekizlik roman havası ile hiç bir sorun kalmadı.

Bir sonraki Burası Lise haberlerinde görüşmek üzere. Sırıtarak kalın...

Üst üste düşen öğrenciler, bir yığın oluştururken en altta kalan Uzay hareket etmeden yerde yatıyordu. Yanağını yer vakumlamış gibiydi. Üzerinden eksilen bir kaç kişi ile hareket edebildi. Ellerini parmak uçlarında ilerletip yerden bir çimeni aldı. Son gücünüde bunun için tüketmişti.

Başını kaldırdığında gözünün hizasına bir çift kız ayakkabısı girdi. Uzay, inleyerek kafasını kaldırdığında onu karşısında buldu. Maya...

Ve onun küçümseyen bakışları... Yine de niyetinden vazgeçmeyip elinde tuttuğu ot demetini ona uzatabildiği kadar uzattı. Yani iki santim kadar öne sürdü. Solmuş nefesi ile cılız sesinden "Sana çiçek topladım." dedi. Bunla da tüm takatini bitirmişti. Son nefesi ile birlikte canınıda önüne sermiş olarak kendini bıraktı. Tekrar yer ile buluştu yüzü.

Maya sinirle saçını geriye atıp ağzını yayarak konuştu. "Gerizekalı! İnek miyim ben?"

Yağız Efe'de kazadan arkadaşından farksız çıkmıştı aslında. Birkaç kişi üzerinde yatıyordu o da... Ama bu güçsüzlüğü onun her daim laf yetiştirme huyundan alıkoymamıştı.

"Bu davar sana görür görmez aşık olduğuna ve çiçek diye ot topladığına göre ineksin yenge! Uzi'yi yerden kaldırda möleşin."

***

Ufo-Aslı

"Bak buralar hep koridor."

Eliylegeniş bir açıyı ve etrafı gösterdi Ufuk. Okulu gezdirmekten kastı neydi kendi de bilmiyordu ama gördüklerini tasvir ederek işe başladı. Saçma olması umrunda değildi. Aslı gözlerinin önüne gelen saçına üfleyip havalandırdı, yılmış bir şekilde ona döndü.

"Ne istiyorsun benden? Sal beni ya..."

Ufuk, gözlerini kırpıştırıp ona bıkkınlıkla bakan kıza biraz yaklaşarak "Kankiloştoşkoyuz ya biz, sana okulu gezdireyim dedim."

Aslı yüzünü buruşturup söylediği kelimeyi garipsedi. "O ne demek be! Kaniş kırması köpek gibi."

Onun cehaleti Ufo'nun bilgisini paylaşmasına neden olduğu için göğsünü kabarttı. Ayrıca böyle şeyleri bilmeyen mi vardı canım!

"Üst level kankalık demek. Hani biz arkadaşız ya."

Aslı ne tepki vereceğini bilmedi fakat izlediği dizilerden bir kaç senaryo çaldı. Sanki ahlaksız bir yakıştırma yapılmış gibi pes ederek konuştu.

"Sen benim arkadaşın değilsin."

Ufuk buna aldırmadı, pişkince sırıtarak cevabını verdi. "Olabilir ama sen benim arkadaşımsın."

Onunla başka bir dilde konuşması gerektiğini anlayan Aslı yüzünde yaşayan uykuyu bir kenara itti. Öfke içinde, tehdit içeren bakışlarla üzerine yürüdü. Bu hareketleri bir kaç mafya dizisinde görmüştü, önce tiz sesini kalınlaştırmak istedi. Fakat başarılı olmadı, hâlâ tatlı küçük çocukların sesi gibiydi.

"Zorla mı kardeşim istemiyorum!? Bir daha beni rahatsız etme. Edersen var ya! Oho, kim bilir neler neler yaparım!"

Kim bilirdi? Aslı bilmezdi, çünkü boşa salladığı tehdite kendi bile inanmadı. Tabii Ufuk'ta pek etkilenmedi. Ufuk'un yüzündeki sırıtışa da bir şey yapmamıştı. Fakat bir sonraki isyanın önünü kesmek ve bir daha bunları duymamak için net bir şekilde konuştu. Yağız Efe onlara zorla bir şey yaptırırken baskın çıkan cümlelerini ona söyleyip korkutmak istedi.

"Tabiki de zorla. Bela olurum kızım sana, şer olurum. Oho, kim bilir neler neler yaparım!"

Aslı kendi tehditini beğenmeyip üstüne bir de çalan çocuğa kaşını kaldırarak baktı. Ellerini göğsünde birleştirip o da bu tehditi ciddiye almadığını gösterdi.

***

Uzi-Maya

"Selam, nasılsın?"

Uzay büründüğü çapkın tavırları üst üste sergilerken hepsi onun üzerinde yapmacık duruyordu. Fakat farkında değildi, olsa bile yine devam ederdi. Maya ise onun hiçbir haliyle ilgilenmiyordu.

"Sen gelene kadar iyiydim..."

Maya yine gözlerini devirmişti bunu söylerken... Onu açıkça reddetmekten çekinmiyordu. Fakat Uzay pes eden bir insan değildi. Hiç alınmadı, umursamadı bile.

"Tabi ben gelince iyi ne kelime mükemmel oldun. Değil mi?" Heyecanla gözlerinin içine baktı olumlu bir şey söylemesini bekledi.

"Hayır kötü oldum."

Uzay yapmacık olmayı bıraktı, üstünde beden beden büyük duran halinden hemen sıyrıldı. Gerçek bir Uzay gibi aklından geçenler saniyelerle değişti ve duygularının hükmü geçti.

"Yani gelmişim buraya bir iki muhabbet edeceğim, ne diye böyle uyuzluk ediyorsun ki!?"

Övgülerden, yakınlık kurmaya çalışan hareketlerden birden hakarete geçmesi Maya'yı hem şaşırttı hem öfkelendirdi.

"Sen bana uyuz mu dedin? Git buradan!"

Uzay onu sinir etmek istememişti, sonuç bu olunca düzeltmeye çalıştı. Maya'nın elindeki kitabı görmesi gözlerinin parlamasına neden oldu. Onun için bu kitap umut ışıltısıydı, bu yazar umudun ta kendiydi.

Hemen kitapla ilginiyormuş gibi yaptı. "Ne okuyorsun sen?" Elinden çekip alıp ön kapağına bakarak inceledi. "Sen bu kitabı mı okuyorsun?"

"Ne olmuş okuyorsam?" Maya onun büyük bir kitap kurdu olduğunu tahmin edemezdi.

İşte Uzay'ın aradığı büyük muhabette yol buydu. Eğer bu kitabı seviyorsa, yazarınıda seviyordur. Ee durur mu birde yazarın kardeşini tanırsa onu da sever kesin. Kitabın yazarı ablası Güneş'ti, tabi Maya tarafından sevilmesi gereken kardeşide Uzay'dı. Bu çocuk için mevzu sevgi olduğundan her şey kolay ve çar çabuk olabilirdi.

İç dünyasında seksenler discosunda bonus kafa olarak dans ederken buldu kendini; koca güneş gözlüğü ve geniş paça pantolonu. Geniş ve manasız sırıtmasını hemen kesip kazanmışçasına kendinden emin konuştu. Kitabı okuduğunu belli etmek istedi.

"Hangisinden yanasın? İyi çocuk mu kötü çocuk mu?"

Maya onu dikkatlice süzdü, yalan söylüyor olabilirdi. "Sen okudun mu ki?"

Uzay hikâyeyi küçümsediği umurunda olmadan çok kitap okuduğunuda belli etmek istedi. "Malum Bad Boy, Masum Girl hikayesi işte. Bunlar gibi onlarca hikaye okudum. Bence iyi olan oğlan daha iyi."

Maya sevdiği karakteri neferi olduğu bir ordu gibi savunmaya geçti. "Hiçte bile, Kötü Çocuk çok daha iyi. Ben buradaki Kötü Çocuğa aşığım."

Uzay'ın tüm eminliği şaşkınlığı nedeni ile uçup gitti. Anlam veremeyerek serzenişte bulundu. "Kıza etmediği kötülük kalmıyor be! O mu iyi!?"

"Ay sen ne anlarsın ki? Kesin okumadın bile. Yalan söylüyorsun."

Uzay dikeldi, küçümsediği kişi bizzat yazarın kardeşiydi. Ablası daha taslakken okumasına izin vermişti. Onun beğenisi ile bir kaç yeri değiştirmişti. "Senin okuduğun bu kitap var ya?"

Özgüven ile dikildiğinde o kitabın yazarının ablası olduğunu söylemeyi düşündü. Böylece Maya'nın bitmek bilmeyen göz devirme tavırları son bulabilirdi. Ona karşı ilgili davranırdı.

Maya ondan pek beklenti duymadı, yine ahmaklık edeceğini düşündü. "Ne olmuş bu kitaba?" dedi küçümseyerek.

Uzay bir an önce kendini ispatlamak istedi. "Yazarını tanıyorum."

Maya duraksadı, cidden olabilir mi diye düşündü. Güneş, yazım hayatında kimliğini gizleyerek takma isimle kitaplarını okuyuculara sunmuştu. Büyük ilgi gören kitapları ile okuyucular yazarı hem merak ediyor hemde fazlası ile seviyor.

"Ciddi misin, sahi mi? Nereden tanıyorsun?" Her ihtimal onu sevdiği yazara yaklaştırdığı için heyecanladı.

Maya'nın gözlerinin irileşmesi ve heyecanı onu mutlu etti. Fakat o anda aklına gelen fikir ile söylemekten vazgeçti. Eğer ki o da Bad Boy severse, bu konuda kitap yazan ablasından yararlanması gerekirdi ve hazinesinin yerini açık edemezdi. Ayrıca ablasını sırf kendi için ifşa edemezdi. Onun yıllarca emek verip nasıl çalıştığını biliyordu. Hemen üslubunu değiştirdi.

"Nereden tanıyacağım... Kapakta ismi yazıyor. Jotunheim diye."

Hevesinin boşuna çıkması Maya'yı sinirlendirdi. Hayal kırıklığına uğramıştı.

"Gerizekalı o yazarın takma adı. Devler Ülkesi demek. Sadece kendi için değil biz okurları içinde bu mahlası kullanıyor. Of! Kime anlatıyorum. Birde seni ciddiye almış dinliyorum deminden beri."

Maya onu sırasından itti, gitmesini istiyordu. Uzay gitmeden önce iyice emin olmak istedi. "Sen şimdi diyorsun ki Kötü Çocuk daha iyi öyle mi?"

Maya artık ona dayanamaz oldu. "Defolur musun?"

Uzay ablasının yazdığı bir karaktere aşık olan kıza sırıtarak baktı. Ablası nasıl ki o karakteri oluşturdu kardeşine de anlatıp yardımcı olurdu.

"Şimdilik def olayım daha sonra kapında davulla zurnayla olacağım bebeğim bekle beni."

Ayağıya fırlayıp bir kaç adım uzaklaştıktan sonra her zamanki gibi kendine ufuk noktası olarak bir yer buldu. Ciddi ve keskin bakışlarını yolladı. Hayalinden film fragmanı gibi geçen tüm anların özetini dudakları arasından bıraktı.

"Bad Boy'un doğuşu..."

***

Öğle sıcağına rağmen voleybol sahasındaydılar. Başlayalı bir hafta olan okulda yapılacak tek şey gibi kendinlerini buna adamışlardı.

Bir küme olmuş oynayacak kişileri kararlaştırmaya çalışıyorlardı. Uzun sürmesi Yağız Efe'nin canını sıktı. Derin nefes verip anlamsız bir nidayı bıkkınlık ile ağzından bıraktı.

"Ay! Mal sayımı bittiyse başlayalım şu maça! Yeminle eridim. Şeker gibi bir çocuğumdur da ben."

Her konuşması gibi sonu kendine övgü içine girince gülümseyip, unuttu. Uzay etrafına bakınarak "Son olarak Ufo'yu da saydık mı tamamdır. Burada mısın? Ufo!" diye seslendi.

Ufuk bileğini kavrayıp arkasından çekiştirerek Aslı'yı peşinde sürüklüyordu. Okul kapısından bağırarak onlara doğru koştu.

"Buradayım Uzi! En sevdiğim kankamda oynayacak!"

Bowling topu gibi ikisi birden kümelenmiş duranları dağıtarak durabildiler. Aslı kolunu kurtarır kurtarmaz arkasına dönüp kaçmaya kalkıştı.

"Ben oynamak istemiyorum."

Peşinden koşup yetişen Ufuk onu zorla geriye getirdi. Bir daha kaçmasın diye de koluna sarılıp ağırlık yapmak için aşağıya sarktı.

"Oynayacak dedim." Sonra ikna etmek için kafasını kaldırıp Aslı'ya konuştu. "Kankam, olmadı sen sabit bir yerde kal, topu sana vurur sektiririz biz."

Herkes ona gülüyordu, Aslı bundan çekinmişti. Sürekli peşini bırakmayan Ufuk'tan kurtulamıyordu. Bir haftadır Ufuk'un ablukasındaydı, kimse tanışamıştı bu kızla. Aslı zaten sosyal anlamda zayıf bir noktada bu onun işinede geldi.

Uzay artık aralarına aldıkları kıza gülümseyerek elini uzattı. "Tanışamadık biz hâlâ. Ben Uzay... Eksiğiz zaten oyna."

Ufuk radar alına giren bir düşman gibi hemen harekete geçip hücum etti. Uzay'ı kolundan tutup uzağa savurdu. Kimseyle paylaşmak istemiyordu matematik notunu.

"Konuşma lan! O sadece benim kankam. Hatta kanka ne kankiloştoşkom o benim!"

Herkesi susturup olayla ilgisi varmışçasına ağzını açan Yağız Efe yine farklı bir konudaydı. "Şu nadir vücuduma top değerse, topunuzu keserim. Topunuzu birden."

Yeni gelen Karam soğuk tavrını onlar üzerinde estirerek oyuna katılacağını belli etti. "Ağlayacaksan oynama bebe!"

Yağız Efe ona gözlerini kısıp bir müddet baktı. Meydan okumaydı fakat daha ilerisi için cesaret edemiyordu. Gotic tarzlı bu kızdan çok korkuyordu. Uzay arkasına geçip yanındayım desteği verince korkusu hafifledi ve yiğitlendi. Gereksiz cesaret gösterdi.

"Kız senin atarın giderin kime? Her ağzını açısında birine laf sokuyorsun. Normal misin kızım sen!?"

Ona doğru tehtitle tek bir adım atan Karam kaşını kaldırıp "Yok, değilim. Bir sorun mu var?" diye sordu. Karam'ın insanı durdurup kendini düşündüren tavırları vardı . Herkes korku ile onların ortasından çıkmıştı.

Lise Teksas'ta sıradan bir gündü... Her şey her zamanki gibi vahşiydi... Tozlu kara tahtalar önünde iki dişli öğrenci karşı karşıya geldi. Sıralar arasından esen rüzgarlar etrafta ders kitapları uçurmaya başlamıştı... Kız armasını genişletip ellerine aldığı kalemleri gösterdi. Göz korkutarak kalemlerinden yeni uçlar çıkardı. Oğlan ise kravatını sıkılaştırıp kafası üzerinde tam tur çevirdiği sırt çantasını önüne tutarak kalkan yaptı. Sadece bakışlar vardı, saldırı ve savunma için... İki kişi karşı karşıya dikilmiş, göz kapaklarındaki hafif sert seğirme ile gözler önündeydi. Şu an eksikliği hissedilen ortalarında yuvarlanan kuru otlardı. Bu konuda severek yardımcı olan Uzi ve Ufo kabarık tütülerle bale figürleri eşliğinde geçtiler ortalarından. Birinin geri adım atması beklenirdi. Bu kişininde erkek olması kaçınılmazdı.

Herkes gerilim hattı üzerinden canlarını kurtardılar. Ufuk ilk kaçanlardan olmuştu, Matematik notunuda yani Aslı'yı da yanına almayı unutmadı.

Yağız Efe son bir destek için arkasını döndü. Ona az önce destek veren arkadaşı yerinde uzun ve derin bir boşluk vardı sadece. Uzay, vakit kaybetmeden tüymüştü.

Gözlerini bu sefer can kurtaran yok mu dercesine etrafta gezdiren Yağız Efe, destekleyen Uzay'ı düşman saflarında gördü. İhanetin acısı gözlerine daha sonra yansıyacaktı, zira orayı şimdi korku gasp etmemişti. Yutkunup kesik ve kısık sesle.

"Yok canım benim... Ne sorun olacak abla! Öl de ölelim."

Herkes bir anda gerilimden, tatlı esintiye geçip rahatladı. Artık oyuna dönebilirdiler. Yılan Yalın başını kaşıyıp düşünceler içinde "Ee kazanan ne alacak?" diye sormasıyla beyin fırtınası başlattı.

Yağız Efe kabilesine seslenir gibi göğsü şişik ve güçle, sesini kalınlaştırarak konuştu. Vücut hareketleride tavrına göreydi. Ona göre şu an bir obanın ortasında kürk kıyafetler içinde ordusuna sesleniyordu, annesinin izlediği tarihi dizilerin etkisiydi tüm hayal gücü.

"Yılan Yalın doğru der arkadaşlar! İndi ortaya bir şey koymak lazım gelir... Gün bu gündür! En değer verdiklerimizi koymak sonra da kanımızın son damlasına kadar savaşmak gerekir. Gazanız mübarek olsun!"

Onun gösterdiği ciddiyeti Uzay'da aramak çölde suyla eş değerdi. Hemen ayakkabısını birini çıkarıp ayağını havaya kaldırdı. Bu kızlar için yeterince iğrençken bir de süslermişcesine parmaklarını canlatıyordu.

"Terli çoraplarımı koyuyorum!"

Ufuk ise arkadaşıyla galayana gelip cebinde açıkta beklettiği sakızını çıkardı. Parmakları arasında tutup havaya kaldırırken yüzünden fedakarlık akıyordu.

"Çiğnenmiş sakızı koyuyorum!"

Maya daha fazla dayanamayıp mide bulantısı içinde onlara bağırdı."Kesin şunu, iğrençsiniz!"

Ufuk yaptığı fedakarlığın bilinmemesi üzerine çok alındı. "Uzi anlat yengeye." deyip alınganlık içinde Aslı'nın yanına çekildi. Üzüntüsünü ona anlatıyordu, sakızının önemini.

"Sen tabi Ufo'nun ağzından çıkan sakızın rengini beğenmedin ama... O ağzına ne renk atarsa atsın hep yeşil olarak çıkar o sakız. Kusura bakma, bu denli özel yeteneğin küçümsenmesine izin veremem. Katiyen bunu yapamam."

Yağız Efe, gülerek arkadaşlarını yanına gelip kollarını ikisininde omzuna attı, gülüyordu. "Ufo'nun ağız kokusu kimyasal tepkimeye neden oluyor. Mübarek, ne denli şeyler yiyorsa. Ne yiyorsa beni çağırmıyor pislik!"

Karam derin bir nefes alıp verdiğinde sıkıldığını herkesin yüzüne vurmaktan çekinmedi. Bir an önce bu muhabbet bitsin istiyordu.

"Uzatmayın... Kaybeden takım kazanan takımın kölesi olur."

Herkes bir müddet düşündü, başka fikir olmayınca kabul ettiler. Yağız Efe göz hapsine aldığı Karam'a söylenerek geçti diğer sahaya.

"Zalıma bak sen. Hemen de kölesi olur diyor. Bu kesin kırbaçlarda insanı. Zaloğlu..."

Diğer bir konu daha vardı o da takımlar. Bunu da yine Karam'ın baskın otoritesi halletti. Kızlar ve erkekler olacaktı takımlar. Kimse karşı çıkmadı. Tabi Ufuk'tan başka.

Filenin altından Aslı'nın kolunu çekiyordu. Annesinin arkasından ağlayan çocuk gibi mızlanıyordu "Kankiloştoşkom!" diyerek direndi. Diğer tarafta olmaktan mutlu olan Aslı ise ondan kurtulmaya çalıştı.

"Kızlar ayrı erkekler ayrı dedik ya! Bırak kolumu!"

Ufuk aniden ellerini çekti, düşünceler içerisinde dikeldi. Kolundaki baskı azalınca savrulan Aslı da derin bir nefes almıştı.

Ufuk düşüncelere daldı. "Kız mıydın, kız sen?"

Aslı'nın aşırı rahat gibiyi mi biraz farklıydı fakat erkeksi göstermiyordu. Aksine küt saçları ve açık teni ve kilolu yüzü onu güzel bir kız olarak belirtiyordu. Aslı sadece gözlerini kısarak söylenenlere karşılık vermeyip ona gösterilen yere geçti.

Ufuk arkadaşından ayrıldığı için yaşadığı hüzünü diğerinden teselli etmek istedi. Hemen Uzay'a koşup sarıldı. "Böbreğimi yitirmişim gibi hissediyorum kardi."

Maya başlayacak oyunun heyecanı içinde gaza gelerek diğer tarafa bağırdı. "Köle olmaya hazır olun!"

"Ben zaten sana köle olmaya hazırım!"

Uzay'ın aşkla karşılık vermesi ile takım arkadaşları ona tezahürat yaptı. İlk haftadan beliren sınıfın aşık çiftiydiler. Aşk tek taraflı olsa ve de bir çift olmasalar bile.

Bir damat gibi sırtına vurarak arkadaşına destek vermek isteyen Ufuk bunu hoşlukla yaptı, aynısını diğerleride yaptı. Ama Yağız Efe birden ardı ardına arkadaşına sertçe vurmaya başladı. Tekme atıp, sırtına vuruyordu. Kimse buna anlam veremişti. Uzay kaçıp kurtulurken Yağız Efe'yi durdular.

Ufuk kızarak "Ne yapıyon Zaloğlu? Bacağımızda yılan mı besledik?" diye sorduğunda Yağız Efe şaşkınca etrafa baktı.

"Uzi'yi dövmüyor muyduk? Ne bileyim oğlum siz vuruyordunuz, bende daldım?"

Ufuk gözlerini devirdi ve anlattı. "Kardi Hareketlerdi bu. Çak beşlik gibi."

Yağız Efe hatasını anlayınca Uzay'ın yanına mahçup bir şekilde gitti. Özür dilemek ve kendini affetmek için onu öperken Uzay nazlı bir sevgili edası ile kollarını gösterip dudak sarkıttı. Konuşurken sesini titretmişti.

"Hayvan gibi şaapıyorsun... Buralarıma buralarıma vurdun!..."

Sonunda tatlıya bağlanınca set Safiye'nin smaçı ile başladı. Her iki takımda kendi içinde tekniklerle oynuyordu. Kızlar aldığı her topu en önde fileye yakın Maya'ya atıyordu. Maya topu düzgün bir biçimde havaya kaldırınca sayıya ise Karam'ın sert vuruşu ulaştırıyordu.

Kızların düzeni ile erkeklerinki çok farklıydı. Onlar atılan her topu karşılamak için evvela birbirleri içinde yarışıyorlardı. Her topa birlikte koşuyorlardı ve sonuç olarak çarpışıp üst üste yığılıyorlardı. Bunu yapmamak için anlaştıklarında ise bir sonraki gelen topa hiç kimse el sürmüyordu.

İlk set kolaylık içinde kızların olmuştu. Sahalar değişirken birinin bunu Yağız Efe'ye haber vermesi gerekliydi zira file direğine yaslanmış tost ayran yiyordu. Onun için yemek her şeyden önce gelirdi.

İkinci sette kızlar kazanacaklarından emin oldukları için zevk almak için oynadılar. Öyle ki Aslı fırsat bulmuş olduğu için topu sertçe Ufuk'a attı. İntikam soğuk değil önüne sunulunca yenirdi.

Top Ufuk'un kafasına isabet etti. Anlık kendini kaybeden Ufuk elini bir uzay mekiği kullanır gibi önde tutmaya başladı.

"Mars'a yolcu kalmasın. Şuradan bir öğrenci lütfen. Jüpiter için bir sonrakine bin ablacım. Venüs'ün yolu kötü çevreden döneriz."

Uzay onun kafasına bir daha vurup bilincini getirince şaşkınlık ile etrafına baktı. Sırtında binlerce bıçak acısı gibi uğradığı hainlik ile dizlerinin üzerine çöktü. Aslı onun kankiloştoşkosuydu, bunu ona nasıl yapardı. Efkar bastı, içinden uzun havalardan bir konser başlayınca dışıda nasip etti bu kötü sesinden.

"Verin benim sevdigimi, sizin dünya olsun vay vay! Sizin olsun!"

Bu sese katlanamayan Yağız Efe etrafta amaçsızca koşarken kulağını avuçlarıyla kapatmıştı. Bir kaç arkadaşları kendilerini yere attılar bayıldıklarını belli ettiler. Ama bu sesin güzelliğinden değilde onlara eziyet olduğundandı.

Ufuk'un devam etmesine tek etki yanına çömelen Uzay'dı. O da dertli bir şekilde elini sağa sola sallayıp ağıt nidaları ile eşlik ediyordu.

Kendi topuğuna sıkmış olan Aslı, daha fazla bu sese dayanamadı. Koşarak yanına gidip elini başına koyup şefkat gösterek sağa sola hareket ettirdi.

"Tamam, tamam. Özür dilerim."

"Acımamıştı ki zaten."

Ufuk'un hızla ayağıya kalkıp doğrulması herkesi şaşırtmış aynı zamandada sinirlenmişti. Bunu kısa sürede unutup oyuna döndüler. Fakat fark edecek bir durum yoktu.

Yılan Yalın'ın adına yakışır bir şekilde kıvrılarak kaçıyor, Yağız Efe'nin her top ona doğru geldiğinde Camış'ı kendine siper alıyordu ve bundan dolayı ondan dayak yemekten son anda kurtulmuştu.

Uzay ve Ufuk ise kendilerine hınç ile atılan toplardan artık etkilenmiyorlardı. Öyle ki narkoz etkisinde sarhoşlaşmış gibi davranıyorlardı. Topları kimi zaman göğüslemek için kollarını açık cengaver gibi... Kimisinde bir balerin gibi ellerini başlarının üzerinde birleştirdiklerinde karşılıyorlardı.

Rahatlıkları zamanla daha çok genişlemişti. Biri diğerinin sırtına atlayıp topa sırtlarını dönüyorlardı. Bir ara ikram edercesine Yağız Efe'nin de yanına gidip Aslı ve Maya'nın toplarını onun üzerine çektiler.

Yağız Efe panikle elleri havada bağırarak kaçıyor ardından gelen arkadaşlarına ise arada geri dönüp takip etmesinler diye vuruyordu.

Kızlar her smaç için havaya zıpladıkların da erkekler dibe gömülürcesine yere çakılıyorlardı. Sonuç beklenildiği gibi kızların kazanması ile son buldu.

Tüm kızlar zafer ile elleri bellerinde onlara son bir poz verdiler. Zevkle kazanmışlardı. Etrafa havalı bakışlar attıp durdular. Son olarak Karam yerlere serilmiş yatan erkeklere döndü.

"Köle olmaya hazır mısınız, ezikler!?"

Bölüm sonu

11 yorum