1. Bölüm: Burası Lise
Masalların ve kahramanların çeşitleri gerçek hayattaki çocukların yanında bir hiç kalır. Çocukların küçük çaplı, büyük mercekli koca dünyaları vardır. Büyükler; olmak istedikleri, oldukları ve olmaya çalıştıkları kişilikler için boğuşurken, çocuklar her daim kendi kahramanları olur.
Biz çocuklar ve çocuk kalanlar severek aşarız her şeyi. Büyümek dedikleri o garip şeyi bile severek aşarız. Yeter ki kendi kahramanlıklarımızdan vazgeçmeyelim.
O masal gibi hayatlar olduğuna değil, masalların hayatlar olduğuna inanır. İnandığı her şeyin gerçekte mümkün olduğunu sanır. Dozu olmadan bir şeyleri sevmeyi, duygularını saklamadan göstermeyi bilir. Abartır, yüksek yaşar hayatı. O öyle bir oğlandı. Onun liseli olduğu ilk sabah yine ortalığı katması ile canlanmıştı.
Başını ellerinin arasına almış, duygusal dalgınlık yaşarken kendine ufuk çizgisi olarak tezgahtaki bulaşık süngerini seçmişti. Derin bir iç çekti...
"Ah! Aman Yarabbim. Bu lise hayatı çok zor."
Ablası Güneş, elindeki çay bardağını usulca masaya koyup ona döndü. Tabiki de bu dert yanmasına verecek tepkisi vardı. Olağan bir durum gibi sakinlikle kardeşinin kafasına şaplak vurdu. Dertli, çilekeş tavrından tokat sayesinde saniye ile sıyrılan Uzay dudağını sarkıtarak ablasına döndü. Ani bir düşüşle dibine çakıldığı mutsuzluk hayatını sorgulattı, tabii daha çok ablasını.
"Neden? Niye yani abla?"
Ciddi ciddi sorgulama aşamasındaydı; hayatını, ablasını, ailesini hatta kendini bile.
"Daha okula bile gitmedin diyedir belki. Belki de... Olmayan beynindeki boşluk, azap çeksinde kendine gel diyedir. Belkide -ki bu en güçlü ihtimal- canım istedi diye vurmuşumdur. Tüm bu sebepler yetti mi sana, benim malım!?"
Ablasının söylediği lafa kaşlarını çatsada daha sonra sevinç içinde annesine döndü. Kendini kırıntı ile mutsuzluğa boğup, yine bir kırıntı miktarıyla mutluluktan havalara uçuyordu.
"Ablam ilk kez bu kadar uzun cümle kurdu analık(üvey anne). Şu an duygusallaştım vallahi. Çocuğum baba demiş gibi hissediyorum. Canım ablam."
Kollarını zorla kendini bu yapış yapış sevgiden kurtarmaya çalışan ablasına sardı. Olabildiğince sıkıp bu sırada intikamınıda aldı. Sonunda büyük bir zafer ile çekilince ablası sinirden delirmişti zaten.
Hatta öyle sinirlenmişti ki onu değil annesini muhatap alıyordu. "Anne bak şu çocuğu evlatlık falan verin."
İki kardeş arasındaki evden gönderme savaşında bir teklifte Uzay'dan geldi. "Seni ere verelim kız." Kafasına yine bir şaplak yedi. Daha fazlasına cesaret edemeyip kahvaltısına döndü. Daha sonra okul için hazırlanmalıydı.
Hazırlanması uzun sürdü yavaş ve gönülsüz hareket ediyordu. Sonunda evden çıkmadan ablası onu karşısına alıp kontrol etti.
"Üniformana bakayım. Aferin bozma sakın, kıyafetlerine dikkat etmelisin. Okula gidiyorsun serserilik yapmaya değil. Çantanı aldın mı? O da tamam."
Uzay omuzları düşmüş, bıkkın ifade ile ablasına bakarken aslında zihin gücü ile bir bedenin arkasını görebilir mi diye deniyordu. Eğer ablasını değilde arkasındaki portmantoyu görürse süper kahraman olmuş olurdu ve böylece okula gitmek zorunda kalmazdı...
Okulun ilk günü, her senenin başı aynı ritim oluyordu. Uzay, annesini mutfaktan ellerini kurulayarak çıktığını görünce kolundan çantayı fırlatıp ona koştu. Hemen dizlerine kapanıp sesini titreterek ağıt yakmaya başladı.
"Anam, anam... Garip anam. O-ğu-lu liselere düşen anam ey ey!"
Ablası gözlüğünü burun kemerinden iterek "Vallahi mal bu çocuk." diye söylendi. Derin bir nefes alıp sesini düzelttikten sonra "Üçe kadar sayıyorum Uzay! Bir..."
Daha fazlasına gerek kalmadan kardeşi yerinden fırlayıp sırıtarak karşısına geçti. Ablası üç dediğinde ve gitmediğinde ne felaketler olurdu çok iyi biliyordu. Az önceki yaptığını unuturcasına sevimli olmaya çalışarak alabildiğine geniş bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. Daha fazla inatlaşmadan evden tıpış tıpış çıktı. Fakat bu demek değildi ki okula zorluk çıkarmadan gidecek. Apartmandan çıkar çıkmaz eylemi başlatmıştı.
Uzay, apartmanın yanına park ettikleri araçlarına doğru giderken daha doğrusu götürülürken cılız bir tonda ağlıyordu. Kendini yere sarmış çimenler üzerinde -yumuşak zemin olmasına dua ederek- ağlıyordu.
"Abla beni okula götürme!"
Kardeşinin kollarından tutmuş yerde sürüklerken nefes nefese kalan Güneş'ten ses çıkmıyordu bile. Takati kalmamıştı, dayanamayıp dizlerinin üzerine bıraktı kendini.
"Neden her sene ben bunu yaşıyorum Uzi? Lisenin ilk gününe ağlayarak giden çocuk mu olur? Mal kardeşim ne diye ağlıyorsun?"
Başını yukarıya kaldırıp ablasına baktı, psikolog koltuğunda uzanmışta çocukluğuna inmiş gibi davrandı. Sakinlik ve samimiyet içinde anlatmaya başladı.
"Yıllar yıllar önceydi... Birinci sınıfa giderken okulun ilk gününde ben bir ağladım. Sonrası devam... İkinci sınıfın ilk günü, üçüncü sınıfın ilk günü derken istikrarlı bir şekilde her senenin ilk günü ağlıyorum."
Çok normalmiş bir şeymiş gibi anlatmasına dayanamayan ablası "İyi bok yedin!" deyip sinirlendi.
"Küfretme! Başındaki başörtüden utan! Günah! Valla çarpılırsın! Kardeşe bok denmez!"
Elini alnına sertçe vuran ablası pes etmişti, artık ayaklarını uzatıp saate baktı. Kardeşinin protestosu biraz daha sürerse okula geç kalacaklardı. Hızlı bir çözüm düşünmeye koyuldu. Fakat aradığı çözüm o bulmadan onu bulmuştu.
Kardeşinden gelen inilti ile yerinden sıçrayıp hemen ona döndü. Gördüğü şey karşısında ise sadece gözlerini devirdi. Kardeşinin kol ve bacaklarından tutan Ufuk ve Yağız Efe onu çekiştiriyorlardı.
Bunlar Yokuşevler sitesinin üçlüsüydü. D blokta oturan tembel Ufuk, B blokta oturan haşere Yağız Efe, ve A blokta oturan Uzay oğlan. Çocukluklarından beri birlikteydiler, aynı bahçede büyüyüp aynı okullara gitmişlerdi. Hayatları kadar aileleride iç içeydi. Şimdide aynı liseye gitmenin mutluluğunu yaşıyorlardı.
-UFUK-
Namı diğer Ufo. O bu dünyadan değildir pek. Aklı sonsuz karış uzayda... Hobiside hayalide oradır. Hayatın merdivenlerini kullanmayı değilde olmayan asansör beklemeyi yeğleyen tembellerdendir. Azılı düşman matematik problemleri peşine takılınca kaçmak yerine savaşmayı tercih eden yiğit bir öğrencidir. Onun liseli olarak uyandığı ilk sabah normaldi:
Gömleğinin düğmelerini iliklerken iki buçuk yaşındaki kısa ve tombul kız kardeşi yatağının üzerine bıraktığı kravatını alıp odadan kaçtı. Ufuk arkasından koşmaya üşenince bezmiş bir şekilde annesine bağırdı.
"Anne! Anne, gökkuşağını unicorn sıçmığı zanneden kardeşimden kravatımı alır mısın? Guncik getir buraya! Yeminle gözünün önünde tüm bebeklerini idam ederim. Guncik!"
Ufuk, arkadaşını yerde çekiştirirken eğleniyordu. Diğerlerininde eğlendiği yüzlerinden belliydi fakat geç kalmak üzereydiler. Güneş aklına gelen fikirle aracını anahtarın düğmesine basarak uzaktan kilidini açtı. "Ee? Öne kim oturacak?" diye sordu. Bu bir savaştı ve kendi ordusunun hücum borusunu ilk Yağız Efe üfledi. "Ben tabii ki." dedi.
-YAĞIZ EFE-
Kendi yaşantısını dahil etmek istemediği yaşamda, zorunlu ihtiyaçlara takıntılı yaşıyordu. Yemek yiyerek kendini doyurup, para ile yaşayıp, dedikodu yaparak terapi görüp, egosunu evcil bir hayvan gibi besleyerek tüm zamanını geçiriyordu. Onun için dünya bulaşılması gereken bir yer değildi. Bu yüzden dünya umrumda olmadan yaşardı. Onun için liseli olduğu ilk günün sabahı kâr peşinde koşmakla geçti:
"Selam canım ailem!"
Kahvaltı yapan abileri ve anne babası şaşkınlıkla ona bakarken bugünki ekstra gülümsemesi hepsini işkillendirmişti. Annesi sorgular gibi kaşını kaldırınca ilk ona döndü.
"Allah'ın hakkı üçtür deyip, sonuncu çoçukta piyango vuran canım annem! Evimize ekmek getiren ve beni doyuran canım babam. Ve yakışıklı olmanın bana verdiği yetkiye dayanarak eziklediğim canım abilerim! Liseye başlayacağım ilk günde ben gelmeden kahvaltıya başladığınız için HEPİNİZDEN NEFRET EDİYORUM. Neyseki hepinizin cüzdanında kendime harçlık almıştımda hemen affet sizi."
Üçlü dondu, bakışları birbirleri arasında gezindi. Texas'tan esen rüzgâr onların tavırlarındayken ortada uçacak herhangi bir ot yığını olmayınca onlar uçtular. Üçüde ön koltuğa oturmak için arabaya hücum etti. Savaş çetin ve zordu. Aylardan kış mevsimlerden temmuzdu, her şey birbirine girmişken zamandaki kavram nitelikli çocuklar için değişmişti. Soğuk savaş öne oturmayı başaran Yağız Efe ile bitti. Böylece onları kolayca arabaya bindiren Güneş hemen yola çıktı.
Araba okulun ilk günü olduğu için lisenin bahçesine kadar girdi. Daha önce dışından gördükleri liseyi şimdi merakla camdan inceliyorlardı.
"Hadi bakalım! Yeni öğretim yılınız kutlu olsun."
Güneş, hepsinin şaşkın bakışlarını kesip inmeleri için uyandırmaya çalışmıştı. Fakat bir kâr elde edemediğinde bağırdı. "Ne bekliyorsunuz insenize!"
Sonradan sakinleşip sinirlerine hakim olduğunda çocuklar çoktan inmişlerdi. Yağız Efe, önden inerken az önceki bağırmadan korksada havalı pozlarla inmeyi unutmamıştı. Tabii bu Uzay ve Ufuk için bu geçerli değildi. Arkadan inerlerken neredeyse birbirlerini ezmişlerdi.
Güneş, aracın camını indirip gitmeden önce tembihledi. "Kimseye bulaşmayın sakın. Uslu olun ve hocalarınızın sözünden çıkmayın. Tamam mı?"
Hepsi ona dönüp geçiştirircesine başlarını salladıklarında daha fazla onlarla uğraşamayacak olan Güneş omuz silkip arabasını sürdü. Üçlü bir müddet uzaklaşan sarı arabayı izledi. Yağız Efe "Uzi, senin ablandan çok pis tırsıyorum." diye söylediğinde Ufuk'ta ona katıldı.
"İçinden her an canavar çıkacak zannediyorum."
Uzay dudağını sarkıttı. "Aslında özünde kedi gibidir demeyi çok isterdim ama siz yabancı değilsiniz. Benim ablam tam bir canavar!"
Ellerini birbirlerinin omzuna atıp şekillerini bozmadan bir pergel gibi döndüler. Sıranın en solunda olan Ufuk fazla yürümeyecek kadar üşengeç olduğu için Yağız Efe yürüyüp grubun yönünü çevirirdi. Üçlü tam karşılarına liseyi aldıklarında uzunca süzdüler. Dört sene burada olacaklardı.
Ufuk meydan okurcasına kimseyi aldırış etmeden bağırdı. "Seni yeneceğim tursil markasından isim yaptıkları ders! Seni yeneceğim Matematik! Ben Ufo sana meydan okuyorum."
Arkadaşları ona gülselerde olağan buluyorlardı bu halini. Uzay kısık gözleri ile gülerken bahçede gördüğü kız dikkatini çekti. Anında tüm her şeyi bırakıp hayat durmuşçasına sadece ona mercek uzattı.
Güzelliği tanıdık gelsede daha önce görmemişti. Ama ilk görüşte bir bağ buldu aralarında. Belki dünyada değil ama kesinlikle ruhlar aleminde tanışmış olmalılardı. Güzelliği, zarafeti, hafif cilvesi ile kıza daha ilk görüşte tutuldu Uzay.
-MAYA-
Onun için her yenilik heyecan ve güzellik demekti. Güzel görünmek ve beğenilmek onu mutlu ediyordu. O da beğeneceği ve kitaplardaki gibi güzel olacak birini istiyordu. Artık çocuk olarak görmüyordu kendini. Bunun kanıtı olan liseye başladığı bu ilk gündü. Onun için liseli olduğu ilk sabah yorucu ve kararsızlıkla geçmişti:
Eteğini yukarıya biraz daha çekip boy aynasına kendini inceledi. Kendisine bakıp tik atar gibi tekrarlıyordu.
"Bakayım... Hımm. Yatmadan önce hafiften çekilmiş rimel? Tamam. Asla kendi belli etmeyecek olan iki kat fondöten? Tamam. Utanmışım gibi gözükecek allık? O da tamam. Saçlarıma doğal fön dalgası? O da tamam! İş tamamlanmıştır. Bekle beni lise ben geliyorum."
Gördüğü kişi Maya'ydı. Karşıdan saçlarını dalgalandırarak geliyor ve etrafta gözlerini hızlı gezdirip arkadaşlarını arıyordu. Onu izleyen hatta ona kitlenen Uzay'dan haberi bile yoktu.
Uzay arkadaşlarının duyabileceği şekilde mırıldandı. "Sanırım ilk görüşte aşık oldum." dedi kelimeleri yayarak. Onun bakışlarını takip eden arkadaşları şaşkınlık içinde bir kıza ulaştılar. Ufuk kendinden beklenmeyecek bir hızla kolunu arkadaşının omzundan çekip ona tokat attı.
"Kendine gel!"
Bu meseleye suskun kalamayan Yağız Efe'de arkadaşını kendisine çevirip omuzlarında tutarak sarstı.
"Uzi! Sekiz yaşındaysan ve aşıksan hayat senin ağzına sı*ar dedi ulu Cedric Üstad! Unuttun mu?!"
Uzay zûlüm gördüğü arkadaşlarından biraz uzaklaşıp eliyle okul binasını gösterdi. Onları cesaretlendirmek için göğsünü şişirerek konuştu.
"Burası lise! Lisedeyiz biz oğlum. Artık çocuk değiliz. Artık ergeniz! Burası lise!"
...
Uzay gözünü gönlünü yitirmiş gibi ilk görüşte kapıldığı Maya'ya bakıyordu, günün mucizesi aynı sınıfta olmalarıydı. Avucuna çenesini koymuş iç çekerek kıza bakıyordu. Kızın içinde bulunduğu romantik hayaller kurmaya başlamıştı bile. Bugün onu okula girerken gördüğü anı aklına getirip hemen yanınada kendini hayal etti. Tartışmasız bir şekilde onun için sınıfın en güzel ve en alımlı kızıydı.
Maya ise ortaokuldan arkadaşı Karam ile yaz tatilinde geçirdikleri değişiklikten bahsetmeksizin konuyu açmadan başka şeyler konuşuyorlardı. Sanki Maya eskidende güzellik salonunda tur bindirmiş gibi etrafta dolanırdı. Karam da eskiden dünyanın derdini tasasını yükleyip karanlık bir kasvet içerisindeydi gibi normal karşılıyorlardı birbirlerini.
-KARAM-
Her şeyden sıkılıp, kendi çevrelediği dünyada yaşamayı sever. Diğerleri ile aynı zevki paylaşma derdi yoktur, farklı olmaktan çekinmezken kendini açıklamaya sıra gelince bu işten kaçar. İnsanların garip yargıları onun zihninde sevdiklerine dokunamazdı. Onun için liseli olduğu ilk sabah yetişmeye çalışmakla geçti:
"Anne!"
Merdivenlerden aşağı sarkarak annesinin ses vermesini bekledi. Sinir etmek için an kollayan, ondan iki-üç yaş küçük erkek kardeşi mutfaktan çıktı. "Annem diyor ki NE VAR LAN!"
"Of. Geri zekalı. Anneme söyle siyah deri ceketimi ve yüksek bel siyah pantolunumu nereye koymuş."
O derdini anlatsada kardeşi hâlâ daha onu sinir etmenin peşindeydi. "Bu sıcakta hem siyah giyinip hem deri giyinirsen pişik olursun."
"Gelirsem oraya canını okurum senin."
"Sen anca böyle gazel okursun."
Sinirle soluyup merdivenlere doğru yol aldığında kardeşi annesinin yanına bağırarak koşmaya başladı. "Anne! Ablam beni dövüyor!"
Yaz tatilini değişikliksiz geçiren Yağız Efe ve Ufuk eskisi gibi okulun ilk işi gününde büyük bir ciddiyetle sıraya adlarını kazıyorlardı. Ufuk yaparken zorlandığını dilini dışarı çıkarması ve yüzünü buruşturmasından belli ediyordu.
Bir diğer değişmeyen kişide çantasını sürüterek içeriye giren Aslı'ydı. Tanımadığı insanlar arasından süzülüp kendine bir sıra bulur bulmaz kafasını kollarına gömüp uyudu.
-ASLI-
Hiçbir şey göründüğü gibi olmayabilir. Her görünenin bir gerçeği vardır, bu yüzden fragmana güvenmeyip yeni bölümü beklemesi gerektiğini iyi bilir. Dizikolik olduğu için anne baskınlarından dolayı dizi dozlarını yer altı işletmesi olan yorganının altında alır. Hayata uyuyarak bakmayı seven bir bakış açısına sahiptir.Tek sosyalliği oyuncular ile rüyasında gerçekleşen muhabbetlerdir. Onun liseli olarak uyandığı ilk sabah biraz üvey evlat muamelesi taşıyordu:
Annesi daha fazla dayanamayıp komodinin üzerindeki bir bardak suyu kızını yüzüne boşalttı. Yarım saattir ona sesleniyordu ve hâlâ uyanmamıştı. Beklediği kızını çığlık çığlığa uyanmasıydı, oysa Aslı serinliğe kavuşunda daha çok yayıldı yatağına.
"Aslı! Aslı! Kızım, kalksana okul var!"
Bir gözünü hafiften açan Aslı mırıldanırcasına "Ne okulu ?" dediğinde annesi gözlerini devirdi.
"Hani liseye başlıyorsunuz ya... Hani akşam bunun için erken yattın ya kızım!? Deli etme beni kalk."
Annesinin öğrenme zorluğu yaşadığı yaşam biçimini sabırla tekrar anlattı. "Bir öğrenemedin gitti anne. Ben gece rahat uyuyayım diye akşam dinleneyim için uyuyorum. Bir nevi hazırlık. Hiç bilmiyorsun böyle şeyleri..."
Bu haliyle herkesin dikkatini çekmişti, fakat kimseye konuşacak fırsat bırakmadan uyumaya koyuldu. Tabii Maya yerinde duramayıp yeni insanlarla tanışma hevesi ile hemen kızın başına dikildi.
Havalı olmak için elini uzatıp kafasını çevirerek "Tanışalım. Ben Maya." dedi. Çoğuyla tanış olduğu sınıf arkadaşlarıda onun gibi yeni gelen kıza merak doluydu. Aslı başını kaldırmadan elini sesin geldiği yere tahmini bir şekilde uzattı. Tabii elleri denk gelmemişti. Maya bunu kendine saygısızlık olarak görüp hemen arkasını döndü.
Aslı'nın havada dolanan elini yaramazlık için fırsat sayan Ufuk, hızla yerinden kalkıp ayağını uzattı. Tek ayakta üzerinde duran arkadaşının geriye doğru savrulup düşmesini engellemek için Yağız Efe destek oluyordu. İkisinin yüzünde haylazlık dolu sırıtma vardı. Kızın fark edince nasıl kızacağını hayal ediyorlardı.
Aslı, parmakları arasındakinin el değilde ayak olduğunu anlayınca başını yavaşça kaldırdı. Gözleri hafif kısık, ona gülen iki arkadaşı gördüğünde sakinliğine devam ederek elini çekip tekrar uyuklamaya geçti. Hiçbir şey umurunda değildi.
...
Ufuk herkesin içinde uğraşmaya değer tek kişi olarak geldiğinden beri uyuyan Aslı'yı görüyordu. Yavaşça onun yanına gidip oturarak deneysel bir inceleme peşindeymiş gibi davrandı. Bir tutam saçını havaya kaldırıp kısık gözlerle incedikten sonra kokladı.
Bu arada Uzay bir yengeç misali kendini fark ettirmeden Maya'nın yanına kuruldu. Havalı bir duruş pozisyonu belirlemeye çalıştı. Ama ne çenesinin altına koyduğu eli ne de aşağıya doğru kaykılması etkili olmuştu. Kız birden dönünce heyecandan ne yapacağını bilemeyerek sırıttı. Girdiği pozlar anlamsızca yok olmuşken Uzay bariz bir şekilde ortada kaldı. Maya'nın sorgulayan bakışları onu konuşmaya itti. Bir şeyler söylemesi gerektiğine inanıyordu.
"İlk görüşte aşka inanır mısın?"
Maya gözlerini devirip bu bayat asılma numarasını basit buldu. "Hayır." Bu kadar net bir cevap sonrası Uzay derin boşluğa düşürdü fakat hemen kendini salmadı. Kızarcasına devam etti.
"Niye inanmıyorsun kız? Ne güzel mis gibi ilk görüşte aşk!"
Arkadaşının omzunun üstünden hayretler içerisinde başını uzatan Yağız Efe gizlilikten vazgeçti.
"Ne! İnanmıyor muymuş?! İnanamıyorum! Resmen şu an Şok'tan Bim'e transferim. Sınıf için ucuz bir dedikodu sitesi açıp tüm bunları yazasım var. Ay resmen A101!"
Konuşması bittiğinde ikilinin ona senin burada ne işin var der gibi bakmasıyla kendine geldi. Konuyu değiştirmek ve unutturmak için arkadaşının omzuna elini koyup yılların vefakâr dostluğuyla "Üzülme Uzi! Sana kız mı yok kardi(kardeşim)?" dedikten sonra kendi içinde cevapladı sorusunu. Sonrası acı söyleyen patavatsız dostluktu.
Uzay'ı omzuna sertçe vurup "Yok! Bir düşündümde sana kız mız yok. Otur ağla! Hı hı geber! Ben çok yakışıklıyım bi' kere hepiniz ölün."
Anlık sürüklendiği nefretini çevresindeki herkese bağırarak kusarken sesten dolayı başını kaldıran Aslı, Ufuk ile göz göze geldi.
Aslı yüzünü buruşturarak ona bakarken Ufuk söyleyecek bir şeyler düşündü. Fakat her zamanki gibi düşündüğünden daha farklı şeyler söyledi.
"Aynı yastığa baş koyalım mı?"
"Hoşt!"
Aslı'nın tepkisi üzerine radarına yeni bir olay giren Yağız Efe hemen koşup onların yanına gitti. Olayı daha yakından incelemek için bir ön sıralarını seçti. İlgisini çeken bu olaya arkadaşını da davet etti.
"Uzi! Gel bak kızın biri Ufo'ya köpek çekti resmen... Oha olaya gel!"
Oysa Yağız Efe kendi derdine yanmalıydı. Onun bağırması hatta izinsiz yanına oturması Karam'ı sinirlendirmiştir.
"Sen nasıl oturursun sırama!?"
"Şöyle anlatayım... Tamamıyla götüm ve beynim arasındaki muhabbetle oluyor bu fiil. Şöyle ki beynim diyor ki 'Otur göt!' tabii götüm durur mu!? O da diyor ki 'Sensin göt.' tam-"
"Ne anlatıyorsun be!"
"Ne bağırıyorsun be! Sen sordun! Bana bağırma! Ben yüksek sesten korkarım!"
Hocanın içeriye girmesi ile aralarında geçen bağırma hemen sükünete kavuştu. Herkes sınıfa giren hocaya saygıyla selam vermek için ayağıya kalkmıştı. Göstermiş oldukları saygı ve disiplin düzeni aslında çok yanıltıcıydı.
Hoca sınıfa iyi dersler dilerken Ufuk beyninde onu analize başladı.
Hımm... Bıyıklarını bir kenarının diğer kenar uzunluğuna eşit ise, gözlük camının çapının karakökü çarpı bu sert mizaç. Pi'yi de üç alıp beş verirsek... Eşittir matematikçi. Çıkan sonuç? Aman tanrım! Bu bir matematikçi!
Hemen kendine ağlayacak bir omuz bulmanın telaşı ile farkında olmadan Aslı'ya döndü. "Kesin Matematikçi bu."
Aslı hâlâ daha yanındakinin varlığını sorgulasada yıkılmış tavrına acıyarak onayladı. "Evet, o yeni atanmış bir matematikçi."
"Nereden biliyorsun?"
"Abim olur kendisi."
Aslı'nın söylediği onu ilk olarak şaşırtsada daha sonra sadece onun öğrendiği bu tek kişilik altın madenini coşkuyla karşıladı. Kısık sesle tüm coşkusunu yaşadı.
"Ne senin abin mi!?Kesinlikle aynı yastığa baş koyuyoruz."
Sevimli gözükmek için ard arda kırptığı gözleri ile ona yanaşırken Aslı daha fazla dayanamayıp kısık sesle carladı.
"Ne saçmalıyorsun!"
"Diyorumki şu girdiğimiz okulevinde aynı yastığa baş koyalım. Sende amma malsın. Aynı sırada oturalım diyorum."
"Ha... Öyle desene!"
Gözlerini deviren Aslı, ilk defa bu denli karmaşık biri ile tanıştığını düşündüğünde, arkadaş çevresi olmadığını hatırlayarak buruk bir ifade ile döndü.
"Dedim az önce. Ne dersin hı?"
"Otur sıkıntı yok."
Eğitim yolundaki koca bir taş olarak gördüğü matematik kayasını delip geçmek konusunda yeni bir strateji kullanacak olan Ufuk sevinçliydi.
"Seni çok sevdim, biliyor musun? Abinin matematikçi olmasıyla çok alakalı."
"Hissettim onu."
İkiside birbirine bakarken düşündüklerini saklamayacak ve saçma olup olmadığını tartmayacak kişiler olduklarını çok belli ediyorlardı. Ufuk yeni arkadaşını sıradan düşebileceğini umursamadan itmeye başladı, heyecan içindeydi.
"Hadi git abine de bana beş versin. Hadi kalk. Gitsene..."
İtekleyerek arkadaşını sıradan atmaya çalışan Ufuk ses yapınca Hoca hafiften öksürdü ve duygusunu belli etmeyen fakat sert yüzünde hoşnutsuz olduğu yansıttı.
Ufuk, Hoca kardeşine kötü davrandığını zannedip ona düşük puan verir diye hızla Aslı'yı kendine çekti. Kolunun altına alıp bir hayvanı severcesine elini başında gezdirdi. Asla kendi topuğuna sıkmayı göze alamazdı.
Hoca sandalyesinde dikleşip sınıfa göz gezdirerek konuştu.
"Bakıyorumda hemen kaynaşmış sınıf. Siz ikiniz... Ben adımı tahtaya yazana kadar kalkıp kendinizi tanıtın."
Ufuk komut alan asker gibi hemen hazırola geçti. Gözüne girmeye çalışıyordu. Ayağıya fırlaması ile bırakmayı unuttuğu yeni arkadaşınıda kaldırmıştı. Kolunun altında can çekişen kızı fark edip serbest bıraktıktan sonra onun öksürüklerine aldırmadan kendini tanıtmaya başladı.
"Canım öğretmenim ve pekte değer vermediğim çoğunuzu ortaokuldan tanıdığım arkadaşlarım. Ben Ufuk, namıdiğer Ufo... Çıkan söyletiler tamamıyla doğrudur, ben uzaylıyım. Teşekkürler. Yarışmacı arkadaşlarıma başarılar dilemiyorum, inşallah kaybederler. İyi yayınlar."
O hızla yerine otururken garip konuşması hiç kimsede bir etki bırakmamıştı. Dediği gibi çoğu onu ortaokuldan tanıyordu. Aslı onun aptallığına göz devirdikten sonra kendini tanıtmaya başladı.
"Ben Aslı Aslanoğlu..."
Onun konuşmasını kesen önünde mevzu için pusuya yatmış Yağız Efe oldu.Arkasını dönüp şaşkınlıkla kalkan kaşlarının altında alaycı bakışlarını kızın üzerine dikti.
"Şöyle bi bakıyorumda harbi oğlu. Hiç kız tipi yok. Böyle dedim diye sinirlendin mi? Sinirlensene. Hani bana hoşt de. Kesin senin geninde var, aile boy böylesinizdir. Kızı böyleyse Aslanoğlu ailesinin oğullarını düşünemiyore. İlk insan gibi dolanıyorlardır ortada. Kızdın mı bana? Hadi kızsana. Bir tanede bana köpek der misin, lütfen?"
Ufuk arkadaşını konuştuğu süreçte kaş göz işareti ile hep tahtayı göstermişti. Ama bir türlü susturmayı beceremediği arkadaşına kuvvetli bir tokat atınca mecburen yüzü tahtaya döndü.
Yağız Efe'nin yediği tokat, tahtadaki Aslan Aslanoğlu yazısını görmesinin yanında hafif kalmıştı. Bunu sindirene kadarda konuşmayı ya da hareket etmeyi düşünmüyordu. Öylece kalakaldı.
Onun sessizliğinden yararlanan Karam şikâyet etmeye başladı. "Siz aynı zamanda bizim sınıf öğretmenimizsinizde. Lütfen şu mahluğu yanımdan kaldırır mısınız?"
Aslan Hoca onun söylediğini sonraya erteleyip "Senin adın ne, hazır konuşmuşken kendini tanıt." deyince Karam her daim üzerinde taşıdığı sıkılgan tavrı ile ayağıya kalktı.
"Ben Karam-
İç sindirimi biten Yağız Efe hızla başını ona kaldırdı. Kıstığı gözlerinden kin fırlatırcasına bakıyordu.
"Seni Pitter, seni. Hemen hocaya şikayet ediyorsun beni. Çikileyta gibi adın var da turşu gibi suratın var seni pis güzel."
Derin bir nefes alan Hoca konuşmasındaki çoğu yerde boş bırakılmış noktalar varmışçasına kelimelerini doldurduğu öğrencisini sabırla baktı.
"Sen kalk bakayım ayağa. Senin adın ne ve bu konuştuğun tam olarak hangi yörenin ağzı ya da şivesi, onu bize bi söyle."
Yağız Efe sıra arkadaşının kolundan tutup çekerek onu oturturken kendi fırlardı. İlk olarak kıyafetini ve saçlarını düzeltip poz kesti. Bunu yapmak onun için çok önemliydi. Daha sonra gözü hocaya değer değmez konuşmaya başladı.
"İlk olaraktan konuşan benim ağzım. Şiveye gelincede... Tam olarak, sayımını gerçekleştiriyor olduğunuz hayvanat bahçesinin yani buranın şivesi."
"Düzgün konuş hayvanat bahçesi falan ayıp oluyor arkadaşlarına."
"Yok hocam olmuyor. Şöyleki... Bu arkadaş Gözde. Biz ona çok çalışıyor diye inek diyoruz.
Şu da Cenk, iri diye camış diyoruz; Camış Cenk.
Şu Yalın; tam bir yılan, okuldan çok iyi dışarı sızar. Aynı şekilde okul içi; müdür odası, öğretmen odası her türlü yere itina ile sızar. Yılan Yalın seni...
Zekai; biz ona öküz diyoruz kendisi kaba bir arkadaşımızdır. Aslında bizi döver diye çokta diyemiyoruz. Azıcık korkuyoruz.
Safiye var bu köşede, tam bir yırtıcı. Tırnaklarını toprağa atınca iki metre kazıyor. Tırnaklarını uzatıp sınav haftası kemiriyor.
Peki ya Kunduz Ömer... Her türlü üç kağıt onda.
Seni unutur muyum sandın, Maymun Metin. Sıra üstü koşu yarışında birincidir kendisi.
Bakın hocam gördüğünüz gibi arkadaşlarımı tanıtayım dedim. Resmen hayvanat bahçesi sayımı yaptım."
Kendini haklı çıkartan lakaplar ile arkadaşlarını tanıtırken hepsi buna gülümsemiş ismi geçenler ellerini kaldırıp varlıklarını belirterek selam vermişti...
Hoca buna gülmek istesede öğrenciler üzerinde sağlamak istediği otoritesi nedeniyle kendini tuttu. Ayakta durup etrafındakilere sırıtarak bakan öğrencisine döndü.
"Sanırım sende bu sınıfın şebeği oluyorsun ha!?"
Sınıftan tezahürat sesleri gibi yükselen "o" lar ve gizli alkışlar hocayı desteklerken Yağız Efe bozguna uğramış bir şekilde hocaya baktı.
"Yanlız Hocam, ilk golü attınız ama. Bizde Kagawa, transferiyiz evelallah maça girer girmez iki gol atarız. Değil mi arkadaşlar?"
Arkadaşları ona destek vermediler, etkileyici konuşması hiç tesir etmemişti. Çıt bile çıkmamış herkes kafasını çevirmişti. Herkes hocanın gözüne girme peşindeydi. Gerçi bir kişi için bu geçerli değildi o da; Uzay'dı. Arkadaşına destek için "Oo! Kartalsın bro!" tezahürat yaptı. Ortada bırakılmış olduğunu görünce yokluğunu hissettiği arkadaşına, Ufuk'a döndü.
Ufuk hiç oralı olmayıp üstüne birde bakışları ile hesap soran arkadaşlarına cevap verdi.
"Sizi tenzih ederim arkadaşlar. Hocaya karşı çok büyük saygısızlık."
Yağız Efe yediği ihanet ile yerine çökerken Uzay'da aynı yıkılmışlık içinde "Arkamız kan revan. Sırtımızdan vurulduk! Bizim Ufo yörüngeden çıktı." ağlaklığı biten Yağız Efe kin ile ayağıya fırladı.
"Yanlız bizde tabak boş dönmez... Zaloğulları! Size şer olacağım lan! Zulüm olacağım! Burası Lise! Buradan çıkış yok..."
_____ _____
Sevgili okuyucu
Öncelikle kitaba bir şans verdiğin için teşekkür ederim. Kimsin, nerede yaşarsın, nasıl bir insansın, sen kimsin bilmiyorum. Fakat bu kitapta hepimiz birlikte yaşayalım istiyorum. Hepimiz aynı gökyüzünün farklı gezegenleri olarak bir arada olalım.
Ben Güneş ve bu benim ilk kitabım. Kendimi geliştirmek için yazmaya başladım. Umarım bu serüvende benimle birlikte olursunuz.
Ben hep sizlerle olacağım,
Jotunheim.
Not: Bu kitap tüm gülümsemenize ithafım olsun.














